|

İslamlaşmak mı, Modernleşmek mi?
Mukaddes Özkan
Evet
İslamlaşmak mı, yoksa modernleşmek mi!.. Müslümanlar bu ikilem arasında
gidip gelir oldular ne zamandır. Hem modern hem Müslüman olmak gibi bir
çaba içine girenler, inançlarına kattıkları olumsuzlukların kendilerini
nerelere götürdüğünü fark edecekleri yerde, bir de bu yanlışları
çevrelerine de sirayet ettirme gayreti içine girdiler.
Halbuki modern olmak ile Müslüman olmanın uzaktan yakından bir ilgisinin
olmadığını bilmek sorunu çözeceğimiz en önemli çıkış noktası olmalı
iken, tam tersi oldu. İslam modern olmaya karşı değil, İslam demokrasiye
karşı değil, bu kavramları bizatihi içinde bulunduruyor anlayışı yani
İslam ile bu ve bunun gibi diğer İslam dışı, modern dünyanın
içselleştirdiği kavramların Müslümanlar arasında kabul görmesi sonucu
olu-şan bu kavram kargaşası Müslüman çoğunluğun hayatına yön vermeye
başladı çoktandır.
Tamam anladık, bunu birileri tezgahlıyor, tezgahlıyor da Müslüman olmak
akletmeyi gerektirmiyor mu! Bu tezgahlara düşmemek için, bu dinin
ilkelerini en doğru biçimde öğrenip yaşamak Müslüman'ın sorumluluğunda
değil mi!..
Modern olmayı, çağdaş olmayı, teknolojinin imkanlarından yararlanmak,
hayatın diğer alanlarında da İslam ile ters düşmeyecek şekilde
yaşamımıza girmesi gerekenleri alıp inancımıza ters düşenleri dışlamak
yerine önümüze konan her şeyin, her kuralın hayatımıza yön vermesine
izin vererek inancımıza, yaşamamız gereken İslami hayata fitne katmış
olmuyor muyuz?
Modern olmanın, dünya ile bütünleşmenin en önde gelen kurallarından biri
olduğu demokratikleşme, seçme ve seçilme hakkı gibi bir dar kalıp ile
İslam'danmış gibi kabul görür oldu. Halbuki sadece seçme ve seçilme
hakkı gibi gösterilmeye çalışılan Demokrasinin ve onun içini dolduran
diğer kavramların, İslam alemine sokulan Truva atı olduğunu daha önce de
söylemiştim, şimdi de söylüyorum. Gözümüz açıldığında göreceğiz ki,
modernizmin işgali altındayız. Bu işgali umarım iş işten geçmeden
anlarız.
Modernizm, sadece teknoloji değil, bir yaşam biçimidir. İslam'dan
olmayan bir yaşam biçimi. Modernizmin hayata geçirdiği kavramları,
kuralları, Allah'ın kurallarıyla asla benzeşmez. Modernizmi ayakta tutan
kavramlardan hangisi İslam ile bağdaşabilir? Demokrasi, özgürlük, insan
merkezcilik, hümanizm, sekülarizm gibi kavramlar İslam açısından, birer
açmazdır.
Bu kavramların arka planını merak etmek yerine baş tacı etmek kolay
geldi pek çok Müslümana. İş böyle olunca da, İslam'ın gerçeklerinden
uzaklaşıp, modernizmin aldatmacaları içinde buluverdik kendimizi
ansızın.
Geçenlerde, televizyonda kısa bir konuşmaya rastladım, daha doğrusu
konuşma kısa değildi de ben sonuna rast gelmişim. Bu programda bir
yazarın kitabı tanıtılıyordu, ne yazık ki ne kitabın adı ne de yazarın
adı aklımda ama orada parmak basılan bir nokta dikkatimi çekti; kitabın
yazarı, Müslüman kadının modernleştiğini iddia ederken, bu tespitine
delil olarak da, çarşaftan başlayıp, eşarba gelindiğini, çarşafın önce
siyah, daha sonra başka renklerde giyilmeye başlandığını, eşarpların da
önceleri daha büyük ve genelde siyah olduğunu, gittikçe hem ebatlarının
küçüldüğünü, hem de renklendiğini söylüyordu.
Bu iddiada haklılık payı yok diyemeyiz. Çünkü, gerçekten de kafaların
içi değiştikçe bu dışa da süratle yansıyor. Yani Müslüman kadın
Demokratikleşiyor, modernleşiyor. Müslüman kadın imajıyla örtüşmesi
mümkün olmayan bir anlayışa rağbet edip, feminist olmayı
içselleştiriyor.
Bu iddiaya ben de katılıyorum. Sadece Müslüman kadın değil Müslüman
erkek de aynı yanılgının içinde. Modernleşme yanılgısının.
Keşke sorun kıyafetlerin renklenmesiyle kalsaydı, ne yazık ki Müslüman
kadının tesettürü, modern dünyanın, kapitalist sisteminin maddeci
amacına hedef oldu; beş yıldızlı dünyanın ışıklı podyumlarına çekilerek
amacından saptırıldı.
Seçim ile işbaşına gelen hükümet yetkililerinin eşleri sanki başka dert
yokmuş gibi, tesettür defileleri düzenlemeye çıktılar. Bu davranışların
bilinç altında yatan sebebi, İslam'ı özümseyememek değil de nedir!
Müslüman önce geri kalmışlık kompleksinden kurtulmalı ki, başını dik
tutabilsin. İslam aleminin yaşadığı kavram kargaşası, davranışlara
yansıyor, bu davranışlar da, 'biz moderniz!..' çığlıklarını yansıtıyor
dalga dalga etrafa. Aksini söylemek keşke mümkün olsaydı.
O kadar modernleştik ki, sonunda kendimizi Hıristiyan aleminin bir
parçası sanmaya başladık. Artık yaşamak istediğimiz dinimizin, şu anda
en büyük sorunu gibi gözüken tesettür emrinin onayını 'insan hakları
mahkemesi'ne havale etmek gibi bir acze düşüyoruz. Bu bana Mevdudi'nin
bir cümlesini hatırlattı: "Bir zamanlar Allah'a açılan elleriniz, şimdi
alçalıp düşmanlarınıza açılıyor."
Diğer taraftan, İslam'a karşıdan bakanlardan biri olarak da Mehmet
Altan'ın kısa yorumunu vermeden geçemeyeceğim; "İnsan hakları
mahkemesinin Leyla Şahin olayı ile verdiği karara ne diyeceği
sorulduğunda; "Bu acizliktir, tıpkı beş vakit namazı papaya danışmaya
benzedi bu iş" cevabını verdi kanal yedi spikerine.
İnsanlar mümin veya değil, bir olaya bakışları doğru ise, bu demektir
ki, kafalarında kavram kargaşası yaşamıyorlar, yani onların
düşüncelerinde, fikirlerinde taşlar yerli yerine oturmuştur.
Mehmet Altan olaylara karşıdan bakan, Mevdudi ise İslam'ın içinden bakan
biri olarak bu tür bakış açısından aynı noktaya varıyorlarsa demek ki
olayın gerçeği bu. Biz Müslüman'ız ne işimiz var onların mahkemelerinde!
Allah demiyor mu; "Onlar istiyorlar ki kendilerine taviz veresin de
seninle uzlaşşınlar." Kalem/ 9
Gayet iyi anlıyorum genç kızlarımızı. Okumak istiyorlar, toplumun içinde
olmak, artık biz de varız demek istiyorlar, inandıkları gibi yaşamak
istiyorlar. Ama ne yazık ki, inandığımız gibi yaşamanın iznini bize, her
fırsatta kanımızı emenler vermeyecektir. Keşke bunu yanılgılar
yaşamadan, onurumuz zedelenmeden anlayabilseydik.
Daha ne kadar o kapılardan elimiz boş dönmeyi göze alabileceğiz
bilemiyorum. Modernleşme, demokratikleşme, aydınlanma, çağdaşlaşma,
sekülerleşme kavramlarının içerikleri anlaşılmadıkça, İslam ile ne kadar
ters düştükleri konusunda akledilmedikçe, Müslümanlar İslamlaşmak adına
kendilerini çıkmazın içinde bulmaktan kurtaramayacaklar.
Biz İslam'ı seçmiş isek,öncelik ile gözetmemiz gereken Allah'ın rızası
olmalı. Müslüman gayet tabii ki hem dünya hem de ahiret için çalışacak,
doktor da olacak, mühendis de, tüccar da, işçi de, ama öncelik onun
hayatında Allah rızası olmalı değil mi? |