Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sayı 321 | Eylül  2005

                   

 

 


Atom Bombaları Gerçekten Neden Atıldı?

 

Frank Krüger

Saar-Echo, 16.07.2005, www.saar-echo.de

Çev.: Kamil Cengiz

Dünya, 60 yıl boyunca, Hiroşima ve Nagazaki'nin bombalanmasının gerçek sebepleri hakkında tahminler yürüttü

Hiroşima ve birkaç gün sonra Nagazaki, tamamen imha edildiler. Bu olurken aslında Japonya askeri açıdan çoktan yenilmişti. Bombalar aslında Japonya'ya karşı başlattığı işgali durduracak kadar Atom saldırılarından etkilenen Stalin'e yönelik bir mesajdı. Bunun üzerine Amerika'nın Güney Doğu Asya'daki yolu açık olmaya devam etti.

Bugün tam 60 sene önce New Mexico çölünde Los Alamos'dan 200 mil güneyde ve Alamogordo'nun (ABD) 60 mil kuzeybatısında ilk atombombası atıldı. İçlerinde gizli Manhattan-projesi çerçevesinde gelişti-rilmesinde katkısı olan birçok Alman göçmenin de bulunduğu bilim adamları, becerdikleri işle gurur du-yuyor ve denemeyi, ateşli bir çoşku ile karşılıyorlardı. Onların bir kısmını ise üç hafta sonra, Amerikan Başkanı Harry S. Truman 6 Ağustos 1945'de hazır olan üç atom bombasından bir tanesini Hiroşima üze- rinde patlattığında ve bunun da üstüne ikincisini 9 Ağustos'da, Japonya'nın Hiroşima'daki drama tepkisini beklemeden bu sefer Nagazaki üzerinde patlattığında bir ürperti sarıvermişti. Amerikan Başkanı'nın acelesi vardı.

Truman bu 16 Temmuz 1945 gününde, Potsdam-Babelsberg'de bulunmaktaydı ve sabırsızca Los Alamos'dan gelecek haberleri bekliyordu. Hiç kimse Potsdam Konferansı'na gitmeden önce yeni bombaların gerçekten de çalışacakları ve patlayacakları garantisini verememişti. Fakat Truman, Sovyet diktatörü Stalin'i başarı haberiyle mutlaka etkilemek istiyordu. Bu yüzden mahiyeti kolaylıkla anlaşılan bahanelerle konferansın Temmuzun ikinci yarısına ertelenmesini rica etmişti.

Truman, Potsdam'daki Cecilienhof Sarayı'nda gözlemcilerin kaydettikleri gibi 'hoşnutsuz' bir şekilde konfe-ransa ve Sovyet diktatörüyle ilk buluşmasına hazırlanırken Amerikan Savunma Bakanı Stimson'un asistanı George L. Harrison şefine Washington'dan şifreli bir telegraf gönderiyordu: "Operasyon bu sabah gerçekleşti. Teşhis henüz tam değil, fakat sonuçlar tatmin edici gözükmektedir ve beklentilerimizi şimdiden aşmış durumdadırlar."

Haber 16 Temmuz saat 19.30'da Cecilienhof Sarayı'na ulaştı ve Savaş Bakanı Stimson tarafından hemen Başkan'a ve Dışişleri Bakanı James F. Byrnes'e iletildi. Truman ve Byrnes arasındaki ilişki oldukça sıkıydı. Byrnes kabine arkadaşlarının aksine Başkan'la direk görüşme ayrıcalığına sahipti, kabine arkadaşları ise çoğu zaman dışta tutulup enformasyonlardan uzak bırakılıyorlardı. Tarihçi Gar Alperovitz, 1995 yılında yayınlanan kitabı Hiroşima'da: "biz halen bugüne kadar James F. Byrnes ve Başkan Truman'ın 1945 yılının Nisan, Mayıs ve Haziran aylarında yaptıkları özel konuşmaları hakkında hiçbir şey bilmiyoruz" ve "biz bu iki adamın Potsdam Konferansı'ndan 8 gün önce yaptıkları gemi gezisindeki ve [bombaların] atılmasından önceki geri dönüşte yaptıkları asıl belirleyici olan planlama oturumları hakkında da neredeyse hiçbir şey bilmiyoruz." şeklinde şikayetlerini dile getiriyor.

O, bugüne kadar cevaplanmamış ağır suçlamalar yöneltiyor: Alperovitz "kamuoyunun genel olarak saptırıldığını", dökümanlara ulaşımın engellendiğini ya da saklandığını ve imha edildiğini eleştiriyor. "Birçok döküman açıkça alıkonulmuştu, diğerleri garip bir tarzda manipüle edilmişti ya da bazı durumlarda olduğu gibi sistematik bir şekilde yeniden kaleme alınmıştı" şeklinde şikayetlerini dile getirip şu soruyu sormaktadır: "Gizlenecek ne vardı?"
Oldukça coşkulu ve ümitvar

Başkan Truman 16 Temmuz 1945'de Savaş Bakanı Stimson tarafından Washington'dan gelen garip telgrafı elinde tuttuğunda "morali bir anda iyileşmişti." Şifreli haber Atom bomba testinin başarılı olduğundan başka bir anlama gelmiyordu. 18 Temmuz sabahında gelen bir başka telgraf büyük başarıyı tasdiklemiş ve önemli ek bilgiler de getirmişti: "Doktor şu an küçük çocuğun abisi kadar güçlü olduğu konusunda oldukça coşkulu ve ümitli geri geldi." Açık ve net olarak: "Hemen akabinde test edilen Plütonyum bombası Uranyum bombası kadar güçlüydü."

Daha ilk telgrafı alır almaz, Truman 17 Temmuz 1945'de Stalin'le ilk karşılaşmasında bir üstünlük elde etmeye çalışarak, Sovyet diktatörünü konferansın yanısıra genel bir çerçevede ABD tarafından geliştiril-miş Süper-bomba hakkında bir tercümanın huzurunda bilgilendirmişti. Ancak Stalin garip bir şekilde Truman'ın oldukça önemli haberine pek ilgi göstermiyordu. Diktatör haberi daha çok can sıkıntısı içinde algılamıştı. Truman, Stalin'in Amerikan Atom bombasının geliştirilmesinden çoktan haberdar olduğunu tahmin edemezdi. Los Alamos'daki Sovyet ajanları onu aylar önce Amerikan Manhattan-projesi hakkında bilgilendirmişlerdi. Truman tarafından ümit edilen zafer tesirsiz kaldı.

Bununla birlikte Amerikan Başkanı'nın Stalin'in hiç beklemediği bir kartı daha vardı. Bugüne kadar resmi tarih yazımından gizli tutulabildi, tıpkı Truman'ın kartıyla direk bir bağlantısı olan ve onun arkasında saklanan ikinci bir sır hakkında bilgi sahibi olmadığı gibi. İki sır ve onların birbirleriyle bağlantısı İkinci Dünya Savaşı'ndan 60 sene sonra bile ABD'nin en yüksek gizli tutma kategorisine dahiller, çünkü bunların arkasında ilk sefer -Alperovitz gibi tarihçilerin on yıllardır aradığı- Japonya'ya Ağustos 1945'de atılan Atom bombalarının mantıki sebebine ulaştırabilecek üçüncü bir sır daha saklı.
Alman şifre-çözücüleri ABD'nin hizmetinde

1. 1944 yılının sonunda Amerikalı Başkomutan George C. Marshall'ın emriyle bir Amerikan-İngiliz özel timi, Target Intelligence Committee (TİCOM) adıyla oluşturuldu ve Alman istihbarat uzmanlarını bulma hedefiyle eğitildi. Marshall, Hitler'in şifre çözücülerinin Sovyet kodlarını çözmüş olabilecekleri düşüncesinden yola çıkmıştı. İkinci Dünya Savaşı'nın son aşamasında Başkan Roosevelt müttefiki Stalin'in ne yaptığını bilmek istiyordu. Mart 1945'in başında birçok küçük TİCOM-ekibi hedefli bir şekilde Alman şifre çözücülerini ve onların teknik malzemelerini avlamak için Almanya'ya gönderildiler. Gerçekten de onlar en gizli Sovyet haber ağlarına girebilen bir şifre çözücü makina geliştirmeyi başarmışlardı. 1945 yılının Nisan ayının ortalarında TİCOM-ekipleri tarafından 200 Alman istihbarat uzmanı tesbit edildi ve tutuklandılar. Onlar "mucize makinalarıyla" birlikte İngiltere’ye sevkedildiler. O andan itibaren Alman çözücü aletleri Sovyetler Birliği'nden en gizli haberleri artık ABD için çıkartmaya başlamışlardı.

2. Roosevelt'in 12 Nisan 1945'deki ölümünden hemen sonra halefi Harry S. Truman TİCOM ve Alman şifre çözücüleri sayesinde Sovyetlerin Japonya'yı işgale hazırlandıklarını öğrenmişti. Stalin Şubat 1945'de Yalta'daki konferanstan hemen sonra Kızıl Ordu'nun yönetimine Japonya'yı işgal etmeye yönelik operasyon planları yapma emrini vermişti.

3. Yalta Konferansı'nda Japonya'da bir Sovyet işgal bölgesi anlaşmada öngörülmediği için Truman Kızıl Ordu'nun Amerikan silahlı kuvvetlerinden daha önce Japonya'ya varacağından korkuyordu. Amerikan'ın karaya çıkma operasyonu ('Operation Olympic') 1 Kasım 1945 için planlanmıştı. Kızıl Ordu Japonya'nın işgali için hazırlıklarını Kuzey'deki Hokkaido adasında Haziran 1945'de tamamlamıştı. Stalin planları onaylamıştı ve saldırıya geçmeye hazırdı. Washington'da alarm sinyalleri kulakları tırmalıyordu. Japonya'da bir Sovyet işgal bölgesiyle Stalin Amerika'lıların omuzunun üstünden ve kartlarının içine bakabilirdi. Amerika "savaşın meyvesini" devşirme konusunda korkuya kapılmıştı. Japonya'nın Sovyetler tarafından işgali planları da tarih araştırmalarından onyıllardır gizli tutuldu.

4. Japonya'da "birkaç yüz milyar dolar tutarında" dev bir savaş ganimeti bekliyordu. Japonya ordusu 1937'den itibaren sistematik olarak bütün Güney-doğu Asya bölgesinden altın yağmalamıştı. Alman-ya'daki daha çok sanayi parçalarının sökülmesinden meydana gelen savaş ganimeti 20 milyar dolar tutarındaydı ve Stalin'e on milyar dolar vadedilmişti. Buna karşın Japonya'nın yağma altınları 1944'de ABD tarafından zorla kabul ettirilen Bretton Woods'daki anlaşma açısından bakıldığında Amerika için anında likidite anlamına gelmekteydi.

Yüksek tehlike: Stalin'in işgal planları

Bretton Woods Antlaşması'nda uluslararası finans ve para birimi sisteminin merkezinde savaş sonrası dönemde tekrar -altın-dolar standardına yönelen bir altın-döviz-standardı çerçevesinde- altının yer alması gerektiği karara bağlanmıştı. Bunun için altın ve doların özdeş gözükmeleri gerekiyordu. Doların yüzyıllardır asil madene duyulan güvenden yarar sağlayabilmek için altına ihtiyacı vardı. Amerika'nın bu yüzden Japonya'nın çaldığı Uzak Doğu'nun altınlarına doları -basılmış para- uzun vadede döviz rezervi ve dünya parası olarak ikame edebilmek için ihtiyacı vardı ki, daha önce Roosevelt de 1934'de çok kurnazca ve kararlı bir politikayla Avrupa'nın altınlarının büyük bölümünü çekmiş, biriktirmiş ve görünürde anlamsızca verimsiz kılmıştı ve böylece uluslararası finans ve para birimi deveranından uzaklaştırmıştı. Sov-yetlerin Japonya'ya yönelik işgal planlarıyla birlikte Truman'ın elinden Japon yağma altınlarının kaçma tehlikesi başgöstermişti. Truman tepki vermek zorundaydı ve aksiyonlarının arka planını aynı zamanda saklı tutmalıydı.

Fiili olarak yenilmiş olan Japonya'ya yönelik aceleden gerçekleştirilen Atom saldırıları bu hipoteze göre, Stalin Amerikan'ın Japon yağma altınlarını elde etme planlarını alt üst etmeden önce savaşı hemen bitirme hedefini taşıyordu. Truman bir Sovyet işgal bölgesini ancak bombaları Hiroşima üzerinde atmakla engelleyebilirdi.

Stalin daha son dakikada Hokkaido'da karaya çıkma emrini vermişti ki, hemen sonra kelimenin tam anlamıyla son saniyede başlatılmış olan operasyonun bitirilmesi emrini verdi. O ABD ile direk bir yüz-leşmeden çekinmişti. 1945'in sonbaharında dünya yeniden bir savaşın eşiğindeydi: bu sefer iki en güçlü müttefikler arasında.

Avrupa İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra daha çok kendisiyle ve yeniden inşasıyla meşguldü. Rusya 25 mil-yon ölü ve büyük çapta imha edilmiş ekonomisiyle Doğu Avrupa'yı bir güvenlik tampon bölgesi olarak -ABD'nin onayıyla- kendi kontrolüne geçirmeye konsantre olmuştu. Buna karşın geri kalan bütün dünya ABD için serbest bir bölge haline geliyordu. Böylece ABD Uzak Doğu'da Britanya İmparatorluğu’nun kalıntıları ve o zamana kadar diğer Avrupalı kolonyal güçler tarafından kontrol edilen Güneydoğu Asya'nın hammadde zengini ülkelerini "gayri resmi imparatorluk" (Chalmers Johnson) olarak ilhak etmeye baş-lamıştı. Japonya ise - hem suçlu hem kurban olarak- Japon yağma altınlarının zimmete geçirilmesinde Amerikan gemisinin içine alındı, yağma altınlardan kar elde etmesine izin verildi ve ABD'nin teslim olmuş tebaasına dönüşerek Asya altınının çalınması ve ABD'nin zimmetine geçirilmesini örtbas etmede yardımcı oldu.

TİCOM dökümanları halen gizlidir

1 ila 4. maddeler arasında kesinlikle tam olmayan ve sadece kısa ve işaretle tasvir edilen Amerikan politikası ve savaş siyasetinin köşe noktaları ve bununla birlikte bağlantılı cürümler ve savaş suçları bu kısa makalenin çerçevesinde fazla geniş aktarılamaz.

Burada sadece şu kadarını belirtelim: Almanya'daki TİCOM operasyonları çeşitli Amerikan ve Alman kaynaklarıyla belgelenebilir. Çoğu TİCOM belgeleri, özellikle TİCOM tarafından elde edilen sonuçlar bugüne kadar - İkinci Dünya Savaşı'ndan 60 sene sonra bile- ABD'de en yüksek gizlilik derecesinde bulunmaktadırlar. TİCOM sırrı 1948'de Amerika'lı William Weisband tarafından Sovyetler Birliği'ne sızdırıldı. Bunun üzerine onlar bütün şifrelerini değiştirdiler ki, böylece artık Amerika 1950'deki Kore Savaşı'nda Sov-yetlerin gizli haber ağından enformasyon elde etmeyi başaramadı.

Japonya'nın Soyveyetler tarafından işgal edilmesi planlarını Rus tarihçi Boris Slavinsky 1993'de Japan Forum'da (Vol. 5, No.1, BAJS 1993) yayınlanan ve The Soviet Occupation of the Kurile İslands and the Plans fort he Capture of Nothern Hokkaido başlığını taşıyan ayrıntılı makalesinde aydınlatmıştı. Ancak daha sonra sanki gizli bir sansürcünün eliyle kayıplara karıştı ve bir daha hiç iktibas edilmedi. Slavinsky, Yeltsin döneminde Rus arşivlerine kısa zamanlı giriş müsadesi almıştı. Makalesinde Sovyet işgal planlarını ve başlatılmış olan karaya çıkma operasyonunu kaynaklarını açıkça belirttiği Sovyet dökümanlarına dayanan detaylı ve tam bilgilerle belgeliyordu. Keşiflerini yaptığı Rus arşivleri kısa bir zaman sonra tekrar bilimsel çalışmalar için kapatıldı ve o günden beri de girilemiyor.

Üç sene sonra (1996) U.S. Army's Military Studies Office'in direktörü olan hükümete yakın Amerikan ta-rihçi David Glantz The Soviet Invasion of Japan başlıklı kısa bir makaleyi yaygın olmayan askeri tarihi bir meslek dergisinde yayınladı. Bu makalede kendisinin Slavinsky'nin makalesine dayandığı besbelli, ancak onun ismini hiçbir yerde belirtmediği gibi Slavinsky'nin kaynaklarını da belirtmiyor. Glantz, Slavinsky'nin çalışmasının önemli içeriklerinin üstüne oturdu ve böylece bu arada vefat etmiş bulunan Rus meslektaşının genel mesajını çarpıtarak, onun araştırma sonuçlarını kendi adı altında utanmazca kendi keşfiymiş gibi deklare etti.

Japonya tarafından Güney Doğu Asya'daki asil madenlerin sistematik yağma operasyonları 1946'da Japon bankerlerinin sorgulanma protokolleriyle belgelenebilir ki, bu zümre Japon hükümeti tarafından si-vil 'uzmanlar' ve devletsel 'altın yıkayıcıları' olarak Kayzerin Japon Ordusu'nun emrine verildi.

Amerikan-Japon Sessizlik Duvarı

1999 ila 2003 yıllarında Hollanda hükümeti tarafından yapılan hemen hemen hiç bilinmeyen dört araştırmanın raporlarında Japon ordusu tarafından eski Hollanda-Hindistan, bugünkü Endonezya'da mükemmel bir şekilde organize edilen altın yağması ile ilgili detaylı bilgiler bulunmaktadır. Hollanda hükümeti dünya çapında Hollanda-Hindistan'daki 300.000 vatandaşının Japonya tarafından çalınan servetini başarısız bir şekilde aramıştı. Araştırma komis-yonunun bir üyesi şu açıklamayı yapmaktaydı: "Biz bir Amerikan-Japon sessizlik duvarına tosladık."

Singapur'daki arşivlerde savaş ve savaş sonrası dönemle ilgili Japon ordusunun 50 milyon dolar şantajıyla ilgili dökümanlar ve görgü tanıkları raporları bulundu. Orada yaşayan Çinliler'in, işkence ve öldürme tehdidi altında 50 milyon dolar değerinde altın vermeleri gerekiyordu.

Japon birliklerinin şehri işgal etmelerinden sonra Hongkong Çinlileri asil madenlerini değersiz Japon Ordusu Yeni ile -ki üstünde savaştan sonra paranın kullanılabileceği yazıyordu- takas etmeye zorlanmışlardı. Bunu halen yaşayan Çin'li kurbanlar 90'lı yılların sonunda Japon mahkemelerine başvurarak denediler. Onların davaları ABD'nin 1951'de zorla kabul ettirdikleri San Francisco Barış Anlaşması'na gönderme yapılarak reddedildi.

Kuzey Kore resmi olarak Japonya'dan İkinci Dünya Savaşı'nda çalınan ve yağmalanan 363 ton altını geri istiyor. Güney Kore özellikle Kore'li kraliyet mezarlıklarının yağmalanması ve burada özellikle Kore Kraliyet altın tacının kaybını ve ülkenin her tarafında paha biçilmez hazinelerinin çalınmasını şikayet ediyor.
Listeyi sonsuza dek uzatmak mümkün. Japonya ve ABD bu savaş suçlarıyla ilgili susuyorlar, sanki bütün olanlar onları ilgilendirmiyormuş gibi. Bütün bunlar Reports of General Douglas Macarthur'da bile 1945'de Japonya'da bulunan ve sözde bir yere kategorize edilemeyen altın, platin ve gümüş gibi asil madenler ve sayısızca elmasların bulunduğu belirtildiği halde, Japonya'ya gönderilen Truman'ın danışmanı Edwin Pauley, 1946'da Sevgili Başkanı'na hitaben: 'İadelerin ABD'nin çıkarına uymadığını' yazıyordu.

Ferdinand Marcos parmaklarıyla altında

Benzeri bir şekilde, 1965'den itibaren ülkesinin 7000 adasında Japon ordusunun savaşın son aşamasında orada sakladığı Japon yağma altınlarının aranmasını sağlayan Filipin diktatörü Ferdinand Marcos da düşünüyordu. Marcos aramalarında başarılı olmuştu ve yağma altınları Amerika'lıların gözü önünde kendi zimmetine geçiriyordu. Amerika bu altınları ancak 1986'da Marcos'un devrilmesinden sonra kendi elle-rine geçirdi. Mevzubahis olan altının değeri 35 milyar dolar. İmelda Marcos'un liderliğinde Marcosi'ler ABD'den zimmetlerine geçirilen Marcos altınlarının geri iade edilmesini talep ediyorlar, halbuki gerçekte bu altınlar şimdi resmen itiraf edildiği gibi Japon yağma altınlarıdır. Arka planda ise Cumhurbaşkanı Arroyo altındaki Amerikan tebaa hükümeti ganimetten pay kapma derdinde. Filipinli iktidar oligarşisinin kafasında Japon yağma altınları çoktan yıkanmışlar ve 'Filipin mülkü' olarak değerlendirilmektedirler.

ABD ve Japonya'nın Güneydoğu Asya'daki altınların çalınmasını ve savaş sonrasındai on yıllarda zimmete geçirilmesini nasıl örtbas ettiğini açıklamak kompleks arkaplan ve yer darlığı nedeniyle burada mümkün değil. Bunu ortaya koymak şu an hazırlanmakta olan Amerika; Japon Yağma Altınları ve Hiroşima adlı bir kitap çalışmasına kalıyor.

Alperovitz'in "neyi saklamak istiyorlardı?" sorusuna bu şekilde tutarlı bir cevap bulunmaktadır. Ame-rika'nın İkinci Dünya Savaşı'na Avrupa'da ve Uzak Doğu'da, Japonya'nın 'ilk kurşunu atmaya' zorlandığı tahrik edilmiş savaşa birinci planda fikri sebeplerle girdiğine artık 60 yıllık global emperyal Amerikan politikasından sonra kimse inanmayacaktır. Savaşlar neredeyse hiç, fikri sebeplerden dolayı yapılmadı, fakat çoğu zaman ekonomik sebeplerden yapıldı.

Ölümden kısa bir zaman önce, eğer insanlar ahirete bakışla bazen cehennemi düşünmeyi başardıklarında öteki tarafta kendileri açısından o kadar da kötü olmaması için esaslı bir tasfiye yaptıklarında zaman zaman enteresan itiraflar gün ışığına çıkıyor. George Mars-hall'in durumunda olduğu gibi. Kendisi 1957'de, ölümünden iki sene önce, tarihçi Forest C. Pogue'nin Japonya'ya atom bombalarının neden atıldığı sorusu-na verdiği ilginç bir cevapla şaşırtıyordu. Cümlenin ilk yarısında Truman hükümeti tarafından verilmiş meşhur ve fakat şüpheli standard-cevabı tekrarlıyordu: "Yüzbinlerce Amerika'lının hayatı sözkonusuydu." Hemen sonra "ve bunun dışında yüzlerce milyar dolar" ilavesini yapıyordu. Şimdiye kadar altın, platin, gümüş ve elmasların Japonya tarafından çalınmasıyla ilgili önümüzde olan belgelerdeki rakamları topla-dığımızda aşağı yukarı bu çok kolay ortaya çıkıyor.

16 Temmuz 1945'deki başarılı atom bombası testi düşük sebeplerle, açgözlülükten dolayı gerçekleşti-rilmiş bir halk kıyımının arefesinde Atom Çağı'nın başlangıcını temsil ediyor. Bir bakıma İkinci Dünya Savaşı henüz bitmedi. O rafa kaldırılamaz.

Bir muhabir olan FRANK KRÜGER, büyük günlük gazetelerin yayın yönetmenliğini yapt;, meşhur bir derginin yabancı ülkelerdeki mıuhabirliğini de yaptı. Bunun yanısıra bir ticari bir Elmas ve Altın şirketinin yöneticiliğini yapmıştı. Şu an üç seneden beri araştırmasını yaptığı Amerika, Japon yağma altınları ve Hiroşima adlı eseri üzerinde çalışmaktadır.

İrtibat: mail@frankkrueger.org.

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...