|

İKTİDARIN İNTİHARI
Sami HOCAOĞLU – 27.05.2005 – YENİ
ŞAFAK
Hani yasaklar kalkacak, insan hak ve özgürlükleri önündeki engeller
kaldırılacak, özellikle inanç ve düşünce özgür olacaktı?
AK Parti bunları vaat ederek iktidar olmadı mı? Bu millet bu partiyi,
biraz da şiir okudu diye hapsedilen genel başkanının mağduriyetinden
dolayı desteklemedi mi?
Tüm kabahat Bakan Çiçek'in omuzlarına yıkılınca, iktidar yeni TCK'ya
ilişkin sorumluluğundan kurtulmuş mu olacak? İktidar partisi, tek
ipliğini çekince kırk yaması dökülecek pejmürde bir bohça mı? Bu parti
içinde bizim bilmediğimiz beylikler mi kuruldu?
Haydi seçimde verilen sözler unutuldu, parti tüzüğüne bakmayı kimse akıl
edecek durumda değil, icraat planında yer alan vaatleri kimse
hatırlamadı diyelim. Bu partinin, bakanların ve bakanlıkların
icraatlarını kuruluş ilkelerine göre sorgulayacak bir yönetimi, muhtemel
bir "Truva atı" operasyonuna karşı tedbir üretecek karar alma organları
da mı yok?
Hepsini geçtik, "Yarın milletin yüzüne nasıl bacaksınız?" diye öğüt
veren bir Allah'ın kulu çıkmayacak mı oralardan?
Bazı dostları üzecek kadar haksız ve yersiz ithamlara yol açmış olsa da,
eski Milli Mücadele Birliği etrafında yapılan son tartışmalar her şeye
rağmen yararlıydı. Toptancılık, süpürücülük ve indirgemecilikten elbette
uzak durmak lazım. Fakat bu tavır, 70'li yılların aktif "sağcı"
cereyanları arasında bulunan bu yapının içine, "derin devletle" iş tutan
birilerinin sızdığı gerçeğini değiştirmiyor. Bunu, içerden birinin
samimi ifşasıyla öğrenmiş olduk. Dilerim bazıları, geçmişte yaşanan bu
ibretlik olaydan gereken dersi almışlardır.
Vaktiyle bu yapının içinde bulunmuş olan Sayın Bakan'ın mevcut tavrı, bu
son itiraf ve ifşaat ışığında okunmalı. Fakat, Bakan'ın TCK'daki
özellikle inançlı kesimlere yönelik tuzak maddeler üzerindeki ısrarını,
bu şaibeli ilişkiler bile açıklayamaz. Daha farklı bir hesap olmalı
ortalıkta, ama ne? Bakan'ın Ermeni konferansıyla ilgili hamaset
köpürtücü tavrı da, bu "hesap-kitap" çerçevesinde değerlendirilebilir.
Şimdiye kadar TCK'daki tuzak maddeler üzerinde hayli yazıldı, çizildi.
Buna rağmen, TCK'ya yerleştirilmiş bu mayınlara ve bu mayınların kimler
için tuzak teşkil ettiğine bir kez daha dikkat çekmekte yarar görüyorum.
Bakalım, siz de benim gibi "işin içinde iş var" diyecek misiniz? İşte,
iktidarın intiharı demeye gelen tuzak maddeler:
219. madde, imam, hatip, vaiz, rahip, haham vb. gibi dini vasfı olan
insanların hükümeti, devleti ve kanunları takbih ve tezyifini
cezalandırıyor. Bu ülkede Hıristiyan ve Yahudi'nin kılına dokunamazlar.
Onların dayısı var. Elbet dokunulmasını da istemeyiz. Ama bu madde
Müslüman din önderlerine karşı işletilecektir. Bu, eski 163. maddenin
hortlamış şeklidir. Kim yapacak "takbih"in (kınama) tarifini? Din
deyince kanı tepesine sıçrayan yanlı brifing yargısı mı? Vaiz'in "içki
haram" demesi bile suç olacak. Çünkü devlet içki üreticisi, devletin
zirvesindeki kokteyllerde kafa çekiliyor. Al sana devleti takbih ve
tezyiften dava… Bu madde din adamlarını değil, dini susturuyor.
Böylesini tek parti dahi akıl edemedi. Günaha "günah", harama "haram"
demek suç olacak. Ortalık içki, zina, faiz gibi İslam'ın haramları
helal; tesettür başta olmak üzere İslam'ın farzları haram diyen laik
misyonerlere kalacak.
230. madde, dini nikah kıydıranlara ceza öngörüyor. Nikahsız yaşayana,
zina edene, veled-i zina sahibi olana "geç" diyen madde, "Allah'ın emri
peygamberin kavline göre" nikah sözleşmesi yapana ceza öngörüyor. Tamam,
resmi nikah ("resmi din"in kıydığı nikah oluyor) bu cezayı tüm
sonuçlarıyla ortadan kaldırıyor ama, bu maddenin art niyetli bir hakimin
elinde nasıl demokles kılıcına döneceğini tahmin etmek zor değil. Tüm
dünyada olduğu gibi, "Müftülere nikah yetkisi vererek, nikahı
"dînî-dinsiz" gibi ikiye ayırmaktan kurtaralım" demesi gereken hükümet,
şeytanın değirmenine su mu taşıyacaktı?
263. madde, "kanuna aykırı eğitim kurumu açma" diye bir yasak ihdas
ediyor. Bu maddenin yol açacağı o kadar çok sakınca var ki, bunları
hatırlamak dahi insanı huzursuz etmeye yetiyor. Jandarma işgüzarlık
yapıp bir evde üç-beş çocuk Kur'an okuyor diye basıyor götürüyordu,
savcı "Niye getirdiniz?" diye bırakıyordu. Şimdi kılıf bulundu. Dostlar
arasında yapılan akşam okumaları dahi "izinsiz eğitim" kapsamında
değerlendirilse hiç şaşmam. Burası Türkiye ve geçmişte kanunların nasıl
kanırtıldığının canlı tanıklarıyız. İktidar bu günden, Ramazan
mukabelesi okuyan kadınların mahkeme önündeki fotoğraflarını göz önüne
getirerek, tarihe nasıl bir kara leke bırakacağını tasavvur edebilir.
İşte buna "siyasal intihar" diyorum ben.
Kimin bahçesinde yetiştiği meraka değer olan Bakan Çiçek, "bunlar
misyonerler için" diyor. Müslümanlar'ın papaza ve hahama dair öyle ciddi
bir şikayeti yok. Müslümanlar asıl devletin İslam'a vurduğu zincirlerden
şikayetçi. Resmi kiliseden ve onun laik misyonerlerinden şikayetçi.
Temenni etmeyiz ama, papazın ve hahamın yakasına yapışacak bir devlet
göremiyoruz ortalıkta. Gücü yetmez. Yapışsa yapışsa Müslüman'ın, imamın,
müftünün yakasına yapışır. Çünkü gücü ancak ona yeter. Bunlar dışında,
düşünce suçunu kaldırma sözünü iktidara yediren 301. madde, "suçu ve
suçluyu övme"ye ve "kanunlara uymamaya tahrik"e dair 215 ve 217.
maddeler var. Yine 312'nin yerine ikame edilmeye çalışılan "ayrımcılık"a
dair 122. madde var...
Yeni TCK'nın bu haliyle yürürlüğe girmesi, iktidarın intiharı olur.
Bizden söylemesi:
Yol yakınken dönün, yoksa bu lekeyi hiçbir mazeretle temizleyemezsiniz.
|