Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sayı 321 | Eylül  2005

                   

 

 


Göbeği Açık Başı Kapalı Kız(lar)a Dair Bir İrdeleme

Raci Durcan

racidurcan@yahoo.com

A.Hakan, Hürriyet'teki köşesinde dünyayı kurtarmaya soyunmuş ağabeylerine seslenerek biraz da; başı örtülü fakat göbeği açık şekilde Alişan konseri izleyerek gündeme gelen kızın-kızların durumuyla ilgilenmelerini, varsa bir çözüm önermelerini istedi. Aradan geçen bunca zaman zarfında sadece Fehmi Koru olaya değinerek köşesinden 'keşke bu insanların yazdığı romanlar olsa da hangi duygularla böyle davrandıklarını bilebilsek!' türünden dilekte bulunmakla yetindi. Bunun dışında sorunu çözmeye, açılım getirmeye kimse yanaşmadı. Bunca sosyolog ve psikolog ve dahi siyaset bilimci varken işi benim gibi, bu konuda tedrisat görmemiş bir amatöre bırakmamalıydılar.

Olay sadece konseri dinleyen ve iki arada bir derede kalmış kızla sınırlı mı? Daha doğrusu erkek cephesinde durum daha mı berrak? Onlar açacak bir yerleri olmadığından mı yoksa buna hiç niyetleri olmadığından mı konu dışıdırlar?

Çocukluk ve gençliğimin yaşıtlarımla beraber bir azınlık psikolojisiyle geçtiğini çok iyi hatırlıyorum. Yetişen neslin aksine bizim kuşak bir azınlık gibi, istenenin tersi istikamette yol aldı. Gelenek-sel olarak müslüman ebebeynin evlatları kendi ailelerini bile yeterli görmeyip aile yuvalarında dahi mağdur hissettiler. Bununla ilgili çok sayıda çatışma ve zıtlaşma olayını anlatacaklar bulunabilir araştırıldığında. İşte böyle bir dönemde, aykırı neslin belki en büyük beklentisi gelecek kuşağı kurtarmak, bir müddet sonra azınlıktan kurtulup çoğunluğa sahip olmaktı. Çünkü çağdaş diye tarif edilen insanlar modern eğilimler sonucu üremiyorlardı. Bu taraf ise hem nüfus artışı, hem de arayış içinde olan modern yaşamcılardan kazan-dığı yeni üyelerle hızlı bir şekilde büyüyordu. Nitekim aradan bir 40 yıl geçmeden azınlık psikolojisi hemen hemen kayboldu. Bu arada ebebeynini geleneksel islam gördüğünden küçümseyen, onların yarım baş örtülerine hatta takım elbiselerine burun kıvırarak sakal bırakıp şalvarla gezenler şimdi aile babası olmuşlardı. İş bu noktada kopmuş sayılabilirdi. Çünkü toplumda İslam hızla yükseliyor, üniversitelerde başörtülü kızların sayısı çığ gibi artıyordu. Bir de bunların çocukları topluma karıştığında diğerlerinin hiç şansı yoktu. Resmi tam olarak böyle oturtabilirsiniz.

Fakat bir noktada işler değişmeye başladı. Kendilerinden daha radikal ve bilinçli olması beklenen ikinci kuşakta bir şeyler oluyordu. Bunun tam olarak farkına yakınlarda katıldığım bir düğün merasiminde karşılaştığım manzarayla vardım. Kendisi gibi sakal bırakıp şalvarla dolaşmadığımız için bizim Müslümanlığımızı beğenmeyen 30 yıl öncesinin genci; şimdinin ebebeyni olarak yetiş-kin kızlarıyla tören alanındaydılar. Gelinle tokalaşmamak, böylece gereksiz izahat ve kırgınlığa mu-hatap olmamak için tabii bir ortam beklerken şimdi çok üst düzey bürokrat olan bu babanın mütevazi fakat başı açık giyinmiş kızı benim hemen önümde Damat'ı tebrik ediyordu. Damatla aynı yaşlarda ve bekar olduğunu tahmin ettiğim kız, tokalaşmak bir yana bir de damadı şapur-şupur öptü. Hemen arkasındaki annesine dikkat ettim, herhengi bir anormallik sinyali vermedi. Çocuğun tavrında mecbur kalmışlık edası yoktu. Davranışı muhtemelen buraya has değil; benimsemiş, özümsenmiş ve tekrarlanmış bir davranıştı. Belki bitirdiği üniversiteden edinmişti bu erkelerle ya-nak yanağa öpüşme alışkanlığını. Bu tam bir zıtlık ifadesiydi. Giydiği kıyafetin şeklinden dolayı diğer insanları hatta ebebeynini kınarken (ki bu konuda kitabi açık bir zorunluluk yoktur) şimdi açık-seçik bir yanlışı işleyen sonraki kuşağı çok normal bir şey yapıyormuş gibi karşılamak...

Üniversite bitirip iş hayatına atılan yeni kuşaklar artık 30 sene öncesinden farklı davranış biçimleri sergiliyorlar. Bir erkek için en ideal eş, aynı duy-gularla başını kapatmış ve dava arkadaşı olarak isimlendirilebilecek kızlarken şimdi bu pek ö-nemli olmayan bir tercih sebebi gibi durmaktadır. Aynı şey henüz kızlar cephesinde yoktur. Çünkü o yolun yolcusu olmayan bir insan pek nadiren böylesine kimliğini ortaya koymuş birine teklif götürme cesareti bulabilir. Fakat erkekler eskiden pek nadiren, şimdilerde ise gayet rahatlıkla beğendikleri bir kızla baş örtüsü konusunu problem etmeden evlenme isteğinde bulunabiliyorlar. Kız sonradan başını örtmese de toplum tarafından aşırı olarak yorumlanabilecek giyim tarzından uzak durduğu sürece yadırganmıyor. Kızlar zaten evlendikten sonra nadiren böyle giyinme istidadında olduklarından hemen hemen sorun hiç çıkmıyor.

İş bu kadarla bitmiyor tabii. Diğer yanda başı kapalı da olsa kızların üniversite bitirerek meslek sahibi olmaya yönelmeleri var. Artık kadın meclislerinde kızlar, birbirinin hangi meslekten olduklarına, doktora yapıp yapmadıklarına, hangi bürokraside ne kadar etkin olduklarına bakıyor, bunun hikayesini birbirinden dinlemeye ve etkinliklerini göstermeye bayılıyorlar. Meslek sahibi olmayan ev kadınlarını tıpkı başkalarının yaptığı gibi aşağı sınıf muamelesine tabii tutuyorlar. 1940'larda Avrupalı kadınların bile giymeye cesaret edemedikleri pantolonlarla otomobil kullanıyor, erkek meclislerinde konulara müdahil oluyorlar. Ekonomik sınıflar yükseldikçe bir zamanlar hemcinslerini eleştirdikleri lüks yaşamın bir benzerini farklı mekanlarda denemekten kaçınmıyorlar. En kutsal görev analıkken şimdi topluma açılmak, toplumsal sorunlarla ilgilenmek daha ön plana çıktı. Böylece tarz olarak batılı denilen fersah fersah uzak durulan yaşam şekli bünyeye dahil oldu. Belki konuyu tamamlayan şey yakın zamanlara kadar Avrupada dahi görülmeyen kadınların de-nize girmesi hadisesidir. Bunu da Haşema verilen kadın mayosunu icad edenlere, böylece dışarıdan bakmak yerine denizin içine girme imkanına kavuşturanlara borçlular. Şimdi hadiseye dışarıdan bakanlar, arada ne fark kaldığı sorusuna hemen cevap veremez haldedirler. Yani kıyafetin dışında hangi ayrıntılar mevcuttur?

Bir matem havasında; sadece mevlid ya da Kur'an okunarak yapılan düğünlerin şekli değişti. Haremlik-selamlık ayrımı artık pek o kadar önemsenmiyor. Bu tür düğünlerde de pasta kesilip he-nüz resmen karı-koca olmamış insanlar toplum huzurunda birbirine ikram edebilmekteler. Yarın, başörtüsünün kitapta kesin emir olarak yer alma-dığına dair deliller bulanlar çoğaldıkça buna uymanın tavsayacağını, eskisi kadar insanların kesin hükümlü olmayacaklarını şimdiden görebiliyoruz.

Asıl değişimin bundan sonra yaşanacağı belli olu-yor. Çünkü başörtülü kızlar artık bu konumlarıy-la evlilikte tercih edilme avantajını kaybetmiş gö-rünüyorlar. Bir dönem şekle çok önem veren er-keklerin artık bundan vaz geçtikleri, başı açık olanlarla, hatta Rus, Amerikan ve dahi diğer kültürdekilerle evlenebildikleri gözlenmektedir. Bu tercih değişikliğinin kızlar aleyhine bozulması kaçınılmazdı ve zaten öyle oldu. Türkiye'den dışarıya verilen kız sayısı ile dış ülkelerden kız almayı tercih eden erkek sayısı arasındaki büyük uçurum, evlenemeyerek evde kalan kızların sayısının aşırı yükselmesine neden oldu.

Aile müessesi oluşurken evlilik için tercih edilen kızın güzelliği önemli bir faktördür. Başörtülü kızların diğerlerinden bu konuda bir dezavantaj-ları olduğu öne sürülebilir. Yani diğerleri gibi kendilerini gösterememektedirler. Aynı şey ko-nuşma-tanışma faslında da söz konusudur. Diğer-lerine göre daha ketum, temas kurması ve böylece kendilerini ifade etmesi zorlaşanların şanslarının azaldığını düşünebilirsiniz. Artık dini bütün ve iyi bir anne olmayı hedeflemiş olmak; evlilik için tercih edilmeye kafi gelmemektedir. Bunların şimdi-ye kadar dillendirilmemiş olması düşünülmediği anlamına anlamına gelmez. Misyon yüklenerek kendilerini sosyal projolere kilitlemiş insanlar dünyanın farkına varmış gibiler. Fakat bu keşifle birlikte diğerini bırakmak istemiyorlar. Bu hen-gamede ve henüz yolun başında arayış içeri-sindeyken başlar kapalı fakat göbek açıkta kalabilmektedir. Yine de buna olumlu tarafından bakmak mümkündür. Bütün insanlığı tesirinde bıra-kan, az çok değiştiren kapitalist yaşam biçimi yine de dünyayı fark eden bu kızı tam anlamıyla başka bir şekle dönüştüremiyor. Her şeyi bir kenara bıraktırıp tamamen farklı bir kulvara sokamıyor. O yine de bir şekilde diğer hemcinslerinden farklı olduğunu belirtmek istiyor. Fakat bir sentez arayışında olduğunu ve kafa dağınıklığını da giz-leyemiyor.

Hızla Dünyayı büyük bir köy haline getirmekte olan Globalizm kimlerin kafasını karıştırmadı ki!

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...