|

Erdoğan Zorlanıyor
Murat Yetkin / 22.11.2005 / Radikal
Şemdinli, asayiş
arızası olarak geçiştirilemeyecek denli Erdoğan'ı zorluyor. Olay,
Ankara'da siyasileşiyor
DYPGenel Başkanı Mehmet Ağar'ın "Hakkâri'ye gitmiyor, 11 gün
Avustralya'ya gidiyor" eleştirisi üzerinden gün geçmeden, Başbakan
Tayyip Erdoğan'ın Hakkâri'ye gitme kararı açıklandı. Başbakanlık
çevreleri Erdoğan'ın bu kararı daha sabah saatlerinde almış olduğunu,
güvenlik gerekçesiyle programında yer almadığını söylüyorlar.
Ziyaretinin, Erdoğan'ı yarın yapılması beklenen Meclis görüşmelerinde
daha fazla eleştiriden kurtardığı bir gerçek. Ziyaretle birlikte,
Başbakan bölgedeki gerginliği kendi gözleriyle görmüş oldu. Başbakanlık
çevreleri, özellikle sivil toplum temsilcileriyle yapılan görüşmelerin
verimli geçtiğini, halkın memnun olduğunu söylüyorlar. Ancak Erdoğan'ın
dün Şemdinli ve Yüksekova'da yaptığı konuşmalar sırasında atılan ve
televizyon yayınları aracılığıyla Türkiye'ye yayılan 'Vali istifa'
sloganları, hükümet cephesindeki rahatsızlığı azaltmadı.
Tıpkı geçtiğimiz hafta Yüksekova'daki (kışkırtmaya yol açmasın
gerekçesiyle hükümetin polisi sokağa çıkartmadığı, düzeni kırmızı
pazubentli DEHAP-DTP görev-lilerinin sağladığı) cenaze sırasında
alçaktan uçuş yapan savaş uçaklarının hükümet bünyesinde yol açtığı
tedirginlik gibi.
Şemdinli'deki sorunun yerel bir asayiş sorunu olmadığı, üst düzel bir
askeri kaynağa atfen Radikal'de yayımlanan (19 Kasım) sözlerden de
anlaşılabilir. Bu kaynak, ayrılıkçı siyasetin halk arasında tutunmaya
başladığından, 'büyük resmi' tanımlayıp ona göre siyaset belirleme
ihtiyacından söz ediyor. Ama öte yandan Şemdinli olayının
bağlantılarının yüksek makamlara, rütbelere, Ankara'ya kadar uzanması
ihtimalini bile reddediyor.
Oysa Şemdinli'deki olayların aktörlerinden olan ve gözaltına alınması
savcı tarafından talep dahi edilmeyen kıdemli başçavuş Ali Kaya'nın
durumu açıklığa kavuşmuş değil. Hakkâri'den aradığını söyleyen ve orta
rütbelerde subay olduklarını söyleyen bazı kişilerin anlatımları endişe
verici. İnternet sitelerinde yer alan ve gazetecilere gönderilen
'Mutkili Ali Destanı' başlıklı metinde yazanların bir kısmı bile
doğruysa, ortada ciddi bir sorun var demektir ve bunların Hakkâri
Jandarma Komutanı, ya da Van'daki Kolordu Komutanı bilgisi dışında
olması vehameti azaltmaz, artırır. Kaya'nın üzerinden Jandarma kimliği
çıkmasına karşın, Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Fevzi Türkeri,
olayın Kara Kuvvetleri'ni ilgilendirdiğini söylemişti.
Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt ise, Kaya'yı Irak'a
yönelik 'Çelik Operasyonu'ndan tanıdığını söylemiş, ancak soruşturma
sonucunun önemli olduğunu vurgulamıştı. Kaya'nın soruşturmaya dahil olup
olmadığı dahi bilinmiyor.
Bu belirsizlik ortamı içinde öne çıkan ve propagandasını yayma imkânı
bulan taraf PKK oluyor. Üst düzeydeki askerin dediği gibi, ayrılıkçı
taleplerle binlerce kişiyi sokağa döküp yönlendirebildiği gerçeği,
Şemdinli ve Yüksekova olaylarıyla açığa çıkıyor.
Bütün bu senaryoların üzerinde ve aslında Türkiye'de her makro siyaset
senaryosunun gelip dayandığı üzere, 2007 cumhurbaşkanlığı seçimi yer
alıyor. Bütün siyaset denklemleri oraya odaklanıyor.
Erdoğan'ın Şemdinli olayının üzerine gitmesi, gidilme-sinin
engellendiğini görüyorsa, engelleri aşmak için hükümet gücünü
kullanması, hem Kürt ayrılıkçılığı ve PKK ile mücadelenin daha etkin
yürütülmesi, hem top-lumsal barışın sağlanması, hem de siyasetin daha
pürüzsüz yürümesi açılarından zorunluluk taşıyor.
Şener: AK Parti türban sözü vermedi
Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener, AK Parti'nin 2002 seçimleri
öncesinde türban sözü vermediğini, türban üzerinden siyaset yapmayı
düşünmediğini, ama bunu toplumsal bir sorun olarak gördüğü için
çözülmesi gerektiğini düşündüğünü söyledi. Dün Radikal'da yer alan "Söz
vermeyince oy vermiyorlar" sözünün kendisine ait olmadığını ve türban
için söylemediğini anlatan Şener, şunları söyledi: "On gün kadar önce
parti okulunda bir öğrenci 'Sözünüzde neden durmuyorsunuz?' gibi bir
soru sorunca, Süleyman Demirel'in 1991 seçimlerinden sonra, sanırım
Türk-İş Genel Kurulu'nda yaptığı bir konuşmayı aktardım. Demirel de
aslında ustaca, sendikalara siyasete nasıl bakmaları gerektiğini
göstermek istiyordu.
Ben de bu örnekle söz verme mekanizması ile siyaset arasındaki ilişkiyi
göstermek istedim. O sözler beni yanlış yansıtıyor. Ama AK Parti aslında
2002 seçimi öncesi türbanı çözme sözü vermedi, Türban üzerinden siyaset
yapmayı da düşünmedi. Ancak bu toplumsal bir sorun. Türkiye'de bu
sorunun çözülmesini talep eden insanlar var. Toplumsal talep varsa,
siyasetin konusu içine girer. Neden bu konuda bir girişimde
bulunmadığımızı soruyorsunuz. Çünkü Türkiye bir hukuk devleti, orada da
söyledim. Bu konuyu CHP ile uzlaşma içinde çözmek isteğimizi Başbakan
daha önce söyledi."
|