Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sa 318 | Haziran  2005

                   

 

 


BİLDERBERG’LİLER – İKTİDARIN PERDE ARKASINDA

 

Grazyna Fosar / Franz Bludorf /

www.fosar-bludarf.com

Çev: Kamil CENGİZ

Bilderberg’liler olmasaydı, onları uydurmak gerekirdi. İnsanlığın onlara ihtiyacı var – ekonomi kaptanları, Küresel Aktörler ve kimi komplo teorilerinin konusu olarak sohbet konusu,

Uzun yıllardan beri küresel politikanın perde arkasında nüfuzlu siyasetçi ve ekonomi devlerinden oluşan sırlarla örtülü bir grup –Bilderberg’liler- hakkında en maceralı mitler dolaşıyor. Kamuoyundan neredeyse saklı olarak onlar ulusal meclislerin ve hatta seçmenlerin kontrolü ve denetimi ve basının yorumları olmaksızın insanlığın kaderini yönetiyorlarmış. Daha son zamanlarda muteber kitle iletişim araçları konuya eğilmeye başladılar. Sonuç: Bizim Bilderberg’lileri uydurmamıza gerek yok. Onlar varlar. Güçlerinin bazen iddia edildiği gibi her şeyi kapsayıp kapsamadığı tartışmalı. Fakat yine de İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra dünya tarihindeki önemli gelişmelere tesir ettikleri de bir gerçek.

Enteresan bir karşılaşma

1993’de Potsdam’lı Teşvik Topluluğu, Berlin’de bir Barış Üniversitesi’nin kurulması için bir tartışma akşamı organize etmişti. Dünya Kültürleri Evi’nde özel kalitede üç tane siyasi emekli buluşmuşlardı – eski Amerikan Dışişleri Bakanı Henry Kissinger, Doğu Alman Cumhuriyeti’ndeki eski Sovyet büyükelçisi, Valentin Falin ve altmışlı ve yetmişli yıllarda dönemin Alman Başbakanı Willy Brandt’ın özel danışmanı ve başmüzakerecisi Egon Bahr. Tartışmanın konusu üç bayın Alman doğu politikasının büyük zamanı ve Berlin’in statüsü hakkındaki anlaşmanın müzakereleriyle ilgili anılarıydı. Aracı ise, o dönem Berlin’li ‘Tagespiegel’ yayın yönetmeni olan gazeteci Giovanni di Lorenzo idi.

Tartışmanın – aslında pek de aydınlatıcı olmayan- akışında Henry Kissinger istitraden hazır olan dinleyicilerin pek çoğunun farkında olmadığı çok mesajlı bir cümle söyledi:

“Dört temsilci [İkinci Dünya Savaşı’nın galip güçleri] Berlin-Anlaşması konusunda fazla müzakere etmek mecburiyetinde değillerdi. Onların sadece Bilder-berg’lilerin hazırladıkları metni imzalamaları yeterliydi.”

Biz ise bu ifade karşısında hemen gözlerimizi fal taşı gibi açtık. Bilderberg’lilerin kimler oldukları sorusu – elbette- tartışmanın akışında bir daha dile gelmedi.

Ancak programın sonunda Egon Bahr ve Henry Kissinger ile dar çevrede özel konuşma imkanımız oldu. Orada bu soruyu her ikisine de doğrudan sorduk – reaksiyonlarını heyecanla bekleyerek.

Bizi hayrete düşürdüler: Büyük toplantı salonunun ötesinde Egon Bahr uzun bir konuşma için nefes aldı ve bize çok sakin ve objektif olarak bilmek istediklerimizi anlattı. Willi Brandt’ın eski baş diplomatına göre İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra kendiliğinden ekonomi ve siyaset alanında Avrupa’lı ve Amerika’lı öncü güçlerden oluşan, yeni başlayan soğuk savaş döneminde transatlantik diyaloğu canlandırmak için bir müzakere gurubu oluşmuştu.

Bu ilk müzakere halkasına dönemin Kraliçesi Juliana’nın kocası olan Hollanda Prensi Bernhard önayak oldu. Ve mantıki olarak ilk toplantı Mayıs 1954’de Hollanda’nın şehri Oosterbeek’de gruba ismini de kazandıran Hotel Bilderberg’de gerçekleştirildi.

O günden bu yana –Bahr’a göre- her sene bir defa hep başka bir şehirde toplanıyorlar. Prens Bernhard 1976’ya kadar Bilderberg’lilerin oturum başkanı olarak görev yaptı.

İlk başta bu gerçekten de, Hollanda’lı sanayicilerin Prens’e tavsiye ettikleri özellikle Avrupa’lı bir inisiyatifti. Bugün onun kızı Kraliçe Beatrix, toplantıların düzenli misafirleri arasında yer alıyor.

Bilderberg’liler yabancıları kabul etmeyen ve kendi içinde kapalı bir çevre, ona sadece davetiye üzerine katılmak mümkün. Buluştukları otel, konferans süresince başka misafir kabul etmiyor. Gazeteciler de geniş çapta dışta tutuluyor, bazı özel seçkinler hariç ki, onlar da Bilderberg’lilerin yüce çevresine mensuplar. (örnek olarak başkalarının yanısıra Donald E. Graham, ‘Washington Post’un şefi, Hasan Cemal, Türk ‘Milliyet’ gazetesinin başyazarı, Alman taraftan Matthias Naas, ‘Zeit’ın ikinci yayın yönetmeni)

Onlar arka planda etkinlik gösteriyorlar    

Bilderberg-toplantılarının senelik gerçekleştirildiği bilinen bir şey. Peki, bunlar hakkında neden haber kanallarında bir şey duyamadığımızı soruyoruz?            

Başka vesilelerde, mesela G8-toplantıları ya da Dünya Ekonomik Zirveleri’nde binlerce gazeteci ve muhabir katılımcıların etraflarını sarıyor.

Dediğimiz gibi konferans yerine hiçbir yabancı gazeteci giremiyor ve katılımcıların hepsi toplantı süresince konuşulanlar hakkında konuşmamaya söz veriyorlar. Birşeyler mi gizliyorlar?

Kendileri bu soruları şöyle geçiştiriyorlar: Bundan maksat sadece bütün katılımcılara konferans süre-
since hür ve bazen de fikirlerini törpülemeden, ol-gunlaştırmadan ertesi gün bunu gazetelerde okuma korkusu taşımaksızın söyleme imkanını sağlamakmış.

Bu olabilir, fakat eğer önemli siyaset ve ekonominin zirve güçlerinden oluşan böylesine büyük bir grup toplanıyorsa, kamuoyunun enformasyon hakkı doğmu-yor mu?

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonraki önemli gelişmelerin Bilderberg’lilerin fikirleri ve inisiyatiflerine dayandıkları tartışmasız kabul edilen bir gerçektir. Bunun içinde sadece başta aktardığımız Berlin-anlaşması yok.         

Bu yeni diyaloğun ilk sonucu kuruluşundan üç sene sonra 1957’de, Roma Anlaşmaları’yla, yani AB’nin selefi olan AET’nin kuruluşuyla gerçekleşti. Bu bağlantıyı Amerika’nın Bonn’daki eski büyükelçisi George McGhee onayladı. 

‘Büyük yaşlıların’ kulübü

Çoğu zaman Bilderberg-grubunda dünya politikasının meşhur büyüklerinin kapalı kapılar ardında buluş-tuklarına dair spekülasyonlar üretilir.  Hiçbir şey bu iddiadan daha yanlış olamaz.

2004 ve 2005’in katılımcı listeleri okunduğunda George W. Bush, Tony Blair, Gerhard Schröder ya da Wla-dimir Putin’i boşuna ararız. Çok nadir durumlarda ak-tif politikacılar görev zamanlarında toplantılara davet edilmektedirler (Alman tarafından mesela İçişleri Bakanı Otto Schily ve Hristiyan Demokrat Birliği başkanı Angela Merkel).

Toplantıya ekonomi liderleri katılmışlardı, mesela Da-vid Rockefeller, Pepsi-Cola-şefi İndra K. Nooyi, Heat-her Reisman (İndigo Books  Music İnc.), Shell Oil ve BP temsilcileri ya da Daimler-Chrysler-başkanı Jürgen Schremp, buna karşın siyasi cenahtan Henry Kissinger ya da Belçika’nın eski Başbakanı Jean-Luc Dehaene gibi eski büyükler katıldılar.

Bunun üstüne özellikle American Enterprise Institute for Public Policy Research’den Richard Perle gibi Bush-yönetiminin çevresindeki en parlak kişilikler katılmaktadırlar. Kendisini ‘şahin’ olarak tanımlayan Perle Savunma Bakanı Donald Rumsfeld ve onun yardımcısı Paul Wolfowitz’in en önemli danışmanı ve Irak-savaşının mimarlarından kabul ediliyor.

Sırbistan’a karşı NATO-savaşının planları da Bilder-berg’lilerin çevresinde oluşmuş.

Üyelerinin çoğunluğunun halkın temsilcileri olmadığı ve aktiviteleri hakkında kamuoyunda hiçbir şey bilinmeyen bu kulübün dünya politikasında önemli kararlara imza atması dikkate şayan bir durumdur.           

Siyasi kariyerler için atlama tahtası

Her ne kadar Bilderberg’lilerin çoğu kendileri bizzat siyasi makamlarda oturmuyorlarsa da bu grup siyasi kariyerler için yine de önemli atlama tahtası olarak kabul ediliyor.

Bill Clinton Arkansas’ın valisi olarak 1991’deki toplantısının katılımcısıydı ve 1992’de ilk sefer Cumhurbaşkanı seçildi.

Tony Blair 1993’de Yunanistan’daki Bilderberg toplantısına katıldıktan bir sene sonra Labour Party’sinin şefi oldu. 1997’de Başbakanlık koltuğuna geçti. Romano Prodi 1999’da davet edildi ve aynı sene AB-Komis-yonunun şefi oldu.

George Robertson 1998’de İskoçya’daki toplantıya katıldı ve 1999’da NATO Genel Sekreteri oldu.

Bu durum, 2004 yılında Stresa’daki (İtalya) 50. Yıldö-nümü kutlamaları toplantısında dünya basınında özel ilgi uyandırmasına yol açtı.

Bu toplantıda Amerikanın Federal Eyaleti North Caro-lina’nın senatörü John Edwards çok dikkate değer bir konuşma yaptı. Bir ay sonra John F. Kerry onu ikinci Başkan adayı gösterdi.

New York Times’in tespit ettiği gibi, Bilderberg’liler her zaman galiblere yatırım yapmadılar. Belki belirli hedefleri gerçekleştirmek için birilerini kaybettirmek gerekiyor olabilir?

2004 yılında Stresa’daki konferansa delege olarak İtalya’nın ekonomi ve maliye bakanı Tremonti de ka-tıldı. Sadece bir kaç hafta sonra Tremonti Başbakan Berlusconi tarafından planlanan bütçe kısıtlamala-
rına karşı koalisyon kavgasında fikrini kabul ettiremediğinden görevinden ayrıldı. İki Skull&Bones-Loca kardeşleri George W. Bush ve John F. Kerry de 2004’ün Güzünde kamuoyu için sonucunu hepimizin bildiği bir seçim gürültüsü kopardılar. Bütün bunlar her ulusal ve uluslararası gelişmenin Bilderberg’liler tarafından ‘önceden takdir edilmediğini’ göstermektedir. En azından üyelerinin dokunulmaz olmadıkları görünüyor. Yani Bilderberg’liler arasında görevi geleceğin politikacı-larını inşa edecek olan eski politikacılar bulunmaktadır. Peki bugünle kim ilgileniyor? Bunu da kendileri yapı-yordur!

İktidarın iç dairesi

Bilderberg’lilerin bir çeşit gizli bir ‘kardeşlik cemiyeti’ olduğunu düşünmek temelden yanlış olur. Üyeler lis-tesi seneden seneye değişmektedir. Çoğu zaman çok meşhur politikacılar bile sadece bir kere davet edili-yorlar. (Bill Clinton 1991’de Cumhurbaşkanı olmadan, Helmut Kohl 1988 yılında. Enteresan: Duvar yıkılmadan tam bir sene önce!). Sadece buluşmalar kurumlaşmış, fakat gurubun kendisi değil.

Katılımcıların seçimini kim yapmaktadır? 

Bununla ilgili olarak Bilderberg’lilerin piramitvari hiyerarşik bir organizasyon olduklarını bilmek lazım. Tepede Advisory Group adını da taşıyan bir İnner Circle (‘iç daire’) var. Bu küçük gurup senelik toplantıların arasında da bir araya geliyor ve ertesi yılın katılımcılarını belirliyor. Bu iç dairede şu an David Rockefeller, Lordlar Kamarası mensubu ve Warburg-Bankası’nın eski şefi Britanya’lı Eric Roll of İpsden, ve Alman sanayici Otto Wolff von Amerongen bulunmaktadır.  

Daha sonraki düzeyi Outer Circle (‘Dış daire’) diye de adlandırılan Steering Committee (Yönetim komitesi) oluşturmaktadır. Fahri Genel Sekreter Goldman Sachs International’den Britanya’lı J. Martin Taylor, onun yardımcısı olarak Societe Generale de Belgique’den Etienne Davignon görev yapıyor. Bunun üstüne Executive Secretary (idari sekreter) olarak Leiden’deki Bilderberg’liler-Bürosu’nu yöneten Hollanda’lı bayan Maja Banck-Polderman gelmektedir. Ek olarak üye devletlerden bu kurula toplam 31 ulusal temsilcilerden oluşan üyeler gönderilmektedir. Büyük grubu teşkil eden asıl üyeler belirtildiği gibi değişmek suretiyle senede bir kere toplanmaktadırlar.

Komplo mu Lobi mi ?

Bilderberg’liler üzerinde çoğunlukla komplo lite-ratüründe birşeyler okunmaktadır. Bu kadar nüfuz sahibi bir grubun bütün dış dünyadan bağlantısını kesip düzenli olarak buluşması açısından bakıldığında bu durum şaşılacak bir şey değil. Buna rağmen Bilder-berg’liler klasik anlamda kapalı kapılar ardında bizim geleceğimiz hakkında planlar yapan komplocu bir gurup değil. Bu konu biraz daha ince. Bilderberg’liler daha çok siyasetçiler tarafından uygulanmaya konulan belirli değerler üzerinde bir çeşit temel uzlaşı sağlamaya çalışan oldukça nüfuzlu bir lobidir. Bunun her zaman gerçekleşmediğini İtalya’lı Tremonti örneği göstermektedir. Biraz tahrik ederek Bilderberg’lilerin sadece kamuoyundan tamamen kendilerini soyutlayarak top-lanmadıklarını, aynı zamanda realiyetle de bağlantıla-rının kopuk olduğunu söyleyebiliriz. Onların en temel kanaatlerinden biri elbette küreselleşmedi, ve onlar küreselleşmenin bütün insanlık için iyi olduğu görüşünün tartışmasız doğru olduğunu savunuyorlar.          

Küreselleşme ve Küresel Oyuncular

‘Londoner Observer’den Britanya’lı gazeteci Will Hutton onları bir kere ‘küreselleşmenin yüksek rahipleri’ ola-rak tanımladı ki, gazeteciler çevresinde bu artık Bilder-berg’lilerin ikinci ismi oldu. Bu, Bilderberg’lilerin Bush-klanının doktrinine tekabül eden Amerikan hegemonyal planları güttükleri anlamına gelmez. Onlar da bir dünya hükümetinin propagandasını yapıyorlar, fakat daha çok çok-yönlü bir çözüm olarak daha güçlü bir BM’nin çatısı altında.

Bu cümleden olarak ABD Bilderberg-toplantılarında politikaları yüzünden bazen ‘dayak’ da yiyor. Outer Circle’de Bush-politikasının en meşhur tenkitçisi Bel-çika’lı Etienne Davignon’dur. Tony Blair’de Bilder-berg’lilerin çevresinde mesela İngiltere’nin Euro’ya geçmesi sözünü yerine getiremediğinden dolayı birçok kez azarlandı.

Bu seneki Almanya’nın Bavyera eyaletinin Rottach-Egern kasabasındaki Bilderberg-konferansının tartışılan konuları hakkında elbette yine fazla bir şey kamuoyuna yansımadı. Ana konular Avrupa-Amerika ilişkileri, Rusya, İran, Irak, Ortadoğu, Asya, ekonomik sorunlar, atom silahları imiş. Bilderberg’liler uzun vadeli hedef olarak, iki Amerika’da ve Asya’da Avrupa Birliği benzeri serbest ticaret bölgeleri oluşturmaktan yana tavır alıyorlar.
 

Sonunda dünya temelde 3 büyük iktidar blokuna bölünmeliymiş.

Buna uygun olarak da artık sadece üç tane para birimi olmalı – dolar, euro ve daha inşa edilmesi gereken Asya’lı bir ortak para birimi.

Eğer bütün bu kum sandığı oyunlarında Afrika’lıların nerede kaldığını soruyorsanız – anlaşılan Bilder-berg’lilerde onlar hakkında soran yok. Onlara satın alıcı, sadaka alıcı ve ucuz hammadde üretici rolü düşünülmüş olmalı.

Böylece Bilderberg’liler hakkında dolaşan her söylentiye inanılmaması gerektiği açığa çıkıyor. Ama onlar her halükarda dünya politikasının yüksek düzeyde parlak yapı taşları.

Zamanın Efendileri

1954’den beri yapılan Bilderberg-konferanslarının gündemleri –doğal olarak- Avrupai ve uluslararası savaş sonrası döneminin tarih kitabı gibi okunmaktadır.

Ve fakat Bilderberg’lilerin yine de geleceğimizin yapıcı-ları –adeta zamanın efendileri olarak- göründükleri önemli bir değişiklikle: Bazı önemli siyasi ve ekonomik konularda Bilderberg’lilerin sadece tarihi gelişmelere tepki vermediklerini, fakat onları şekillendirip hazırladıkları ortaya çıkıyor, zira onların gündemleri bu durumlarda dış hadiselerden önde gidiyor. Bazı örneklerini, makalemizde belirttik, Avrupa’nın birleşmesi gibi. Bu konu, 1955 ve 1956’da, yani Roma anlaşmasının 1957’deki bitiminden önce gündem maddesiydi. Alman bakış açısından 1988’deki Telfs-Buchen’deki (Avusturya) toplantısı büyük ehemmiyeti haiz. İlk ve tek sefer olarak uzun yılların Başbakanı Helmut Kohl katılımcılardandı ve ilk kez ellili yıllardan beri ‘Alman sorunu gündeme alınmıştı’. Tekrar hatırlatalım 1988’de, Berlin Duvarı’nın yıkıldığı 1989’da değil. Peki 1988’de ‘Alman sorunu’ hakkında konuşmanın harici sebebi neydi? Almanya ve Kamerun arasındaki kültür sözleşmesi miydi? Steffi Graf’ın ikinci Wimbeldon-zaferi miydi ya da Katarina Witt’in altıncı Avrupa şampiyonluğu muydu? Tarih kitaplarına bakıldığında 1988 yılı için aslında şunlar söylenebilir: ‘Nothing important happened this year’ (Bu sene önemli hiçbir şey olmadı). O halde Bilder-berg’liler Berlin Duvarı’nın yıkılmasını mı planladılar?

 Gerçi biz bu arada Vatikan’la yüksek derecede enterasan bağlantılar tespit ettik.  Buna göre ‘Alman sorunu’ Vatikan’da 1987’den beri gündemdeymiş! 

Bilderberg başkanı Etienne Davignon, Financial Times’la yaptığı bir söyleşide şunları ifade etti: ‘Eğer dünyayı bizim yönettiğimize inanmış olsaydık, hemen büsbü-tün bir umutsuzluk girdabına düşerdik.’ Belki bu espri-li bir ifadeydi. Belki de doğrudur. Gerçi bu durumda Bilderberg’liler dünyayı kimlerin yönettiğini biliyorlar, zira onların planlarına karşı tepki veriyorlar…            

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...