|

ABD VE
IRAK’TAKİ İRAN PROJESİ
KUVEYT’TE YAYIMLANAN ELRAİ ELAAM GAZETESİ
/ 23.05.2005 /
ARAPÇA’DAN ÇEVİRİ: Halil ÇELİK
İran Dışişleri Bakanı Dr.Kemal Harrazi’nin, ABD Dışişleri Bakanı
Condoleezza Rice’ın sürpriz ziyaretinden 48 saat sonra Irak’a gelmesi
tesadüfi değil.
Hayrullah Hayrullah/Elrai Elaam gazetesi
NTV-MSNBC
Amman -
Harrazi, İran’ın Irak’ta güçlü şekilde var olduğunu teyit etmek amacıyla
geldi ve sadece Devlet Başkanı, Başbakan ve üst düzey yetkililerle
görüşmelerle yetinmedi. Son seçim başarısında esas rolü oynayan ve yeni
parlamentoya hakim Şii listesini destekleyen İran uyruklu Ayetullah
Sistani’yi de ziyaret etti.
Amerikan Dışişleri Bakanı’nın ziyaretinin oldukça önemli olduğu
söylenebilir. Rice, özellikle de yeni Irak anayasasının oluşumunda Sünni
Arapların ortak olarak görülmemesinin imkansız olduğunu teyit etmek için
geldi Irak’a. Bu yeni anayasa gelecekte, yani 30 Ocak seçimleriyle
oluşan parlamentonun bir yıl sürecek görevinin sona ermesi ardından
yürürlüğe konulacak. Rice gecikmeli de olsa yeni Irak’ın dengesizlik
üzerine kurulamayacağını ifade etti.
Ele aldığı konular arasında aşırı Sünni örgütlerin arkasında durduğu
şiddet dalgasını hafifletme amacıyla Saddam Hüseyin’in yargılanmasını
birkaç hafta veya ay erteleme konusu da yer alıyordu. Rice ayrıca
Amerikan Yönetimi’nin Irak için siyasi bir projeye sahip olduğunu ve
çağrısını yaptığı demokrasinin, Irak’ın Baas rejimi diktatörlüğünden
sırf çoğunluğa sahip olduğu gerekçesiyle belirli bir grubun
diktatörlüğüne geçirilmesi anlamına gelmediğini ifade etmek için geldi.
Dahası Amerikan Dışişleri Bakanı, Irak’a, “Amerikan askeri operasyonu
olmasaydı Saddam rejimi düşmez ve sahip olduğu askeri ve güvenlik
imkanlarıyla senelerce yönetimde kalabilirdi. Yani askeri operasyon
Şiileri ve Kürtleri birlikte özgürleştirdi” yollu mesajı teyit etmek
için de gelmişti.
Fakat Bağdat’a yapılan en önemli ziyaret İran Dışişleri Bakanı’nın
ziyaretiydi. 1979 yılında Şah yönetiminin düşüşünden bu yana bu düzeyde
bir İranlı yetkilinin yaptığı ilk ziyaretti çünkü. Harrazi, İran’ın da
Irak’ta siyasi projesinin olduğunu ifade etmek için geldi. Aslında İran
bu projeyi, Dr. İyad Allavi’nin başbakanlıktan ayrılması, İbrahim
Caferi’nin başbakanlığı ve Celal Talabani’nin cumhurbaşkanlığı
gölgesinde dile getirebilmekte. Zira Caferi, Tahran’a yönelik
hassasiyetine rağmen, Saddam Hüseyin rejimi düşmeden önce İran’da
sığınmacıydı. Talabani ise doksanlı yılların ortalarında iki büyük Kürt
partisi arasındaki askeri çatışma sırasında Mesut Barzani’ye karşı
kendisini destekleyen İran rejimine borçluydu. Talabani’nin siyasi
tarihine bakarsak 1979’dan beri Tahran’la iyi ilişkiler içinde olduğunu,
hatta Irak Kürt çevresindeki İran ayağı olduğunu görürüz. Hiç şüphesiz
Harrazi ile olan sıcak öpüşmeleri bunun en belirgin
göstergesiydi.
İran, Irak’taki Amerikan savaşı da dahil bir çok etkenden istifade
edebildi. Bu savaş Tahran’ın çıkarlarına hizmet etmiş, bütün
müttefiklerini ve adamlarını Irak’ın esaslı mevkilerine getirmişti.
Hatta Irak İslam Devrimi Yüksek Konseyi’ne bağlı Şii Bedir Tugayları
milisleri dahi Irak topraklarında şu an. Oysa bu milisler daha önce
İran’daydı ve eğitimleri İran devrim muhafızları gözetiminde
yapılıyordu. Ayrıca İran’ın Irak’taki Amerikan savaşını destekleyen
bölgedeki tek ülke olduğu sır değil. Tabii bu destek Saddam rejiminin
düşüşünün sadece tarihi bir intikam olacağı için değil; aynı zamanda
ABD’nin Irak askeri kurumunu dağıtmasıyla yeni Irak’ın İran’ın nüfuz
bölgesi olması sebebiyle. ABD’nin Bağdat’a girişinden haftalar sonra
yaptığı buydu ve Irak’taki askeri vali Paul Bremer, Irak ordusunun
dağıtılması kararı almıştı.
Irak’ta yaşananlar karşısındaki Arap yokluğunun gölgesinde ve İran’ın
Ürdün’le düşmanca bir hava yaratma eğilimi sonrası -gerçi Ürdün nispeten
sakin ve ferasetli politikalarla bu eğilimin şiddetini hafifletmişti-
Harrazi’nin, özellikle de İran hesabına çalışanlar her yerdeyken
Bağdat’a gelmesi elzemdi. Bu isimler arasında başını nasıl koruyacağını
bilen ve bir yandan İran siyasetine hizmet edebilecek, diğer yandan
Amerikalılara kendisini bırakamayacaklarını ifade edecek bir konuma
nasıl dönebileceğini bilen Ahmet Çelebi yer almakta.
Geriye şu esaslı soru kalıyor: Acaba Amerikan yönetiminin Irak’taki İran
projesiyle mücadelede bir şeyler yapma gücü var mı? Yoksa Washington’un
Irak’la ilgili kendi planının suya düşmesine yol açsa dahi gerçekleri
kabul etmesi mi gerekmekte? Ya da ABD nihayetinde İran’daki rejimle
savaşının uzun vadeli olduğunu ve bu rejimle mücadelesinin İran nükleer
dosyasının taşınmasıyla birlikte bizzat Güvenlik Konseyi’nde
başlayacağını mı düşünmekte?
Herhalükarda Tahran, Harrazi’nin Bağdat ziyareti kanalıyla özellikle de
Washington’daki ilgili kişilere Irak’ın Tahran’ın oynayabileceği
sahalardan biri ve orada çeşitli kartları olduğu mesajını verdi. Dahası
İran, Irak’taki konumunu güçlendirerek aşılması zor bölgesel bir güç
olduğunu ve nükleer kartını karşılıksız teslim etmeyeceğini ifade
etmekte. |