|

Kızılderili Şef Seattle’ın Konuşması
1851 yılında Washington'un Puget Sound
bölgesinde yaşayan Suquamish ve diğer Kızılderili kabilelere, iki milyon
dönüm toprağın satışı için 150.000 dolar karşılığı ikna edildi. Squamish
kabilesi şefi Seattle manevi yönü güçlü ve düşüncelerini rahatça ifade
edebilen biriydi. O dönemde yaptığı düşünülen konuşma aşağıdaki gibidir:
"Gökyüzü nasıl alınır ya da satılır, ya toprakların sıcaklığı? Bu
düşünce bize yabancıdır. Eğer havanın tazeliğine, suyun şarıltısına
sahip değilsek onu bizden nasıl satın alabilirsiniz? Bu yerin her
parçası benim halkım için kutsaldır.
Güneşte parlayan her bir çam ağacının, kumsaldaki her bir kum tanesinin,
karanlık ormanların üze-rindeki sisin, vızıldayıp duran her bir böceğin
halkımın anılarında kutsal bir anlamı var. Ağaçların gövdesindeki su,
kızılderilinin anılarını taşır.
Beyazların ölüleri, yıldızların arasında gezmek için uzaklara giderken
doğdukları toprakları unuturlar. Fakat bizim ölülerimiz bu güzel dünyayı
asla unutmazlar, çünkü o kızılderililerin annesidir.
Biz toprağın parçasıyız ve o da bizim parçamız.
Hoş kokulu çiçekler kızkardeşlerimiz bizim, geyik, at, büyük kartal da
erkek kardeşlerimiz. Yüksek kayalıklar, çayırlardaki sular, atların
sıcaklığı ve insanlar hepsi aynı aileye aittir.
Washington'daki büyük şef topraklarımızı satın almak istediğini
bildiriyor, bizden çok şey istiyor. Büyük şef bize kendi kendimize
rahatça yaşayabileceğimiz bir yer ayıracağını da haber veriyor.
O bizim babamız, biz de onun çocukları olacağız. Bu yüzden teklifinizi
değerlendireceğiz. Fakat bu kolay olmayacak. Çünkü bu topraklar bizim
için kutsal. Nehirlerde parıldayıp akan sadece su değildir, onlar bizim
atalarımızın kanıdır.
Eğer bu toprakları size satarsak, onların kutsal olduğunu
hatırlamalısınız ve çocuklarınıza öğretmelisiniz göllerin sularında
oynaşan yansımaların benim halkımın hatıralarını anlattığını. Suların
çıkardığı sesler benim atalarımın sesleridir. Irmaklar bizim
kardeşlerimizdir, onlar bizim susuzluğumuzu giderirler. Onlar
kanolarımızı taşır, çocuklarımızı beslerler.
Eğer bu toprakları size satarsak, onların kutsal olduğunu
hatırlamalısınız ve çocuklarınıza öğretmelisiniz, ırmaklar bizim
kardeşlerimizdir, ve sizin de, ve bundan böyle onlara kardeşinize
gösterdiğiniz şefkati göstermelisiniz.
Biz beyaz adamın yöntemimizi anlamadığını biliriz. Toprağın her parçası
onun için birdir, çünkü o gece gelen ve topraktan istediğini alıp giden
bir yabancıdır. Toprak onun kardeşi değil düşmanıdır, onu elde ettikten
sonra daha ileriye gider. Babalarının mezarlarını geride bırakır ve
onlarla bir daha ilgilenmez.
O toprağı çocuklarından çalar ve gene ilgilenmez. Babalarının mezarları
ve çocuklarının doğum hakkı çabukça unutulur. O, annesi olan toprağa ve
kardeşi olan gökyüzüne, satılacak, talan edilecek şeyler gibi, koyunlar
ya da parlak inciler gibi davranır. Onun açlığı dünyayı yutacak ve
geride sadece bir çöl kalacak!
Anlamıyorum. Bizim yolumuz sizinkinden farklıdır.
Sizin şehirlerinizin görüntüsü kızılderilinin gözlerini ağrıtır. Belki
bu onun bir vahşi olmasından ve anlayamamasından ileri gelir!
Beyazların şehirlerinde sessizlik denen bir şey yoktur. Orada ilkbaharda
oluşan yaprakların seslerini ya da bir böceğin vızıltısını işitecek bir
yer yoktur. Fakat bütün bunlar benim bir vahşi olmamdan ve bunları
anlayamamamdandır. Gürültü sadece kulaklara zarar verir gibi görünüyor.
Yalnız bir kuşun ötüşünü ya da geceleyin su başında kurbağaların
bağırışlarını işitmedikten sonra bir adam için ha-yatın ne anlamı
vardır.
Ben kızılderili bir adamım ve bunu anlamıyorum. Bir kızılderili gölün
üstünden esen rüzgârın yumuşak sesini sever, ve öğleyin yağan yağmurun
temizlediği, taze çam yapraklarının ağırlaştırdığı rüzgarın kendi
kokusunu.
Kızıl adam için hava kıymetlidir, çünkü her şey aynı havayı paylaşır,
hayvan, ağaç ve insan, hepsi aynı havayı solur. Beyaz adam teneffüs
ettiği havanın farkında değilmiş gibi görünüyor. Bir kaç gün önce ölmüş
bir adam gibi, kötü kokulara karşı hissizleşmiştir.
Fakat eğer biz size topraklarımızı satarsak, havanın bizim için kıymetli
olduğunu unutmamalısınız çünkü hava hayatta tuttuğu her şeyle ruhunu
paylaşır. Rüzgâr atalarımıza ilk nefeslerini vermişti ve son nefeslerini
de alan odur.
Eğer biz topraklarımızı size satarsak, onu ayrı ve kutsal bir yer olarak
korumalısınız ki beyaz adam bile orada rüzgarı hissedip çayırlardaki
çiçeklerin tadını alabilsin.
Sizin toprakları satın alma teklifinizi değerlendireceğiz. Eğer kabul
etmeye karar verirsek, bir şartım olacak: Beyaz adam bu toprağın
hayvanlarına kardeşleri gibi davranmalıdır.
Ben bir vahşiyim ve diğer bir yolu anlamıyorum.
Ben şimdiye kadar çayırlarda çürümüş binlerce buffalo gördüm, trenle
geçerken beyaz adamın ateş edip geride bıraktığı. Ben bir vahşiyim ve
anlamıyorum, nasıl, duman tüten demir at, bizim sadece hayatta kalmak
için öldürdüğümüz bir buffalodan daha önemli olur. Hayvanlar olmadan
insan ne yapar? Eğer bütün hayvanlar gitmiş olsaydı, insan, ruhunun
büyük yalnızlığından dolayı ölecekti. Hayvanların başına gelenler çok
geçmeden insanların da başına gelecektir. Her şey birbirine bağlıdır.
Sizler çocuklarınıza ayaklarını besleyen toprakların, atalarınızın
külleri olduklarını öğretmelisiniz. Toprağın yakınlarımızın hayatlarıyla
zenginleştiğini onlara anlatın, böylece toprağa saygı göstereceklerdir.
Toprağın annemiz olduğunu, bizim çocuklarımıza öğrettiğimiz gibi
çocuklarınıza öğretin.
Toprağın başına gelenler, onun oğullarının da başına gelir. Biz
biliyoruz ki, toprak insana değil, insan toprağa aittir. Bunu biliyoruz.
Herşey birbirine bağlıdır, tıpkı bir aileyi birleştiren kan gibi. Herşey
bağlıdır. Toprağın başına gelen oğullarının da başına gelir. İnsan
hayatı dokumamıştır, onun içinde yalnız bir liftir. O dokuya ne
yaparsanız, bunu kendinize yaparsınız.
Onlarla dostun dostla konuştuğu gibi konuşan bir Tanrıya sahip olan
beyaz adam bile, ortak kaderden kaçamaz. Belki biz hep kardeşleriz.
Göreceğiz.
Bir şeyi biliyoruz, ki beyaz adam da bir gün keşfedecek, bizim Tanrımız
da aynı Tanrıdır. Siz belki bizim topraklarımıza sahip olmayı
düşündüğünüz gibi O'na da sahip olduğunuzu düşünüyorsunuz, fakat
olamazsınız. O insanların Tanrısıdır, kızılderililerin de beyazların da.
Bu topraklar O'nun için kıymetlidir ve toprağa zarar vermek onu yaratanı
hor görmektir.
Beyazlar da bir gün bu dünyadan gideceklerdir, belki de bütün
kabilelerden daha çabuk. Yataklarınızı kirletmeye devam edin, bir gece
kendi çöplerinizin içinde boğulacaksınız.
Fakat batışınızda her tarafa parlak bir ışık yayacaksınız, bu, sizi bu
topraklara getiren ve özel amaçlarla size bu ülkeye ve kızılderili adama
hakim olmanızı emreden Tanrının kudretinden gelecektir.
Bütün bizonlar öldürüldükten sonra, yaban atları evcilleştirildikten,
ormanların gizli köşeleri binlerce insanın ağır kokusuyla dolduktan ve
sevimli tepelerin görüntüsü konuşan tellerle kirletildikten sonra, kader
bizim için muammadır."
Kaynak: http://www.nativeamericans.com/ChiefSeattle.htm |