Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sayı 321 | Eylül  2005

                   

 

 


Selim DEMİR/ KAYSERİ
 

SORU 1: Kur'an'da (kendi içinde) nesh var mıdır? Kur'an bağlamında bu konuyu değerlendirir misiniz? Bu konuda kaynak var mı?

CEVAP 1:
Nesh, lugatta izale etmek, gidermek, yok etmek, değiştirmek, tebdil, tahvil ve nakletmek anlamlarına gelmektedir.

İstilahi anlamı ise; önce gelen bir nassın hükmünü daha sonra gelen bir nassın kaldırmasıdır.

Bu konu ilk asırlardan itibaren tartışılmış ve şu üç konu üzerinde yoğunlaşılmıştır:

1.Prensip olarak neshin keyfiyeti aklen caiz midir?
2.Pratik olarak vaki olmuş mudur?
3.Kur'an’da nesh var mıdır?

Birinci soruyu ittifakla kabul ederek aklen caiz olduğunda birleşilirken ikinci soruya da kısmen olumlu yaklaşmışlardır. Ancak bunun geçmiş şeriatlarla ilgili olduğu görüşü ağırlık kazanmıştır.

Bizzat Kur'an'ın kendi içinde nesh olduğu konusunda ihtilafa düşmüşlerdir. Bir kısım alimler neshi aklen caiz görmekle beraber, bunun Kur'an'dan önce gelen semavi kitaplar ile Kur'an arasında olduğunu savunarak; Kur'an'ın kendi içindeki nesh olayını kabul etmemişlerdir. Bunların başında Mu'tezili alimlerinden Ebu Müslim Muhammed b. Bahr El-İsfahani (ölümü M.934 tür) gelmektedir. Bu zatin "Camiu't Te'vil li Muhkemi't Tenzil" adlı eseri bu konuyu anlatmaktadır.

Mısır'ın tanınmış tabiplerinden olan Dr. Muhammed Tevfik Sıdki de "ed Din fi Nazari'l Akli's Sahih" adlı eserinde Kur'an'ın kendi içinde neshin olmadığını anlatmaya çalışmıştır. Türkiye de Ömer Rıza Doğrul da bu tezi müdafaa edenlerdendir. Kur'an'da neshi reddedenlerin görüşlerini şöyle özetlemek mümkündür.

1. Nesh aklen mümkün olmakla beraber Kur'an da bil fiil vaki olmamıştır.
2. Nesh akideyle ilgili olmayıp tefsir ilminde bir mezheptir. Akaide ilişkin olsaydı inkar edilemezdi.
3. Mensuh ayetlerden maksat, Tevrat ve İncil'deki yani eski şeriatlardaki hükümlerdir.( 2/106)
4. Kur'an'da şu ayet bu ayeti nesh etti diye bir açık ifade yoktur.
5. Neshi kabul edenlerin Kur'an'ın nesh eden ayeti dedikleri ayetlerden bir kısmı, Mensuh dedikleri ayetlerden önce gelmiştir. 2/240 ve 224. ayetlerde olduğu gibi.
6. Hz. Muhammed (a.s) dan: "şu ayet bu ayeti neshetti" diye kesin bir söz sadır olmamıştır.
7. Neshi savunanlar arasında, Nasih ve Mensuh ayetlerin sayıları hakkında kesin bir ittifak söz konusu değildir.
8. Ahad haberlerle Kur'an'ın ayetleri ispat olunamadığı gibi inkar da edilemez.

Neshi savunanlar, Kur'an'ın geçmiş şeriatları neshine ilaveten, yeni kurulmaya başlayan İslam nizamının inkişaf ve tekamülü için nesh olayını tabii bir şey olarak görmüşlerdir.

Nesh'in hedefi hüküm olduğundan hükümlerin zaman, mekan ve şartlara göre değişebileceğini savunmuşlardır.
Neshi savunanlardan bir kısmı Kur'an'ı, ancak Kur'an ayetlerinin nesh edebileceğini, mütevatir sünnetin bile Kur'an ayetinin hükmünü değiştiremeyeceğini söylerken (İmam Şafii gibi); Necm suresinin 53-55. ayetlerine dayanarak hadislerin de vahiy sayılabileceğini ve Kur'an'a girmeyen Kudsi Hadislerin de Kur'an'ı nesh edebileceğini söyleyenler olagelmiştir.
Biz burada Kur'an'ın bir grup ayetlerini hatırlayarak söze girmek istiyoruz:

"(Ey Muhammed!) Kur'an'ı önce gelen kitabı tasdik ederek ve ona şahit olarak sana indirdik. Allah'ın indirdiği ile aralarında hükmet. Gerçek olan sana geldiğine göre, onların hevalarına uyma. Her biriniz için bir ŞERİAT ve bir yöntem verdik. Eğer Allah dileseydi sizi bir tek ümmet yapardı. Fakat bu verdikleri ile sizi denemesi içindir. O halde iyiliklere koşun. Hepinizin dönüşü Allah'adır. O ayrılığa düştüğünüz şeyleri size bildirir.

O halde Allah'ın sana indirdiği kitap ile aralarında hükmet. Allah'ın sana indirdiği Kur'an'ın bir kısmından seni vazgeçirmelerinden sakın, hevalarına uyma. Eğer yüz çevirirlerse bil ki, Allah bir kısım günahları yüzünden onları helak etmek istiyor.

İnsanların çoğu gerçekten fasıktırlar. Cahiliye devri hükmünü mü istiyorlar? Yakinen bilen bir millet için Allah'tan daha iyi hüküm veren kim vardır?" (5/48-50)

Bu ayetleri dikkatlice okuduğumuzda şu noktalara vurgu yapıldığını görüyoruz: "sana gelen gerçekle aralarında hükmet, onların hevalarına uyma, her biriniz için bir şeriat verdik, amaç sizi verdikleri-miz ile denemektir. Sana indirilen ile hükmet, onun bir kısmından seni vazgeçirmelerinden sakın. Onların hevalarına uyma. İnsanların çoğu fasıktır. Onlar cahiliye hükmünü mü istiyorlar. Allah'tan daha güzel hüküm veren kimdir?" gibi bu gün de insanların en çok takıldıkları noktaları yeniden belirterek işin olmazsa olmazlarını bildiriyor.

Bu nedenle hüküm koyanların en hayırlısı olarak hükmünü koymuş, elçileri aracılığı ile de bu hükme tabii olmaya tüm insanlığı çağırmıştır. Zamanın hakimi ve tüm çağlara hükmeden Allah, zamanı ve zamana nasıl hükmedileceğini elbette en iyi bilendir. Bir ümmetin hayatında koyduğu yasaların kısa zamanda değişmeye ihtiyaç duyulacak hale geldiğini düşünmek mümkün değildir.
İslam'ın tebliğ döneminden itibaren peygamberin varlığında geçirdiği süre yirmi üç yıldır. Bunun hükümranlık dönemi ise on yıl. Bu on yıllık süre de konulan bir hükmün olaylara intibaksızlığını düşünmek mümkün değildir. Çünkü Kur'an ile konulan hükümler genel geçer hükümlerdir. İnsanın fıtratına ve eşyanın değişmeyen özelliklerine göre konulmuştur. Bu özellikler her zaman ve mekanda aynı özelliğini koruduğundan onları ilgilendiren hükümlerin de değişmezliği söz konusudur.

Araçların değişmesi hükmün değişmesini gerektirmez. Araçlar bir amaç içindir. Amaç değişmediği sürece hüküm de değişmez. Mesela 5/47'de bunun gerekçesini açıklıyor: "Size verdiklerimiz sizi denemek içindir." Kulluğun gereği olarak verilenlere uymak ve uymamak bizim için kazanmak veya kaybetmek olacaktır. Bu kulun kendi kapasitesine uygun olarak imtihanı içindir. İbadetinden fayda isyanından zarar görecek de yine kendisidir. Amaç deneme olunca bu mal ile olur, can ile olur, evlatla olur… Takdir Allah'ındır.

İslam'ın hayata geçirilişinde uygulanan tedricilik uygulamada bir yöntemdir. Herhangi bir coğ-rafyadaki İslam'ı yeni tanıyan bir topluma uygulanırken aynı yöntemle hareket edilir. Her toplumun "mekkesi" olduğu gibi her insanın da "mekkesi" vardır. Kimse dün bugünkü gibi değildir. Bu nedenle Kur'an'ın hiçbir ayetinin hükmü nesh olunmamıştır. Yeri ve zamanı gelip, aynı şartlar tahakkuk ettiğinde bu ayetlerin ışığına ihtiyaç olacaktır. İslam kıyamete kadar insanlığın tek kurtuluş yoludur. Sahiplenenlerini kurtarırken aynı yöntemi yeniden devreye sokacaktır.

Fitneden eser kalmayıp din tamamen Allah'ın oluncaya kadar bu böyle devam edecektir.

SORU 2: Finans kurumlarının bankalardan farkı var mı? Sigorta şirketleri ne kadar islami?

CEVAP 2:
Finans kurumlarının tarihine ve kuruluş amacına kısa bir göz attığınızda durumun farkını göreceksiniz.

Özellikle duyarlı Müslümanların bankalardan uzak durduğunu gören aklı evveller, bu sahadaki bakire bir zemini kullanmak için Özal döneminde bu yola tevessül ettiler. "Faizsiz kazanç" sloganıyla kısa zamanda bekledikleri sonuca da ulaştılar. Çünkü Müslümanların bir kısmı gerçekten yapılan hile-i şer'iyyeyi fark edecek durumda değilken; bir kısmı için de yaptıkları işe görünüşte meşru! bir kılıf bulunmuş olması, onlar için fazlasıyla memnuniyet verici olmuştu.

Son yıllarda "yeşil kuşak projesinin" sonucu olarak ortaya çıkan namazlı-abdestli kesimde hatırı sayılır bir sermaye oluşmuştu. Bunun yurt içi ve yurt dışı bölümü vardı. İnsanımızın yemeyip içmeyip biriktirdiği parayı elde etmek için sıkı hesaplar yapılarak elinden alınmalıydı. Bir kısmını holding-ler kanalıyla elde etmeye muvaffak olurken; bir kısmına da finans kurumları aracılığı ile ulaşarak istenilen hedefe varılmış oldu.

Çünkü sermaye vatandaşın elinde olunca ona ulaşmak kolay değilken, belli kurumlarda toplandığında istenildiği gibi yönlendirmek daha kolay hale geliyor. Yasal olarak belli bir miktara ulaşan paranın belirli bir dilimi merkez bankasına aktarılacak; belli bir dilimi devlet tahviline, belli bir dilimi dövize yatırılacak gibi şartlara tabidir. Ayrıca şirketler de dahil günlük kasaya giren para akşama banka veya merkez bankasının kasasına yatırılmak zorundadır. Aslında şu reklam sözü durumu özetliyor: "Yok aslında birbirimizden farkımız fakat biz Osmanlı bankasıyız…!"

Bu ekonomik sahada olup biteni anlamak için gözümüzü, dini ve fikri sahada yapılanlara çevirdiğimizde durumun birbirinden kopuk olmadığını ve entegre çalışan elektrik devreler gibi birbirini tamamladığını görürüz.

Demokratik anlayış ve ahlakın sinelere sindirilmesi için devlet tarafından açılan ilahiyat ve imam hatip liseleri adı altındaki kurumlarda verilen eğitim rengi yeşil görünmesine rağmen Laik ve Demokratik idi. Bu uygulama gelecek için demokratik zemini sağlamlaştırmak açısından olması gereken bir süreçti. Bu süreç o kadar başarılı oldu ki, zamanın başbakanı Ortadoğu'daki devletlere akıl vererek: "demokratikleşmek için ülkenizde imam hatip okulları açın" diyerek sonucun memnuniyet verici olduğunu bildiriyordu. Yıllardır uygulanan yeşil kuşak ve islamizasyon projeleriyle verilmek istenen görüntünün ardında, İslam'dan uzaklaşmanın gerçekleştirildiğini geç de olsa görüyoruz.

Düşünce ve inanç sahasında yapılanın benzerini, ekonomik sahada da finans kurumlarıyla "kar payı" anlayışıyla yaparak demokratik süreç tamamlanmış olmaktadır. Bunun alt yapısını cemaatsal anlayışlarda işleyerek, devlet eliyle yapılan veya daha kapsamlı ifadesiyle vergisi verilerek yapılan her iş meşrulaştırılmış olacaktır. Aynı zamanda vatandaş faiz yerken rahatsızlık duymadan işine bakacaktır. Hacı efendiler ve Hoca efendiler "paramın karını alıyorum" diyerek gönül huzuruyla çorbasına kaşığını banacaktır!

İnsanın aklı karışıyor; bir yanda, bu insanlar on üç yaşındaki bir çocuğun kafasına koyduğu başör-tüsüne razı olup imkan tanımazken; diğer yanda aynı amaçla gösterilen hassasiyetten kaynak-landığını söyledikleri faizsiz finans kurumları kuruluyor, hesapsız paralar dönüyor da kimse rahatsız olmuyor.

Bu kurumlara bunca sermayeyi kullanmak için imkan veriyorlarsa ki öyle, o halde bu işte bir bit yeniği vardır demeli değil miyiz? İhlas(sız) finansın geldiği konum gözler önünde değil mi? Holding-lerin durumu hala bu insanlara acı bir tecrübe olmadı mı? Artık akıllı insanlar parlak görüntülere, yaldızlı sözlere, bol kepçe kazanç vaatlerine kanmamalıdırlar. Tüm demokratik kurumlar, adı ne olursa olsun aynen bankalar gibi demokratik yöntemlerle işletilmeye ve demokratik ilkelere uygun hareket etmeye mahkumdur. Aksi halde yaşama hakkı verilmez. Kısacası bankalar, sigorta şirketleri ve finans kurumları demokratik bir ülkede demokratik rejimin para kaynaklarıdır. Ve demok-rasinin islamiliği kadar islamidir.

SORU 3: Hadis-i kudsi yani Allah'ın Kur'an dışında sözü var mıdır?

CEVAP 3:
Bu soruya en kısa yoldan verilecek cevap olumsuz olacaktır. Kitabın ve peygamberin dindeki varlığı Allah'ın sözlerini (emir, nehiy ve tavsiyelerini) insanlara duyurmak olduğuna göre, Kur'an'da onun sözlerinden oluştuğuna göre, bir takım sözlerin Kur'an'a alınmamasının anlamı olabilir mi?

Bu türlü iddialar, peygamber(a.s)'in sözlerini yaklaşık yüz yıl sonra tasnif ederken ortaya çıkmıştır. Metindeki ifadelerin durumuna bakarak söz peygambere ait görünmeyince buna da hadis-i kudsi diyelim denilmiştir. Manası Allah'tan lafzı peygamberden olduğu söylenen bir metne verilen isimdir. Mana itibariyle Allah'a ait bir söz gibi görünse de bunun Allah'tan olduğunu kesin ispat edecek bir delilimiz mevcut değildir. Müslümanlar olarak kesin bir delile dayanmadan Allah'a ve peygambere bir şeyi isnat etmek onlara en hafifin-den iftira etmek olacağından, böyle bir isnattan uzak durmanın doğruluğuna inanıyoruz.

Eğer bu metinler Allah'tan olsa idi, Allah'ın her vahyini yazdıran peygamber(a.s) onları da yaz-dırırdı. Yazdırmaz ise görevini ihmalden, Allah'ın muahezesine muhatap olurdu. (5/67) Halbuki asla böyle bir şey olmamış, vahyin tamamını hem peygamber hem de müminlerden birçoğu yazmış ve ezberlemiştir. Vahiy katiplerinin varlığı, Kur'an'ın ilk günden itibaren yazılmışlığı ve hafız-ların varlığı bunun delilidir. Bunların gözünden kaçan bir şey olsaydı bile Allah elçisini ikaz eder düzeltirdi. Nitekim birçok konuda bu düzeltme yapılmıştır. Bu nedenle bu iddiayı doğru bulmuyor ve "kudsi hadis" veya "vahyi gayri metluv" namıyla anılan sözleri Allah'a isnat etmekten Allah'a sığınıyoruz.

SORU 4: "İnsan ölüm anında kelime-i şahadet getirmezse imansız gider" sözü doğru mudur? Ölene dek islami bir hayat yaşamaya çalışan bir müminin bu emekleri ve imanı boşa mı gidecektir?

CEVAP 4:
Böyle bir anlayış İslam'ın ve Kur'an'ın ruhuna aykırıdır. Bakara 286. ayetinde "Allah hiç kimseye gücünün üstünde bir yük yüklemez…" buyuruyor. Aklımız başımızda gücümüz kuvvetimiz yerinde iken istediğimizi yapmaya veya terk etmeye muktediriz ve dilediğimizi yaparız. Bu işlerin sonucundan da Allah'a hesap vereceğimize inanırız. Ancak nerede ve hangi halde ölmek bizim elimizde olmadığına göre bunun sonucundan yola çıkarak bir ömrü ve anlayışı yok saymak mümkün değildir. Ölüm bizi uykuda mı yakalar uyanıkken mi? Ani bir krizle mi olur? Yoksa şuurumuz yerinde iken mi? Bunlar Allah'ın takdirinde olan şeylerdir. Allah yo-lunda savaşan bir mümin bile alacağı öldürücü bir darbeyle son nefesinde şahadet getirmeye bile muktedir olamaz ise bunun durumu ne olacak? Allah o kimsenin bir saniye önce ne halde olduğunu bilmiyor mu ki son nefesine baksın. "Allah zerre kadar kimseye haksızlık etmez" (4/40)

O, asla yarattıklarından gafil değildir. (2/255) O, her an onların her halini bilmekte, görmekte ve gözetmektedir.

"İnsanı biz yarattık nefsinin ona ne fısıldadığını ve gözlerin hain bakışlarını biliriz" buyuruyor.(40/19)

Biz geniş zamanımızda, güçlü zamanımızda O'na yönelir, O'na sığınır, O'na kulluk eder ve O'ndan yardım istersek(1/5) O da bize her zaman ve zeminde yardım edeceğini, dar günümüzde bizi yalnız bırakmayacağını vaat etmektedir. (2/186) Bu nedenle iman edenler "sadece ona kulluk eder sadece ondan yardım isterler." "O ne güzel Mevla ve ne güzel yardımcıdır."(8/40) " O, vaadinden asla dönmez" (3/9) "…ben ona dayanıp güvendim. O yüce arşın sahibidir. "(9/129)

Arşın sahibi olan Allah mülkün de hükümrandır ve yarattıklarından asla gafil değildir. Siz ona dayanıp güvenin ve ona kulluk edin O'nun, Rabliğinin gereğini yapacağından emin olunuz. Zerre kadar bir amelinizi, iyi veya kötü asla zayi etmeyeceğini vaat ediyor.(99/7-8). Sizi dünyada da Ahiret'te de şerefli bir makama koymaya muktedirdir.

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...