Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sa 320 | Ağustos  2005

                   

 

 


Londra'daki Patlamalar

7 Temmuz'da Londra Metrosu'nun bazı istasyonlarında meydana gelen patlamalar, yine dünyanın gündemini belirledi ve 11 Eylül olaylarından sonra Türkiye ve İspanya'da meydana gelen benzerleri gibi, bu patlamalar da, medyayı kontrolü altında tutan çevrelerce, Amerika'nın küresel ölçekli uyguladığı 'teröre karşı savaş' planına mazeret teşkil edecek şekilde yorumlandı. Artık 'basmakalıp' hale gelmiş olan bu tür yorumlara göre, 11 Eylül'ten sonra dünyada terör, birinci tehdit sıralamasına yükselmişti ve bu tehlike, insanlığın geleceğini vs. tehdit ediyordu. Yine bütün emareler El-Kaide'yi gösteriyordu ve bu örgüt çökertilmeden küresel çapta terörün önüne geçilmesi mümkün değildi…

Peki bu tür manipülatif değerlendirmelerin ağına takılmamak için ne yapmak lazım? Burada mutlaka altı çizilmesi gereken husus, varyasyonlu düşünme şeklidir. Çünkü bu tür hadiselerde, fail, kesin olarak bilinmez, bilinemez. Hatta bilinse bile, kamuoyuna, bu bilginin 'tümü' aktarılmaz. Devletlerin cari uygulamalarında bunların gerek-çeleri vardır. Şu halde, Londra'daki patlamalarla ilgili olarak da, aynı yöntemi uygulamak gerekir ve bir takım ihtimallerden bahsetmek gerekir.

Öncelikle Mahir Kaynak türü eski istihbaratçıların dezinformasyon içeren ve failin kim olduğunun kesin olarak belli olduğu intibaını veren yorumlarına ihtiyatla yaklaşmak gerekir. Her ne kadar istihbarat kökenli kişilerin bu tür bilgilere ulaşması ihtimali, sıradan insanlara hatta medyanın etkili araştırmacı-gazetecilerine göre daha fazla ise de, sonuçta, 'çok gizli' bilgilerin çok dar bir çevre haricinde medyaya yansıması çok zordur. Fakat özellikle eski istihbaratçıların manipülasyon amaçlı kullanımı, bütün dünyada bilinen bir hu-sustur. Bu tür manipülasyonların birinci amacı ise, psikolojik harp taktiklerinde olduğu gibi, halkın gözünü korkutmak ve küresel gücün asla yenilemeyeceği düşüncesini insanların kalplerine yerleştirmektir. Halen de devam eden 'herşeye kadir yahudi' mitini, insanların kalplerine yerleştirme kampanyasını da aynı şekilde değerlendirmek mümkündür. İçerden ve dışardan pek çok 'ajent'ın kullanıldığı bu tür kampanyalarla, aslında kötülendiği söylenen gücün propagandası yapılır. Bu etkili bir taktikdir ve genellikle kitleler üzerinde etkili olur.

Londra'daki patlamaların kesinlikle CIA veya İngiliz gizli servisinin işi olduğu yönünde yapılan yorumları da bu şekilde değerlendirmek müm-kündür. Buradaki ince sınır şu olmalıdır: "evet, bu saldırıları bu istihbarat örgütlerinin de gerçekleştirmesi mümkündür, ama bu konuda kesin bir kanaat belirtilmemelidir." Çünkü eğer bu saldı-rıları adı anılan örgütlerin gerçekleştirdiği iddia edilecekse, doğrudan o kanallara ulaşmak gerekir ki, bu, istihbarat anlamında bir bağın olmasını gerektirir. Aksi ihtimal, istihbarat örgütlerinin 'iyi' çalışmadığı, laçka olduğu yorumunu haklı çıkarır ki, genel olarak bu tür örgütlerin böylesi yanlışlardan özellikle sakındıkları bilinir. Tabii ki yine de, bu konuda da istisnalar mevcuttur. Nitekim gerek eski KGB gerekse eski CIA ajanlarının, zaman zaman yapılan operasyonlarlarla ilgili olarak med-yaya bilgi vermesi de söz konusudur. Hatta bizzat devletler, belirli bir süre sonra (mesela 50 yıl) yaptıkları operasyonları kamuoyuna anlatma yolunu dahi tercih edebilmektedirler. Ancak bunlar istisnadır ve genel anlamda 'gizli' o-perasyonların takip ettiği sürecin mahiyetini değiştiremezler.

Londra'daki patlamaları CIA veya MI5 yapmış olabilir mi? Evet olabilir. Fakat bu bir ihtimaldir. Bu ihtimalin gerekçeleri de oldukça mantıklıdır. Zira sonuçlarına bakıldığında, bu tür saldırılardan daha çok, saldırıya uğrayan ülkenin yönetimlerinin karlı çıktığı görülmektedir. Fakat bu sonuçtan hareketle, saldırıları kesinlikle bu ülkelerin kendi istihbarat örgütlerinin gerçekleştirdiğini söylemek doğru değildir. Çünkü diğer bir ihtimal daha vardır ve onun da doğru olması mümkün olabilir.

Bu ihtimal, bu tür saldırıları El-Kaide'nin veya bizzat devletlere karşı mücadele eden başka örgütlerin yapabileceği ihtimalidir. Bu ihtimalin yüzdesi ü-zerinde de elbette spekülasyon yapılabilir. Ancak ihtimal, ihtimaldir. Bunu görmemek isabetli bir değerlendirme olmaz. Nitekim, ABD'nin dünya ölçeğinde yaptığı zulümlerden zarar gören veya ideolojik olarak ABD ile mücadeleyi, ilkesel bir zorunluluk kabul eden dünyada pek çok örgüt vardır. Bunların yaptıkları eylemler, belki el-Kaide'nin yaptığı (veya yaptığı söylenen) eylemleri kadar çaplı olmamıştır ancak, bu, bu tür örgütlerin, örneğin Amerika hesabına çalıştıkları anlamına gelmez. Bu hususun altı özellikle çizilmelidir. Zira bilhassa 'ılımlı İslam' diye tanıtılan kesimlerin, bu tür anti-Amerikancı örgütlerin, aslında Ameri-ka'nın oluşturduğu örgütler olduğu yönünde, kendi tabanlarına verdikleri telkinler vardır. Bu ise, 'radikal' her duruşun bir şekilde töhmet altında bırakılması siyasetiyle bir biçimde ilişkilidir.
Bu nedenle, her taşın altında CIA veya MOSSAD arama yaklaşımı yanlıştır. Doğru olan, dünyada kurulmuş olan bütün devletlerin, bu türden saldırılara maruz kalabilecekleri ihtimalini göz ardı etmemektir. Aksi taktirde, devletlerin çöküş ve yükselişleriyle dahi ilgili yanlış neticelere ulaşmak mümkün hale gelir. Öyle ya, bu tür devletler madem düşmanlarını bile kendileri yaratıyor, o taktirde, bu devletlerin ilelebed yaşaması gerekir! Ama tarih tanıktır ki, devletler kurulur ve yıkılır. Bun-ların da sebepleri vardır. İç sebepleri de vardır, dış sebepleri de. Evet iç sebepler belirleyici olur ama dış sebeplerin kimi zaman etkili olduğu da görülmüştür. İşte bu nedenle, etkiler toplamını iyi kavramadan yapılan değerlendirmelerin isabetsiz olabileceği hep akılda tutulmalıdır.

Londra'daki patlamalar hakkında basına yansıyan bilgilerin henüz hiçbir sağlıklı yargıda bulunmak için yeterli olmadığı ortadadır. Zira bizzat İngiliz makamları dahi kendi açıklamalarını birkaç gün içinde değiştirmişlerdir. Bunlar, olayın tabiatı gereği doğal gelişmeler olarak kabul edilmelidir. Bunun, medya aracılığıyla halkın manipüle edilmesiyle ilgili olduğu da unutulmamalıdır.

Ancak, şurası da açıktır ki, özellikle Amerika, bu hadiseyi kendi çıkarına kullanacaktır. Her şeyden önce, 'teröre karşı savaş' olarak başlattığı kampan-yada haklı olduğu yönünde propaganda yapmaya devam edecektir. Ayrıca İngiltere'yi ve diğer Avru-pa devletlerini, bu süreçte daha çok yanına çekme fırsatını değerlendirmek isteyecektir. Nihayet, bu saldırıyı da, Büyük Ortadoğu Projesi'ni hayata geçirme yönünde yaptığı hazırlıklar çerçevesinde kullanmayı düşünecektir. Bütün bunlar küresel bir güç olarak Amerika'nın yapmayı isteyeceği şeylerdir. Amerika'ya bu tür saldırılarla zarar vermeyi hesaplayanların, hadiselerin bu boyutunu çok fazla düşündüğünü söylemek de, işte bu yüzden mümkün değildir.

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...

www.iktibas.info www.iktibas.info