|

Modern Moğollar Pek Mevlana Sever!
Raci Durcan
Sizden hiç hoşlanmadığını bildiğiniz birileri bir-den sizden olana aşırı
ilgi ve sevgi göstermeye baş-larsa ne düşünürsünüz?
Hatasından vaz geçtiğini ve nihayet dostluk kurmak istediğini
düşünebilirsiniz tabii ki. Ancak bunu destekleyecek yan bilgilere
ihtiyaç vardır. Diğer davranışlarının bu düşünceyi desteklemesi şarttır.
Aksi taktirde dost görüntü arkasında tuzağa düşme ve zarar görme
ihtimaliniz ön plana çıkar.
Müslümanlardan hoşlanmadıklarını bildiğimiz birileri birden bazı
Müslüman isimlere aşırı ilgi duyarlarsa bunun altında ne yattığını
araştırmaz mısınız?
Ülkemizde güç sahibi olanlar bir dönem tarikatlara hiç iyi gözlerle
bakmadılar. 5-6 sene öncesini hatırlarsanız, o dönemde bir siyasi parti
lideri ta-rikat ileri gelenleriyle Başbakanlık'ta yemek yediğinden
dolayı topa tutulmuş, hatta hükümetten düşürülmüştü. Sonra TV'de
başlayan furyayla tarikatlarin ne kadar kirli çamaşırları varsa ortaya
serilmişti. Bütün bunlara rağmen bir tane tarikat vardır ki,
diğerlerinden ayrı tutulur. Onun do-kunulmazlığı vardır. Belki de
yönetici zihniyete bu kadar yakınlığından dolayı yarı resmi hüviyet
kazanmıştır. İşte bu tarikat Mevlevilik'tir.
Tarikatlara bu kadar farklı bakışın bir nedeni olması gerekir.
Tarikatlar kötüyse niçin Mevlevilik bu halkaya alınmaz?
İşte bu sorunun cevabı Mevlana'nın ve döneminde onunla karşı karşıya
gelip mücadele etmiş Ahi Evran'ın hayatlarında gizlidir. Bildiğiniz gibi
Mevlana gündeme geldiğinde bir hayat hika-yesiyle değil, fikirleriyle
gelir. Fakat herhangi bir ansiklopedide (mesela Ana Britanica) her
ikisinin hayatını okuduğunuzda rahatlıkla bu dönemin iki önemli
şahsiyetinin birbirine rakip olduklarını görebilirsiniz. Ahi Evran
Anadolu Türk teşkilatlanmasının lideridir. Küçük birlikler halinde
bulunan Türkmen yerleşimcileri Ahilik kurumu altında toplayarak diğer
unsurların baskısı altında yok olmaktan kurtarmıştır. Bu harici düşman
unsurların başında ise işgalci Moğollar gelmektedir. Ahi Evran'ın hayat
hikayesi, Anadolu'yu işgal eden Moğollar'a karşı Türklerin birliğini
sağlayıp direnmek olarak özetlenebilir. Anadolu'yu işgal eden Moğollar
ve onların destekledikleri Fars unsurlara karşı mücadele eden Ahi Evran,
Kırşehir emirliğine atanan Nurettin Caca tarafından kat-ledilmiştir.
Nurettin Caca, Mevlana'nın müridi ve yakın dostudur. Kırşehir emirliğine
yüksel-mesinde işgalci Moğolların etkisi olmuştur. İşin ilginç yanı, Ahi
Evran katledildiğinde yanında Mevlana'nın oğlu Alaaddin Çelebi de
vardır. Mevlana'nın kendi oğlu, Anadolu'daki iktidar savaşında kendi
babasına karşın Ahi Evran'ın yanında yer almıştır.
Mevlana'nın en yakını olan Şems, İran'dan gelmiştir. O dönemde İran
Moğol İlhanlıların iktidarlarını kurduğu yerdir. Muhtemeldir ki kendisi
Anadolu'daki işgali kalıcı kılmak isteyen Moğol İlhanlılarının emrindeki
bir casustur. En yakın arkadaşı Mevlana'yla birlikte Türk
teşkilatlanmasına karşı propaganda yaparak etkinliğini yıkmaya
çalışmışlardır.
Mevlana'nın fikirlerini incelediğinizde Hristiyan felsefesini andırır
şekilde mülayim olmayı öğüt-lediğini görürsünüz. Bir insanın fikirlerini
değerlendiriken yaşadığı çağ ve koşullar çok önemlidir. Çanakkale'de
bütün Dünya Türk'ün üzerine gelirken Mehmet Akif'in bu tarzda insancıl
şiirler yazmasına benzer. Düşünün ki düşman donanması denizden ölüm
yağdırıyor ve siz işgal edilmek istenen ülke insanlarına affedici
olmayı, bağışlamayı, göründüğün gibi olmayı, ya da olduğun gibi
görünmeyi telkin edici fikirler sunuyorsunuz. Bunun size bir yararı olur
mu? Böyle bir dönemde insanların cesaretlenmeye, işgalcilere karşı katı
ve tavizsiz bir savaşçı olarak mücadeleye çağrılmaya ihtiyaçları vardır.
Düşman toprağınızı işgal etmişken affedici olmanız, kusur örtmeniz kimin
işine yarar? Mevlana'nın fikirlerinde Moğol işgaline karşı bir direniş
tavsiyesi göremezsiniz. Hatta Moğol işgal kuvvetlerini resmi otorite
olarak tanımış, işgalcilere direnenleri isyancı olarak tanımlamıştır.
Türkler safında direnirken öldürülen oğlu Allaaddin Çelebi'nin cenaze
namazını kıldırmamış olması buna yorulmuştur (Bkz. Mikail Bayram).
Bununla birlikte insanların okurken müstehcen bulacağı, bir arada
okumaktan sıkılacağı hikayeler menkıbe olarak anlatılmıştır. Bu
anlatılanların bir mesel olmaktan öte, rakip aldığı Anadolu Türk
direnişçilerin lideri Ahi Evran ve ailesine dönük; karalama maksatlı
ifadeler olduğu yine Prof. Mikail Bayram tarafından bir T.V programında
(Ceviz Kabuğu) ifade edilmiştir. Bacıyan-ı Rum adlı kadın teşkilatının
lideri ve Ahi Evran'ın eşi Fatma Bacı'ya yapılan bu çirkin saldırılar,
Mevlana'nın tavsiye ettiği 'geniş gönüllü olmak, kim olursa olsun
insanları sevmek' gibi savunmuş olduğu temel felsefesiyle tam bir
çelişki arzeder. Tavsiyelerine göre kendisi de geniş gönüllü olması
gereken Mevlana, oğlu Alaadin Çelebi tarafından rededilmiş, öz öğlu
Mevlana'nın rakibi Ahi Evran'ın yanında yer almıştır.
Anadolu'nun yeniden Hristiyanlaştırılmasının gündemde olduğu şu dönemde
tüm Türk ya da İslam tarihinden Mevlana'nın adeta bir cımbızla çekilip
alınması ve Batı tarafından baş tacı edilmesi çok ilginçtir. Bunu
yapanlar acaba: 'Hepiniz Mevlana gibi bağışlayıcı, tevazu sahibi, kusur
örtücü olun ki rahatlıkla gelip topraklarınıza yerleşebilelim' mi demek
istemektedirler?
Kendi tavsiyelerine kendisinin uymaması bir yana; fikirlerinde bir çok
yanlışlıklar vardır. Mesela 'ya göründüğün gibi ol, ya olduğun gibi
görün' ifadesi doğru değildir. İnsanlar olduğu gibi görünmez, olmak
istediği gibi görünürler. İnsan içinde bir iyi-lik pınarı taşıdığı gibi
aynı zamanda cehennemden bir çukur da barındırır. Biz ikincisini ortaya
çıkarmamak için çaba gösterdiğimiz sürece insanızdır. İnsanlık bu ikisi
arasında mücadele etmektir de. Kötü yanlarımızı saklamamız ve iyi
taraflarımızı sunmamız bir sahtelik değildir. İnsan hem dış haliyle
hemde ruhuyla güzel elbiseler giymeli, diğer insanların karşısına öyle
çıkmalıdır.
Sonra aşırı tevazu iyi değildir. Aşırı tevazu gösterdiğinizde insanlar
sizin gerçek durumunuzu bilmekte zorlanır ve yanlış olarak göründüğünüz
gibi olduğunuzu sanırlar.
Cömertlikte akarsu gibi olmaya gelince, insan en çok önce kendine karşı
cömert olmalıdır. Baş-kalarına yapılan aşırı cömertlik sizi zayıflatıp
güçsüzleştirir. Bir müslüman önce kendini güçlü halde tutmalıdır ki
başkalarına faydalı olabilsin.
En iyisi her şeyde ölçülü olmak, orta yolu bırakmamaktır. Müslümanlık da
böyle tavsiye eder insanlığa. Müslümanlar cömert, tevazu sahibi,
bağışlayıcı ve kusur örtücüdürler elbette. Ancak hiçbirinde aşırıya
kaçmayıp her şeyde orta yolu tutarlar onlar. |