Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sayı 324 | Aralık  2005

                   

 

 


Kızılderili Şef Seattle’ın Konuşması

1851 yılında Washington'un Puget Sound bölgesinde yaşayan Suquamish ve diğer Kızılderili kabilelere, iki milyon dönüm toprağın satışı için 150.000 dolar karşılığı ikna edildi. Squamish kabilesi şefi Seattle manevi yönü güçlü ve düşüncelerini rahatça ifade edebilen biriydi. O dönemde yaptığı düşünülen konuşma aşağıdaki gibidir:

"Gökyüzü nasıl alınır ya da satılır, ya toprakların sıcaklığı? Bu düşünce bize yabancıdır. Eğer havanın tazeliğine, suyun şarıltısına sahip değilsek onu bizden nasıl satın alabilirsiniz? Bu yerin her parçası benim halkım için kutsaldır.

Güneşte parlayan her bir çam ağacının, kumsaldaki her bir kum tanesinin, karanlık ormanların üze-rindeki sisin, vızıldayıp duran her bir böceğin halkımın anılarında kutsal bir anlamı var. Ağaçların gövdesindeki su, kızılderilinin anılarını taşır.

Beyazların ölüleri, yıldızların arasında gezmek için uzaklara giderken doğdukları toprakları unuturlar. Fakat bizim ölülerimiz bu güzel dünyayı asla unutmazlar, çünkü o kızılderililerin annesidir.

Biz toprağın parçasıyız ve o da bizim parçamız.

Hoş kokulu çiçekler kızkardeşlerimiz bizim, geyik, at, büyük kartal da erkek kardeşlerimiz. Yüksek kayalıklar, çayırlardaki sular, atların sıcaklığı ve insanlar hepsi aynı aileye aittir.

Washington'daki büyük şef topraklarımızı satın almak istediğini bildiriyor, bizden çok şey istiyor. Büyük şef bize kendi kendimize rahatça yaşayabileceğimiz bir yer ayıracağını da haber veriyor.

O bizim babamız, biz de onun çocukları olacağız. Bu yüzden teklifinizi değerlendireceğiz. Fakat bu kolay olmayacak. Çünkü bu topraklar bizim için kutsal. Nehirlerde parıldayıp akan sadece su değildir, onlar bizim atalarımızın kanıdır.

Eğer bu toprakları size satarsak, onların kutsal olduğunu hatırlamalısınız ve çocuklarınıza öğretmelisiniz göllerin sularında oynaşan yansımaların benim halkımın hatıralarını anlattığını. Suların çıkardığı sesler benim atalarımın sesleridir. Irmaklar bizim kardeşlerimizdir, onlar bizim susuzluğumuzu giderirler. Onlar kanolarımızı taşır, çocuklarımızı beslerler.

Eğer bu toprakları size satarsak, onların kutsal olduğunu hatırlamalısınız ve çocuklarınıza öğretmelisiniz, ırmaklar bizim kardeşlerimizdir, ve sizin de, ve bundan böyle onlara kardeşinize gösterdiğiniz şefkati göstermelisiniz.

Biz beyaz adamın yöntemimizi anlamadığını biliriz. Toprağın her parçası onun için birdir, çünkü o gece gelen ve topraktan istediğini alıp giden bir yabancıdır. Toprak onun kardeşi değil düşmanıdır, onu elde ettikten sonra daha ileriye gider. Babalarının mezarlarını geride bırakır ve onlarla bir daha ilgilenmez.

O toprağı çocuklarından çalar ve gene ilgilenmez. Babalarının mezarları ve çocuklarının doğum hakkı çabukça unutulur. O, annesi olan toprağa ve kardeşi olan gökyüzüne, satılacak, talan edilecek şeyler gibi, koyunlar ya da parlak inciler gibi davranır. Onun açlığı dünyayı yutacak ve geride sadece bir çöl kalacak!

Anlamıyorum. Bizim yolumuz sizinkinden farklıdır.

Sizin şehirlerinizin görüntüsü kızılderilinin gözlerini ağrıtır. Belki bu onun bir vahşi olmasından ve anlayamamasından ileri gelir!

Beyazların şehirlerinde sessizlik denen bir şey yoktur. Orada ilkbaharda oluşan yaprakların seslerini ya da bir böceğin vızıltısını işitecek bir yer yoktur. Fakat bütün bunlar benim bir vahşi olmamdan ve bunları anlayamamamdandır. Gürültü sadece kulaklara zarar verir gibi görünüyor. Yalnız bir kuşun ötüşünü ya da geceleyin su başında kurbağaların bağırışlarını işitmedikten sonra bir adam için ha-yatın ne anlamı vardır.

Ben kızılderili bir adamım ve bunu anlamıyorum. Bir kızılderili gölün üstünden esen rüzgârın yumuşak sesini sever, ve öğleyin yağan yağmurun temizlediği, taze çam yapraklarının ağırlaştırdığı rüzgarın kendi kokusunu.

Kızıl adam için hava kıymetlidir, çünkü her şey aynı havayı paylaşır, hayvan, ağaç ve insan, hepsi aynı havayı solur. Beyaz adam teneffüs ettiği havanın farkında değilmiş gibi görünüyor. Bir kaç gün önce ölmüş bir adam gibi, kötü kokulara karşı hissizleşmiştir.

Fakat eğer biz size topraklarımızı satarsak, havanın bizim için kıymetli olduğunu unutmamalısınız çünkü hava hayatta tuttuğu her şeyle ruhunu paylaşır. Rüzgâr atalarımıza ilk nefeslerini vermişti ve son nefeslerini de alan odur.

Eğer biz topraklarımızı size satarsak, onu ayrı ve kutsal bir yer olarak korumalısınız ki beyaz adam bile orada rüzgarı hissedip çayırlardaki çiçeklerin tadını alabilsin.

Sizin toprakları satın alma teklifinizi değerlendireceğiz. Eğer kabul etmeye karar verirsek, bir şartım olacak: Beyaz adam bu toprağın hayvanlarına kardeşleri gibi davranmalıdır.

Ben bir vahşiyim ve diğer bir yolu anlamıyorum.

Ben şimdiye kadar çayırlarda çürümüş binlerce buffalo gördüm, trenle geçerken beyaz adamın ateş edip geride bıraktığı. Ben bir vahşiyim ve anlamıyorum, nasıl, duman tüten demir at, bizim sadece hayatta kalmak için öldürdüğümüz bir buffalodan daha önemli olur. Hayvanlar olmadan insan ne yapar? Eğer bütün hayvanlar gitmiş olsaydı, insan, ruhunun büyük yalnızlığından dolayı ölecekti. Hayvanların başına gelenler çok geçmeden insanların da başına gelecektir. Her şey birbirine bağlıdır.

Sizler çocuklarınıza ayaklarını besleyen toprakların, atalarınızın külleri olduklarını öğretmelisiniz. Toprağın yakınlarımızın hayatlarıyla zenginleştiğini onlara anlatın, böylece toprağa saygı göstereceklerdir. Toprağın annemiz olduğunu, bizim çocuklarımıza öğrettiğimiz gibi çocuklarınıza öğretin.

Toprağın başına gelenler, onun oğullarının da başına gelir. Biz biliyoruz ki, toprak insana değil, insan toprağa aittir. Bunu biliyoruz. Herşey birbirine bağlıdır, tıpkı bir aileyi birleştiren kan gibi. Herşey bağlıdır. Toprağın başına gelen oğullarının da başına gelir. İnsan hayatı dokumamıştır, onun içinde yalnız bir liftir. O dokuya ne yaparsanız, bunu kendinize yaparsınız.

Onlarla dostun dostla konuştuğu gibi konuşan bir Tanrıya sahip olan beyaz adam bile, ortak kaderden kaçamaz. Belki biz hep kardeşleriz.

Göreceğiz.

Bir şeyi biliyoruz, ki beyaz adam da bir gün keşfedecek, bizim Tanrımız da aynı Tanrıdır. Siz belki bizim topraklarımıza sahip olmayı düşündüğünüz gibi O'na da sahip olduğunuzu düşünüyorsunuz, fakat olamazsınız. O insanların Tanrısıdır, kızılderililerin de beyazların da. Bu topraklar O'nun için kıymetlidir ve toprağa zarar vermek onu yaratanı hor görmektir.

Beyazlar da bir gün bu dünyadan gideceklerdir, belki de bütün kabilelerden daha çabuk. Yataklarınızı kirletmeye devam edin, bir gece kendi çöplerinizin içinde boğulacaksınız.

Fakat batışınızda her tarafa parlak bir ışık yayacaksınız, bu, sizi bu topraklara getiren ve özel amaçlarla size bu ülkeye ve kızılderili adama hakim olmanızı emreden Tanrının kudretinden gelecektir.

Bütün bizonlar öldürüldükten sonra, yaban atları evcilleştirildikten, ormanların gizli köşeleri binlerce insanın ağır kokusuyla dolduktan ve sevimli tepelerin görüntüsü konuşan tellerle kirletildikten sonra, kader bizim için muammadır."

Kaynak: http://www.nativeamericans.com/ChiefSeattle.htm

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...