|

Gazze’den Çekilme Planı
İsrail
Başbakanı Ariel Şaron'un Gazze'den çekilme planı nihayet uygulamaya
koyuldu. İsrailli yerleşimciler bölgeden, yine İsrail askerlerinin
'zoruyla' çıkarıldı. Pek çoklarının anlamakta zorlandığı kareler,
televizyon ekranlarına yansıyınca, med-yadaki kalemşörler, kendi
bulundukları pozisyonu meşrulaştıracak ifadelerle, hadiseyi yorumlamaya
çalıştılar. Laik ve solcu basın, hadiseyi neredeyse hiçbir yorum
yapmadan verirken, muhafazakar ve 'dinci' kesimler, genel olarak, bunu,
Filistin mücadelesinin kazandığı bir 'zafer' olarak takdim etti-ler.
Küçük bir azınlık ise, bu geri çekilmenin ardındaki 'oyun'u fark
etmelerine rağmen, bugüne kadar izledikleri siyaset ve yapmış oldukları
yorumlar nedeniyle, hadisenin gerçek boyutları üzerinde durmak yerine,
tali hususları ön plana çıkarmayı tercih ettiler.
Şurası açıktır ki, İsrailli yerleşimcilerin Gazze'den ve Batı Şeria'daki
birkaç yerleşim biriminden geri çekilmesi, Şaron'un mecbur kalarak almış
olduğu bir kararın sonucu değildir. Bu, Amerika'nın, öteden beri bölgede
yapmak istediği şeyle alakalı bir gelişmedir. Bu plan, malum olduğu
üzere, bölgede sorun çıkarmayacak bir Filistin devleti kurulmasını ama
bu arada İsrail'in güvenliğinin de garanti edilmesini öngörmektedir.
Elbette planın hedefi orta ve uzun vadedir, ancak kısa vadede atılacak
adımlar da elbette vardır. Buna göre, kurulması düşünülen Filistin
devletinin sınırları elbette önem kazanmaktadır. Burada sınırı dar ve
geniş tutan ayrı senaryolar olduğu malumdur. Amerika ve İsrail,
Filistinlilerle masaya oturduklarında, sınırın mümkün olduğunca dar
tutulmasını temin etmeye çalışmaktadırlar. Ancak şartlar
gerektirdiğinde, bu sınırın bütün Gazze, Batı Şeria ve Doğu Kudüs'ü de
içine alacak şekilde genişletilmesi dahi düşünül-mektedir. Fakat şu an
için böyle bir durum olmadığından, İsrail tarafının yapacağı şey,
'küçük' taktik tavizlerle işi kotarmaya çalışmaktır. Bizzat Şaron'un
planladığı şekilde, Gazze ve Batı Şeria-dan yerleşimcilerin çıkarılması,
işte böylesi bir planın gereğidir.
Bunun yanında, planın, mevcut Filistin özerk-yönetimine, 'altın tabak'
içinde sunulmuş bir hediye olduğuna da dikkat edilmelidir. Burada,
Amerika ve İsrail tarafından Mahmud Abbas'a yö-netimine verilmiş 'açık'
bir destek söz konusudur. Zira Abbas, Arafat'ın ölümünden sonra, onun
yerini dolduracak biri değildir; üstelik karşısında Hamas ve İslami
Cihad gibi iki önemli örgüt vardır. İsrail, Arafat sağken dahi, bu iki
örgüte karşı FKÖ'yü desteklemiş; yapılan her türlü eylemin sorumlusu
olarak, bizzat FKÖ yönetimini göstermiştir. Bu bilinçli bir politikadır;
çünkü bu örgütlerin 'muhatap' alınması, beraberinde ciddi siyasal
sorunları doğurma potansiyeli taşımaktadır. Örgütlerin denetlenmesi ve
mümkünse bastırılması görevini Arafat yürütmeli, sıkıntıya düştüğü yerde
İsrail ve Amerika devreye girmelidir. Bugüne kadar uygulanan politika
budur. Hamas'ın iki lider isminin terörist saldırılarla katledilmesi
ise, yeni dönemde, örgütlerin liderlik gücünü törpülemek için özellikle
planlanmıştır. Böylece Arafat'ın yerini alan kişinin, görece 'liderlik'
şansı artırılmış olmaktadır. İşte yerleşim birimlerinden çekilme
politikasının da böylesi bir amacı vardır. Şimdi Mahmud Abbas
yönetiminin eli, bir şekilde güç-lendirilmiş olmaktadır. Nitekim planın
uygulamaya koyulduğu günlerde, ABD Dışişleri Bakanı Rice, Filistin ve
İsrail tarafında çağrıda bulunarak, bu 'fırsatı' değerlendirmelerini
istemiştir.
Yerleşimcilerin geri çekilmesini, İsrail'in Lübnan-dan Hizbullah
saldırıları vesilesiyle geri çe-kilmesinden sonra, İsrail adına ikinci
bir yenilgi olarak görenler, esas itibarıyla yanılmaktadırlar. Çünkü
burada, bir mağlubiyet sonucu değil, bir plan sonucu geri çekilme
hadisesi vardır. İkisi çok farklıdır ve bu farkı görememek için,
herhalde ya 'duygusal' olmak gerekir, ya da yorumcunun kendisi veya
hitap ettiği çevre ile ilgili bir takım kaygıları olması gerekir.
Meseleyi duygusal yönden alanlar, elbette ki isabetli değerlendirmeler
yapamamaktadırlar. Çünkü İsrail'in "kaz gelecek yerden tavuk
esirgemediğini" görememektedirler. Medya-nın muhafazakar kesimi ise,
öteden beri taktıkları at gözlüklerini bir türlü çıkarmak istemedikleri
için, hadisenin asli boyutlarını teğet geçip, tali hususları öne
çıkarmayı tercih etmektedirler. Bu kesimler, bunu, Filistin mücadelesini
sahiden sahiplenmek değil, bu mücadeleden nemalanmak istedikleri için
yapmaktadırlar. Bu kesimler, elle-rine biraz şeker konduğunda ağlamayı
kesen çocuklar gibidirler. Ayrıca asla sahici bir mücadele içine girmeyi
istemezler; çünkü faturası ağırdır. Mücadele ediyormuş gibi görünürler
ve böyle görünenleri destekler, hatta onları 'mücahid-i azam' ilan
ederler. Bunun en yakın ve net kanıtı, İsrail'in cendereyi biraz
sıkıştırıp, Arafat'ı karargahına hapsetmesi üzerine, küçük kızın
duygusal konuşmasını vesile bilip Arafat'ı 'mücahid' ilan etmeleri ve
tabir-i caiz ise Arafatçı olup çıkmalarıdır. Yıllarca Amerikan uşağı
olarak niteledikleri Arafat'ı, evet, yine bu kesimler, 'mücahid' ilan
edebilmişlerdir. Bunlar, sanılmasın ki, olan-biteni yanlış görmekte,
değerlendirme hatası yapmaktadırlar. Hayır. Bu kesimler, açıkçası 'mış
gibi' yapmaktadırlar. Asla sahici bir mücadeleleri yoktur. Barış
zamanlarında demokrasi havarisi kesilirler. Ameri-ka'yı demokrasinin
'beşiği' vs. olarak görürler. Ama ne zaman ki aynı Amerika, Irak'a
saldırırsa, Bush yönetimi çete olur, katil olur, zalim vs. olur. Neden?
Çünkü, Irak halkına yapılan zulmden nemalanacaklardır. Kendi halklarına
şirin görüneceklerdir. Halkın yüzde 80'inin Amerikan aleyhtarı olduğu
bir meselede, halkın duyguları okşanmaz da ne yapılır?!! Aynı kaygılar,
şimdi bu geri çekilme işleminde vardır. Halk, bu çekilmeyi İsrail'in
'yenilgisi' olarak mı görmek istemektedir; onlar da hemen bu yorumu
yapacaklar ve halkın duygularını okşayacaklardır. Bu isabetsiz yorumun
faturasını ilerde ödemezler mi peki?! Zamanı gelince, onun da bir
çaresini bulurlar elbet! Çünkü halkın hafızası zayıftır; manipüle edildi
mi, istenilen yere çekilir?!
İşte, bu kesimlerin yönlendirmeleriyle, hadiselerin ardındaki gerçekleri
görmeleri engellenen nice insanlar, geri çekilme işlemi sırasında,
İsrail askerlerinin Yahudi yerleşimcilere karşı kuvvet kullanmalarına da
anlam verememişlerdir. Halk, bu yönlendirmelerle, yıllarca İsrail'in
Amerika'yı bile yönettiğine inandırılmıştır. Bunlara göre Yahu-di'nin
dünyada başaramayacağı iş yoktur. Her taşın altından Yahudi çıkar.
Çapanoğlu bile belki Yahudidir! Bu mitin asılsızlığını anlamak öyle çok
zor olmasa da, özellikle bu ülkede muhafakazar kesimler, böylesi bir
yönlendirmenin etkisiyle, İsrail'i, olduğundan çok farklı bir yere
koymaktadırlar. Gerçek ise şudur: İsrail bir ulus-devlettir; din unsuru
da, özde, diğer ulus-devletlerde olduğundan çok farklı bir konumda
değildir. Dolayısıyla, 'aşırı dinci' Yahudileri, İsrail askerlerinin
havralardan, sinegoglardan zorla çıkarmalarında şaşacak bir şey yoktur.
Ayrıca, İsrail, mevcut dünya siste-mine bağlı, üstelik göbeğinden bağlı
bir devlettir; varlık nedeni zaten küresel sistemdir. İsrail, varlığını,
önce İngilizlere sonra da Amerikalılara borçlu olan bir devlettir. Bugün
Amerika'nın desteği olmaksızın, İsrail'in o bölgede varlığını sürdürmesi
zordur. Tabii ki bu sistem, bölgedeki diğer ulus-devletler, krallık ve
monarşilerle de doğrudan alakalı bir biçimde işlemektedir ve Mısır,
Ürdün, Suriye, Lübnan, Suudi Arabistan, Türkiye vs. bölgedeki diğer
devletler, bu işin içindedir. Dolayısıyla, sorun, tek başına İsrail
sorunu da de-ğildir. Her şeyden önce küresel sistem sorunudur. Çözümünü
de öncelikle orada aramak gerekir. Bu şu demektir: Amerika,
zayıflatılamadığı sürece, İsrail de zayıflatılamayacaktır. Bir başka
ifadeyle; Amerika, Ortadoğu'yu kontrol etmek istiyorsa, İsrail'den
vazgeçse (veya buna mecbur kalsa) bile, aynı misyonu icra edecek bir
başka uydu devleti kurmak isteyecektir. Şu halde, bir takım gelişmeleri
anlayabilmek için, temel dinamikleri iyi bilmek ve onlardan yola çıkarak
hadiseleri değerlendirmek gerekmektedir. Bugün maalesef sadece laik
medya değil, Filistin'in dostları olduğunu söyleyenler bile, ya
isteseler bile isabetli değerlendirmeler yapamamakta, ya da zaten
istemedikleri için manipülatif yorumlarla halkın zihnini çelmeye
çalışmaktadırlar. Bu son geri çekilme işlemini, Filistinlilerin bir
başarısı olarak göstermek isteyenler, aynı manipülatif yaklaşımı
sergilemektedirler. Buna kapılmamak için, küresel siyasetin
dinamiklerini ve bölge gerçeklerini daima göz önünde tutmak
gerekmektedir. |