Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sa 318 | Haziran  2005

                   

 

 


ABD VE IRAK’TAKİ İRAN PROJESİ

KUVEYT’TE YAYIMLANAN ELRAİ ELAAM GAZETESİ / 23.05.2005 /

ARAPÇA’DAN ÇEVİRİ:  Halil ÇELİK

İran Dışişleri Bakanı Dr.Kemal Harrazi’nin, ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice’ın sürpriz ziyaretinden 48 saat sonra Irak’a gelmesi tesadüfi değil.

Hayrullah Hayrullah/Elrai Elaam gazetesi

NTV-MSNBC


Amman -
Harrazi, İran’ın Irak’ta güçlü şekilde var olduğunu teyit etmek amacıyla geldi ve sadece Devlet Başkanı, Başbakan ve üst düzey yetkililerle görüşmelerle yetinmedi. Son seçim başarısında esas rolü oynayan ve yeni parlamentoya hakim Şii listesini destekleyen İran uyruklu Ayetullah Sistani’yi de ziyaret etti.

Amerikan Dışişleri Bakanı’nın ziyaretinin oldukça önemli olduğu söylenebilir. Rice, özellikle de yeni Irak anayasasının oluşumunda Sünni Arapların ortak olarak görülmemesinin imkansız olduğunu teyit etmek için geldi Irak’a. Bu yeni anayasa gelecekte, yani 30 Ocak seçimleriyle oluşan parlamentonun bir yıl sürecek görevinin sona ermesi ardından yürürlüğe konulacak. Rice gecikmeli de olsa yeni Irak’ın dengesizlik üzerine kurulamayacağını ifade etti.

Ele aldığı konular arasında aşırı Sünni örgütlerin arkasında durduğu şiddet dalgasını hafifletme amacıyla Saddam Hüseyin’in yargılanmasını birkaç hafta veya ay erteleme konusu da yer alıyordu. Rice ayrıca Amerikan Yönetimi’nin Irak için siyasi bir projeye sahip olduğunu ve çağrısını yaptığı demokrasinin, Irak’ın Baas rejimi diktatörlüğünden sırf çoğunluğa sahip olduğu gerekçesiyle belirli bir grubun diktatörlüğüne geçirilmesi anlamına gelmediğini ifade etmek için geldi. Dahası Amerikan Dışişleri Bakanı, Irak’a, “Amerikan askeri operasyonu olmasaydı Saddam rejimi düşmez ve sahip olduğu askeri ve güvenlik imkanlarıyla senelerce yönetimde kalabilirdi. Yani askeri operasyon Şiileri ve Kürtleri birlikte özgürleştirdi” yollu mesajı teyit etmek için de gelmişti.     

Fakat Bağdat’a yapılan en önemli ziyaret İran Dışişleri Bakanı’nın ziyaretiydi. 1979 yılında Şah yönetiminin düşüşünden bu yana bu düzeyde bir İranlı yetkilinin yaptığı ilk ziyaretti çünkü. Harrazi, İran’ın da Irak’ta siyasi projesinin olduğunu ifade etmek için geldi. Aslında İran bu projeyi, Dr. İyad Allavi’nin başbakanlıktan ayrılması, İbrahim Caferi’nin başbakanlığı ve Celal Talabani’nin cumhurbaşkanlığı gölgesinde dile getirebilmekte. Zira Caferi, Tahran’a yönelik hassasiyetine rağmen, Saddam Hüseyin rejimi düşmeden önce İran’da sığınmacıydı. Talabani ise doksanlı yılların ortalarında iki büyük Kürt partisi arasındaki askeri çatışma sırasında Mesut Barzani’ye karşı kendisini destekleyen İran rejimine borçluydu. Talabani’nin siyasi tarihine bakarsak 1979’dan beri Tahran’la iyi ilişkiler içinde olduğunu, hatta Irak Kürt çevresindeki İran ayağı olduğunu görürüz. Hiç şüphesiz Harrazi ile olan sıcak öpüşmeleri bunun en belirgin göstergesiydi.               

İran, Irak’taki Amerikan savaşı da dahil bir çok etkenden istifade edebildi. Bu savaş Tahran’ın çıkarlarına hizmet etmiş, bütün müttefiklerini ve adamlarını Irak’ın esaslı mevkilerine getirmişti. Hatta Irak İslam Devrimi Yüksek Konseyi’ne bağlı Şii Bedir Tugayları milisleri dahi Irak topraklarında şu an. Oysa bu milisler daha önce İran’daydı ve eğitimleri İran devrim muhafızları gözetiminde yapılıyordu. Ayrıca İran’ın Irak’taki Amerikan savaşını destekleyen bölgedeki tek ülke olduğu sır değil. Tabii bu destek Saddam rejiminin düşüşünün sadece tarihi bir intikam olacağı için değil; aynı zamanda ABD’nin Irak askeri kurumunu dağıtmasıyla yeni Irak’ın İran’ın nüfuz bölgesi olması sebebiyle. ABD’nin Bağdat’a girişinden haftalar sonra yaptığı buydu ve Irak’taki askeri vali Paul Bremer, Irak ordusunun dağıtılması kararı almıştı.

Irak’ta yaşananlar karşısındaki Arap yokluğunun gölgesinde ve İran’ın Ürdün’le düşmanca bir hava yaratma eğilimi sonrası -gerçi Ürdün nispeten sakin ve ferasetli politikalarla bu eğilimin şiddetini hafifletmişti- Harrazi’nin, özellikle de İran hesabına çalışanlar her yerdeyken Bağdat’a gelmesi elzemdi. Bu isimler arasında başını nasıl koruyacağını bilen ve bir yandan İran siyasetine hizmet edebilecek, diğer yandan Amerikalılara kendisini bırakamayacaklarını ifade edecek bir konuma nasıl dönebileceğini bilen Ahmet Çelebi yer almakta.               

Geriye şu esaslı soru kalıyor: Acaba Amerikan yönetiminin Irak’taki İran projesiyle mücadelede bir şeyler yapma gücü var mı? Yoksa Washington’un Irak’la ilgili kendi planının suya düşmesine yol açsa dahi gerçekleri kabul etmesi mi gerekmekte? Ya da ABD nihayetinde İran’daki rejimle savaşının uzun vadeli olduğunu ve bu rejimle mücadelesinin İran nükleer dosyasının taşınmasıyla birlikte bizzat Güvenlik Konseyi’nde başlayacağını mı düşünmekte?

Herhalükarda Tahran, Harrazi’nin Bağdat ziyareti kanalıyla özellikle de Washington’daki ilgili kişilere Irak’ın Tahran’ın oynayabileceği sahalardan biri ve orada çeşitli kartları olduğu mesajını verdi. Dahası İran, Irak’taki konumunu güçlendirerek aşılması zor bölgesel bir güç olduğunu ve nükleer kartını karşılıksız teslim etmeyeceğini ifade etmekte.

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...