|

İmparatorluktan Korkmamak
Frank Unger
Taz, 01.08.2005
Çev.: Kamil Cengiz
taz: Sayın
Münkler, yeni kitabınızda İmparatorlukları göklere çıkarıyorsunuz. Siz
bir emperyalist misiniz?
Herfried Münkler: Hayır, çünkü bu bağlamda kavram çok negatif yüklü.
Fakat soğukkanlı bir ana-liz için kavrama ahlaki içerik fazla
yüklenmemeli. Bu nedenle kitabı İmparatorluk kavramıyla bağlantısı
kurulan negatif önyargılara karşı kaleme aldım.
Eşit haklara sahip devletlerden müteşekkil bir dünya arzu edilemez diye
yazıyorsunuz. Neden?
Çünkü sürekli övülen çok kutupluluk benim tüylerimi diken diken ediyor.
Soğuk Savaş döneminde iki aktörlü bir bakışta ihata edilebilecek bir
çoklu yapı mevcuttu. Eğer şimdi ABD, Avrupa, Rusya, Çin ve bir başka
güçle birlikte Beşli Gurup ortaya çıkarsa bu güvenlik politikası
açısından ABD'nin tepede yer aldığı bir süper yapıdan daha rizikolu
olur.
Eğer İmparatorluk modelini tercih ediyorsanız, o zaman Bush Amerikası
sizin tasavvurlarınıza uyuyor mu?
İmparatorluklar eğer parçalarını ve çevrelerini enteg-re edebilirlerse
ve bunları belli ölçüde karar alma süreçlerine katabilirlerse istikrar
sağlamada çok başarılı olurlar. Bu durum Bush yönetiminde söz konusu
değil. Bu bakımdan şu an bir emperyal düzen mevcut, fakat
Washington'daki aktörleri onu sinirli ve düzensiz yönetiyorlar. Bu
tatmin edici bir durum değil.
Diğer taraftan Avrupalıları yanlış beklentilerle emperyal lider güce
yaklaştıklarını iddia ederek suçluyorsunuz.
Avrupalılar dünya siyasetindeki yapıları çok-merkezli bir devletlilik
modeliyle görüyorlar. Sanki dünyanın her tarafında kendi topraklarında
hukuk ve emniyeti garanti eden istikrarlı devletler varmış gibi.
İstikrar refah bölgelerinin dışında büyük çoğunlukta söz konusu değil.
Şimdi şu söylenebilir: O zaman bu dev-letlerde istikrarlı bir
devletlilik oluşturulmalı. Fakat Avrupalılar bunu gerçekleştirebilmek
için kaynak tekniği bakımından yetersizler.
Fakat bu Amerika'yı da asıyor.
Doğru. Fakat emperyal düzen başka bir prensibe göre işliyor. Onun
entegrasyon talebi uçlara doğru düz-leşiyor ve böylece daha az kaynak
kullanımıyla hareket edebiliyor. En azından prensipte böyle. Em-peryal
merkezin içinde hatalar yine de emperyal ge-rilmeye yol açabilir.
Irak savaşı böyle bir hata mıydı?
Zor bir soru. Washington'daki siyasi yönetim kesin olarak imkanlarını
gözünde büyüttü. Fakat ABD'nin tepki verdiği problemi ciddiye almak
lazım. Amaç, bu durumda olduğu gibi, petrol gibi stratejik ürünlerin
siyasi ihraç şartlarına bağımlı olmamasıydı.
Şunu mu söylemek istiyorsunuz: Irak savaşı petrol için yapılmış bir
savaştı ve böyle savaşları yapmak meşrudur?
"Bu petrol için bir savaştı" denilince bununla ABD'nin Irak'taki petrolü
kendi zimmetine geçirmek istediği kasdediliyor. Bu kesinlikle emperyal
düzenin mantığı içinde yer almıyor. Bu, kaynak kontrolünü askeri
araçlarla gerçekleştiren Nazi Almanyasının modeli olur. Buna karşın
Amerikan imparatorluğu sadece kaynakların pazar şartlarında piyasaya
sürülmesini garanti altına alıyor. Böylece stratejik kaynaklar için
savaşların yapılmaması garanti altına alınıyor, zira onları satın almak
mümkün oluyor.
Irak petrole ulaşımı ciddi olarak tehdit etti mi?
Böyle bir değerlendirmeye İran'a karşı 1980'de yapılan savaşı, Kuveyt'e
karşı 1991'deki saldırıyı ve Suudi-Arabistan'a yönelik bir saldırı
tehlikesini birlikte düşünüldüğünde varılabilir.
Ve neden resmi savaş sebebi olarak kitle imha silahlarından bahsedildi?
11 Eylül saldırılarından sonra belki bu argümanın Amerikan kamuoyunda
daha kolay iletişimi sağlayacağına inanıldığından olabilir.
ABD'ye Irak'tan bir çıkış yolu gösterebilecek tarihi örnekler görüyor
musunuz?
Roma'lı kayzer Augustus, Cermen bölgelerindeki ormanlarda tattığı
yenilgiden sonra sınır çizgisini basit bir şekilde geri çekti ve şunu
söyledi: Onları biz kendi hallerine bırakıyoruz. Bu çözüm cazibeli
değil, fakat emperyal hikmet açısından daha uygun. Amerikalılar
Somali'de böyle yaptılar. Bu, Irak'ta bölgenin stratejik öneminden
dolayı olmuyor.
Alternatif nedir?
İran'a bölgesel bir düzenleyici güç rolünü vermek, yani Şah'ın
yıkılışına kadar Amerikan "Grand Strategy" (Büyük Strateji) de oynadığı
rolü vermek.
Fundamentalist komşuya daha fazla nüfuz tanıma tasavvuru da iştah açıcı
değil.
Dünyayı ideal politik bir gözlükle görürseniz dediğiniz dogru. Fakat
reel politik açısından bu alternatiften vazgeçemeyeceksiniz.
Avrupalılara alt-imparatorluk rolü biçiyorsunuz. Bununla neyi ifade
etmek istiyorsunuz?
Alt-imparatorluk emperyal süper yapının bölgesel düzenleyici
vazifelerinden kurtulması demektir. Bu konuda onun yükünün
hafifletilmesi gerekir. Roma İmparatorluğu gibi çok geniş yayılım
alanına sahip imparatorluklar hep böyle alt merkezlere sahiptiler, gerçi
bunların kopma tandansı yüksekti. Böyle bir çözülmenin rizikosu bugün
çok daha az, çünkü uzak mesafeler modern teknoloji sayesinde
küçülmüştür.
Balkanlarda Avrupalılar kendi düzenleyici vazifelerini yerine
getiremediler.
Belki bundan ders çıkarabilirler ve kendilerini sınırlı bölgelerinde bu
tür başarısızlıkları önlemeye ayarlayabilirler. Emperyal düzenlerin
klasik bir unsuru koruma garantilerinin verilmesidir. Uzun süreli olan
bütün imparatorluklar uçlarını yağmalamadılar, onlara bir şey sundular:
Emperyal barış bölgesine katılım.
Yani AB'nin genişleme süreciyle yaptığı şey mi?
Avrupalıların halen öğrenmeleri gereken noktalardan biri de budur.
Sürekli yeni üyelerin tam entegras-yonuyla AB sadece ekonomik
kapasitesinin değil, fakat öz bölgelerdeki halklarının benimseme ve
onaylamasının sınırına gelmiş bulunmaktadır. Bu yüzden Avrupalıların,
nihai bir entegrasyon durumu meydana getirebilmek için uçlarını
düzleştirmeleri gerekiyor.
Nihai ne demek?
Avrupa uçlara doğru düzleşen entegrasyon şekilleri bulmak zorundadır -
mevcut olan bu doğrultudaki anlaşmaların ötesine geçerek. Bir gün
Wladiwostok'a ulaşılacak bir politika yapılamaz. Problem Afrika'nın
kuzey sahilleri, Beyaz Rusya ve Ukrayna, özellikle güneydoğu alanı.
O halde siz de Heinrich August Winkler gibi Türkiye için imtiyazlı
ortaklık istiyorsunuz?
Kesinlikle hayır. Türkiye konusunda tam bir üyelik gerekir. Sırf
Ortadoğu'daki ve Kafkaslar'daki çatışmaların birbirine doğru akmasını
engellemek için bile bu gerekli. Winkler bu sorunu kimlik politikası
açısından tartışıyor. Bunu seksenli yılların sonuna kadar yapmak
mümkündü. Şimdi Avrupalılar öyle bir noktaya geldiler ki, artık böyle
bir göbek bağı imkansızdır. Onlar kendilerini imparatorluk pozisyonuna
oturtmadan emperyal bir vazife üstlenmek zorundadırlar.
Siz uçların düzleştirilmesinden bahsediyorsunuz. Şu an ise Batı'lı refah
bölgesi kendisini kalelerle kapatıyor. Mesela Meksika'ya karşı ya da
doğu sınırında Po-lonya'dan.
Böylesi duvarlar her zaman için emperyal düzenler için zayıf
noktalardır. Emperyal sınırlar geçişli olmalı. Yeni bir Afrika
politikasının denenmesi bu problemin görüldüğünün ve Avrupa'nın güney
sınırında durumun hassas olarak değerlendirildiğinin kanıtıdır.
Yabancı işçiler tartışmasına bakıldığında Avrupa halklarının keskin
sınırlar talep ettiğini gösteriyor.
Sınırlardan arındırılmış alanların içinde refahın korunması kapalı ulus
devletlilik durumlarınkinden farklı gerçekleşmektedir. Bu konuda ortaya
çıkan zorluklar şu an Almanya'da seçim tartışmalarında gündeme
getiriliyor. 1989/90 öncesi duruma özlemler mobilize olmaktadır. Kim
eski ulus-devlet teşekkülüne geri dönülebileceğini düşünüyorsa, o böyle
sınırları da istiyor.
O halde emperyal düzenin alternatifi milliyetçilik mi?
Evet böyle söylenebilir. Gerçi bizim post-kahramanlılık toplumumuzda
milliyetçi talepler dışarıya karşı saldırgan bir tutumla yansımıyor.
Fakat yabancıları kabul etmeyen bir refah emniyeti formunda. Bu
milliyetçiliğin geri çekilme pozisyonudur, ancak bundan yine de ciddi
bir saldırganlık çıkabilir.
Siz kitabınızda çevrimsel bir tarih modelini benimsi-yorsunuz. Dünyada
bir ilerleme yok mudur?
Medeniyetsel bir gelişmenin olduğunu inkar etmek istemiyorum. Bu,
imparatorlukların tarihinin sürekli çevrimsel gerçekleştiğini
değiştirmez. ABD'de seksenli yılların başında yaygın olan depresif
atmosferi düşünün, o an çevrimin en alt çizgisindeydiler. Bugün ABD yeni
bir çevrimde ve ben zirveyi aştıklarını göremiyorum.
Buna göre siyasetin görevi çöküşü ertelemek. Bu mütevazi hedefin seçim
kampanyalarında iletilebilmesi mümkündür?
İllüzyonların parti siyasetleriyle mobilize edilmesi bir şeydir. Diğeri,
daha büyük bağlamların siyasi teori açısından gözlemlenmesidir ki, ben
buna dünya hakimiyetinin mantığı diyorum. Uygun durumda halkların
beklentileri arka plan müziğidir. Uygun olmayan durumlarda
imparatorluğun düzen hikmetinin gerçekleşmemesini beraberinde getirir.
Sayın Münkler, siz Makyavelli-uzmanları olarak kabul ediliyorsunuz. Siz
bir makyavelist misiniz?
Makyavelist değilim. Fakat eşyaya arı duru bakmaya gayret eden
birisiyim. Makyavelli'nin düşünceleri bu konuda yardımcı olabilir. |