|

Düşmanınızı Adıyla Açıklayın!
A.Cihan Soylu / 26.09.2005 / Evrensel
Cumhurbaşkanı A. Necdet Sezer ve Genelkurmay Başkanı H. Özkök, son
günlerde, “ülkenin parçalanmaya götürülmesini hedef alan bir çatışma
ortamının yaratılmak istendiği” yönündeki açıklamalarını birkaç kez
tekrarladılar. Cumhurbaşkanı Sezer, “... Türkiye ne yazık ki birlik ve
kardeşliğin, toplumsal barışın yerini gerginliğin ve çatışmanın aldığı,
geleceğimiz yönünden büyük tehlike oluşturan ortama çekilmeye
çalışılıyor” diyor ve Özkök, “özellikle ‘etnik milliyetçilikle’ ulusal
kimliğimizin ve üniter yapımızın ayrıştırılmaya ve bizleri bir arada
tutan ortak değerlerimizin aşındırılmaya çalışıldığı bir ortam”dan söz
ediyor. Ardından da tekrarlana tekrarlana artık aşınmış ve dikkat
çekilen “ortam”ın oluşmasına neden olmuş devlet söylemi, devletin bu
‘birinci elden’ yöneticileri tarafından bir kez daha yineleniyor ve
tehditler sıralanıyor: Özkök, “hiçbir kayıt ve şart altında ayrılık
kabul etmez bir kütle” vurgusunu tekrarlıyor ve “Anayasa’da da
somutlaşmış Atatürk milliyetçiliği”ni, “ulusal varlığın çimentosu ve
geleceğin en büyük güvencesi” olarak bir kez daha taçlandırıyor.
Cumhur-başkanı da, “Türkiye’nin istikrarını, birliğini bozmaya, barışa,
huzura ve bölünmez bütünlüğüne zarar vermeye, hiç kimsenin gücünün
yetmeyeceğini bir kez daha” yine-liyor, “terör olayları ve kimi
tanımlamalar yapılarak, sokak gösterileriyle gündemde tutulmak istenen
etnik ve irticai temele dayalı gruplaşmalar”dan söz ediyor ve
“bilinmelidir ki, devletimiz tekil devlet yapısını her koşulda koruyacak
kararlılık ve güçtedir. Ülkemize yönelebilecek tüm tehditler,
devletimizin kararlılığı, yurttaşlarımızın bilinçli çabaları, ulusumuzun
birlik ve beraberlik istenciyle engellenecektir” diye, noktayı koyuyor!
Üzerine konuşulan sorun ve onunla ilişkili olarak burada aktardığımız
devlet söylemi bakımından, “bilinmeyen” nedir? Bu söylemde ifadesini
bulan geleneksel anlayışın, “gelecek yönünden büyük tehlike oluşturan
ortam” için zemini de, koşulları da, araçları da uygun ve hazır hale
getirdiği üzerine, aslında söylenmeyen kalmamış gibidir. Kürtlerin
ulusal varlığının inkarına dayanan politikadaki ısrar da biliniyor.
“Bilinmeyen” ya da öyle gösterilmeye çalışılan, ülkeyi “tehlikeli bir
ortama çekmeye çalıştığı” belirtilenlerin kimliğidir! Her ne kadar
“terör” ve “sokak gösterileri” bağlantısı içinde Kürt ulusal demokratik
mücadelesi bir “bölücü tehdit” olarak gösteriliyorsa da, yukarıdaki
söylemin ısrarla tekrarında, adı açıkça anılmayan ama ima edilir gibi
gösterilmek istenen bir başka adres de var gibidir.
Peki bu “adres” neresidir; Türkiye, kim ya kimler tarafından “büyük
tehlike oluşturan ortama çekilmeye çalışılı-yor”? “İma” yollu söylenmeye
çalışılan örneğin ABD midir? Eğer böyleyse, devlet yöneticileri neden
açık konuşmuyor; daha da önemlisi ABD ile işbirliğini neden hâlâ çok
yönlü ve kesintisiz biçimde sürdürüyorlar. Amerikan emperyalist
haydutluğunun Irak’taki vahşeti sürdürmesine neden hâlâ destek veriyor;
İncirlik ve öteki hava üslerinin ve İskenderun-Mersin başta olmak üzere
limanların kullanımına neden olanak tanıyorlar. Kürt-Türk çatışması
üzerinden “Türkiye’nin bölünmesi tehlikesi”ne dikkat çeken ve “hiçbir
kayıt ve şart altında ayrılık kabul etmez kütle”den ulusal duyarlılık ve
direnç isteyen bu si-vil-asker üst bürokrasi, Amerikan emperyalizminin
bölgenin “haritasını yeniden oluşturma” anlamına gelen “Büyük- ya da
geniş- Ortadoğu Projesi”ne karşı ne yapmayı düşünmektedir? ABD’nin bu
projeyle neyi veya neleri hedeflediği Irak’ta açıklık kazandığına göre,
“ül-keye yönelebilecek tehditler”i önlemek için, gerekirse Amerikan
işgalcileriyle çatışacaklar, bunu göze alabilecekler midir?
“Büyük tehlike”den söz edenler açık konuşmak zorundadırlar. Düşman
olarak gördüklerini adıyla açıklamalı-dırlar. Yinelemekten başka bir şey
yapmadıkları tehditlerle hedeflenenin Kürtler ve ulusal hak eşitliği
talepli mücadeleleri olup-olmadığını, kitlelerin geniş kesimlerinin
anlamasına yardımcı olmalıdırlar! Yok eğer savrulan tehditler Kürt
ulusal demokratik mücadelesini hedefliyorsa- ki böyle olduğundan kuşku
duymamak gerekir- o zaman da şu ikide bir yinelenen “kökeni ne olursa
olsun... ayrılık kabul etmez kütle”(!) nakaratını boşa çıkaracak biçimde,
bu “kütle”nin milyonlarcasına karşı kılıç kuşanılmış demektir.
Bilmek, Kürtlerin de Türklerin de hakkıdır. O her şeye “kadir” devlet
adına konuşanlar, “tehdit adresi”ni açıklasınlar. |