|

'Derin
Kürt' Korkusu!
Ece Temelkuran / 26.11.2005 / Milliyet
Hunhar florasanlarıyla
"Şahintepesi Meyhanesi" bu akşam pek boş. Çatlatıyor teybin sesini
Müslüm Gürses'ten "Tanrı istemezse yaprak düşmezmiş."
Garson, biz geldik diye ara verilen Kürtçe uzun havalara dönecekken,
TBMM TV açılıyor; Şemdinli - Yüksekova konuşmaları, güvenlik zirvesi
meselesi dinleniyor. Baktılar baygın gidiyor konuşma, tekrar dönülüyor
uzun havaya. "Lafları güzeldir" diyor mihmandarımız, iki kadehten sonra
içlenip tercüme ediyor:
"Zalimler ellerimi kelepçeye vurdular, aşiretime haber verin. 'Zalimler'
dediği JİTEM oluyor yani..."
Oysa, geceleri yollarda BMW cipler geçiyor, dağların ortasında kat kat
yükselen Akmerkez yavrusu alışveriş merkezleri önünden. Rakıyla
bileylense de öfke, "ticaret" devam ediyor. Ham uyuşturucunun şişe
geçirilip içilenine "dilyak", mangala konulanına "okka" deniyor.
Hizbullah, iki-üç ay önce, düğünlerde kadınlı erkekli, halay çekilmesin
diye birilerine işkence ediyor. Çok ucuza elektronik eşyalar İran ve
Japon pasajında bulunuyor; her dükkândan mutlaka cart renkli yapay
çiçekler fışkırıyor. Perşembe akşamları en havalı "Yakamoz" cafe'de dev
ekranda "Kurtlar Vadisi" izlenip cep telefonlarına "Asiye" melodisi
kaydediliyor. Ufacık çocuklar bisikletlerle hamallık yaparken geceleri,
günde üç kez "bağımsızlık, özgürlük, TC'nin baskısı" konulu basın
açıklamaları yapılıyor. Her gösteride Ziraat'in değil, Halk Bankası'nın
camları indiriliyor. Sorulursa cevap veriliyor:
"Ziraat'i biz istemişiz, Halk Bankası'nı onlar açmıştır!"
Yılda 200 ölü
"Lawash Lahmacun Evi"nin biraz ötesinde Yüksekova bitiyor, Şemdinli'ye
kadar sıfır kilometre Ford kamyonlar tampon tampona gidiyor. Yol
kenarlarındaki mazot izleri, sadece onları okuyabilenlere anlatıyor
hikâyeyi. Bir kamyon bir günde beş-altı sefer yapıp, yolun yarısında
kendini neredeyse yan yatırıp deposunu boşaltıyor. Günde 2-3 milyar para
getiren ticaret sürerken mazotun kaydırdığı kamyonlarda yılda en az 200
kişi ölüyor.
Suyu kireçli, sokakları köpek dolu Yüksekova'da derdini sorsanız
insanlara, "Anadilde eğitim!" diyorlar. Ama ne-redeyse kimse ne Kürtçe
okumayı, ne de yazmayı öğre-niyor. Yüksekova'da bir örnek yapılmış,
tuhaf görünümlü "malikaneler" var, bahçelerinde inekler geziyor. "Nokta"
burada "polis kontrol noktası" demek, ama insan giderek korktuğuna
benziyor ve internet cafe'nin adı "Nokta" konuyor.
Liseliler bomba atıldığında "Milli Güvenlik" dersinde olduklarını
anlatıyor; "ironik" sözcüğünü böylece öğreniyorlar. Konuşunca
ezberledikleri ve hayatlarıyla çok ilgisi olmayan bildirileri
geçebiliyorlar size bir nefeste, dün-yadan, ülkeden söz ediyorlar ama
200 metre ötesi için "Orası çok uzak" diyorlar. Gaziantep'i Paris
sanıyorlar. Eşitlik üzerine ezberledikleri çok cümle var, ama okulda
erkek ve kızların arkadaş olmasını pek de fazla kabul etmiyorlar.
'Doktor lazım'
"Devlet takmamıştır."
Şemdinli'de gençlerden biri, kasabın toplam yarım metrelik camını
gösterip böyle diyor. Kafası kızarsa Irak'a gidecek; dağlara!
Yoksulluğu sorunca, "İnsan kendi dilini konuşamazsa yoksuldur. Biz
dağlarda..." diye hazır cevapları var, ama bazen de arkadaşlarından biri
yaklaşıp "Bakma bunların dağ dediğine" diyor. "Hiçbiri çekemez o
rezilliği" diyebiliyor. Bunu söyleyen, doktor olarak Şemdinli'ye
dönecek. Çünkü: "Gerillaya değil, doktora ihtiyacı var buranın!"
Fakat sesi kısık çıkıyor. Burada düşünen insanlar, aslında "derin
devlet"ten korktukları kadar "Derin Kürtler"den de korkuyor.
Şemdinli'de, Yüksekova'da insanlarla konuştuktan sonra izlenimim şudur:
Türkiye'de "derin devlet" nasıl biçimleniyorsa "Derin Kürtler" de onlara
benziyor! "Derin Kürt", tıpkı bir aşiret gibi bilhassa gençlerin
tepesinde görünmez kılıcını tutuyor!
Devekuşu gibi
"Devekuşu gibi. 'Uç' desen 'Deveyim', 'Yük taşı' desen 'Kuşum'. Hem
'Devlet bize bakmıyor', hem 'Bu devleti istemiyoruz'. Adamla iletişim
kuramıyorsun. Anadilde eğitim istiyor, ama o çocukları çatışmada eve
sokmuyor. Okula bitişik köşkü var, 'Devlet bana bağış yapsın' diyor.
Sınır ticareti ciddi sorun. Başbakan gelince söyleyeceklerdi güya.
Söylemediler. Ne söylüyorlar? Kimlik! Arkadaş, suyun akmıyor doğru
dürüst, onu söylesene. Bu para nereden geliyor? Tamam para geldi, hayat
güzelleşsin değil mi? Hayır. Adam ev alıyor hemen, bir de cip. Önce
üzülüyorsun, sonra öfkeleniyorsun. Hayatı şiddet. Sonra demez mi 'Barış
istiyorum' diye. Hiçbir şey olmasa da geriliyorsun. Bir de her gün
tependen savaş uçağı geçince dengen bozuluyor tabii. Ama sessiz kalan
Kürtler var, meseleye 'insan'dan bakabilenler. Onlar konuşmuyor.
Konuşturulmuyor."
Yüksekova'da, dünyaya insan merkezli bakan bir memur böyle döküyor
içini. Doğru, kimse gerçekten konuşmuyor. Ama Hakkâri - Yüksekova -
Şemdinli yollarında "çılgın Kürtler" ve "çılgın Türkler" kamyonlarıyla
çalışıyor da çalışıyor! |