|

Küçük
Prens
Ahmet Altan / 31.08.2005 / Sayı:7 Yeni
Aktüel
Atatürk'e
birilerinin "diktatör" dediğini duymak mı tehlikeli yoksa Küçük Prens'i
okumamak, "büyüklerin" ahmaklıklarını farketmemek ve o ahmaklardan biri
haline gelmek mi? Okulun bir toplumun geleceğine doğrultulmuş bir silah
olarak kullanılması kimin işine yarar? O toplumun değil herhalde.
Sanırım on iki, on üç yaşlarındayken mahallenin çocukları toplanırdık,
daha sonraları çok başarılı bir yazar olan sarışın bir kız sakin sesiyle
bize Saint Exupery' nin Küçük Prens'ini okurdu.
Resimli sayfalara gelindiğinde kitap elden ele dolaşırdı, hepimiz
resimlere bakardık.
Daha sonra Küçük Prens'i defalarca okudum.
"Büyüklerin" akılsızlığıyla, anlamsız ihtirasları, yapay övünmeleriyle
dalga geçen bu kitabı her okuduğumda büyüklerin aptallığıyla sakatlanan
yanlarım şifa bulurdu.
Birkaç yıl önce Pantheon'un rutubet ve kül kokan loş koridorlarında
dolaşırken Zola'yla Hugo'nun mezarlarının biraz ilerisinde açılmış bir
Exupery müzesi olduğunu görmüştüm.
Edebiyat tarihinde bir eşi daha olmayan bir kitabı yazan bu ünlü yazar
hak ettiği yeri almıştı.
Hayatını dünya savaşı sırasında katıldığı bir hava çarpışmasında
kaybeden bu "pilotyazar" efsaneler katına yükselmişti.
Exupery'nin uçağını çatışma sırasında vurup düşüren Alman pilotun da bu
yazara hayran olduğu, savaştan sonra mezarını ziyaret ettiği söylenirdi.
Birçok insanla birlikte herhalde o pilotun da hayatını değiştirmiş, onun
"büyükler"in dünyasını algılamasını değiştirmişti.
O kitabı okuduğunuzda insanların ciddiye aldığı birçok "değer"in aslında
ne kadar değersiz olduğunu anlarsınız çünkü.
Issız bir planette paraları sayıp duran muhasebeciden sabahları güneşe
"doğ" akşamları da "bat" diyerek "evreni yöneten" adamın "iktidar"ına
kadar bir dizi karakter "parayı, iktidarı" sorgulamanızı sağlar.
Küçük Prens'i okumuş ve sevmiş birinin paraya ve iktidara daha değişik
baktığına inanırım ben.
Paraya her önem verdiğinizde ıssız gezegendeki muhasebecinin
ahmaklığına, iktidar isteğiyle tutuştuğunuzda evreni güneşe "doğ"
diyerek yönettiğini sanan adamın zavallılığına düştüğünüzden
kuşkulanırsınız.
"Ben de büyüklerin salaklıklarını mı paylaşıyorum" diye sorarsınız
kendinize.
Bu kitabı okuyarak büyüyen çocukların, hayatın içinde ne kadar
kirlenirlerse kirlensinler temiz bir yanları kalacağına inanırım ben.
Elimde olsa bütün çocuklara okuturum bu kitabı.
Öyle zorla, ders gibi değil, tadını çıkararak, büyüklerle dalga geçe
geçe...
Bizim milli eğitim bakanlığı da benim gibi düşünmüş olmalı ki bu kitabı
çocukların okuması gereken "temel eserler" arasına almış.
Sonra da vazgeçmiş. Çünkü kitabın içinde "Türk diktatörü" diye bir laf
geçiyormuş.
Bu da Atatürk'ü küçük düşürüyormuş.
Büyüklerin akılsızlıklarıyla alay eden bir kitabın hayata ne kadar doğru
bir yerden baktığını kanıtlamak için inanılmaz bir örnek bence.
Bu muhteşem kitabın içinde bula bula o iki kelimeyi bulabilmek ve bu iki
kelimeden korkmak için insanın gerçekten de paranoya ölçülerinde ödlek
olması gerekir.
Ama sanırım asıl neden ödleklik değil.
Bizim "büyükler" bu ülkede "büyüklerle dalga geçebilen" çocuklar
yetişmesini istemez.
Onlar itaatkâr köleler ister. Büyüklerine tapınan köleler. Büyüklerin
para hırsını, iktidar tutkusunu sorgulamayan köleler.
Bu köleler ne evreni algılayabilir, ne dünyayı, ne tarihi, ne
Türkiye'yi. Bizim yetiştirdiğimiz zavallı kölelere göre evrenin merkezi
dünya, dünyanın merkezi Türkiye, Türkiye'nin merkezi Atatürk'tür.
Böyle yetişen, buna inanan o çocuklar biraz büyüyüp de gerçek hayatla
karşılaştıklarında dünyanın evrende bir toz zerresi, Türkiye'nin bu toz
zerresi üzerindeki önemsiz bir ülke, Atatürk'ün de dünyadaki birçok
liderden biri olduğunu öğrendiklerinde yaşayacakları şaşkınlığı bir
düşünün.
Ve, gerçeklerden böylesine habersiz yetişen insanların nasıl alay konusu
olabileceğini.
Bu çocuklar ıssız bir gezegende "Buranın en muhteşem ırkı benim" diye
övünen bir "Küçük Prens karakteri"ne benzemeyecek mi? Atatürk'e
birilerinin "diktatör" dediğini duymak mı tehlikeli yoksa Küçük Prens'i
okumamak, "büyükler"in ahmaklıklarını farketmemek ve o ahmaklardan biri
haline gelmek mi? Okulun bir toplumun geleceğine doğrultulmuş bir silah
olarak kullanılması kimin işine yarar? O toplumun değil herhalde. O
toplumu aptal köleler yapmak isteyen birilerinin.
Kim onlar peki? Kimin hakkında şaka yapamıyor, kiminle dalga geçemiyor,
kimden korkuyorsanız onlar.
Küçük Prens'i çocuklara okutmayanlar.
Ve, bu artık uğursuz bir kısır döngüye dönmüş durumda.
Robotların ele geçirdiği fantastik bir gezegende yaşı-yoruz sanki.
Köleleştirici eğitimden geçenlerin bir kısmı iktidarı ele geçiriyor ve
kölelik eğitimini gittikçe daha şiddetli bir şe-kilde uyguluyor.
Neredeyse aramızdan hiç özgür düşünceli bir insan çıkmıyor.
Hepimizin beynine köleleştirici çipler takılmış.
Bugün eğitim sistemini değiştirsek, özgür bir eğitimi gerçekleştirecek,
"büyükler"le dalga geçebilecek, Küçük Prens'ten tat alabilecek kadrolar
bulamayacağız.
Bu sorunun üstesinden gelmek de inanılmaz bir biçimde zor.
Beyinsel bir esaretten kurtulamayacakmış gibiyiz.
Kurtuluşu talep bile edemiyoruz. Öylesine beyinlerimizi
kireçlendirmişler.
"Atatürk'e dil uzatıyorlar," "Türkiye'yi küçültüyorlar" dedik mi bitti.
O noktadan sonra artık ne bilimin, ne edebiyatın önemi var.
Bilmiyorum, Edison Atatürk'le ilgili bir şey söyleseydi ne yapacaktık,
ampul kullanmayıp karanlıkta oturacaktık herhalde.
Bu size anlamsız geliyor değil mi? Ama Küçük Prens'in okuma listesinden
çıkarılması anlamsız gelmiyor.
Zihinsel bir karanlığın öneminin farkında değiliz çünkü.
Körlerin ışığı bilmemesi gibi biz de zihinsel özgürlüğün ışığını
bilmiyoruz.
Karanlığı övüp duruyoruz. Bence çocuklarınıza inadına Küçük Prens'i
okutun.
Büyüklerle dalga geçsinler. Budalalıklarımızın farkına varsınlar.
Kölelikten kurtulsunlar.
Kendilerine ait fikirleri olsun. Para sayanlara, iktidar için
çıldıranlara gülsünler.
Gerçekleri merak etsinler. Küçük Prens'in tadını çıkarsınlar. Birer
Küçük Prens olsunlar. Köle yetiştirmekten daha iyi değil mi bu? Özgür
zihinli prensler ve prensesler olsunlar...
Ve ahmaklarla, kölelerle, büyüklerle dalga geçsinler... |