Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sa 324 | Aralık  2005

                   

 

 


Erdoğan Zorlanıyor

Murat Yetkin / 22.11.2005 / Radikal

Şemdinli, asayiş arızası olarak geçiştirilemeyecek denli Erdoğan'ı zorluyor. Olay, Ankara'da siyasileşiyor

DYPGenel Başkanı Mehmet Ağar'ın "Hakkâri'ye gitmiyor, 11 gün Avustralya'ya gidiyor" eleştirisi üzerinden gün geçmeden, Başbakan Tayyip Erdoğan'ın Hakkâri'ye gitme kararı açıklandı. Başbakanlık çevreleri Erdoğan'ın bu kararı daha sabah saatlerinde almış olduğunu, güvenlik gerekçesiyle programında yer almadığını söylüyorlar. Ziyaretinin, Erdoğan'ı yarın yapılması beklenen Meclis görüşmelerinde daha fazla eleştiriden kurtardığı bir gerçek. Ziyaretle birlikte, Başbakan bölgedeki gerginliği kendi gözleriyle görmüş oldu. Başbakanlık çevreleri, özellikle sivil toplum temsilcileriyle yapılan görüşmelerin verimli geçtiğini, halkın memnun olduğunu söylüyorlar. Ancak Erdoğan'ın dün Şemdinli ve Yüksekova'da yaptığı konuşmalar sırasında atılan ve televizyon yayınları aracılığıyla Türkiye'ye yayılan 'Vali istifa' sloganları, hükümet cephesindeki rahatsızlığı azaltmadı.

Tıpkı geçtiğimiz hafta Yüksekova'daki (kışkırtmaya yol açmasın gerekçesiyle hükümetin polisi sokağa çıkartmadığı, düzeni kırmızı pazubentli DEHAP-DTP görev-lilerinin sağladığı) cenaze sırasında alçaktan uçuş yapan savaş uçaklarının hükümet bünyesinde yol açtığı tedirginlik gibi.

Şemdinli'deki sorunun yerel bir asayiş sorunu olmadığı, üst düzel bir askeri kaynağa atfen Radikal'de yayımlanan (19 Kasım) sözlerden de anlaşılabilir. Bu kaynak, ayrılıkçı siyasetin halk arasında tutunmaya başladığından, 'büyük resmi' tanımlayıp ona göre siyaset belirleme ihtiyacından söz ediyor. Ama öte yandan Şemdinli olayının bağlantılarının yüksek makamlara, rütbelere, Ankara'ya kadar uzanması ihtimalini bile reddediyor.

Oysa Şemdinli'deki olayların aktörlerinden olan ve gözaltına alınması savcı tarafından talep dahi edilmeyen kıdemli başçavuş Ali Kaya'nın durumu açıklığa kavuşmuş değil. Hakkâri'den aradığını söyleyen ve orta rütbelerde subay olduklarını söyleyen bazı kişilerin anlatımları endişe verici. İnternet sitelerinde yer alan ve gazetecilere gönderilen 'Mutkili Ali Destanı' başlıklı metinde yazanların bir kısmı bile doğruysa, ortada ciddi bir sorun var demektir ve bunların Hakkâri Jandarma Komutanı, ya da Van'daki Kolordu Komutanı bilgisi dışında olması vehameti azaltmaz, artırır. Kaya'nın üzerinden Jandarma kimliği çıkmasına karşın, Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Fevzi Türkeri, olayın Kara Kuvvetleri'ni ilgilendirdiğini söylemişti.

Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt ise, Kaya'yı Irak'a yönelik 'Çelik Operasyonu'ndan tanıdığını söylemiş, ancak soruşturma sonucunun önemli olduğunu vurgulamıştı. Kaya'nın soruşturmaya dahil olup olmadığı dahi bilinmiyor.

Bu belirsizlik ortamı içinde öne çıkan ve propagandasını yayma imkânı bulan taraf PKK oluyor. Üst düzeydeki askerin dediği gibi, ayrılıkçı taleplerle binlerce kişiyi sokağa döküp yönlendirebildiği gerçeği, Şemdinli ve Yüksekova olaylarıyla açığa çıkıyor.

Bütün bu senaryoların üzerinde ve aslında Türkiye'de her makro siyaset senaryosunun gelip dayandığı üzere, 2007 cumhurbaşkanlığı seçimi yer alıyor. Bütün siyaset denklemleri oraya odaklanıyor.

Erdoğan'ın Şemdinli olayının üzerine gitmesi, gidilme-sinin engellendiğini görüyorsa, engelleri aşmak için hükümet gücünü kullanması, hem Kürt ayrılıkçılığı ve PKK ile mücadelenin daha etkin yürütülmesi, hem top-lumsal barışın sağlanması, hem de siyasetin daha pürüzsüz yürümesi açılarından zorunluluk taşıyor.

Şener: AK Parti türban sözü vermedi
Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener, AK Parti'nin 2002 seçimleri öncesinde türban sözü vermediğini, türban üzerinden siyaset yapmayı düşünmediğini, ama bunu toplumsal bir sorun olarak gördüğü için çözülmesi gerektiğini düşündüğünü söyledi. Dün Radikal'da yer alan "Söz vermeyince oy vermiyorlar" sözünün kendisine ait olmadığını ve türban için söylemediğini anlatan Şener, şunları söyledi: "On gün kadar önce parti okulunda bir öğrenci 'Sözünüzde neden durmuyorsunuz?' gibi bir soru sorunca, Süleyman Demirel'in 1991 seçimlerinden sonra, sanırım Türk-İş Genel Kurulu'nda yaptığı bir konuşmayı aktardım. Demirel de aslında ustaca, sendikalara siyasete nasıl bakmaları gerektiğini göstermek istiyordu.

Ben de bu örnekle söz verme mekanizması ile siyaset arasındaki ilişkiyi göstermek istedim. O sözler beni yanlış yansıtıyor. Ama AK Parti aslında 2002 seçimi öncesi türbanı çözme sözü vermedi, Türban üzerinden siyaset yapmayı da düşünmedi. Ancak bu toplumsal bir sorun. Türkiye'de bu sorunun çözülmesini talep eden insanlar var. Toplumsal talep varsa, siyasetin konusu içine girer. Neden bu konuda bir girişimde bulunmadığımızı soruyorsunuz. Çünkü Türkiye bir hukuk devleti, orada da söyledim. Bu konuyu CHP ile uzlaşma içinde çözmek isteğimizi Başbakan daha önce söyledi."

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...