|

AB,
Hukuk ve Kürtler
Mehmet Altan / 26.11.2005 / Sabah
Önceki günkü
gazetelerde, Umut Kitabevi'ne 9 Kasım'da yapılan saldırıyla ilgili dosya
hakkında Şemdinli Savcılığı'nın "görevsizlik" kararı verdiğini ve
dosyanın "çete suçlarına" bakan Van Başsavcılığı'na gönderildiğini
okudum.
Van'a gönderilen üç sayfalık fezlekede, tutuklanan itirafçı Veysel Ateş
ve kalabalığa ateş açan Jandarma Uzman Çavuş Tanju Çavuş'un yanı sıra
serbest bırakılan iki astsubay Özcan İloğlu ile Ali Kaya da "zanlı"
olarak yer alıyormuş. Ayrıca gene fezlekede dört zanlının aralarında
"bağ" bulunduğu, planlı saldırı yaptıkları iddia ediliyormuş. Bir diğer
iddia da, bomba patladıktan sonra olay yerinde başsavcı keşif yaparken
kalabalığa ateş açıp bir kişiyi öldüren Tanju Çavuş'un bu eylemi
provokasyon için yaptığı imiş... Olayın "adi bir eylem" olduğu
söylenerek örtbas edilmesi, bu yeni gelişmeyle şimdilik biraz daha
zorlaştı. Olayın sonuna kadar gidilebileceğini sürekli söyleyen Başbakan
Tayyip Erdoğan'ın bölgeyi ziyareti sonrasındaki bir önemli gelişme de,
bölge insanlarının şikâyetçi oldukları Hakkâri Valisi'nin Tokat'a tayini
oldu.
Şemdinli olayları sırasında Silopi'de de bir bomba patlamıştı. Emniyet
Müdürlüğü'nün otoparkına atılan bombanın failleri de yakalandı.
Tutuklanan beş kişiden ikisinin korucu, bir diğerinin de PKK itirafçısı
olduğu vurgulandı.
Şemdinli olaylarında ölenlerin cenazeleri defnedilirken alçak uçuş yapan
F-16'lar da hem hükümetin hem de medyanın gündemine girdi Dün Yeni Şafak
gazetesi bunun bir askeri yetkilinin söylediği gibi rutin bir uçuş
sayılamayacağını manşet yapmıştı.
Sakin gözle bakıldığında, siyasi iradenin kararlılığı doğrultusunda
yürüyen bir süreç var. Sadece yargının, olayı olması gereken mecraya
aktarmasıyla sınırlı kalmayan, bölge halkının şikâyetçi olduğu valinin
yer değiştirmesiyle süren, demokratik bir ülkede olmayacak türden
demeçler veren bir askeri yetkiliyi de eleştiren bir fotoğraf.
Zanlılara suçüstü yapılması, olayın kapatılmaması, basının işi ısrarla
takip etmesi, hükümetin kararlılığı daha önceleri görülecek türden
gelişmeler değildi. AB süreci öncesinde aynı şekilde vuku bulacak bir
olay çok farklı biçimde sunularak kapatılır, hatta basına bile
yansımazdı. Şimdi olaylar farklı gelişiyor.
Doğru dürüst bir ülkede bunlar olur muydu?
Tabii ki olmazdı. Kendi halkına bomba atan, kurşunlayan ve bunları
provokatif amaçlar için yapan bir zihniyetin devletin içinde yer
bulabilme ihtimali bile söz konusu olmazdı. Ama bizde oluyor, bunu
Susurluk'tan biliyoruz. Üstelik tam Şemdinli olaylarında sağlıklı bir
gidişat varken, Susurluk Skandalı'nın en vahim unsurlarından biri olan
Yüksekova'daki "Üniformalı Çete" Hakkâri'de beraat ediyor. Halbuki
çetenin ortaya çıkarılmasında başrolü oynayan astsubay Hüseyin Oğuz'un
anlattıkları ve TBMM Susurluk Komisyonu'nun vurguladıkları unutulur gibi
değil.
Ne var ki, bu kararın da Yargıtay'da temyiz yolu açık. Olmaz ise AİHM'ye
başvurulacağı da müdahil avukatlarca belirtiliyor.
Orda da hukuksal bir yol sürüyor.
Böyle bir hukuksal resme karşın, olayların geçtiği bölgede "intifadayı"
andırır gelişmelere ne demeli? Cena-zeler sırasında bu kez kalabalığın
içinden kalabalığı provoke etmek isteyenleri nasıl değerlendirmeli?
Sanki bombayı attıranla cenaze kalabalığı içinde pankartı açtıran aynı
adammış gibi bir görüntü var ortada.
"Hukuksal" süreç işlemesin, bu yoldaki umutlar iyice sönsün, AB
istikameti tıkansın diyen bir irade, iki ayrı kamp yaratarak ikisinde de
provokasyon yapar gibi... Hukukun ve siyasi iradenin kararlılığı
arkasında durmak yerine, olayları illegal sürece çekmek isteyenler kim?
Erken kızışan cumhurbaşkanlığı hesaplarında söylendiği gibi "saray"ın
içinden "İmralı kartını" kullanan mı var? Ya da insanların refahını
değil, kendi siyasi ikbalini düşünen kimi siyasetçiler gerginlikten
nemalanmak mı istemekte?
Provokasyona ve statükonun oyununa gelmek istemeyen herkes, AB sürecinin
yarattığı ortamı daha da derinleştirmek ve kalıcı hale getirmek için
hukuksal ölçülere sahip çıkmalı ve provokasyonun aleti olmamalı bence.
Bu, eski yapının geri gelmesinden başka bir işe yaramaz. Görüntüsü ne
olursa olsun işin özü bundan ibarettir.
|