|

Fransa
Neden Yanıyor?
İsmet Berkan / 08.11.2005 / Radikal
Neredeyse 'hiç'
sayılabilecek bir olayın ardından başlayan göçmen isyanı Fransa'yı
birbirine katıyor. Birileri çok şaşırmış gibi davranıyor ama Fransa'da
olanlar gerçekte o kadar da şaşırtıcı değil.
Bugün Fransa'nın başına bela olan, yarın Almanya'ya, Avusturya'ya,
Benelüks ülkelerine vs. yayılmasından korkulan göçmen isyanlarının
ardında yatan temel neden, kendi ekonomik kalkınmaları için yabancı
işçileri davet eden bu ülkelerin ırkçılık sorununa bir türlü çözüm
getirmemesi veya getirmek istememesi. Fransa, öyle marjinal siyasi
partilere bağlı değil, merkezdeki partilerden politikacıların yabancı
düşmanlığı yarışı yaptığı bir ülke. Olayların önce orada patlak vermesi
de tesadüf değil!
Sorun aslında çok derin ve salt ırkçılıkla açıklanamayacak kadar da
karmaşık. Ama daha ilk elden ırkçılığı yukarı yazdım, çünkü sorunlar
yığını içinde ırkçılık kilit taşı rolü oynuyor, bütün diğer alt
sorunlara şu veya bu kadar bulaşıyor.
Bir yanda göçmenlerin içine girdikleri yeni topluma entegre olmaya
direnmeleri meselesi var; onun tam karşısında da, o toplumun göçmenleri
içine almak için hiçbir şey yapmaması, değişmeyi kabul etmemesi.
Sanki o göçmenler o evin hizmetçileri. Hizmet etmek için geldiler ve
sonsuza kadar da hizmetçi olarak kalacaklar. Yapabilecekleri en iyi şey,
ev sahiplerini mümkün olduğunca iyi taklit etmek, onlardan biriymiş gibi
davranmaya çalışmak, bu yolla ev sahiplerine yaranmak.
Evet evet, ortalama Avrupalı tam da böyle düşünüyor. 'Ne yani' diyorlar
için için, 'Dağdan gelip bağdakileri mi kovacaklar?'
Avrupa ülkeleri, özellikle 60'lı yıllardan sonraki kalkınmalarını borçlu
oldukları, bugün bir türlü feda edemedikleri sosyal refah devletlerini
borçlu oldukları o göçmen işçiler için, o göçmenler için hiçbir zaman
Amerika gibi bir 'melting pot', yani 'erime potası' olmayı denemediler.
Neyle neyi eritip birleştireceklerdi ki? Dediğim ev sahibi sendromu...
Ve solcu Avrupalılar dahil, zamanında faşizmden çok çekmiş ve hâlâ
çekmekte olan Almanlar dahil kimse, bu ev sahibi sendromunun ne kadar
ırkçı bir tutum olduğunu görmedi, göremedi, belki de görmek istemedi.
Ev sahibi böyle olduğu için mi, yoksa başka nedenleri de var mı bilmem
ama o göçmenler de içinde yaşadıkları topluma entegre olmaya pek az
gayret gösterdiler. Bugün Almanya'da Almanca bilmeyen, Belçika'da
Fransızca bilmeyen Türk gruplar var, bunu biliyoruz. Hâlâ Türkiye'de
gibi yaşıyorlar.
Yalnız, Avrupa'da özellikle Müslüman göçmenlerde son yıllarda
gözlenmekte olan bir başka eğilim daha var: Kendi farklılığının altını
çizmek, kendi kimliğinin altını çizmek.
Belki de Avrupalının ırkçılığına tepkiden, belki Avrupa'nın kendi hayat
tarzını en üstün olarak kabul eden küstahlığına tepkiden, özellikle
Müslüman göçmenler kendilerini toplum içinde eritecek yerde, farklı
giysileriyle ve farklı dış görünüşleriyle ortada olmayı tercih
ediyorlar. Tunus veya Cezayir kökenli göçmen gençler, bir örnek saç
tıraşı olup çete gibi dolaşıyorlar örneğin çeşitli ülkelerde.
Fransa'da görece basit bir olaydan sonra başlayan göçmen isyanlarının
bunca gündür sönmeden devam etmesini de dikkate almak gerek. Göçmen
toplumlarının dernekleri vs. bu olayları durdurmak için ciddi bir çaba
içinde gözükmüyor. Fransa İçişleri Bakanı Sarkozy'nin de ırkçılık
yarışına çıkmış bir müstakbel cumhurbaşkanı adayı olarak bu olayların
adli-polisiye tarafını bastırmakta güçlük çekmesini Fransız hükümetinin
kendisi ellerini ovuşturarak seyrediyor olabilir.
Sonuçta gayet organik biçimde gelişen isyan sürüyor. Şiddeti onaylamaya
imkân yok, işlenen suçları kimse yok sayamaz ama bir kıvılcımın bu kadar
kolay yangına dönüşmesinin ardındaki nedenlere de bakmamak olmaz. O
zaman da Avrupa'nın ırkçılığına, onun derindeki köklerine bakmak gerek.
|