Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sa 324 | Aralık  2005

                   

 

 


Fransa Neden Yanıyor?

İsmet Berkan / 08.11.2005 / Radikal

Neredeyse 'hiç' sayılabilecek bir olayın ardından başlayan göçmen isyanı Fransa'yı birbirine katıyor. Birileri çok şaşırmış gibi davranıyor ama Fransa'da olanlar gerçekte o kadar da şaşırtıcı değil.

Bugün Fransa'nın başına bela olan, yarın Almanya'ya, Avusturya'ya, Benelüks ülkelerine vs. yayılmasından korkulan göçmen isyanlarının ardında yatan temel neden, kendi ekonomik kalkınmaları için yabancı işçileri davet eden bu ülkelerin ırkçılık sorununa bir türlü çözüm getirmemesi veya getirmek istememesi. Fransa, öyle marjinal siyasi partilere bağlı değil, merkezdeki partilerden politikacıların yabancı düşmanlığı yarışı yaptığı bir ülke. Olayların önce orada patlak vermesi de tesadüf değil!

Sorun aslında çok derin ve salt ırkçılıkla açıklanamayacak kadar da karmaşık. Ama daha ilk elden ırkçılığı yukarı yazdım, çünkü sorunlar yığını içinde ırkçılık kilit taşı rolü oynuyor, bütün diğer alt sorunlara şu veya bu kadar bulaşıyor.

Bir yanda göçmenlerin içine girdikleri yeni topluma entegre olmaya direnmeleri meselesi var; onun tam karşısında da, o toplumun göçmenleri içine almak için hiçbir şey yapmaması, değişmeyi kabul etmemesi.

Sanki o göçmenler o evin hizmetçileri. Hizmet etmek için geldiler ve sonsuza kadar da hizmetçi olarak kalacaklar. Yapabilecekleri en iyi şey, ev sahiplerini mümkün olduğunca iyi taklit etmek, onlardan biriymiş gibi davranmaya çalışmak, bu yolla ev sahiplerine yaranmak.

Evet evet, ortalama Avrupalı tam da böyle düşünüyor. 'Ne yani' diyorlar için için, 'Dağdan gelip bağdakileri mi kovacaklar?'

Avrupa ülkeleri, özellikle 60'lı yıllardan sonraki kalkınmalarını borçlu oldukları, bugün bir türlü feda edemedikleri sosyal refah devletlerini borçlu oldukları o göçmen işçiler için, o göçmenler için hiçbir zaman Amerika gibi bir 'melting pot', yani 'erime potası' olmayı denemediler. Neyle neyi eritip birleştireceklerdi ki? Dediğim ev sahibi sendromu...

Ve solcu Avrupalılar dahil, zamanında faşizmden çok çekmiş ve hâlâ çekmekte olan Almanlar dahil kimse, bu ev sahibi sendromunun ne kadar ırkçı bir tutum olduğunu görmedi, göremedi, belki de görmek istemedi.

Ev sahibi böyle olduğu için mi, yoksa başka nedenleri de var mı bilmem ama o göçmenler de içinde yaşadıkları topluma entegre olmaya pek az gayret gösterdiler. Bugün Almanya'da Almanca bilmeyen, Belçika'da Fransızca bilmeyen Türk gruplar var, bunu biliyoruz. Hâlâ Türkiye'de gibi yaşıyorlar.

Yalnız, Avrupa'da özellikle Müslüman göçmenlerde son yıllarda gözlenmekte olan bir başka eğilim daha var: Kendi farklılığının altını çizmek, kendi kimliğinin altını çizmek.

Belki de Avrupalının ırkçılığına tepkiden, belki Avrupa'nın kendi hayat tarzını en üstün olarak kabul eden küstahlığına tepkiden, özellikle Müslüman göçmenler kendilerini toplum içinde eritecek yerde, farklı giysileriyle ve farklı dış görünüşleriyle ortada olmayı tercih ediyorlar. Tunus veya Cezayir kökenli göçmen gençler, bir örnek saç tıraşı olup çete gibi dolaşıyorlar örneğin çeşitli ülkelerde.

Fransa'da görece basit bir olaydan sonra başlayan göçmen isyanlarının bunca gündür sönmeden devam etmesini de dikkate almak gerek. Göçmen toplumlarının dernekleri vs. bu olayları durdurmak için ciddi bir çaba içinde gözükmüyor. Fransa İçişleri Bakanı Sarkozy'nin de ırkçılık yarışına çıkmış bir müstakbel cumhurbaşkanı adayı olarak bu olayların adli-polisiye tarafını bastırmakta güçlük çekmesini Fransız hükümetinin kendisi ellerini ovuşturarak seyrediyor olabilir.

Sonuçta gayet organik biçimde gelişen isyan sürüyor. Şiddeti onaylamaya imkân yok, işlenen suçları kimse yok sayamaz ama bir kıvılcımın bu kadar kolay yangına dönüşmesinin ardındaki nedenlere de bakmamak olmaz. O zaman da Avrupa'nın ırkçılığına, onun derindeki köklerine bakmak gerek.

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...