Bilderberg’liler olmasaydı, onları uydurmak gerekirdi. İnsanlığın onlara
ihtiyacı var – ekonomi kaptanları, Küresel Aktörler ve kimi komplo
teorilerinin konusu olarak sohbet konusu,
Uzun yıllardan beri küresel politikanın perde arkasında nüfuzlu
siyasetçi ve ekonomi devlerinden oluşan sırlarla örtülü bir grup
–Bilderberg’liler- hakkında en maceralı mitler dolaşıyor. Kamuoyundan
neredeyse saklı olarak onlar ulusal meclislerin ve hatta seçmenlerin
kontrolü ve denetimi ve basının yorumları olmaksızın insanlığın kaderini
yönetiyorlarmış. Daha son zamanlarda muteber kitle iletişim araçları
konuya eğilmeye başladılar. Sonuç: Bizim Bilderberg’lileri uydurmamıza
gerek yok. Onlar varlar. Güçlerinin bazen iddia edildiği gibi her şeyi
kapsayıp kapsamadığı tartışmalı. Fakat yine de İkinci Dünya Savaşı’ndan
sonra dünya tarihindeki önemli gelişmelere tesir ettikleri de bir
gerçek.
Enteresan bir karşılaşma
1993’de Potsdam’lı Teşvik Topluluğu, Berlin’de bir Barış
Üniversitesi’nin kurulması için bir tartışma akşamı organize etmişti.
Dünya Kültürleri Evi’nde özel kalitede üç tane siyasi emekli
buluşmuşlardı – eski Amerikan Dışişleri Bakanı Henry Kissinger, Doğu
Alman Cumhuriyeti’ndeki eski Sovyet büyükelçisi, Valentin Falin ve
altmışlı ve yetmişli yıllarda dönemin Alman Başbakanı Willy Brandt’ın
özel danışmanı ve başmüzakerecisi Egon Bahr. Tartışmanın konusu üç bayın
Alman doğu politikasının büyük zamanı ve Berlin’in statüsü hakkındaki
anlaşmanın müzakereleriyle ilgili anılarıydı. Aracı ise, o dönem
Berlin’li ‘Tagespiegel’ yayın yönetmeni olan gazeteci Giovanni di
Lorenzo idi.
Tartışmanın – aslında pek de aydınlatıcı olmayan- akışında Henry
Kissinger istitraden hazır olan dinleyicilerin pek çoğunun farkında
olmadığı çok mesajlı bir cümle söyledi:
“Dört temsilci [İkinci Dünya Savaşı’nın galip güçleri] Berlin-Anlaşması
konusunda fazla müzakere etmek mecburiyetinde değillerdi. Onların sadece
Bilder-berg’lilerin hazırladıkları metni imzalamaları yeterliydi.”
Biz ise bu ifade karşısında hemen gözlerimizi fal taşı gibi açtık.
Bilderberg’lilerin kimler oldukları sorusu – elbette- tartışmanın
akışında bir daha dile gelmedi.
Ancak programın sonunda Egon Bahr ve Henry Kissinger ile dar çevrede
özel konuşma imkanımız oldu. Orada bu soruyu her ikisine de doğrudan
sorduk – reaksiyonlarını heyecanla bekleyerek.
Bizi hayrete düşürdüler: Büyük toplantı salonunun ötesinde Egon Bahr
uzun bir konuşma için nefes aldı ve bize çok sakin ve objektif olarak
bilmek istediklerimizi anlattı. Willi Brandt’ın eski baş diplomatına
göre İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra kendiliğinden ekonomi ve siyaset
alanında Avrupa’lı ve Amerika’lı öncü güçlerden oluşan, yeni başlayan
soğuk savaş döneminde transatlantik diyaloğu canlandırmak için bir
müzakere gurubu oluşmuştu.
Bu ilk müzakere halkasına dönemin Kraliçesi Juliana’nın kocası olan
Hollanda Prensi Bernhard önayak oldu. Ve mantıki olarak ilk toplantı
Mayıs 1954’de Hollanda’nın şehri Oosterbeek’de gruba ismini de
kazandıran Hotel Bilderberg’de gerçekleştirildi.
O günden bu yana –Bahr’a göre- her sene bir defa hep başka bir şehirde
toplanıyorlar. Prens Bernhard 1976’ya kadar Bilderberg’lilerin oturum
başkanı olarak görev yaptı.
İlk başta bu gerçekten de, Hollanda’lı sanayicilerin Prens’e tavsiye
ettikleri özellikle Avrupa’lı bir inisiyatifti. Bugün onun kızı Kraliçe
Beatrix, toplantıların düzenli misafirleri arasında yer alıyor.
Bilderberg’liler yabancıları kabul etmeyen ve kendi içinde kapalı bir
çevre, ona sadece davetiye üzerine katılmak mümkün. Buluştukları otel,
konferans süresince başka misafir kabul etmiyor. Gazeteciler de geniş
çapta dışta tutuluyor, bazı özel seçkinler hariç ki, onlar da
Bilderberg’lilerin yüce çevresine mensuplar. (örnek olarak başkalarının
yanısıra Donald E. Graham, ‘Washington Post’un şefi, Hasan Cemal, Türk
‘Milliyet’ gazetesinin başyazarı, Alman taraftan Matthias Naas, ‘Zeit’ın
ikinci yayın yönetmeni)
Onlar arka planda etkinlik gösteriyorlar
Bilderberg-toplantılarının senelik gerçekleştirildiği bilinen bir şey.
Peki, bunlar hakkında neden haber kanallarında bir şey duyamadığımızı
soruyoruz?
Başka vesilelerde, mesela G8-toplantıları ya da Dünya Ekonomik
Zirveleri’nde binlerce gazeteci ve muhabir katılımcıların etraflarını
sarıyor.
Dediğimiz gibi konferans yerine hiçbir yabancı gazeteci giremiyor ve
katılımcıların hepsi toplantı süresince konuşulanlar hakkında
konuşmamaya söz veriyorlar. Birşeyler mi gizliyorlar?
Kendileri bu soruları şöyle geçiştiriyorlar: Bundan maksat sadece bütün
katılımcılara konferans süre-
since hür ve bazen de fikirlerini törpülemeden, ol-gunlaştırmadan ertesi
gün bunu gazetelerde okuma korkusu taşımaksızın söyleme imkanını
sağlamakmış.
Bu olabilir, fakat eğer önemli siyaset ve ekonominin zirve güçlerinden
oluşan böylesine büyük bir grup toplanıyorsa, kamuoyunun enformasyon
hakkı doğmu-yor mu?
İkinci Dünya Savaşı’ndan sonraki önemli gelişmelerin Bilderberg’lilerin
fikirleri ve inisiyatiflerine dayandıkları tartışmasız kabul edilen bir
gerçektir. Bunun içinde sadece başta aktardığımız Berlin-anlaşması
yok.
Bu yeni diyaloğun ilk sonucu kuruluşundan üç sene sonra 1957’de, Roma
Anlaşmaları’yla, yani AB’nin selefi olan AET’nin kuruluşuyla
gerçekleşti. Bu bağlantıyı Amerika’nın Bonn’daki eski büyükelçisi George
McGhee onayladı.
‘Büyük yaşlıların’ kulübü
Çoğu zaman Bilderberg-grubunda dünya politikasının meşhur büyüklerinin
kapalı kapılar ardında buluş-tuklarına dair spekülasyonlar üretilir.
Hiçbir şey bu iddiadan daha yanlış olamaz.
2004 ve 2005’in katılımcı listeleri okunduğunda George W. Bush, Tony
Blair, Gerhard Schröder ya da Wla-dimir Putin’i boşuna ararız. Çok nadir
durumlarda ak-tif politikacılar görev zamanlarında toplantılara davet
edilmektedirler (Alman tarafından mesela İçişleri Bakanı Otto Schily ve
Hristiyan Demokrat Birliği başkanı Angela Merkel).
Toplantıya ekonomi liderleri katılmışlardı, mesela Da-vid Rockefeller,
Pepsi-Cola-şefi İndra K. Nooyi, Heat-her Reisman (İndigo Books Music
İnc.), Shell Oil ve BP temsilcileri ya da Daimler-Chrysler-başkanı
Jürgen Schremp, buna karşın siyasi cenahtan Henry Kissinger ya da
Belçika’nın eski Başbakanı Jean-Luc Dehaene gibi eski büyükler
katıldılar.
Bunun üstüne özellikle American Enterprise Institute for Public Policy
Research’den Richard Perle gibi Bush-yönetiminin çevresindeki en parlak
kişilikler katılmaktadırlar. Kendisini ‘şahin’ olarak tanımlayan Perle
Savunma Bakanı Donald Rumsfeld ve onun yardımcısı Paul Wolfowitz’in en
önemli danışmanı ve Irak-savaşının mimarlarından kabul ediliyor.
Sırbistan’a karşı NATO-savaşının planları da Bilder-berg’lilerin
çevresinde oluşmuş.
Üyelerinin çoğunluğunun halkın temsilcileri olmadığı ve aktiviteleri
hakkında kamuoyunda hiçbir şey bilinmeyen bu kulübün dünya politikasında
önemli kararlara imza atması dikkate şayan bir durumdur.
Siyasi kariyerler için atlama tahtası
Her ne kadar Bilderberg’lilerin çoğu kendileri bizzat siyasi makamlarda
oturmuyorlarsa da bu grup siyasi kariyerler için yine de önemli atlama
tahtası olarak kabul ediliyor.
Bill Clinton Arkansas’ın valisi olarak 1991’deki toplantısının
katılımcısıydı ve 1992’de ilk sefer Cumhurbaşkanı seçildi.
Tony Blair 1993’de Yunanistan’daki Bilderberg toplantısına katıldıktan
bir sene sonra Labour Party’sinin şefi oldu. 1997’de Başbakanlık
koltuğuna geçti. Romano Prodi 1999’da davet edildi ve aynı sene
AB-Komis-yonunun şefi oldu.
George Robertson 1998’de İskoçya’daki toplantıya katıldı ve 1999’da NATO
Genel Sekreteri oldu.
Bu durum, 2004 yılında Stresa’daki (İtalya) 50. Yıldö-nümü kutlamaları
toplantısında dünya basınında özel ilgi uyandırmasına yol açtı.
Bu toplantıda Amerikanın Federal Eyaleti North Caro-lina’nın senatörü
John Edwards çok dikkate değer bir konuşma yaptı. Bir ay sonra John F.
Kerry onu ikinci Başkan adayı gösterdi.
New York Times’in tespit ettiği gibi, Bilderberg’liler her zaman
galiblere yatırım yapmadılar. Belki belirli hedefleri gerçekleştirmek
için birilerini kaybettirmek gerekiyor olabilir?
2004 yılında Stresa’daki konferansa delege olarak İtalya’nın ekonomi ve
maliye bakanı Tremonti de ka-tıldı. Sadece bir kaç hafta sonra Tremonti
Başbakan Berlusconi tarafından planlanan bütçe kısıtlamala-
rına karşı koalisyon kavgasında fikrini kabul ettiremediğinden
görevinden ayrıldı. İki Skull&Bones-Loca kardeşleri George W. Bush ve
John F. Kerry de 2004’ün Güzünde kamuoyu için sonucunu hepimizin bildiği
bir seçim gürültüsü kopardılar. Bütün bunlar her ulusal ve uluslararası
gelişmenin Bilderberg’liler tarafından ‘önceden takdir edilmediğini’
göstermektedir. En azından üyelerinin dokunulmaz olmadıkları görünüyor.
Yani Bilderberg’liler arasında görevi geleceğin politikacı-larını inşa
edecek olan eski politikacılar bulunmaktadır. Peki bugünle kim
ilgileniyor? Bunu da kendileri yapı-yordur!
İktidarın iç dairesi
Bilderberg’lilerin bir çeşit gizli bir ‘kardeşlik cemiyeti’ olduğunu
düşünmek temelden yanlış olur. Üyeler lis-tesi seneden seneye
değişmektedir. Çoğu zaman çok meşhur politikacılar bile sadece bir kere
davet edili-yorlar. (Bill Clinton 1991’de Cumhurbaşkanı olmadan, Helmut
Kohl 1988 yılında. Enteresan: Duvar yıkılmadan tam bir sene önce!).
Sadece buluşmalar kurumlaşmış, fakat gurubun kendisi değil.
Katılımcıların seçimini kim yapmaktadır?
Bununla ilgili olarak Bilderberg’lilerin piramitvari hiyerarşik bir
organizasyon olduklarını bilmek lazım. Tepede Advisory Group adını da
taşıyan bir İnner Circle (‘iç daire’) var. Bu küçük gurup senelik
toplantıların arasında da bir araya geliyor ve ertesi yılın
katılımcılarını belirliyor. Bu iç dairede şu an David Rockefeller,
Lordlar Kamarası mensubu ve Warburg-Bankası’nın eski şefi Britanya’lı
Eric Roll of İpsden, ve Alman sanayici Otto Wolff von Amerongen
bulunmaktadır.
Daha sonraki düzeyi Outer Circle (‘Dış daire’) diye de adlandırılan
Steering Committee (Yönetim komitesi) oluşturmaktadır. Fahri Genel
Sekreter Goldman Sachs International’den Britanya’lı J. Martin Taylor,
onun yardımcısı olarak Societe Generale de Belgique’den Etienne Davignon
görev yapıyor. Bunun üstüne Executive Secretary (idari sekreter) olarak
Leiden’deki Bilderberg’liler-Bürosu’nu yöneten Hollanda’lı bayan Maja
Banck-Polderman gelmektedir. Ek olarak üye devletlerden bu kurula toplam
31 ulusal temsilcilerden oluşan üyeler gönderilmektedir. Büyük grubu
teşkil eden asıl üyeler belirtildiği gibi değişmek suretiyle senede bir
kere toplanmaktadırlar.
Komplo mu Lobi mi ?
Bilderberg’liler üzerinde çoğunlukla komplo lite-ratüründe birşeyler
okunmaktadır. Bu kadar nüfuz sahibi bir grubun bütün dış dünyadan
bağlantısını kesip düzenli olarak buluşması açısından bakıldığında bu
durum şaşılacak bir şey değil. Buna rağmen Bilder-berg’liler klasik
anlamda kapalı kapılar ardında bizim geleceğimiz hakkında planlar yapan
komplocu bir gurup değil. Bu konu biraz daha ince. Bilderberg’liler daha
çok siyasetçiler tarafından uygulanmaya konulan belirli değerler
üzerinde bir çeşit temel uzlaşı sağlamaya çalışan oldukça nüfuzlu bir
lobidir. Bunun her zaman gerçekleşmediğini İtalya’lı Tremonti örneği
göstermektedir. Biraz tahrik ederek Bilderberg’lilerin sadece
kamuoyundan tamamen kendilerini soyutlayarak top-lanmadıklarını, aynı
zamanda realiyetle de bağlantıla-rının kopuk olduğunu söyleyebiliriz.
Onların en temel kanaatlerinden biri elbette küreselleşmedi, ve onlar
küreselleşmenin bütün insanlık için iyi olduğu görüşünün tartışmasız
doğru olduğunu savunuyorlar.
Küreselleşme ve Küresel Oyuncular
‘Londoner Observer’den Britanya’lı gazeteci Will Hutton onları bir kere
‘küreselleşmenin yüksek rahipleri’ ola-rak tanımladı ki, gazeteciler
çevresinde bu artık Bilder-berg’lilerin ikinci ismi oldu. Bu,
Bilderberg’lilerin Bush-klanının doktrinine tekabül eden Amerikan
hegemonyal planları güttükleri anlamına gelmez. Onlar da bir dünya
hükümetinin propagandasını yapıyorlar, fakat daha çok çok-yönlü bir
çözüm olarak daha güçlü bir BM’nin çatısı altında.
Bu cümleden olarak ABD Bilderberg-toplantılarında politikaları yüzünden
bazen ‘dayak’ da yiyor. Outer Circle’de Bush-politikasının en meşhur
tenkitçisi Bel-çika’lı Etienne Davignon’dur. Tony Blair’de
Bilder-berg’lilerin çevresinde mesela İngiltere’nin Euro’ya geçmesi
sözünü yerine getiremediğinden dolayı birçok kez azarlandı.
Bu seneki Almanya’nın Bavyera eyaletinin Rottach-Egern kasabasındaki
Bilderberg-konferansının tartışılan konuları hakkında elbette yine fazla
bir şey kamuoyuna yansımadı. Ana konular Avrupa-Amerika ilişkileri,
Rusya, İran, Irak, Ortadoğu, Asya, ekonomik sorunlar, atom silahları
imiş. Bilderberg’liler uzun vadeli hedef olarak, iki Amerika’da ve
Asya’da Avrupa Birliği benzeri serbest ticaret bölgeleri oluşturmaktan
yana tavır alıyorlar.
Sonunda dünya temelde 3 büyük iktidar blokuna bölünmeliymiş.
Buna uygun olarak da artık sadece üç tane para birimi olmalı – dolar,
euro ve daha inşa edilmesi gereken Asya’lı bir ortak para birimi.
Eğer bütün bu kum sandığı oyunlarında Afrika’lıların nerede kaldığını
soruyorsanız – anlaşılan Bilder-berg’lilerde onlar hakkında soran yok.
Onlara satın alıcı, sadaka alıcı ve ucuz hammadde üretici rolü
düşünülmüş olmalı.
Böylece Bilderberg’liler hakkında dolaşan her söylentiye inanılmaması
gerektiği açığa çıkıyor. Ama onlar her halükarda dünya politikasının
yüksek düzeyde parlak yapı taşları.
Zamanın Efendileri
1954’den beri yapılan Bilderberg-konferanslarının gündemleri –doğal
olarak- Avrupai ve uluslararası savaş sonrası döneminin tarih kitabı
gibi okunmaktadır.
Ve fakat Bilderberg’lilerin yine de geleceğimizin yapıcı-ları –adeta
zamanın efendileri olarak- göründükleri önemli bir değişiklikle: Bazı
önemli siyasi ve ekonomik konularda Bilderberg’lilerin sadece tarihi
gelişmelere tepki vermediklerini, fakat onları şekillendirip
hazırladıkları ortaya çıkıyor, zira onların gündemleri bu durumlarda dış
hadiselerden önde gidiyor. Bazı örneklerini, makalemizde belirttik,
Avrupa’nın birleşmesi gibi. Bu konu, 1955 ve 1956’da, yani Roma
anlaşmasının 1957’deki bitiminden önce gündem maddesiydi. Alman bakış
açısından 1988’deki Telfs-Buchen’deki (Avusturya) toplantısı büyük
ehemmiyeti haiz. İlk ve tek sefer olarak uzun yılların Başbakanı Helmut
Kohl katılımcılardandı ve ilk kez ellili yıllardan beri ‘Alman sorunu
gündeme alınmıştı’. Tekrar hatırlatalım 1988’de, Berlin Duvarı’nın
yıkıldığı 1989’da değil. Peki 1988’de ‘Alman sorunu’ hakkında konuşmanın
harici sebebi neydi? Almanya ve Kamerun arasındaki kültür sözleşmesi
miydi? Steffi Graf’ın ikinci Wimbeldon-zaferi miydi ya da Katarina
Witt’in altıncı Avrupa şampiyonluğu muydu? Tarih kitaplarına
bakıldığında 1988 yılı için aslında şunlar söylenebilir: ‘Nothing
important happened this year’ (Bu sene önemli hiçbir şey olmadı). O
halde Bilder-berg’liler Berlin Duvarı’nın yıkılmasını mı planladılar?
Gerçi biz bu arada Vatikan’la yüksek derecede enterasan bağlantılar
tespit ettik. Buna göre ‘Alman sorunu’ Vatikan’da 1987’den beri
gündemdeymiş!
Bilderberg başkanı Etienne Davignon, Financial Times’la yaptığı bir
söyleşide şunları ifade etti: ‘Eğer dünyayı bizim yönettiğimize inanmış
olsaydık, hemen büsbü-tün bir umutsuzluk girdabına düşerdik.’ Belki bu
espri-li bir ifadeydi. Belki de doğrudur. Gerçi bu durumda
Bilderberg’liler dünyayı kimlerin yönettiğini biliyorlar, zira onların
planlarına karşı tepki veriyorlar…