Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sa 322 | Ekim  2005

                   

 

 


Düşmanınızı Adıyla Açıklayın!

A.Cihan Soylu / 26.09.2005 / Evrensel

Cumhurbaşkanı A. Necdet Sezer ve Genelkurmay Başkanı H. Özkök, son günlerde, “ülkenin parçalanmaya götürülmesini hedef alan bir çatışma ortamının yaratılmak istendiği” yönündeki açıklamalarını birkaç kez tekrarladılar. Cumhurbaşkanı Sezer, “... Türkiye ne yazık ki birlik ve kardeşliğin, toplumsal barışın yerini gerginliğin ve çatışmanın aldığı, geleceğimiz yönünden büyük tehlike oluşturan ortama çekilmeye çalışılıyor” diyor ve Özkök, “özellikle ‘etnik milliyetçilikle’ ulusal kimliğimizin ve üniter yapımızın ayrıştırılmaya ve bizleri bir arada tutan ortak değerlerimizin aşındırılmaya çalışıldığı bir ortam”dan söz ediyor. Ardından da tekrarlana tekrarlana artık aşınmış ve dikkat çekilen “ortam”ın oluşmasına neden olmuş devlet söylemi, devletin bu ‘birinci elden’ yöneticileri tarafından bir kez daha yineleniyor ve tehditler sıralanıyor: Özkök, “hiçbir kayıt ve şart altında ayrılık kabul etmez bir kütle” vurgusunu tekrarlıyor ve “Anayasa’da da somutlaşmış Atatürk milliyetçiliği”ni, “ulusal varlığın çimentosu ve geleceğin en büyük güvencesi” olarak bir kez daha taçlandırıyor. Cumhur-başkanı da, “Türkiye’nin istikrarını, birliğini bozmaya, barışa, huzura ve bölünmez bütünlüğüne zarar vermeye, hiç kimsenin gücünün yetmeyeceğini bir kez daha” yine-liyor, “terör olayları ve kimi tanımlamalar yapılarak, sokak gösterileriyle gündemde tutulmak istenen etnik ve irticai temele dayalı gruplaşmalar”dan söz ediyor ve “bilinmelidir ki, devletimiz tekil devlet yapısını her koşulda koruyacak kararlılık ve güçtedir. Ülkemize yönelebilecek tüm tehditler, devletimizin kararlılığı, yurttaşlarımızın bilinçli çabaları, ulusumuzun birlik ve beraberlik istenciyle engellenecektir” diye, noktayı koyuyor!

Üzerine konuşulan sorun ve onunla ilişkili olarak burada aktardığımız devlet söylemi bakımından, “bilinmeyen” nedir? Bu söylemde ifadesini bulan geleneksel anlayışın, “gelecek yönünden büyük tehlike oluşturan ortam” için zemini de, koşulları da, araçları da uygun ve hazır hale getirdiği üzerine, aslında söylenmeyen kalmamış gibidir. Kürtlerin ulusal varlığının inkarına dayanan politikadaki ısrar da biliniyor. “Bilinmeyen” ya da öyle gösterilmeye çalışılan, ülkeyi “tehlikeli bir ortama çekmeye çalıştığı” belirtilenlerin kimliğidir! Her ne kadar “terör” ve “sokak gösterileri” bağlantısı içinde Kürt ulusal demokratik mücadelesi bir “bölücü tehdit” olarak gösteriliyorsa da, yukarıdaki söylemin ısrarla tekrarında, adı açıkça anılmayan ama ima edilir gibi gösterilmek istenen bir başka adres de var gibidir.
Peki bu “adres” neresidir; Türkiye, kim ya kimler tarafından “büyük tehlike oluşturan ortama çekilmeye çalışılı-yor”? “İma” yollu söylenmeye çalışılan örneğin ABD midir? Eğer böyleyse, devlet yöneticileri neden açık konuşmuyor; daha da önemlisi ABD ile işbirliğini neden hâlâ çok yönlü ve kesintisiz biçimde sürdürüyorlar. Amerikan emperyalist haydutluğunun Irak’taki vahşeti sürdürmesine neden hâlâ destek veriyor; İncirlik ve öteki hava üslerinin ve İskenderun-Mersin başta olmak üzere limanların kullanımına neden olanak tanıyorlar. Kürt-Türk çatışması üzerinden “Türkiye’nin bölünmesi tehlikesi”ne dikkat çeken ve “hiçbir kayıt ve şart altında ayrılık kabul etmez kütle”den ulusal duyarlılık ve direnç isteyen bu si-vil-asker üst bürokrasi, Amerikan emperyalizminin bölgenin “haritasını yeniden oluşturma” anlamına gelen “Büyük- ya da geniş- Ortadoğu Projesi”ne karşı ne yapmayı düşünmektedir? ABD’nin bu projeyle neyi veya neleri hedeflediği Irak’ta açıklık kazandığına göre, “ül-keye yönelebilecek tehditler”i önlemek için, gerekirse Amerikan işgalcileriyle çatışacaklar, bunu göze alabilecekler midir?

“Büyük tehlike”den söz edenler açık konuşmak zorundadırlar. Düşman olarak gördüklerini adıyla açıklamalı-dırlar. Yinelemekten başka bir şey yapmadıkları tehditlerle hedeflenenin Kürtler ve ulusal hak eşitliği talepli mücadeleleri olup-olmadığını, kitlelerin geniş kesimlerinin anlamasına yardımcı olmalıdırlar! Yok eğer savrulan tehditler Kürt ulusal demokratik mücadelesini hedefliyorsa- ki böyle olduğundan kuşku duymamak gerekir- o zaman da şu ikide bir yinelenen “kökeni ne olursa olsun... ayrılık kabul etmez kütle”(!) nakaratını boşa çıkaracak biçimde, bu “kütle”nin milyonlarcasına karşı kılıç kuşanılmış demektir.

Bilmek, Kürtlerin de Türklerin de hakkıdır. O her şeye “kadir” devlet adına konuşanlar, “tehdit adresi”ni açıklasınlar.

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...