|

Vay
Ecevit Vay!
Emin Çölaşan / 19.07.2005 / Hürriyet
BÜLENT
Ecevit ve eşi durup dururken acayip şeyler söylüyorlar. Herhalde
yalnızlığın, yaşlanmış, gündemden düşmüş ve unutulmuş olmanın verdiği
sıkıntıyı bu yöntemle biraz olsun gidermeye çalışıyorlar. Acayip,
tutarsız ve anlamsız çıkışlarla kendilerini ülke gündemine oturtmaya
çalışıyorlar.
Bülent Ecevit'e yakışmıyor. (Bilmiyorum, belki de yakışı-yor!)
Vahdettin hain değilmiş! Öyle buyurmuş. Ya neymiş, kısaca irdeleyelim.
Ülkesi işgale uğramış bir padişah. Bir zavallı. Korkak, omurgasız,
ilkesiz bir adam. Onun devrinde ülkenin başkenti İstanbul işgal
ediliyor. Yakın akrabası Damat Ferit gibi bir ahlaksızı, sahtekárı sırf
işgalcilere yaranmak için Sadrazam (Başbakan) yapıyor.
Mondros Antlaşması, Vahdettin döneminde imzalanıyor. Osmanlı'yı
parçalayan, Türklüğü yok eden Sevr Antlaş-ması yine onun döneminde.
İşgal İstanbul'unda nice yurtsever insanımızı 'Ermeni tehciri yaptılar'
diye Harp Divanlarında yargılatıp idam ettiren yine o! Harp Divanlarında
hákim ve savcı olarak Ermeni ve Rumları görevlendiren de kendisi!
Nice asker-sivil yurtseverler, işgal ordusu tarafından tutuklandı ve
İngilizler tarafından topluca Malta adasına sürüldü. Vahdettin bütün
bunları seyretti.
Efendim, aslında kendisi yurtsever (!) biri imiş ama elinde olanak
yokmuş! Ne yapsınmış!
Keşke Anadolu'ya geçseydi, ya da intihar etseydi de, ta-rihe 'HAİN' diye
geçmeseydi.
***
Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşları Anadolu'da vatanı kurtarmak için kelle
koltukta mücadele verirken, Anzavur isyanını ve bir sürü iç isyanı
çıkartan yine bu Vahdettin.
Anadolu'da savaşanlar için 'idam kararı' aldıran ve bu konuda düzmece
din adamlarına fetvalar yayınlatan kim? Bu fetvaları bütün Anadolu'ya
gönderip 'bunlar eşkıya çetesidir, ele geçirildiği anda idam
edilecektir' diye emirler veren, Mustafa Kemal Paşa'yı boynunda idam
kararı ile askerlikten atan kim? Vahdettin!
Kendisinin ve işgalcilerin denetimindeki İstanbul'da satılık basın
vardı. Bunlar Anadolu kahramanlarına ana avrat söverdi. 'Mütareke
basını' deyimi işte o Vahdettin'in döneminde fışkırdı ve günümüzde de
işlevini sürdürüyor.
***
Şimdi Bilal Şimşir'in 'İngiliz Belgelerinde Atatürk. 1919-1938' isimli
eserinin 3. cildine bakalım. İstanbul'daki işgalcilerin başı İngiliz
Yüksek Komiseri Sir Rumbold'un, Dışişleri Bakanı Lord Curzon'a
gönderdiği gizli raporu İngiliz devlet arşivinden okuyalım:
'Vahdettin'le 2 saat konuştuk. Tercümeyi elçilik tercümanı Mr. Ryan
yaptı. Vahdettin, Ankara liderleri diye söz ettiği kişilerin ülke ile
kan bağı dahil hiçbir bağları olmadığını söyledi. Mustafa Kemal'den,
geçmişi bilinmeyen Make-donyalı bir ihtilalci diye söz etti. 'Onun
kanında her şey olabilir. Bulgar, Yunan, belki de Sırp kanı taşır. Zaten
kendisi de Sırp'a benzer. Bunların hepsi Arnavut, Çerkez olup hiçbiri
Türk değildir.'
Şu sözlerine bakın! Bu utanmaz, korkak, düşman işbirlikçisi ve satılık
adam, Bay Ecevit'e göre hain değil! Ya ne?
Kısa süre sonra Anadolu kahramanları vatanı kurtarmaya başlayınca, aynı
Vahdettin bir İngiliz zırhlısına binip tüydü. (Damat Ferit haini de
tüydü.) İtalya'nın tatil beldesi San Remo'da görkemli villalarda yaşadı.
Yanında götürdüğü sahtekárlar orada kendisini dolandırdı. Parası bitti,
mücevherleri falan sattı ve acınacak durumda, uçan kuşa borçlu öldü.
***
Cumhurbaşkanı Atatürk, 1927 yılında Büyük Nutuk'u okurken, o kara
günleri anlatırken ne güzel söylemiş:
'Padişah ve Halife olan Vahdettin soysuz, kendisini ve yalnız tahtını
koruyabilmek için alçakça önlemler araştırmakta. Damat Ferit
başkanlığındaki kabine aciz, haysiyetsiz, korkak...'
Bunca tarihi gerçek karşısında sen Bülent Ecevit olarak oturduğun yerden
doğrul ve 'Vahdettin hain değildir' diye ifşaatta bulun! Hem de bunları
Fethullah'ın gazetesine söyle!
Sonra, zaten aportta bekleyen birileri, senin bu sözlerinin üzerine
balıklama atlayıp 'Ecevit çok doğru söylüyor, resmi tarih zaten
yalanlardan oluşuyor' gibi laflar etsin.
Ecevit yaşlandı. Belleğinin durumunu bilemiyorum. Ancak, gündemde yer
bulmak istiyorsa böyle uçuk, anlamsız, tutarsız ve yanlış konuları
seçmesin. Kendisine yakışan konular bulabilir. (Eğer bulamıyorsa daha da
kötü, vah yazık.)
Yaşına ve kişiliğine duyduğumuz saygıyı böyle tutarsız söz ve
davranışlarla yok etmekten kaçınsın... Çünkü yakışmıyor, ayıp oluyor.
Bu ortamda belki de kendisine teşekkür etmemiz gerekir! Öyle ya,
'Vahdettin en büyük kahramandır' da diyebilirdi!
Bir süre sonra onu da derse hiç şaşırmayın. |