|

Atom
Bombaları Gerçekten Neden Atıldı?
Frank Krüger
Saar-Echo, 16.07.2005, www.saar-echo.de
Çev.: Kamil Cengiz
Dünya, 60
yıl boyunca, Hiroşima ve Nagazaki'nin bombalanmasının gerçek sebepleri
hakkında tahminler yürüttü
Hiroşima ve birkaç gün sonra Nagazaki, tamamen imha edildiler. Bu
olurken aslında Japonya askeri açıdan çoktan yenilmişti. Bombalar
aslında Japonya'ya karşı başlattığı işgali durduracak kadar Atom
saldırılarından etkilenen Stalin'e yönelik bir mesajdı. Bunun üzerine
Amerika'nın Güney Doğu Asya'daki yolu açık olmaya devam etti.
Bugün tam 60 sene önce New Mexico çölünde Los Alamos'dan 200 mil güneyde
ve Alamogordo'nun (ABD) 60 mil kuzeybatısında ilk atombombası atıldı.
İçlerinde gizli Manhattan-projesi çerçevesinde gelişti-rilmesinde
katkısı olan birçok Alman göçmenin de bulunduğu bilim adamları,
becerdikleri işle gurur du-yuyor ve denemeyi, ateşli bir çoşku ile
karşılıyorlardı. Onların bir kısmını ise üç hafta sonra, Amerikan
Başkanı Harry S. Truman 6 Ağustos 1945'de hazır olan üç atom bombasından
bir tanesini Hiroşima üze- rinde patlattığında ve bunun da üstüne
ikincisini 9 Ağustos'da, Japonya'nın Hiroşima'daki drama tepkisini
beklemeden bu sefer Nagazaki üzerinde patlattığında bir ürperti
sarıvermişti. Amerikan Başkanı'nın acelesi vardı.
Truman bu 16 Temmuz 1945 gününde, Potsdam-Babelsberg'de bulunmaktaydı ve
sabırsızca Los Alamos'dan gelecek haberleri bekliyordu. Hiç kimse
Potsdam Konferansı'na gitmeden önce yeni bombaların gerçekten de
çalışacakları ve patlayacakları garantisini verememişti. Fakat Truman,
Sovyet diktatörü Stalin'i başarı haberiyle mutlaka etkilemek istiyordu.
Bu yüzden mahiyeti kolaylıkla anlaşılan bahanelerle konferansın Temmuzun
ikinci yarısına ertelenmesini rica etmişti.
Truman, Potsdam'daki Cecilienhof Sarayı'nda gözlemcilerin kaydettikleri
gibi 'hoşnutsuz' bir şekilde konfe-ransa ve Sovyet diktatörüyle ilk
buluşmasına hazırlanırken Amerikan Savunma Bakanı Stimson'un asistanı
George L. Harrison şefine Washington'dan şifreli bir telegraf
gönderiyordu: "Operasyon bu sabah gerçekleşti. Teşhis henüz tam değil,
fakat sonuçlar tatmin edici gözükmektedir ve beklentilerimizi şimdiden
aşmış durumdadırlar."
Haber 16 Temmuz saat 19.30'da Cecilienhof Sarayı'na ulaştı ve Savaş
Bakanı Stimson tarafından hemen Başkan'a ve Dışişleri Bakanı James F.
Byrnes'e iletildi. Truman ve Byrnes arasındaki ilişki oldukça sıkıydı.
Byrnes kabine arkadaşlarının aksine Başkan'la direk görüşme ayrıcalığına
sahipti, kabine arkadaşları ise çoğu zaman dışta tutulup
enformasyonlardan uzak bırakılıyorlardı. Tarihçi Gar Alperovitz, 1995
yılında yayınlanan kitabı Hiroşima'da: "biz halen bugüne kadar James F.
Byrnes ve Başkan Truman'ın 1945 yılının Nisan, Mayıs ve Haziran
aylarında yaptıkları özel konuşmaları hakkında hiçbir şey bilmiyoruz" ve
"biz bu iki adamın Potsdam Konferansı'ndan 8 gün önce yaptıkları gemi
gezisindeki ve [bombaların] atılmasından önceki geri dönüşte yaptıkları
asıl belirleyici olan planlama oturumları hakkında da neredeyse hiçbir
şey bilmiyoruz." şeklinde şikayetlerini dile getiriyor.
O, bugüne kadar cevaplanmamış ağır suçlamalar yöneltiyor: Alperovitz
"kamuoyunun genel olarak saptırıldığını", dökümanlara ulaşımın
engellendiğini ya da saklandığını ve imha edildiğini eleştiriyor.
"Birçok döküman açıkça alıkonulmuştu, diğerleri garip bir tarzda
manipüle edilmişti ya da bazı durumlarda olduğu gibi sistematik bir
şekilde yeniden kaleme alınmıştı" şeklinde şikayetlerini dile getirip şu
soruyu sormaktadır: "Gizlenecek ne vardı?"
Oldukça coşkulu ve ümitvar
Başkan Truman 16 Temmuz 1945'de Savaş Bakanı Stimson tarafından
Washington'dan gelen garip telgrafı elinde tuttuğunda "morali bir anda
iyileşmişti." Şifreli haber Atom bomba testinin başarılı olduğundan
başka bir anlama gelmiyordu. 18 Temmuz sabahında gelen bir başka telgraf
büyük başarıyı tasdiklemiş ve önemli ek bilgiler de getirmişti: "Doktor
şu an küçük çocuğun abisi kadar güçlü olduğu konusunda oldukça coşkulu
ve ümitli geri geldi." Açık ve net olarak: "Hemen akabinde test edilen
Plütonyum bombası Uranyum bombası kadar güçlüydü."
Daha ilk telgrafı alır almaz, Truman 17 Temmuz 1945'de Stalin'le ilk
karşılaşmasında bir üstünlük elde etmeye çalışarak, Sovyet diktatörünü
konferansın yanısıra genel bir çerçevede ABD tarafından geliştiril-miş
Süper-bomba hakkında bir tercümanın huzurunda bilgilendirmişti. Ancak
Stalin garip bir şekilde Truman'ın oldukça önemli haberine pek ilgi
göstermiyordu. Diktatör haberi daha çok can sıkıntısı içinde
algılamıştı. Truman, Stalin'in Amerikan Atom bombasının
geliştirilmesinden çoktan haberdar olduğunu tahmin edemezdi. Los
Alamos'daki Sovyet ajanları onu aylar önce Amerikan Manhattan-projesi
hakkında bilgilendirmişlerdi. Truman tarafından ümit edilen zafer
tesirsiz kaldı.
Bununla birlikte Amerikan Başkanı'nın Stalin'in hiç beklemediği bir
kartı daha vardı. Bugüne kadar resmi tarih yazımından gizli tutulabildi,
tıpkı Truman'ın kartıyla direk bir bağlantısı olan ve onun arkasında
saklanan ikinci bir sır hakkında bilgi sahibi olmadığı gibi. İki sır ve
onların birbirleriyle bağlantısı İkinci Dünya Savaşı'ndan 60 sene sonra
bile ABD'nin en yüksek gizli tutma kategorisine dahiller, çünkü bunların
arkasında ilk sefer -Alperovitz gibi tarihçilerin on yıllardır aradığı-
Japonya'ya Ağustos 1945'de atılan Atom bombalarının mantıki sebebine
ulaştırabilecek üçüncü bir sır daha saklı.
Alman şifre-çözücüleri ABD'nin hizmetinde
1. 1944 yılının sonunda Amerikalı Başkomutan George C. Marshall'ın
emriyle bir Amerikan-İngiliz özel timi, Target Intelligence Committee
(TİCOM) adıyla oluşturuldu ve Alman istihbarat uzmanlarını bulma
hedefiyle eğitildi. Marshall, Hitler'in şifre çözücülerinin Sovyet
kodlarını çözmüş olabilecekleri düşüncesinden yola çıkmıştı. İkinci
Dünya Savaşı'nın son aşamasında Başkan Roosevelt müttefiki Stalin'in ne
yaptığını bilmek istiyordu. Mart 1945'in başında birçok küçük
TİCOM-ekibi hedefli bir şekilde Alman şifre çözücülerini ve onların
teknik malzemelerini avlamak için Almanya'ya gönderildiler. Gerçekten de
onlar en gizli Sovyet haber ağlarına girebilen bir şifre çözücü makina
geliştirmeyi başarmışlardı. 1945 yılının Nisan ayının ortalarında
TİCOM-ekipleri tarafından 200 Alman istihbarat uzmanı tesbit edildi ve
tutuklandılar. Onlar "mucize makinalarıyla" birlikte İngiltere’ye
sevkedildiler. O andan itibaren Alman çözücü aletleri Sovyetler
Birliği'nden en gizli haberleri artık ABD için çıkartmaya başlamışlardı.
2. Roosevelt'in 12 Nisan 1945'deki ölümünden hemen sonra halefi Harry S.
Truman TİCOM ve Alman şifre çözücüleri sayesinde Sovyetlerin Japonya'yı
işgale hazırlandıklarını öğrenmişti. Stalin Şubat 1945'de Yalta'daki
konferanstan hemen sonra Kızıl Ordu'nun yönetimine Japonya'yı işgal
etmeye yönelik operasyon planları yapma emrini vermişti.
3. Yalta Konferansı'nda Japonya'da bir Sovyet işgal bölgesi anlaşmada
öngörülmediği için Truman Kızıl Ordu'nun Amerikan silahlı kuvvetlerinden
daha önce Japonya'ya varacağından korkuyordu. Amerikan'ın karaya çıkma
operasyonu ('Operation Olympic') 1 Kasım 1945 için planlanmıştı. Kızıl
Ordu Japonya'nın işgali için hazırlıklarını Kuzey'deki Hokkaido adasında
Haziran 1945'de tamamlamıştı. Stalin planları onaylamıştı ve saldırıya
geçmeye hazırdı. Washington'da alarm sinyalleri kulakları tırmalıyordu.
Japonya'da bir Sovyet işgal bölgesiyle Stalin Amerika'lıların omuzunun
üstünden ve kartlarının içine bakabilirdi. Amerika "savaşın meyvesini"
devşirme konusunda korkuya kapılmıştı. Japonya'nın Sovyetler tarafından
işgali planları da tarih araştırmalarından onyıllardır gizli tutuldu.
4. Japonya'da "birkaç yüz milyar dolar tutarında" dev bir savaş ganimeti
bekliyordu. Japonya ordusu 1937'den itibaren sistematik olarak bütün
Güney-doğu Asya bölgesinden altın yağmalamıştı. Alman-ya'daki daha çok
sanayi parçalarının sökülmesinden meydana gelen savaş ganimeti 20 milyar
dolar tutarındaydı ve Stalin'e on milyar dolar vadedilmişti. Buna karşın
Japonya'nın yağma altınları 1944'de ABD tarafından zorla kabul ettirilen
Bretton Woods'daki anlaşma açısından bakıldığında Amerika için anında
likidite anlamına gelmekteydi.
Yüksek tehlike: Stalin'in işgal planları
Bretton Woods Antlaşması'nda uluslararası finans ve para birimi
sisteminin merkezinde savaş sonrası dönemde tekrar -altın-dolar
standardına yönelen bir altın-döviz-standardı çerçevesinde- altının yer
alması gerektiği karara bağlanmıştı. Bunun için altın ve doların özdeş
gözükmeleri gerekiyordu. Doların yüzyıllardır asil madene duyulan
güvenden yarar sağlayabilmek için altına ihtiyacı vardı. Amerika'nın bu
yüzden Japonya'nın çaldığı Uzak Doğu'nun altınlarına doları -basılmış
para- uzun vadede döviz rezervi ve dünya parası olarak ikame edebilmek
için ihtiyacı vardı ki, daha önce Roosevelt de 1934'de çok kurnazca ve
kararlı bir politikayla Avrupa'nın altınlarının büyük bölümünü çekmiş,
biriktirmiş ve görünürde anlamsızca verimsiz kılmıştı ve böylece
uluslararası finans ve para birimi deveranından uzaklaştırmıştı.
Sov-yetlerin Japonya'ya yönelik işgal planlarıyla birlikte Truman'ın
elinden Japon yağma altınlarının kaçma tehlikesi başgöstermişti. Truman
tepki vermek zorundaydı ve aksiyonlarının arka planını aynı zamanda
saklı tutmalıydı.
Fiili olarak yenilmiş olan Japonya'ya yönelik aceleden gerçekleştirilen
Atom saldırıları bu hipoteze göre, Stalin Amerikan'ın Japon yağma
altınlarını elde etme planlarını alt üst etmeden önce savaşı hemen
bitirme hedefini taşıyordu. Truman bir Sovyet işgal bölgesini ancak
bombaları Hiroşima üzerinde atmakla engelleyebilirdi.
Stalin daha son dakikada Hokkaido'da karaya çıkma emrini vermişti ki,
hemen sonra kelimenin tam anlamıyla son saniyede başlatılmış olan
operasyonun bitirilmesi emrini verdi. O ABD ile direk bir yüz-leşmeden
çekinmişti. 1945'in sonbaharında dünya yeniden bir savaşın eşiğindeydi:
bu sefer iki en güçlü müttefikler arasında.
Avrupa İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra daha çok kendisiyle ve yeniden
inşasıyla meşguldü. Rusya 25 mil-yon ölü ve büyük çapta imha edilmiş
ekonomisiyle Doğu Avrupa'yı bir güvenlik tampon bölgesi olarak -ABD'nin
onayıyla- kendi kontrolüne geçirmeye konsantre olmuştu. Buna karşın geri
kalan bütün dünya ABD için serbest bir bölge haline geliyordu. Böylece
ABD Uzak Doğu'da Britanya İmparatorluğu’nun kalıntıları ve o zamana
kadar diğer Avrupalı kolonyal güçler tarafından kontrol edilen Güneydoğu
Asya'nın hammadde zengini ülkelerini "gayri resmi imparatorluk"
(Chalmers Johnson) olarak ilhak etmeye baş-lamıştı. Japonya ise - hem
suçlu hem kurban olarak- Japon yağma altınlarının zimmete geçirilmesinde
Amerikan gemisinin içine alındı, yağma altınlardan kar elde etmesine
izin verildi ve ABD'nin teslim olmuş tebaasına dönüşerek Asya altınının
çalınması ve ABD'nin zimmetine geçirilmesini örtbas etmede yardımcı
oldu.
TİCOM dökümanları halen gizlidir
1 ila 4. maddeler arasında kesinlikle tam olmayan ve sadece kısa ve
işaretle tasvir edilen Amerikan politikası ve savaş siyasetinin köşe
noktaları ve bununla birlikte bağlantılı cürümler ve savaş suçları bu
kısa makalenin çerçevesinde fazla geniş aktarılamaz.
Burada sadece şu kadarını belirtelim: Almanya'daki TİCOM operasyonları
çeşitli Amerikan ve Alman kaynaklarıyla belgelenebilir. Çoğu TİCOM
belgeleri, özellikle TİCOM tarafından elde edilen sonuçlar bugüne kadar
- İkinci Dünya Savaşı'ndan 60 sene sonra bile- ABD'de en yüksek gizlilik
derecesinde bulunmaktadırlar. TİCOM sırrı 1948'de Amerika'lı William
Weisband tarafından Sovyetler Birliği'ne sızdırıldı. Bunun üzerine onlar
bütün şifrelerini değiştirdiler ki, böylece artık Amerika 1950'deki Kore
Savaşı'nda Sov-yetlerin gizli haber ağından enformasyon elde etmeyi
başaramadı.
Japonya'nın Soyveyetler tarafından işgal edilmesi planlarını Rus tarihçi
Boris Slavinsky 1993'de Japan Forum'da (Vol. 5, No.1, BAJS 1993)
yayınlanan ve The Soviet Occupation of the Kurile İslands and the Plans
fort he Capture of Nothern Hokkaido başlığını taşıyan ayrıntılı
makalesinde aydınlatmıştı. Ancak daha sonra sanki gizli bir sansürcünün
eliyle kayıplara karıştı ve bir daha hiç iktibas edilmedi. Slavinsky,
Yeltsin döneminde Rus arşivlerine kısa zamanlı giriş müsadesi almıştı.
Makalesinde Sovyet işgal planlarını ve başlatılmış olan karaya çıkma
operasyonunu kaynaklarını açıkça belirttiği Sovyet dökümanlarına dayanan
detaylı ve tam bilgilerle belgeliyordu. Keşiflerini yaptığı Rus
arşivleri kısa bir zaman sonra tekrar bilimsel çalışmalar için kapatıldı
ve o günden beri de girilemiyor.
Üç sene sonra (1996) U.S. Army's Military Studies Office'in direktörü
olan hükümete yakın Amerikan ta-rihçi David Glantz The Soviet Invasion
of Japan başlıklı kısa bir makaleyi yaygın olmayan askeri tarihi bir
meslek dergisinde yayınladı. Bu makalede kendisinin Slavinsky'nin
makalesine dayandığı besbelli, ancak onun ismini hiçbir yerde
belirtmediği gibi Slavinsky'nin kaynaklarını da belirtmiyor. Glantz,
Slavinsky'nin çalışmasının önemli içeriklerinin üstüne oturdu ve böylece
bu arada vefat etmiş bulunan Rus meslektaşının genel mesajını
çarpıtarak, onun araştırma sonuçlarını kendi adı altında utanmazca kendi
keşfiymiş gibi deklare etti.
Japonya tarafından Güney Doğu Asya'daki asil madenlerin sistematik yağma
operasyonları 1946'da Japon bankerlerinin sorgulanma protokolleriyle
belgelenebilir ki, bu zümre Japon hükümeti tarafından si-vil 'uzmanlar'
ve devletsel 'altın yıkayıcıları' olarak Kayzerin Japon Ordusu'nun
emrine verildi.
Amerikan-Japon Sessizlik Duvarı
1999 ila 2003 yıllarında Hollanda hükümeti tarafından yapılan hemen
hemen hiç bilinmeyen dört araştırmanın raporlarında Japon ordusu
tarafından eski Hollanda-Hindistan, bugünkü Endonezya'da mükemmel bir
şekilde organize edilen altın yağması ile ilgili detaylı bilgiler
bulunmaktadır. Hollanda hükümeti dünya çapında Hollanda-Hindistan'daki
300.000 vatandaşının Japonya tarafından çalınan servetini başarısız bir
şekilde aramıştı. Araştırma komis-yonunun bir üyesi şu açıklamayı
yapmaktaydı: "Biz bir Amerikan-Japon sessizlik duvarına tosladık."
Singapur'daki arşivlerde savaş ve savaş sonrası dönemle ilgili Japon
ordusunun 50 milyon dolar şantajıyla ilgili dökümanlar ve görgü
tanıkları raporları bulundu. Orada yaşayan Çinliler'in, işkence ve
öldürme tehdidi altında 50 milyon dolar değerinde altın vermeleri
gerekiyordu.
Japon birliklerinin şehri işgal etmelerinden sonra Hongkong Çinlileri
asil madenlerini değersiz Japon Ordusu Yeni ile -ki üstünde savaştan
sonra paranın kullanılabileceği yazıyordu- takas etmeye zorlanmışlardı.
Bunu halen yaşayan Çin'li kurbanlar 90'lı yılların sonunda Japon
mahkemelerine başvurarak denediler. Onların davaları ABD'nin 1951'de
zorla kabul ettirdikleri San Francisco Barış Anlaşması'na gönderme
yapılarak reddedildi.
Kuzey Kore resmi olarak Japonya'dan İkinci Dünya Savaşı'nda çalınan ve
yağmalanan 363 ton altını geri istiyor. Güney Kore özellikle Kore'li
kraliyet mezarlıklarının yağmalanması ve burada özellikle Kore Kraliyet
altın tacının kaybını ve ülkenin her tarafında paha biçilmez
hazinelerinin çalınmasını şikayet ediyor.
Listeyi sonsuza dek uzatmak mümkün. Japonya ve ABD bu savaş suçlarıyla
ilgili susuyorlar, sanki bütün olanlar onları ilgilendirmiyormuş gibi.
Bütün bunlar Reports of General Douglas Macarthur'da bile 1945'de
Japonya'da bulunan ve sözde bir yere kategorize edilemeyen altın, platin
ve gümüş gibi asil madenler ve sayısızca elmasların bulunduğu
belirtildiği halde, Japonya'ya gönderilen Truman'ın danışmanı Edwin
Pauley, 1946'da Sevgili Başkanı'na hitaben: 'İadelerin ABD'nin çıkarına
uymadığını' yazıyordu.
Ferdinand Marcos parmaklarıyla altında
Benzeri bir şekilde, 1965'den itibaren ülkesinin 7000 adasında Japon
ordusunun savaşın son aşamasında orada sakladığı Japon yağma
altınlarının aranmasını sağlayan Filipin diktatörü Ferdinand Marcos da
düşünüyordu. Marcos aramalarında başarılı olmuştu ve yağma altınları
Amerika'lıların gözü önünde kendi zimmetine geçiriyordu. Amerika bu
altınları ancak 1986'da Marcos'un devrilmesinden sonra kendi elle-rine
geçirdi. Mevzubahis olan altının değeri 35 milyar dolar. İmelda
Marcos'un liderliğinde Marcosi'ler ABD'den zimmetlerine geçirilen Marcos
altınlarının geri iade edilmesini talep ediyorlar, halbuki gerçekte bu
altınlar şimdi resmen itiraf edildiği gibi Japon yağma altınlarıdır.
Arka planda ise Cumhurbaşkanı Arroyo altındaki Amerikan tebaa hükümeti
ganimetten pay kapma derdinde. Filipinli iktidar oligarşisinin kafasında
Japon yağma altınları çoktan yıkanmışlar ve 'Filipin mülkü' olarak
değerlendirilmektedirler.
ABD ve Japonya'nın Güneydoğu Asya'daki altınların çalınmasını ve savaş
sonrasındai on yıllarda zimmete geçirilmesini nasıl örtbas ettiğini
açıklamak kompleks arkaplan ve yer darlığı nedeniyle burada mümkün
değil. Bunu ortaya koymak şu an hazırlanmakta olan Amerika; Japon Yağma
Altınları ve Hiroşima adlı bir kitap çalışmasına kalıyor.
Alperovitz'in "neyi saklamak istiyorlardı?" sorusuna bu şekilde tutarlı
bir cevap bulunmaktadır. Ame-rika'nın İkinci Dünya Savaşı'na Avrupa'da
ve Uzak Doğu'da, Japonya'nın 'ilk kurşunu atmaya' zorlandığı tahrik
edilmiş savaşa birinci planda fikri sebeplerle girdiğine artık 60 yıllık
global emperyal Amerikan politikasından sonra kimse inanmayacaktır.
Savaşlar neredeyse hiç, fikri sebeplerden dolayı yapılmadı, fakat çoğu
zaman ekonomik sebeplerden yapıldı.
Ölümden kısa bir zaman önce, eğer insanlar ahirete bakışla bazen
cehennemi düşünmeyi başardıklarında öteki tarafta kendileri açısından o
kadar da kötü olmaması için esaslı bir tasfiye yaptıklarında zaman zaman
enteresan itiraflar gün ışığına çıkıyor. George Mars-hall'in durumunda
olduğu gibi. Kendisi 1957'de, ölümünden iki sene önce, tarihçi Forest C.
Pogue'nin Japonya'ya atom bombalarının neden atıldığı sorusu-na verdiği
ilginç bir cevapla şaşırtıyordu. Cümlenin ilk yarısında Truman hükümeti
tarafından verilmiş meşhur ve fakat şüpheli standard-cevabı
tekrarlıyordu: "Yüzbinlerce Amerika'lının hayatı sözkonusuydu." Hemen
sonra "ve bunun dışında yüzlerce milyar dolar" ilavesini yapıyordu.
Şimdiye kadar altın, platin, gümüş ve elmasların Japonya tarafından
çalınmasıyla ilgili önümüzde olan belgelerdeki rakamları topla-dığımızda
aşağı yukarı bu çok kolay ortaya çıkıyor.
16 Temmuz 1945'deki başarılı atom bombası testi düşük sebeplerle,
açgözlülükten dolayı gerçekleşti-rilmiş bir halk kıyımının arefesinde
Atom Çağı'nın başlangıcını temsil ediyor. Bir bakıma İkinci Dünya Savaşı
henüz bitmedi. O rafa kaldırılamaz.
Bir muhabir olan FRANK KRÜGER, büyük günlük gazetelerin yayın
yönetmenliğini yapt;, meşhur bir derginin yabancı ülkelerdeki
mıuhabirliğini de yaptı. Bunun yanısıra bir ticari bir Elmas ve Altın
şirketinin yöneticiliğini yapmıştı. Şu an üç seneden beri araştırmasını
yaptığı Amerika, Japon yağma altınları ve Hiroşima adlı eseri üzerinde
çalışmaktadır.
İrtibat: mail@frankkrueger.org. |