Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sa 324 | Aralık  2005

                   

 

 


'Derin Kürt' Korkusu!

Ece Temelkuran / 26.11.2005 / Milliyet

Hunhar florasanlarıyla "Şahintepesi Meyhanesi" bu akşam pek boş. Çatlatıyor teybin sesini Müslüm Gürses'ten "Tanrı istemezse yaprak düşmezmiş."

Garson, biz geldik diye ara verilen Kürtçe uzun havalara dönecekken, TBMM TV açılıyor; Şemdinli - Yüksekova konuşmaları, güvenlik zirvesi meselesi dinleniyor. Baktılar baygın gidiyor konuşma, tekrar dönülüyor uzun havaya. "Lafları güzeldir" diyor mihmandarımız, iki kadehten sonra içlenip tercüme ediyor:

"Zalimler ellerimi kelepçeye vurdular, aşiretime haber verin. 'Zalimler' dediği JİTEM oluyor yani..."

Oysa, geceleri yollarda BMW cipler geçiyor, dağların ortasında kat kat yükselen Akmerkez yavrusu alışveriş merkezleri önünden. Rakıyla bileylense de öfke, "ticaret" devam ediyor. Ham uyuşturucunun şişe geçirilip içilenine "dilyak", mangala konulanına "okka" deniyor.

Hizbullah, iki-üç ay önce, düğünlerde kadınlı erkekli, halay çekilmesin diye birilerine işkence ediyor. Çok ucuza elektronik eşyalar İran ve Japon pasajında bulunuyor; her dükkândan mutlaka cart renkli yapay çiçekler fışkırıyor. Perşembe akşamları en havalı "Yakamoz" cafe'de dev ekranda "Kurtlar Vadisi" izlenip cep telefonlarına "Asiye" melodisi kaydediliyor. Ufacık çocuklar bisikletlerle hamallık yaparken geceleri, günde üç kez "bağımsızlık, özgürlük, TC'nin baskısı" konulu basın açıklamaları yapılıyor. Her gösteride Ziraat'in değil, Halk Bankası'nın camları indiriliyor. Sorulursa cevap veriliyor:
"Ziraat'i biz istemişiz, Halk Bankası'nı onlar açmıştır!"

Yılda 200 ölü
"Lawash Lahmacun Evi"nin biraz ötesinde Yüksekova bitiyor, Şemdinli'ye kadar sıfır kilometre Ford kamyonlar tampon tampona gidiyor. Yol kenarlarındaki mazot izleri, sadece onları okuyabilenlere anlatıyor hikâyeyi. Bir kamyon bir günde beş-altı sefer yapıp, yolun yarısında kendini neredeyse yan yatırıp deposunu boşaltıyor. Günde 2-3 milyar para getiren ticaret sürerken mazotun kaydırdığı kamyonlarda yılda en az 200 kişi ölüyor.

Suyu kireçli, sokakları köpek dolu Yüksekova'da derdini sorsanız insanlara, "Anadilde eğitim!" diyorlar. Ama ne-redeyse kimse ne Kürtçe okumayı, ne de yazmayı öğre-niyor. Yüksekova'da bir örnek yapılmış, tuhaf görünümlü "malikaneler" var, bahçelerinde inekler geziyor. "Nokta" burada "polis kontrol noktası" demek, ama insan giderek korktuğuna benziyor ve internet cafe'nin adı "Nokta" konuyor.
Liseliler bomba atıldığında "Milli Güvenlik" dersinde olduklarını anlatıyor; "ironik" sözcüğünü böylece öğreniyorlar. Konuşunca ezberledikleri ve hayatlarıyla çok ilgisi olmayan bildirileri geçebiliyorlar size bir nefeste, dün-yadan, ülkeden söz ediyorlar ama 200 metre ötesi için "Orası çok uzak" diyorlar. Gaziantep'i Paris sanıyorlar. Eşitlik üzerine ezberledikleri çok cümle var, ama okulda erkek ve kızların arkadaş olmasını pek de fazla kabul etmiyorlar.

'Doktor lazım'
"Devlet takmamıştır."
Şemdinli'de gençlerden biri, kasabın toplam yarım metrelik camını gösterip böyle diyor. Kafası kızarsa Irak'a gidecek; dağlara!

Yoksulluğu sorunca, "İnsan kendi dilini konuşamazsa yoksuldur. Biz dağlarda..." diye hazır cevapları var, ama bazen de arkadaşlarından biri yaklaşıp "Bakma bunların dağ dediğine" diyor. "Hiçbiri çekemez o rezilliği" diyebiliyor. Bunu söyleyen, doktor olarak Şemdinli'ye dönecek. Çünkü: "Gerillaya değil, doktora ihtiyacı var buranın!"

Fakat sesi kısık çıkıyor. Burada düşünen insanlar, aslında "derin devlet"ten korktukları kadar "Derin Kürtler"den de korkuyor. Şemdinli'de, Yüksekova'da insanlarla konuştuktan sonra izlenimim şudur: Türkiye'de "derin devlet" nasıl biçimleniyorsa "Derin Kürtler" de onlara benziyor! "Derin Kürt", tıpkı bir aşiret gibi bilhassa gençlerin tepesinde görünmez kılıcını tutuyor!

Devekuşu gibi
"Devekuşu gibi. 'Uç' desen 'Deveyim', 'Yük taşı' desen 'Kuşum'. Hem 'Devlet bize bakmıyor', hem 'Bu devleti istemiyoruz'. Adamla iletişim kuramıyorsun. Anadilde eğitim istiyor, ama o çocukları çatışmada eve sokmuyor. Okula bitişik köşkü var, 'Devlet bana bağış yapsın' diyor. Sınır ticareti ciddi sorun. Başbakan gelince söyleyeceklerdi güya. Söylemediler. Ne söylüyorlar? Kimlik! Arkadaş, suyun akmıyor doğru dürüst, onu söylesene. Bu para nereden geliyor? Tamam para geldi, hayat güzelleşsin değil mi? Hayır. Adam ev alıyor hemen, bir de cip. Önce üzülüyorsun, sonra öfkeleniyorsun. Hayatı şiddet. Sonra demez mi 'Barış istiyorum' diye. Hiçbir şey olmasa da geriliyorsun. Bir de her gün tependen savaş uçağı geçince dengen bozuluyor tabii. Ama sessiz kalan Kürtler var, meseleye 'insan'dan bakabilenler. Onlar konuşmuyor. Konuşturulmuyor."

Yüksekova'da, dünyaya insan merkezli bakan bir memur böyle döküyor içini. Doğru, kimse gerçekten konuşmuyor. Ama Hakkâri - Yüksekova - Şemdinli yollarında "çılgın Kürtler" ve "çılgın Türkler" kamyonlarıyla çalışıyor da çalışıyor!

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...