Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sa 322 | Ekim  2005

                   

 

 


SON SİYASİ GELİŞMELER

Son günlerde Türkiye'nin bir siyasi kriz içine çekilmek istendiğine dair yorumlarla sık sık karşılaşıyoruz. Etnik milliyetçilik ve belki de 'irticai' eylemleri gerekçe göstererek, Türkiye'nin bir kaos ortamına doğru sürüklendiğini yönündeki değerlendirmeleri nasıl karşılamak gerekiyor? Acaba gerçekten böyle bir şey var mı, yani Türkiye yine 1980-öncesine mi döndürülmek isteniyor, yoksa olan-bitenin ardında başka şeyler de olabilir mi?

Her şeyden önce, burada, böylesine bir propagandanın, halk nezdinde çabucak kabul görme eğilimine dikkat çekmek gerekiyor. Çünkü medyanın manipülasyon yapabilme gücü, bu tür olaylarda katalizör görevi görecek derece etkili olabilmektedir. Darbe öncesi dönemlerde medyanın yayınlarına dikkat edilirse, bu etki kolayca görülebilir. 1980 darbesini Carter'in 'çocukları'nın belirli bir dönem bekleyerek (en azından bir yıl) gerçekleştirebilmesinin ardında, medyanın alttan alta yürüttüğü "artık şu kan durmalı" kampanyasının payı olduğuna kuşku yoktur. Türkiye'de her gün 10-15 kişinin sağ-sol kavgasından öldüğü yönündeki vurgulu ifadeler, "artık asker gelsin de bu işi bitirsin" anlayışının halkın zihninde yerleşmesinde etkili olmuştur. Çağdaş düzenler, medyanın bu gücünü bilirler ve ondan yararlanırlar. Elbette ki, yapılmak istenen şey için ortam hazırlanırken, başka araçlar da kullanılır. Bunlara, istihbarat örgütlerini, hatta bu örgütlerin ajite ettiği grupları da katmak mümkündür. Fakat medyanın bu konudaki etkisinin görece artmış olduğuna da dikkat etmek lazımdır. Örneğin 1997 post-modern darbesinde, askeri unsurlar, daha önceki darbelere oranla görece geri planda kalmışlar, fakat medya çok etkin bir şekilde kullanılmıştır. Bu nedenle, medyanın bu gücünden yeni dönemlerde denenebilecek muhtemel senaryolarda yararlanmak istenilmesini gayet doğal karşılamak lazımdır. Bu açıdan son gelişmelere bakıldığında, medyanın, 1980-öncesi hadiseleri hatırlatarak, halkın zihnindeki olumsuz hatıraları yeniden depreştirecek bir yayın yaptığı göze çarpıyor. Bu ise, halkı, yapılan gösterilerin 'istihbarat' bağlantıları olduğu yönünde bir anlayışa sürüklüyor. Bu noktada kimi haklı gerekçeler gösterilebilirse de, konunun asıl nirengi noktası bu olmamalıdır. Burada asıl, yapılan manipülasyona dikkat etmek gerekir.

Başbakan Erdoğan'ın açık bir dille 'kürt meselesi' tabirini kullandığı vasatta yapılan etnik milliyetçilik temelindeki gösteriler ve Hizbut Tahrir'in İstanbul'da yaptığı gösteriler için de benzeri bir yaklaşımın çabucak halk nezdinde kabul bulmasını işte bu noktaya bağlamak gerekir. Yani artık neredeyse hiç kimse, bu eylemlerin başka bir nedeni olabileceğini düşünmüyor (veya düşünmek istemiyor) ve derhal eylemcilerin ardındaki istihbarat bağlantısını bulmaya çalışıyor. Bu, açıkçası, kamuoyunun ne kadar yönlendirmelere müsait bir konumda bulunduğunu göstermektedir.

Peki, sahiden bu eylemlerin ardında, istihbarat güçleri olamaz mı? Olabilir elbette. Ancak bu bir ihtimaldir, ve bu noktada kesin söz söyleyebilmek neredeyse imkansızdır. Yazılı medyada bu konuda kendinden emin şekilde açıklamalar yapan 'yorumcular' için söylenebilecek söz ise, ya herkes gibi yorum yaptıkları ya da sahiden 'istihbari bilgileri' olduğu olmalıdır. Medya içinde istihbarat bağlantıları güçlü olan gazeteci, yazar vs. olduğu, bilinen bir husus olmakla birlikte, neredeyse bütün medya çevrelerinin bu şekilde görüş bildirmelerini farklı yorumlamak gerektiği açıktır.

Özellikle etnik kökene dayalı olarak gerçekleştirilen eylemlerin, AB sürecini baltalamak için yapıldığı şeklindeki yorumlar da aşırı kabul edilmelidir. Bu yönde emeller besleyenler elbette vardır, ancak bu gösterilerin asıl amacının kesin olarak bu olduğu söylenemez. Bilhassa PKK'ya karşı sürdürülen mücadele göz önüne alındığında, sıkışan bazı PKK unsurlarının bu eylemlerin ardında bulunabileceği ihtimali göz ardı edilmemelidir. Üstelik bu konu doğrudan Irak'taki yeni düzenin tesisi süreciyle de alakalıdır. Amerika'nın başlattığı süreç, şu an Irak'ta (ve Kuzey Irak'ta) devam ettiği için, sıkışan unsurların Türkiye'ye sızacağı ve bunların içinde PKK'nın ılımlı bir çizgide siyasallaşmasına karşı çıkan grupların bir takım eylemler yapacakları kuşkusuzdur.

Hizbut Tahrir konusunda da benzer şeyler söylenebilir. Her ne kadar şimdiye değin bu tarz bir eylemi gerçekleştirmemiş olsa da, yapılan eylemin şekline bakıldığında, özde farklı bir durumla karşılaşılmamaktadır. Yani Hizbut Tahrir, PKK gibi terör yöntemlerine başvurmamıştır. İstanbul'daki gösteride de yapılan sadece, basın açıklamasında bulunmaktır. Bunu daha önce beyannamelerle ve yayın yoluyla yapan örgütün, şimdi bir basın açıklaması yapması, illa da bir istihbari yönlendirmeye maruz kaldığı şeklinde yorumlanamaz. Nitekim Hizbut Tahrir, 1990'lı yılların başlarına kadar bu tür faaliyetlerde bulunmamıştır, ancak bu yıllarda 'yeni' bir takım araçları denemek istediğine dair emareler de göstermiştir. İngiltere'de yapılan büyük gösteri buna örnek olarak verilebilir. Bu gösterinin İngiltere'de yapılmış olmasını, bu örgütün 'İngiliz ajanı' olduğuna delil olarak göstermek elbette ki mümkün değildir. Aynı şekilde, Hizbut Tahrir'in İstanbul'da bir gösteri yapmış olmasını, etnik milliyetçilik temelinde yapılan gösterilerle bağlantılandırarak, illa istihbari bir gerekçeye bağlamak da doğru değildir. Bu sadece bir ihtimal olabilir, bu ihtimalin yüzdesi de ayrıca tartışılmalıdır.

Ayrıca bu noktada, 'yönlendirme' ile 'istihbarat bağlantısı' arasında da bir ayrım yapılmalıdır. Zira bu ayrım yapılmadığında, neredeyse bütün örgütlerin var olma nedenlerini istihbari gerekçelere bağlamak gerekir ki, böyle bir şey olamaz. Bu konuyu Hamas örneğiyle de açıklamak müm-kündür. Bir dönem özellikle uluslararası medyada, Hamas'ın İsrail tarafından desteklendiği (hatta kurulduğu) yönünde de çok yayın yapılmıştır. Gerekçe ise, İsrail'in FKÖ'yü zayıflatmak istemesidir. Bu gerekçe haklı olabilir, ancak buradan hareketle Hamas'ın İsrail ajanı bir örgüt olduğu söylenemez. İsrail, gücü oranında, bu iki örgütü birbirlerine karşı kullanmayı deneyebilir ve bunu başarabilir de. Fakat bu başarı, Hamas'ın bizzat İsrail tarafından kurulduğu ve yönlendirildiği anlamına gelmez. Aynı şey başka örgütler için de geçerlidir. Burada belki daha önemli olan, manipülasyondur. Yani ulus-devletlerin aslında bu tür örgütleri kurmak istemeleri için de bir neden yoktur. Bu örgütleri yönlendirebildikleri sürece, temelde bir sorun kalmamaktadır. Fakat bilinen bir şeydir ki, istihbarat örgütleri, bu konuda ne kadar etkili olurlarsa olsunlar, her örgütü de onlar kurup, yönlendirmemektedirler. Bu ayrım iyi yapılmadığı zaman, yanlış değerlendirmeler yapılması kaçınılmazdır. Ayrıca medyanın bu konuda 'bilinçli' bir yönlendirme yaptığı da unutulmamalıdır. Zira bu bir propaganda aracı olarak da kullanılmaktadır. Burada verilmek istenen mesaj, hakim uluslararası sistemin 'her şeyi kontrol ettiği'dir. Türk halkı üzerinde bir zamandır çizilen 'Yahudi imajı'nda da benzeri bir amacın yattığı hatırlanacak olursa, medyanın bu tür yönlendirmelerine karşı dikkatli olunması gerektiği unutulmamalıdır.

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...

www.iktibas.info www.iktibas.info