|

Mehmet DENİZ
Soru: Ben derginizi son 3-4 yıldır
okuyorum; en çok faydalandığım bölüm mektuplara cevap bölü-mü. Her ne
kadar benim soracağım soru o bölümde yayınlanacak nitelikte olmasa da
Kur'an İslam'ına en yakın cevabın sizden geleceğine inandığım için
sizlere bir soru soracağım. Ben 25 yaşında lise mezunu bir gencim ve çok
yakında düğünüm olacak inşallah. İslam'a göre cinsel hayat hakkında
birçok kitap ve ilmihal bilgileri olmasına rağmen tam olarak aydınlatıcı
bir bilgiye ulaşamadım. Cinsel hayatta İslam'ın haram kıldığı şeyler
nelerdir? Bu konuda haram ve helal olan şeyler, eşim ve benim haklarım
ve üzerimize düşen görevler nelerdir? Bana anlatırsanız çok sevinirim.
Harama girmekten Allah'a sığınırım. Yardımlarınız için şimdiden teşekkür
ederim Allah razı olsun.
Cevap:
İslam fıtrat dinidir. Bu nedenle fıtratın
gerektirdiği her şeyi İslam ciddiye alarak gerekli düzenlemeyi
yapmıştır. İfade etmekte zorlandığımız cinsellikte bu hayatın
gerçeklerindendir. Allah Kuran'da nezih ifadelerle dile getirerek
gerekli düzenlemeyi yapmıştır. İnsan, uzvi ihtiyaçlardan ve içgüdülerden
meydana gelen bir varlıktır. Yemek ve içmek uzvi ihtiyaçlardandır.
Bununla ilgili düzenlemeyi yaparak helal ve haram koyduğu gibi; bir
cinsin karşı cinse duyduğu ilginin kaynağı olan nev'i iç güdüsünün de
kendi rızası doğrultusunda tatmin edilmesi için gerekli düzenlemeyi
yapmıştır. İnsanın benliğine konulan bu duygu şöyle dile
getirilmektedir:
"Onun delillerinden biri de, kendileriyle huzura kavuşmanız için size
kendi nefsinizden eşler yaratıp, aranıza sevgi ve merhamet koymasıdır.
Şüphesiz bunda düşünen bir toplum için ibretler vardır." (30/21)
Aramızdaki bu sevgi bağından dolayı uğruna Roma'yı yakmaya kalkacağımız
sevdiklerimizi seçerken Rabbimiz olan Allah şu konulara dikkatimizi
çekmektedir:
"İman etmedikleri sürece müşrik kadınlarla evlenmeyin. İman eden bir
cariye hoşunuza giden müşrik bir kadından daha hayırlıdır. İman
etmedikçe mümin kadınları müşrik bir erkekle de evlendirmeyin. Mümin bir
köle hoşunuza giden müşrik bir erkekten daha hayırlıdır. Onlar sizi
ateşe çağırırlar. Allah ise kendi iradesiyle Cennete ve mağfirete
çağırır. Allah insanların düşünüp ibret almaları için ayetlerini böyle
açıklıyor. "(2/221)
"Zina eden erkek ancak zina eden veya müşrik olan bir kadınla evlenir.
Zina eden bir kadın da zina eden veya müşrik olan bir erkekle evlenir.
Zira bu müminlere haram kılınmıştır." (24/3)
Kuracağımız ilişkinin taraflarını belirlerken bu ayetlerin rehberliğine
ihtiyacımız vardır. Müslüman kadın ve erkeklerin bunu dikkate alması,
kurulacak aile yuvasının meşru temellere oturmasını sağlayacaktır.
Ayetlerde önemsenen boyut kişinin Allah indindeki durumudur. Soyu, boyu,
güzelliği ve zenginliği Ancak imanla birlikte olursa önemsenen bir
tercih sebebi olmaktadır.
Gençlerimizin sağlıklı bir yuva kurabilmeleri için hem kendilerinin hem
de anne babalarının bu hususları asla ihmal etmemeleri gerekir. Çünkü
inanç ayrılığı nikaha manidir. Allah, Ehli Kitabın kadınlarıyla evliliğe
izin verirken de bu hususa dikkat edilmesini isteyerek, "müşrik
olmamaları ve iffetlerini koruyan hür kadınlar olmaları" şartıyla izin
vermiştir. (5/5) Böylece kurulacak aile yuvası , karşılıklı saygı, sevgi
ve güven ile tevhid temeli üzerine bina edilmiş olmaktadır.
Aileye giden yol nikah kapısından geçmektedir. Eşlerin birbirlerine
helal olmasının yolu Allah adına söz vererek nikah akdini yapmaları
iledir. Nikah evliliği alenileştiren, belgeleyerek tescil eden ve
sonucunda eşlerin her türlü hukuki haklarının doğmasına sebebiyet veren
bir olaydır. Bu sonucu doğurmayan, gizli kapalı ve kapalı kapılar
ardında yapılan, adına da imam nikahı yakıştırması yapılan işlemin,
İslam'ın istediği nikah olduğunu söylemek mümkün değildir. Ayrıca
gençlerin Mut'a nikahı adıyla kendi aralarında yaptıkları ve genellikle
de sonu bir infialle biten ilişkilerin de İslam'ın önerdiği nikah
akdiyle bir ilgisi yoktur. Bunlar, insanların hevalarına tabi olmaya
buldukları kılıflardır. Nikahın tabiatı aleniyettir. Bu nedenle ilan
edilerek duyurulması gerekmektedir. Bu konuda kısaca şu söylenebilir:
Arkasından miras hukukunu doğurmayan ve çocukların nesebini tescil
etmeyen bir işlem İslam'ın istediği nikah değildir.
Nikahın şartları ise: Kabul, icap, mehir ve velisinin izni olarak
özetlenen olayın tescili ile teşekkül eder. Taraflardan biri evlenme
talebini karşı tarafa iletir, o da kabul eder. Mehir ise evliliği
isteyen erkeğin ekonomik durumuna uygun düşecek bir meblağı eşi olmayı
kabul eden kimseye vermesidir.
"Kadınlara mehirlerini bir hak olarak verin, ama ondan gönül rızasıyla
bir şey size bağışlarlarsa onu da afiyetle yeyin."(4/4) emri ilahinin
yerine getirilmesidir. Verilen bu mehir kadının hakkı olduğundan
zifaftan sonra ayrılık vaki olursa bunun geri istenmesi de
yasaklanmaktadır:
"Eğer bir eşi bırakıp yerine başka bir eş almak isterseniz, ayrılmak
istediğinize bir yük altın mehir vermiş olsanız bile onu geri istemeyin.
Ona vermiş olduğunuzu günaha girerek ve iftira ederek geri alır mısınız?
"(4/20) Verilen miktar büyük de olsa küçük de olsa onun hakkıdır verilen
geri alınmaz. Ancak nikahı bozan kadının kendisi olur ve de mehiri geri
vermeyi kabullenirse alınmasında bir vebal olmaz.
Asrı saadette Peygamber efendimizin bir hurma bahçesi mehir veren bir
adamla bir kadını nikahlar. Çok bir zaman geçmeden kadın gelir: "Ya
Resulullah beni bu adamdan kurtar" der. Peygamberimiz de: "Aldığın
bahçeyi geri verir misin?" deyince; Kadın: "Beni ondan kurtar da
fazlasını da veririm" der. Böylece boşanma gerçekleştirilir. Benzeri
istisnai durumlar haricin de mehir kadının hakkıdır. Bizim toplumumuz da
teamülün dışında insanımızın sahip olduğu hak ve hukuktan pek haberi
olmaz. Bu nedenle mehir üzerinde herhangi bir konuşma bile yapılmaz.
Kadınlar fark edince de pişmanlıklarını ifade etmeden kendilerini
alamazlar.
Nikahtan sonra zifafın gerçekleşmesi söz konusu olacağından bu aşamada
Rabbimizin şu emri ile muhatap olmaktayız:
"Sana kadınların ay halini soruyorlar. De ki, "O bir rahatsızlıktır.
Onun için hayız zamanında onlarla cinsel ilişkiden uzak durun, iyice
temizlendikten sonra onlara Allah'ın emrettiği şekilde yaklaşın. Allah
çok tövbe edenleri ve temizlenenleri sever. "(2 / 222) Bu ayetin
devamında eşler arası mahrem ilişkiyi anlatırken bir konuya daha dikkat
çekerek sapık ilişkilerden Müminleri sakındırıyor. Helal kılınan yeri
ürün yetiştiren tarlaya benzeterek doğru ilişki kurulmasını öğütlüyor.
"Kadınlar sizin tarlanızdır/ürün yetiştiren mekanınızdır, bu mekana
dilediğiniz şekilde gelebilirsiniz. Kendiniz için de bir şeyler
hazırlayın. Allah'tan korkun ve mutlaka ona kavuşacağınızı bilin. Sen de
ey Muhammed müminleri müjdele."(2/223) Bu bağlamda yanlış yapan bir
kavmin lanetlenerek helak edildiği Müslümanların malumudur. (7/80-84)
Daha önce konulan bir yasağın kaldırıldığı ile ilgili de şöyle
buyurulmaktadır:
"Oruç tuttuğunuz günlerin gecelerinde kadınlarınıza yaklaşmanız size
helal kılındı. Onlar sizin örtüleriniz, siz de onların örtülerisiniz.
Allah sizin kendinize kötülük etmekte olduğunuzu biliyordu. Fakat
tövbenizi kabul etti, sizi bağışladı. Artık Ramazan geceleri onlara
yaklaşabilirsiniz. Allah'ın sizin için takdir ettiğini dileyin. Sabahın
beyaz ipliği siyah ipliğinden ayırt edilinceye kadar yeyin için; sonra
geceye kadar orucu tamamlayın. Mescitlerde itikaf da bulunduğunuz sürece
kadınlarınızla cinsel ilişkide bulunmayın. Bunlar Allah'ın sınırlarıdır.
Sakın bunlara yaklaşmayın. İşte böylece Allah insanlara yasaklardan
korunsunlar diye hükümlerini açıklıyor."(2/187)
Kurulan yuvada Allah erkekleri kavvam/idareci, sorumlu olarak ilan
etmiştir :
"Allah'ın insanları birbirinden üstün kılması ve mallarından yaptıkları
harcamalardan dolayı erkekler kadınların yöneticisi ve koruyucusudur.
İyi kadınlar, itaat edenler ve Allah'ın korunmasını istediğini
kocalarının olmadığı zaman da koruyanlardır. İtaatsızlık etmelerinden
endişelendiğiniz kadınlara önce öğüt verin. Öğüt almayanları
yataklarında yalnız bırakın. Buna rağmen baş kaldırmaları devam ederse
onları dövün. Eğer size itaat ederlerse artık aleyhlerine yol aramayın.
Şüphesiz Allah yücedir büyüktür. " (4/34)
Burada eşlerin şuna dikkat etmesi elzemdir: Evlilik, eşlerin
birbirlerine karşı sevgi, saygı ve sadakat üzerine kurulması gereken bir
müessesedir. Temelinde bunların bulunması sağlıklı bir yuvayı, özlenen
bir ortamı doğuracağından istenmeyen sonuç-lar oluşmayacaktır. Bu ayetle
verilmek istenen, bu durum zedelendiğinde olay aile içinde, dışarıya
yansıtılmadan eşlerin izleyecekleri tedavi yöntemidir.
Devamındaki ayet okunduğunda (4/35) görülecektir ki, aile içinde
tedavisi mümkün olmayan bir rahatsızlık olmuşsa işin erkek ve kadının
ailesinden bir hakem ile çözülmesi önerilmektedir. Bu da fayda
etmediğinde iş hakime ve mahkemeye intikal ettirilmektedir. Bu İslam'ın
ailevi problemleri çözmede izlenmesini tavsiye ettiği bir usuldür.
Hayatın gerçeği de bu değil midir? Bir takım insanların bunu diline
dolaması İslam'a olan kinlerinin sonucudur. Asla gerçeği
yansıtmamaktadır. Her hukukta itaatten çıkan insanlara bir yaptırım
uygulanması öngörülmektedir. Kimsenin yaptığı göz ardı edilmiyor.
Allah'ın kulları için bunu önermesi insanın tabiatını bilmesinin bir
sonucudur. Bir yuvanın yıkılmasının acısı eşinin tedip için vurmasından
çok daha vahim olduğunu insaf sahibi olan insanlar teslim ve takdir
edeceklerdir. Nikah bağı ile birbirine karışmış insanların sudan
bahanelerle yuvasını yıkması; çoluk çocuğunu perişan etmesi basit bir
olay değildir. Çekilecek acılar bir ömür değil, çocukların da ömür boyu
yaşayacaklarını katarsanız birkaç ömür devam edecektir. Bu nedenle Yüce
Allah bu hakkı üç ayrı zaman diliminde kullanmayı emretmiş bir defada
kullanmayı istememiştir. Olayın vahameti yeniden düşünülsün istiyoruz.
Ve şurası da bilinmeli ki haddini bilen için kimsenin bir şey demesi söz
konusu değildir. Bu olay tamamen nasihatten almayan "nuus ile
uslanmayanı etmeli tekdir, tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir" diyen
Ziya Paşa’nın öz deyişi ile özetlediği bir durumdur. Rabbimizden
temennimiz hiçbir yuva böyle bir sonla karşılaşmasın ve bütün erdemler
yaşam biçimimiz olsun…
Burada istenmeyen işin vukuu durumunda boşanmanın hukuku da şöyle
verilmektedir:
"Boşanma iki defadır. Bundan sonra ya iyilikle tutmak veya güzellikle
salıvermektir. Kadınlara vermiş olduğunuz mehirleri geri almanız size
helal de-ğildir. Ancak eşler Allah'ın emirlerini yerine getirememekten
korkarlarsa o başka. Eğer eşlerin Allah'ın çizdiği sınırlar içerisinde
kalamayacağından endişe ederseniz, Kadının kendinin boşanmasını
sağlaması için mehir ve mehirden başka bir şey daha vermesinde iki taraf
içinde bir sakınca yoktur. İşte bunlar Allah'ın sınırlarıdır. Sakın
bunları ihlal etmeyin. Kim bunu yaparsa işte onlar zalimlerdir."
"Eğer erkek üçüncü kez hanımını boşarsa, bu kadın başka bir kocaya
varmadıkça artık ona helal olmaz. Eğer ikinci koca da onu boşar (veya
ölür de ayrılır) ise, onlar da yeniden Allah'ın sınırlarını
koruyacaklarını zannederler ise birbirlerine dönmelerinde günah yoktur.
İşte bunlar, Allah'ın bilmek isteyen bir kavim için açıkladığı
sınırladır." (2/229-230)
Bunun akabinden boşanan kadınların bekleme süresi üç ay, kocası ölen
kadınların bekleme süresi dört ay on gün, hamile olanların bekleme
süresi doğuma kadar olarak (2/234,65/4) belirtilmiştir. Bu zaman
içerisinde kocalarının evinde durmalarında ve nafakalarının temin ininde
her hangi bir sakınca yoktur.
Boşanan kadınların çocuklarını emzirmek istediklerin de bu süre tam iki
yıl olarak belirlenmiş; bu zaman içerisinde de çocuğun babasına onların
nafakalarını örfe uygun olarak ödemek yüklenmiştir.(2/233) Bilir kişinin
onayını alarak çocuğa zarar vermeyecek durumda ve çocuk gelişmiş ise bu
süre kısaltılabilir denmiştir . Boşanmayanlar için böyle bir şey söz
konusu değildir. Her anne çocuğunu emzirmekle mükelleftir.
Aile içi ilişkilerde fertlerin birbirlerine karşı davranış biçimleri ise
şöyledir:
"Ey Müminler ellerinizin altında bulunan köle, cariye ve ergenlik çağına
gelmemiş olanlar, öğle sıcağında soyunduğunuzda, yatsı namazından sonra
ve sabah namazından önce yanınıza girecekleri zaman sizden üç kere izin
istesinler. Bu vakitlerin dışında yanınıza girip çıkmada bir mahzur
yoktur. Allah size ayetlerini böyle açıklar. Allah bilendir,
hakimdir".(24/58)
"Çocuklarınız da erginlik çağına geldiklerinde büyüklerinin izin
istediği gibi izin istesinler. Allah size ayetlerini böyle açıklar.
Allah bilendir, hakimdir."(24/59 )
Bu ayetlerle anlatılan sınıflarda insanların zamanımızda olmasa da
bunların yerinde daima evin hizmetinde bulunan işçi ve hizmetçiler de
aynı statüye sahiptir. İnsan kendi çocuğu da olsa evin içinde mahrem
yerlerini onlardan da korumak aile mahremiyetine dikkat etmek
zorundadır. Evlenme ümidi kalmayanlar için dış elbiselerini
bırakmalarında bir günah olmadığı bildirilmekle birlikte, iffetli
olmalarının kendileri için daha hayırlı olacağı bildirilmektedir.
(24/60)
Ailede kadınların hakları konusu Peygamberimize sorulmuş, Allah (c.c)
ise bu konuda şöyle cevap vermiştir:
"(Resulüm) Kadınlar hakkında senden fetva istiyorlar. De ki: ‘Onlar
hakkında fetvayı size Allah veriyor. Bu fetva, onlar için yazılmış
haklarını ken-dilerine vermediğiniz ve kendileriyle evlenmek istediğiniz
yetim kadınlara, bir de çaresiz çocuklara ve yetimlere adaletle muamele
etmeniz hususunda Kitapta size okunandır...’ Ne iyilik yaparsanız Allah
onu şüphesiz bilendir. "(4/127)
"Eğer kadın kocasının geçimsizliğinden veya yüz çevirmesinden korkarsa,
aralarında anlaşma yapmalarında her ikisi için de bir günah yoktur.
Anlaşmak daha iyidir. Ancak nefisler cimriliğe meyillidir. Eğer iyi
davranır haksızlıktan sakınırsanız bilin ki, Allah yaptıklarınızdan
şüphesiz haberdardır." (4/128) Böylece taraflardan her ikisi de Allah'ın
kitapta yazdıklarıyla kendini sorumlu hissederek olayların çözümünde
tamamen sağ duyulu olmaya çalışarak; makul ve mantıklı olmaları
öğütlenmektedir. Aralarında ki sorunları anlaşarak çözme hakkı her iki
taraf için de mümkün olduğu bildirilmektedir.
Birden fazla kadınla evli olanlar için hayatın gerçekleri de şöyle dile
getirilmektedir:
"Adaletli davranmaya hırs gösterseniz de kadınlar arasında adalet
yapmaya gücünüz yetmez. Ancak bir tarafa kalben tamamen meylederek
diğerini as-kıdaymış gibi bırakmayın. Eğer kendinizi düzeltir ve
haksızlıktan sakınırsanız bilin ki Allah şüphesiz çok bağışlayan ve
merhamet edendir." (4/129)
Yine kadınlara tanınan haklardan biri de boşanan kadınlara nasıl
davranılacağı ile ilgili konudur: "Boşadığınız kadınları kendi
oturduğunuz yerde oturtun. Onları sıkıntıya sokmak için zarar vermeye
kalkmayın. Şayet hamile iseler doğumlarını yapana kadar geçimlerini
sağlayın. Çocuğu sizin için emzirirlerse, onlara ücretlerini ödeyin.
Aranızda uygun bir şekilde anlaşın. Eğer güçlükle karşılaşırsanız çocuğu
başka bir kadın da emzirebilir." (65/6)
"Varlıklı olan kimse nafakayı varlığına göre versin. Rızkı ancak kendine
yetecek kadar olan kimse de nafakayı Allah'ın kendisine verdiğinden
versin. Allah kimseyi kendisine verdiğinden daha fazlasından sorumlu
tutmaz. Allah her güçlükten sonra bir kolaylık verir." (65/7)
Boşanma şekillerinden birisi de zıhar yapmaktır. Zıhar: Cahiliye
döneminde var olan bir boşanma şeklidir ki bir kimse hanımına "sen bana
anamın sırtı gibisin" demesidir. Bunun açık ifadesi bizim Türkçe’deki
"sen artık benim anam bacımsın" yani onlar gibi artık bana eş olamazsın
diyerek karısını boşamaya kalkması gibidir. İslam'ın gelmesiyle bir çok
şeyin değiştirildiği gibi bu konuda böyle kabul edilmiyor ve hükmü şöyle
açıklanıyor:
"İçinizde kadınlarına zıhar yapanlar bilsinler ki , hanımları onların
anneleri değildir. Anneleri onları doğurandır. Onlar kötü ve yamuk bir
söz söylemektedirler. Allah şüphesiz affedendir bağışlayandır."
"Hanımlarına zıhar yapıp sonra sözlerinden dönenlerin, hanımlarıyla
temas etmeden önce bir köle azat etmeleri gerekir. Size verilen öğüt
budur. Allah işlediklerinizden haberdardır."
"Bunu bulamayan hanımıyla temastan önce, iki ay oruç tutsun. Buna gücü
yetmeyen, altmış fakiri do-yursun. Bu Allah ve Resulüne inanmanız
içindir." (58/2,3,4)
Kadınlarla ilgili bir diğer konu da mirasçı olma hususudur. İnsanın mala
düşkünlüğü sebebiyle zor kullanarak kadını evliliğe razı edip, malına
konmaya çalışanlar için Rabbimizin uyarısı şöyledir:
"Ey iman edenler, kadınlara zorla mirasçı olmanız size helal değildir.
Apaçık edepsizlik yapmadıkça, onlara verdiğinizin bir kısmını geri almak
için onları sıkıştırmayın. Onlarla iyi geçinin. Eğer onlardan
hoşlanmıyorsanız, Allah hoşlanmadığınız bir şeyi çok hayırlı kılmış
olabilir. "(4/19 ) Bu ifadeye gereken dikkati göstermemiz gerekir.
Eşinin bir kusurunu öne çıkartarak problem eden insanlar için iyi bir
uyarıdır. Dünyada kusursuz dost arayan dostsuz kaldığı gibi; kusursuz eş
arayan da eşsiz kalacaktır. Kime gitseniz ağzı dili vardır. Kimse
kusursuz güzel değildir. Elinizde olanın kıymetini bilin demektir.
İnsan her kadınla evlenemez. Çünkü evlenilmesi haram olan kadınlar da
vardır. Bunlarda ilahi kelamda şöyle belirtilmektedir:
"Babalarınızın evlendiği kadınlarla evlenmeyin. Ancak geçen geçmiştir.
Şüphesiz bu çirkin ve iğrenç bir şeydir, kötü bir yoldur."
"Sizlere analarınız, kızlarınız, kızkardeşleriniz, halalarınız,
teyzeleriniz, kardeş kızları, kız kardeş kızları, sizi emziren süt
anneleriniz, süt kardeşleriniz, kadınlarınızın anneleri, kendileri ile
zifafa girdiğiniz kadınlarınızdan olup yanınızda bulunan üvey
kızlarınız, -anneleriyle cinsel ilişkide bulunmadan boşandığınız
takdirde kızlarıyla evlenmede size bir engel yoktur.- Öz oğullarınızın
eşleri ve iki kız kardeşi bir arda almak haram kılındı. Ancak geçmişte
olanlar artık geçmiştir. Şüphe yok ki Allah çok bağışlayan ve merhamet
edendir." (4/22,23)
"Savaş yoluyla sahip olduklarınız hariç evli kadınlarla evlenmeniz de
size haram kılındı. Bunlar Allah'ın üzerinize farz kıldığı hükümlerdir.
Bunların dışındakileri, zinadan kaçınarak iffetli yaşamak üzere,
mallarınızla istemeniz size helal kılındı. Onların hangisinden
yararlanırsanız mehirlerini veriniz. Bununla birlikte mehirin
belirlenmesinden sonra karşılıklı olarak, razı olacağınız bir hususta
(anlaşmanız da) size bir sorumluluk yoktur. Şüphesiz Allah her şeyi
bilendir, hikmet sahibidir."(4/24)
Sizlerle olan beraberliğimizin sonuna geldiğimiz şu satırlarda şunu da
söylemeyi gerekli görüyoruz: Bizim bu vesile ile Kur'andaki aile
hayatıyla ilgili ulaşabildiğimiz ve dergimizin satırlarına sığdırmaya
çalıştığımız ayetler bunlardır. Ancak deruni bir bilginin sahibi olmak
için tüm Kur’an’ın altı çizilerek okunması gerekir. Kur'an bir bütün
olarak yaşanmasını istediği İslami bir hayatın rehberliği için
gönderilmiş bir kitaptır. Bizler Allah'ın rızasına uygun bir yaşamı o
bütünü bilerek ve yaşayarak elde edeceğimizin bilincinde olmalıyız. Bu
bilinç Kur'an'ı gereği gibi okumakla oluşacaktır. Bu bağlamda 2/121, ve
57/16. ayetlerini okuyarak şunun düşünülmesini istiyoruz :
"Kendilerine kitap verdiklerimizden kitaba iman edenler, O'nu okunması
gerektiği gibi okurlar. İnkar edenler ise hüsrana uğrayanlardır."(2/121)
"Kendilerine indirilen gerçek sebebiyle iman edenlerin Allah'ın
zikriyle/KUR'AN ile kalplerinin titreme zamanı gelmedi mi? Onlar
kendilerinden önce kitap verilenler gibi olmasınlar. -Onların
üzerlerinden uzun zaman geçti de kalpleri katılaştı- ; Onların çoğu
yoldan çıkmış fasık kimselerdir." (57/16) Artık inandığını
söyleyenlerin, Kur'an’ı gereği gibi okuyup gönüllerinin titreme
zamanının geldiğine inanıyoruz…!
Ne güzel Mevla ve ne güzel Yardımcı. Kullarına olan sonsuz merhametiyle
bunca hadisenin hükmünü gözlerimizin önüne sererek yolumuzu
göstermektedir. Bu yoldan razı olanlara ve bunu kendisine yol edinip
yaşayanlara selam olsun diyor, hepimizi Allah'a emanet ediyoruz… |