|

Londra'daki
Patlamalar
7
Temmuz'da Londra Metrosu'nun bazı istasyonlarında meydana gelen
patlamalar, yine dünyanın gündemini belirledi ve 11 Eylül olaylarından
sonra Türkiye ve İspanya'da meydana gelen benzerleri gibi, bu patlamalar
da, medyayı kontrolü altında tutan çevrelerce, Amerika'nın küresel
ölçekli uyguladığı 'teröre karşı savaş' planına mazeret teşkil edecek
şekilde yorumlandı. Artık 'basmakalıp' hale gelmiş olan bu tür yorumlara
göre, 11 Eylül'ten sonra dünyada terör, birinci tehdit sıralamasına
yükselmişti ve bu tehlike, insanlığın geleceğini vs. tehdit ediyordu.
Yine bütün emareler El-Kaide'yi gösteriyordu ve bu örgüt çökertilmeden
küresel çapta terörün önüne geçilmesi mümkün değildi…
Peki bu tür manipülatif değerlendirmelerin ağına takılmamak için ne
yapmak lazım? Burada mutlaka altı çizilmesi gereken husus, varyasyonlu
düşünme şeklidir. Çünkü bu tür hadiselerde, fail, kesin olarak bilinmez,
bilinemez. Hatta bilinse bile, kamuoyuna, bu bilginin 'tümü' aktarılmaz.
Devletlerin cari uygulamalarında bunların gerek-çeleri vardır. Şu halde,
Londra'daki patlamalarla ilgili olarak da, aynı yöntemi uygulamak
gerekir ve bir takım ihtimallerden bahsetmek gerekir.
Öncelikle Mahir Kaynak türü eski istihbaratçıların dezinformasyon içeren
ve failin kim olduğunun kesin olarak belli olduğu intibaını veren
yorumlarına ihtiyatla yaklaşmak gerekir. Her ne kadar istihbarat kökenli
kişilerin bu tür bilgilere ulaşması ihtimali, sıradan insanlara hatta
medyanın etkili araştırmacı-gazetecilerine göre daha fazla ise de,
sonuçta, 'çok gizli' bilgilerin çok dar bir çevre haricinde medyaya
yansıması çok zordur. Fakat özellikle eski istihbaratçıların
manipülasyon amaçlı kullanımı, bütün dünyada bilinen bir hu-sustur. Bu
tür manipülasyonların birinci amacı ise, psikolojik harp taktiklerinde
olduğu gibi, halkın gözünü korkutmak ve küresel gücün asla
yenilemeyeceği düşüncesini insanların kalplerine yerleştirmektir. Halen
de devam eden 'herşeye kadir yahudi' mitini, insanların kalplerine
yerleştirme kampanyasını da aynı şekilde değerlendirmek mümkündür.
İçerden ve dışardan pek çok 'ajent'ın kullanıldığı bu tür kampanyalarla,
aslında kötülendiği söylenen gücün propagandası yapılır. Bu etkili bir
taktikdir ve genellikle kitleler üzerinde etkili olur.
Londra'daki patlamaların kesinlikle CIA veya İngiliz gizli servisinin
işi olduğu yönünde yapılan yorumları da bu şekilde değerlendirmek
müm-kündür. Buradaki ince sınır şu olmalıdır: "evet, bu saldırıları bu
istihbarat örgütlerinin de gerçekleştirmesi mümkündür, ama bu konuda
kesin bir kanaat belirtilmemelidir." Çünkü eğer bu saldı-rıları adı
anılan örgütlerin gerçekleştirdiği iddia edilecekse, doğrudan o
kanallara ulaşmak gerekir ki, bu, istihbarat anlamında bir bağın
olmasını gerektirir. Aksi ihtimal, istihbarat örgütlerinin 'iyi'
çalışmadığı, laçka olduğu yorumunu haklı çıkarır ki, genel olarak bu tür
örgütlerin böylesi yanlışlardan özellikle sakındıkları bilinir. Tabii ki
yine de, bu konuda da istisnalar mevcuttur. Nitekim gerek eski KGB
gerekse eski CIA ajanlarının, zaman zaman yapılan operasyonlarlarla
ilgili olarak med-yaya bilgi vermesi de söz konusudur. Hatta bizzat
devletler, belirli bir süre sonra (mesela 50 yıl) yaptıkları
operasyonları kamuoyuna anlatma yolunu dahi tercih edebilmektedirler.
Ancak bunlar istisnadır ve genel anlamda 'gizli' o-perasyonların takip
ettiği sürecin mahiyetini değiştiremezler.
Londra'daki patlamaları CIA veya MI5 yapmış olabilir mi? Evet olabilir.
Fakat bu bir ihtimaldir. Bu ihtimalin gerekçeleri de oldukça
mantıklıdır. Zira sonuçlarına bakıldığında, bu tür saldırılardan daha
çok, saldırıya uğrayan ülkenin yönetimlerinin karlı çıktığı
görülmektedir. Fakat bu sonuçtan hareketle, saldırıları kesinlikle bu
ülkelerin kendi istihbarat örgütlerinin gerçekleştirdiğini söylemek
doğru değildir. Çünkü diğer bir ihtimal daha vardır ve onun da doğru
olması mümkün olabilir.
Bu ihtimal, bu tür saldırıları El-Kaide'nin veya bizzat devletlere karşı
mücadele eden başka örgütlerin yapabileceği ihtimalidir. Bu ihtimalin
yüzdesi ü-zerinde de elbette spekülasyon yapılabilir. Ancak ihtimal,
ihtimaldir. Bunu görmemek isabetli bir değerlendirme olmaz. Nitekim,
ABD'nin dünya ölçeğinde yaptığı zulümlerden zarar gören veya ideolojik
olarak ABD ile mücadeleyi, ilkesel bir zorunluluk kabul eden dünyada pek
çok örgüt vardır. Bunların yaptıkları eylemler, belki el-Kaide'nin
yaptığı (veya yaptığı söylenen) eylemleri kadar çaplı olmamıştır ancak,
bu, bu tür örgütlerin, örneğin Amerika hesabına çalıştıkları anlamına
gelmez. Bu hususun altı özellikle çizilmelidir. Zira bilhassa 'ılımlı
İslam' diye tanıtılan kesimlerin, bu tür anti-Amerikancı örgütlerin,
aslında Ameri-ka'nın oluşturduğu örgütler olduğu yönünde, kendi
tabanlarına verdikleri telkinler vardır. Bu ise, 'radikal' her duruşun
bir şekilde töhmet altında bırakılması siyasetiyle bir biçimde
ilişkilidir.
Bu nedenle, her taşın altında CIA veya MOSSAD arama yaklaşımı yanlıştır.
Doğru olan, dünyada kurulmuş olan bütün devletlerin, bu türden
saldırılara maruz kalabilecekleri ihtimalini göz ardı etmemektir. Aksi
taktirde, devletlerin çöküş ve yükselişleriyle dahi ilgili yanlış
neticelere ulaşmak mümkün hale gelir. Öyle ya, bu tür devletler madem
düşmanlarını bile kendileri yaratıyor, o taktirde, bu devletlerin
ilelebed yaşaması gerekir! Ama tarih tanıktır ki, devletler kurulur ve
yıkılır. Bun-ların da sebepleri vardır. İç sebepleri de vardır, dış
sebepleri de. Evet iç sebepler belirleyici olur ama dış sebeplerin kimi
zaman etkili olduğu da görülmüştür. İşte bu nedenle, etkiler toplamını
iyi kavramadan yapılan değerlendirmelerin isabetsiz olabileceği hep
akılda tutulmalıdır.
Londra'daki patlamalar hakkında basına yansıyan bilgilerin henüz hiçbir
sağlıklı yargıda bulunmak için yeterli olmadığı ortadadır. Zira bizzat
İngiliz makamları dahi kendi açıklamalarını birkaç gün içinde
değiştirmişlerdir. Bunlar, olayın tabiatı gereği doğal gelişmeler olarak
kabul edilmelidir. Bunun, medya aracılığıyla halkın manipüle edilmesiyle
ilgili olduğu da unutulmamalıdır.
Ancak, şurası da açıktır ki, özellikle Amerika, bu hadiseyi kendi
çıkarına kullanacaktır. Her şeyden önce, 'teröre karşı savaş' olarak
başlattığı kampan-yada haklı olduğu yönünde propaganda yapmaya devam
edecektir. Ayrıca İngiltere'yi ve diğer Avru-pa devletlerini, bu süreçte
daha çok yanına çekme fırsatını değerlendirmek isteyecektir. Nihayet, bu
saldırıyı da, Büyük Ortadoğu Projesi'ni hayata geçirme yönünde yaptığı
hazırlıklar çerçevesinde kullanmayı düşünecektir. Bütün bunlar küresel
bir güç olarak Amerika'nın yapmayı isteyeceği şeylerdir. Amerika'ya bu
tür saldırılarla zarar vermeyi hesaplayanların, hadiselerin bu boyutunu
çok fazla düşündüğünü söylemek de, işte bu yüzden mümkün değildir. |