|

DARBELERDEN DERS ALALIM
Nazlı ILICAK – 17.05.2005 – D.B. TERCÜMAN
İrem
Barutçu'nun "ek gecelik ihtilâl" yazı dizisi bitti. Bu konuda
görüşlerimi yazmak için, 22 Şubat ve 21 Mayıs darbe teşebbüslerini
yöneten Fethi Gürcan'ın oğluyla yaptığı mülâkatın bitmesini bekliyordum.
Ama, Gülay Göktürk, benden erken davrandı ve bu yazı dizisinde
"darbecilere övgüler dizildiği" izleniminin doğduğuna işaret etti.
Göktürk, "Darbe karşıtlığı hücrelerine sinmiş" bir gazetede böyle bir
yazı dizisinin yer almasından dolayı hayret ettiğini belirtiyordu.
Önce, bir endişesini yatıştırmak isterim. İrem Barutçu, darbe
sempatisiyle değil, gazetecilik saikiyle bu röportajı yaptı. Olaya
katılanların ve ailenin anlattıklarında, Fethi Gürcan'ın bir kahraman
gibi gösterilmesi bence doğal.
Yazı dizisi, o günkü ruh halini ele verirken, bugün benzer eğilim
taşıyanlar için uyarı mahiyetindedir .
Halâskâran (Kurtarıcı)
"Halâskâran-ı Zabitan", taa Osmanlı'dan beri ülkeyi uçurumun eşiğinden
ve çökmekten kurtarmaya çalıştı. Nitekim, 22 Şubat ve 21 Mayıs'ta da,
seçimlerde en fazla oyu alan Adalet P artisi'nden ve "yanlış karar
veren" milletten kurtulmaya çalışıyorlardı.
alât Aydemir, Harp Okulu Komutanı oluyor, Silâhlı Kuvvetler Birliği
cuntasının kurulmasında faal rol oynuyor; bu cuntanın başına da, daha
sonra cumhurbaşkanı olan Cevdet Sunay'ı geçiriyorlar . Bir protokol
imzalanıyor ve 1961 seçimlerinden önce, iktidara el koyma kararı
alınıyor .
Bu karar uygulanamıyor, seçim yapılıyor . Seçim sonuçları vatan
kurtarıcılarını tatmin etmediği için, bu defa, darbe kararı teyit
ediliyor ve iktidarın onların deyimiyle"Halkın gerçek temsilcilerine
tevdi edilmesi" kararlaştırılıyor . Sonunda Çankaya Protokolü'yle darbe
yapılmaması, buna mukabil, Ali Fuat Başgil'in cumhurbaşkanlığı
adaylığından çekilmesi, Cemal Gürsel'in cumhurbaşkanı olması,
başbakanlığın da, İsmet P aşa'ya verilmesi yolundaki ültimatom
benimsenince, Silâhlı Kuvvetler Birliği cuntası yatışıyor ama, alât
Aydemir ve Fethi Gürcan'ın vatan kurtarma hevesleri son bulmuyor .
Darbeciye ceza
Gülay Göktürk'ün endişesini anlıyorum ve demokratik refleksinden dolayı
kendisini kutluyorum. Bence, defalarca anlatılması gereken olay 22 Şubat
ve 21 Mayıs darbe teşebbüsleridir . Çünkü, ilk defa Türkiye'de, darbeye
kalkışanlar cezalandırılmış ve yapanın yanına kâr kalmamıştır . Türkiye,
keşke, diğer darbecilerle de hesaplaşabilseydi. Ancak o takdirde vesayet
rejimi son bulurdu.
abibu günlerde artık aynı yöntem uygulanmıyor . V atan kurtarma
heveslileri 28 Şubat'ta modellerini denediler . Halâ da, aba altından
sopa gösterme çabaları sürüyor .
emcit pilavı gibi irtica tehdidini gündeme taşıyan sivil bürokratlar,
YÖK'te bir düzenleme yapıldığında ayağa kalkan öğretim üyeleri, "
Anayasa Mahkemesi'ne dokundurtmam" diye feryat eden Kemalist aydınlar,
hepsi cumhuriyeti koruma ve kollamaya hazır güce dayanıyor .
Bumin'in sözleri
Dün Objektif programında Türkiye'nin bitmeyen çilesi, başörtüsü sorununu
tartıştık. Anayasa Mahkemesi Başkanı Mustafa Bumin'in sözleri, gene
mercek altına yatırıldı. Şöyle diyordu Bumin: " Anayasa'daki laik
düzenlemeler kaldığı sürece, türbanlı kızların Yüksek Öğretim
Kurumları'na öğrenci sıfatıyla girmelerini sağlayacak yasal düzenlemeler
Anayasa'ya aykırı olacaktır . Hatta bu konuda Anayasa'ya kural konulsa
bile, bu kez Anayasa'nın yeni kuralı Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne
uygun olmayacaktır . Yüksek Öğretim Kanunu'nun ek 17. maddesi,
'Yürürlükteki kanunlara aykırı olmamak kaydıyla, Yüksek Öğretim
Kurumları'nda kılık ve kıyafet serbesttir' diyor ama, kararın
gerekçesinde, bu serbestliğin, başörtüsünü kapsamadığı vurgulanıyor .
Bilindiği gibi, mahkeme kararları gerekçeleriyle bir bütün teşkil eder ,
idareyi ve yasamayı bağlar . Kararların sonuç bölümüne anlam kazandıran
kararların gerekçeleridir."
3 vahim hata
Yukarıdaki kısa cümlede, 3 tane yanlış var.
1) Laiklik, bir özgürlük şemsiyesidir . oplum mühendisliğinin bir aracı
değil. Devletin temel nizamının dinesaslara dayandırılmaması da,
laikliğin gereğidir . Ama, başörtüsünün serbest bırakılması sonucunu
doğuracak din ve vicdan özgürlüğü de, laiklik ilkesinin olmazsa olmaz
bir şartıdır . Dolayısıyla, Bumin'in başörtüsü ile laikliği karşı
karşıya getirmesi yanlıştır . Eğer laiklik genç kızların üniversitelerde
başörtüsü takmasına mâni ise, Fransa da dahil olmak üzere, Batı
dünyasının bütün üniversitelerinde öğrencilerin serbestçe başını
örtmesini nasıl yorumlarız? O ülkelerde laik düzen yok mu?
2) Başörtüsü serbestisi ile A vrupa İnsan Hakları Sözleşmesi
çelişiyorsa, Batı ülkelerindeki uygulama neyin nesi? Unutmayalım ki, A
vrupa İnsan Hakları Mahkemesi, "başörtüsü yasağı sürmeli" demedi; tehdit
değer-lendirmesinde takdiri Türk yetkililere bıraktı.
3) Bumin'in iddia ettiğinin aksine, sadece hüküm herkes için
bağlayıcıdır; gerekçe değil. Bu konuda eski Yargıtay Başkanı Sami Selçuk
şöyle diyor: "Mahkemelerin gerekçeleri kimseyi bağlamaz. Sadece hüküm
fıkraları bağlayıcıdır . Hatta hüküm fıkrasında yer alan gereksiz
sözlerin bağlayıcı olmadığı da ileri sürülmüştür."
Dayandıkları güç
Türkiye'de bazı kurumlar, resmi ideolojinin muhafızı gibi davranıyor .
Dayandıkları güç ise, neticede ordu. Şöyle düşünüyorlar: "Siz eğer
başörtüsünü serbest hale getirirseniz, İmam Hatiplerin üniversiteye
girmesini kolaylaştırırsanız, başörtülü eşi olan birini cum-hurbaşkanı
seçerseniz, buna cumhuriyet muhafızları izin vermez."
Aksi takdirde Türk milletinin % 80'i bu yasak kalksın derken, Mustafa
Bumin neye dayanarak dikleniyor? Türkiye'nin bugün ikinci sınıf bir
demokrasiye sahip olmasının temelinde, darbeler, her an ülkeyi
kurtarmaya hazırlanan darbeciler ve onlardan medet uman zevat var.
|