|

Göbeği Açık Başı Kapalı Kız(lar)a Dair Bir İrdeleme
Raci Durcan
racidurcan@yahoo.com
A.Hakan, Hürriyet'teki köşesinde dünyayı kurtarmaya
soyunmuş ağabeylerine seslenerek biraz da; başı örtülü fakat göbeği açık
şekilde Alişan konseri izleyerek gündeme gelen kızın-kızların durumuyla
ilgilenmelerini, varsa bir çözüm önermelerini istedi. Aradan geçen bunca
zaman zarfında sadece Fehmi Koru olaya değinerek köşesinden 'keşke bu
insanların yazdığı romanlar olsa da hangi duygularla böyle
davrandıklarını bilebilsek!' türünden dilekte bulunmakla yetindi. Bunun
dışında sorunu çözmeye, açılım getirmeye kimse yanaşmadı. Bunca sosyolog
ve psikolog ve dahi siyaset bilimci varken işi benim gibi, bu konuda
tedrisat görmemiş bir amatöre bırakmamalıydılar.
Olay sadece konseri dinleyen ve iki arada bir derede kalmış kızla
sınırlı mı? Daha doğrusu erkek cephesinde durum daha mı berrak? Onlar
açacak bir yerleri olmadığından mı yoksa buna hiç niyetleri olmadığından
mı konu dışıdırlar?
Çocukluk ve gençliğimin yaşıtlarımla beraber bir azınlık psikolojisiyle
geçtiğini çok iyi hatırlıyorum. Yetişen neslin aksine bizim kuşak bir
azınlık gibi, istenenin tersi istikamette yol aldı. Gelenek-sel olarak
müslüman ebebeynin evlatları kendi ailelerini bile yeterli görmeyip aile
yuvalarında dahi mağdur hissettiler. Bununla ilgili çok sayıda çatışma
ve zıtlaşma olayını anlatacaklar bulunabilir araştırıldığında. İşte
böyle bir dönemde, aykırı neslin belki en büyük beklentisi gelecek
kuşağı kurtarmak, bir müddet sonra azınlıktan kurtulup çoğunluğa sahip
olmaktı. Çünkü çağdaş diye tarif edilen insanlar modern eğilimler sonucu
üremiyorlardı. Bu taraf ise hem nüfus artışı, hem de arayış içinde olan
modern yaşamcılardan kazan-dığı yeni üyelerle hızlı bir şekilde
büyüyordu. Nitekim aradan bir 40 yıl geçmeden azınlık psikolojisi hemen
hemen kayboldu. Bu arada ebebeynini geleneksel islam gördüğünden
küçümseyen, onların yarım baş örtülerine hatta takım elbiselerine burun
kıvırarak sakal bırakıp şalvarla gezenler şimdi aile babası olmuşlardı.
İş bu noktada kopmuş sayılabilirdi. Çünkü toplumda İslam hızla
yükseliyor, üniversitelerde başörtülü kızların sayısı çığ gibi
artıyordu. Bir de bunların çocukları topluma karıştığında diğerlerinin
hiç şansı yoktu. Resmi tam olarak böyle oturtabilirsiniz.
Fakat bir noktada işler değişmeye başladı. Kendilerinden daha radikal ve
bilinçli olması beklenen ikinci kuşakta bir şeyler oluyordu. Bunun tam
olarak farkına yakınlarda katıldığım bir düğün merasiminde karşılaştığım
manzarayla vardım. Kendisi gibi sakal bırakıp şalvarla dolaşmadığımız
için bizim Müslümanlığımızı beğenmeyen 30 yıl öncesinin genci; şimdinin
ebebeyni olarak yetiş-kin kızlarıyla tören alanındaydılar. Gelinle
tokalaşmamak, böylece gereksiz izahat ve kırgınlığa mu-hatap olmamak
için tabii bir ortam beklerken şimdi çok üst düzey bürokrat olan bu
babanın mütevazi fakat başı açık giyinmiş kızı benim hemen önümde
Damat'ı tebrik ediyordu. Damatla aynı yaşlarda ve bekar olduğunu tahmin
ettiğim kız, tokalaşmak bir yana bir de damadı şapur-şupur öptü. Hemen
arkasındaki annesine dikkat ettim, herhengi bir anormallik sinyali
vermedi. Çocuğun tavrında mecbur kalmışlık edası yoktu. Davranışı
muhtemelen buraya has değil; benimsemiş, özümsenmiş ve tekrarlanmış bir
davranıştı. Belki bitirdiği üniversiteden edinmişti bu erkelerle ya-nak
yanağa öpüşme alışkanlığını. Bu tam bir zıtlık ifadesiydi. Giydiği
kıyafetin şeklinden dolayı diğer insanları hatta ebebeynini kınarken (ki
bu konuda kitabi açık bir zorunluluk yoktur) şimdi açık-seçik bir
yanlışı işleyen sonraki kuşağı çok normal bir şey yapıyormuş gibi
karşılamak...
Üniversite bitirip iş hayatına atılan yeni kuşaklar artık 30 sene
öncesinden farklı davranış biçimleri sergiliyorlar. Bir erkek için en
ideal eş, aynı duy-gularla başını kapatmış ve dava arkadaşı olarak
isimlendirilebilecek kızlarken şimdi bu pek ö-nemli olmayan bir tercih
sebebi gibi durmaktadır. Aynı şey henüz kızlar cephesinde yoktur. Çünkü
o yolun yolcusu olmayan bir insan pek nadiren böylesine kimliğini ortaya
koymuş birine teklif götürme cesareti bulabilir. Fakat erkekler eskiden
pek nadiren, şimdilerde ise gayet rahatlıkla beğendikleri bir kızla baş
örtüsü konusunu problem etmeden evlenme isteğinde bulunabiliyorlar. Kız
sonradan başını örtmese de toplum tarafından aşırı olarak
yorumlanabilecek giyim tarzından uzak durduğu sürece yadırganmıyor.
Kızlar zaten evlendikten sonra nadiren böyle giyinme istidadında
olduklarından hemen hemen sorun hiç çıkmıyor.
İş bu kadarla bitmiyor tabii. Diğer yanda başı kapalı da olsa kızların
üniversite bitirerek meslek sahibi olmaya yönelmeleri var. Artık kadın
meclislerinde kızlar, birbirinin hangi meslekten olduklarına, doktora
yapıp yapmadıklarına, hangi bürokraside ne kadar etkin olduklarına
bakıyor, bunun hikayesini birbirinden dinlemeye ve etkinliklerini
göstermeye bayılıyorlar. Meslek sahibi olmayan ev kadınlarını tıpkı
başkalarının yaptığı gibi aşağı sınıf muamelesine tabii tutuyorlar.
1940'larda Avrupalı kadınların bile giymeye cesaret edemedikleri
pantolonlarla otomobil kullanıyor, erkek meclislerinde konulara müdahil
oluyorlar. Ekonomik sınıflar yükseldikçe bir zamanlar hemcinslerini
eleştirdikleri lüks yaşamın bir benzerini farklı mekanlarda denemekten
kaçınmıyorlar. En kutsal görev analıkken şimdi topluma açılmak,
toplumsal sorunlarla ilgilenmek daha ön plana çıktı. Böylece tarz olarak
batılı denilen fersah fersah uzak durulan yaşam şekli bünyeye dahil
oldu. Belki konuyu tamamlayan şey yakın zamanlara kadar Avrupada dahi
görülmeyen kadınların de-nize girmesi hadisesidir. Bunu da Haşema
verilen kadın mayosunu icad edenlere, böylece dışarıdan bakmak yerine
denizin içine girme imkanına kavuşturanlara borçlular. Şimdi hadiseye
dışarıdan bakanlar, arada ne fark kaldığı sorusuna hemen cevap veremez
haldedirler. Yani kıyafetin dışında hangi ayrıntılar mevcuttur?
Bir matem havasında; sadece mevlid ya da Kur'an okunarak yapılan
düğünlerin şekli değişti. Haremlik-selamlık ayrımı artık pek o kadar
önemsenmiyor. Bu tür düğünlerde de pasta kesilip he-nüz resmen karı-koca
olmamış insanlar toplum huzurunda birbirine ikram edebilmekteler. Yarın,
başörtüsünün kitapta kesin emir olarak yer alma-dığına dair deliller
bulanlar çoğaldıkça buna uymanın tavsayacağını, eskisi kadar insanların
kesin hükümlü olmayacaklarını şimdiden görebiliyoruz.
Asıl değişimin bundan sonra yaşanacağı belli olu-yor. Çünkü başörtülü
kızlar artık bu konumlarıy-la evlilikte tercih edilme avantajını
kaybetmiş gö-rünüyorlar. Bir dönem şekle çok önem veren er-keklerin
artık bundan vaz geçtikleri, başı açık olanlarla, hatta Rus, Amerikan ve
dahi diğer kültürdekilerle evlenebildikleri gözlenmektedir. Bu tercih
değişikliğinin kızlar aleyhine bozulması kaçınılmazdı ve zaten öyle
oldu. Türkiye'den dışarıya verilen kız sayısı ile dış ülkelerden kız
almayı tercih eden erkek sayısı arasındaki büyük uçurum, evlenemeyerek
evde kalan kızların sayısının aşırı yükselmesine neden oldu.
Aile müessesi oluşurken evlilik için tercih edilen kızın güzelliği
önemli bir faktördür. Başörtülü kızların diğerlerinden bu konuda bir
dezavantaj-ları olduğu öne sürülebilir. Yani diğerleri gibi kendilerini
gösterememektedirler. Aynı şey ko-nuşma-tanışma faslında da söz
konusudur. Diğer-lerine göre daha ketum, temas kurması ve böylece
kendilerini ifade etmesi zorlaşanların şanslarının azaldığını
düşünebilirsiniz. Artık dini bütün ve iyi bir anne olmayı hedeflemiş
olmak; evlilik için tercih edilmeye kafi gelmemektedir. Bunların
şimdi-ye kadar dillendirilmemiş olması düşünülmediği anlamına anlamına
gelmez. Misyon yüklenerek kendilerini sosyal projolere kilitlemiş
insanlar dünyanın farkına varmış gibiler. Fakat bu keşifle birlikte
diğerini bırakmak istemiyorlar. Bu hen-gamede ve henüz yolun başında
arayış içeri-sindeyken başlar kapalı fakat göbek açıkta kalabilmektedir.
Yine de buna olumlu tarafından bakmak mümkündür. Bütün insanlığı
tesirinde bıra-kan, az çok değiştiren kapitalist yaşam biçimi yine de
dünyayı fark eden bu kızı tam anlamıyla başka bir şekle dönüştüremiyor.
Her şeyi bir kenara bıraktırıp tamamen farklı bir kulvara sokamıyor. O
yine de bir şekilde diğer hemcinslerinden farklı olduğunu belirtmek
istiyor. Fakat bir sentez arayışında olduğunu ve kafa dağınıklığını da
giz-leyemiyor.
Hızla Dünyayı büyük bir köy haline getirmekte olan Globalizm kimlerin
kafasını karıştırmadı ki! |