Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sayı 320 | Ağustos  2005

                   

 

 


Modern Moğollar Pek Mevlana Sever!

Raci Durcan

Sizden hiç hoşlanmadığını bildiğiniz birileri bir-den sizden olana aşırı ilgi ve sevgi göstermeye baş-larsa ne düşünürsünüz?

Hatasından vaz geçtiğini ve nihayet dostluk kurmak istediğini düşünebilirsiniz tabii ki. Ancak bunu destekleyecek yan bilgilere ihtiyaç vardır. Diğer davranışlarının bu düşünceyi desteklemesi şarttır. Aksi taktirde dost görüntü arkasında tuzağa düşme ve zarar görme ihtimaliniz ön plana çıkar.

Müslümanlardan hoşlanmadıklarını bildiğimiz birileri birden bazı Müslüman isimlere aşırı ilgi duyarlarsa bunun altında ne yattığını araştırmaz mısınız?

Ülkemizde güç sahibi olanlar bir dönem tarikatlara hiç iyi gözlerle bakmadılar. 5-6 sene öncesini hatırlarsanız, o dönemde bir siyasi parti lideri ta-rikat ileri gelenleriyle Başbakanlık'ta yemek yediğinden dolayı topa tutulmuş, hatta hükümetten düşürülmüştü. Sonra TV'de başlayan furyayla tarikatlarin ne kadar kirli çamaşırları varsa ortaya serilmişti. Bütün bunlara rağmen bir tane tarikat vardır ki, diğerlerinden ayrı tutulur. Onun do-kunulmazlığı vardır. Belki de yönetici zihniyete bu kadar yakınlığından dolayı yarı resmi hüviyet kazanmıştır. İşte bu tarikat Mevlevilik'tir.

Tarikatlara bu kadar farklı bakışın bir nedeni olması gerekir. Tarikatlar kötüyse niçin Mevlevilik bu halkaya alınmaz?
İşte bu sorunun cevabı Mevlana'nın ve döneminde onunla karşı karşıya gelip mücadele etmiş Ahi Evran'ın hayatlarında gizlidir. Bildiğiniz gibi Mevlana gündeme geldiğinde bir hayat hika-yesiyle değil, fikirleriyle gelir. Fakat herhangi bir ansiklopedide (mesela Ana Britanica) her ikisinin hayatını okuduğunuzda rahatlıkla bu dönemin iki önemli şahsiyetinin birbirine rakip olduklarını görebilirsiniz. Ahi Evran Anadolu Türk teşkilatlanmasının lideridir. Küçük birlikler halinde bulunan Türkmen yerleşimcileri Ahilik kurumu altında toplayarak diğer unsurların baskısı altında yok olmaktan kurtarmıştır. Bu harici düşman unsurların başında ise işgalci Moğollar gelmektedir. Ahi Evran'ın hayat hikayesi, Anadolu'yu işgal eden Moğollar'a karşı Türklerin birliğini sağlayıp direnmek olarak özetlenebilir. Anadolu'yu işgal eden Moğollar ve onların destekledikleri Fars unsurlara karşı mücadele eden Ahi Evran, Kırşehir emirliğine atanan Nurettin Caca tarafından kat-ledilmiştir. Nurettin Caca, Mevlana'nın müridi ve yakın dostudur. Kırşehir emirliğine yüksel-mesinde işgalci Moğolların etkisi olmuştur. İşin ilginç yanı, Ahi Evran katledildiğinde yanında Mevlana'nın oğlu Alaaddin Çelebi de vardır. Mevlana'nın kendi oğlu, Anadolu'daki iktidar savaşında kendi babasına karşın Ahi Evran'ın yanında yer almıştır.

Mevlana'nın en yakını olan Şems, İran'dan gelmiştir. O dönemde İran Moğol İlhanlıların iktidarlarını kurduğu yerdir. Muhtemeldir ki kendisi Anadolu'daki işgali kalıcı kılmak isteyen Moğol İlhanlılarının emrindeki bir casustur. En yakın arkadaşı Mevlana'yla birlikte Türk teşkilatlanmasına karşı propaganda yaparak etkinliğini yıkmaya çalışmışlardır.

Mevlana'nın fikirlerini incelediğinizde Hristiyan felsefesini andırır şekilde mülayim olmayı öğüt-lediğini görürsünüz. Bir insanın fikirlerini değerlendiriken yaşadığı çağ ve koşullar çok önemlidir. Çanakkale'de bütün Dünya Türk'ün üzerine gelirken Mehmet Akif'in bu tarzda insancıl şiirler yazmasına benzer. Düşünün ki düşman donanması denizden ölüm yağdırıyor ve siz işgal edilmek istenen ülke insanlarına affedici olmayı, bağışlamayı, göründüğün gibi olmayı, ya da olduğun gibi görünmeyi telkin edici fikirler sunuyorsunuz. Bunun size bir yararı olur mu? Böyle bir dönemde insanların cesaretlenmeye, işgalcilere karşı katı ve tavizsiz bir savaşçı olarak mücadeleye çağrılmaya ihtiyaçları vardır. Düşman toprağınızı işgal etmişken affedici olmanız, kusur örtmeniz kimin işine yarar? Mevlana'nın fikirlerinde Moğol işgaline karşı bir direniş tavsiyesi göremezsiniz. Hatta Moğol işgal kuvvetlerini resmi otorite olarak tanımış, işgalcilere direnenleri isyancı olarak tanımlamıştır. Türkler safında direnirken öldürülen oğlu Allaaddin Çelebi'nin cenaze namazını kıldırmamış olması buna yorulmuştur (Bkz. Mikail Bayram). Bununla birlikte insanların okurken müstehcen bulacağı, bir arada okumaktan sıkılacağı hikayeler menkıbe olarak anlatılmıştır. Bu anlatılanların bir mesel olmaktan öte, rakip aldığı Anadolu Türk direnişçilerin lideri Ahi Evran ve ailesine dönük; karalama maksatlı ifadeler olduğu yine Prof. Mikail Bayram tarafından bir T.V programında (Ceviz Kabuğu) ifade edilmiştir. Bacıyan-ı Rum adlı kadın teşkilatının lideri ve Ahi Evran'ın eşi Fatma Bacı'ya yapılan bu çirkin saldırılar, Mevlana'nın tavsiye ettiği 'geniş gönüllü olmak, kim olursa olsun insanları sevmek' gibi savunmuş olduğu temel felsefesiyle tam bir çelişki arzeder. Tavsiyelerine göre kendisi de geniş gönüllü olması gereken Mevlana, oğlu Alaadin Çelebi tarafından rededilmiş, öz öğlu Mevlana'nın rakibi Ahi Evran'ın yanında yer almıştır.

Anadolu'nun yeniden Hristiyanlaştırılmasının gündemde olduğu şu dönemde tüm Türk ya da İslam tarihinden Mevlana'nın adeta bir cımbızla çekilip alınması ve Batı tarafından baş tacı edilmesi çok ilginçtir. Bunu yapanlar acaba: 'Hepiniz Mevlana gibi bağışlayıcı, tevazu sahibi, kusur örtücü olun ki rahatlıkla gelip topraklarınıza yerleşebilelim' mi demek istemektedirler?

Kendi tavsiyelerine kendisinin uymaması bir yana; fikirlerinde bir çok yanlışlıklar vardır. Mesela 'ya göründüğün gibi ol, ya olduğun gibi görün' ifadesi doğru değildir. İnsanlar olduğu gibi görünmez, olmak istediği gibi görünürler. İnsan içinde bir iyi-lik pınarı taşıdığı gibi aynı zamanda cehennemden bir çukur da barındırır. Biz ikincisini ortaya çıkarmamak için çaba gösterdiğimiz sürece insanızdır. İnsanlık bu ikisi arasında mücadele etmektir de. Kötü yanlarımızı saklamamız ve iyi taraflarımızı sunmamız bir sahtelik değildir. İnsan hem dış haliyle hemde ruhuyla güzel elbiseler giymeli, diğer insanların karşısına öyle çıkmalıdır.

Sonra aşırı tevazu iyi değildir. Aşırı tevazu gösterdiğinizde insanlar sizin gerçek durumunuzu bilmekte zorlanır ve yanlış olarak göründüğünüz gibi olduğunuzu sanırlar.

Cömertlikte akarsu gibi olmaya gelince, insan en çok önce kendine karşı cömert olmalıdır. Baş-kalarına yapılan aşırı cömertlik sizi zayıflatıp güçsüzleştirir. Bir müslüman önce kendini güçlü halde tutmalıdır ki başkalarına faydalı olabilsin.

En iyisi her şeyde ölçülü olmak, orta yolu bırakmamaktır. Müslümanlık da böyle tavsiye eder insanlığa. Müslümanlar cömert, tevazu sahibi, bağışlayıcı ve kusur örtücüdürler elbette. Ancak hiçbirinde aşırıya kaçmayıp her şeyde orta yolu tutarlar onlar.

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...