Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sa 318 | Haziran  2005

                   

 

 


DARBELERDEN DERS ALALIM

Nazlı ILICAK – 17.05.2005 – D.B. TERCÜMAN

İrem Barutçu'nun "ek gecelik ihtilâl" yazı dizisi bitti. Bu konuda görüşlerimi yazmak için, 22 Şubat ve 21 Mayıs darbe teşebbüslerini yöneten Fethi Gürcan'ın oğluyla yaptığı mülâkatın bitmesini bekliyordum. Ama, Gülay Göktürk, benden erken davrandı ve bu yazı dizisinde "darbecilere övgüler dizildiği" izleniminin doğduğuna işaret etti. Göktürk, "Darbe karşıtlığı hücrelerine sinmiş" bir gazetede böyle bir yazı dizisinin yer almasından dolayı hayret ettiğini belirtiyordu.

Önce, bir endişesini yatıştırmak isterim. İrem Barutçu, darbe sempatisiyle değil, gazetecilik saikiyle bu röportajı yaptı. Olaya katılanların ve ailenin anlattıklarında, Fethi Gürcan'ın bir kahraman gibi gösterilmesi bence doğal.
Yazı dizisi, o günkü ruh halini ele verirken, bugün benzer eğilim taşıyanlar için uyarı mahiyetindedir .

Halâskâran (Kurtarıcı)
"Halâskâran-ı Zabitan", taa Osmanlı'dan beri ülkeyi uçurumun eşiğinden ve çökmekten kurtarmaya çalıştı. Nitekim, 22 Şubat ve 21 Mayıs'ta da, seçimlerde en fazla oyu alan Adalet P artisi'nden ve "yanlış karar veren" milletten kurtulmaya çalışıyorlardı.

alât Aydemir, Harp Okulu Komutanı oluyor, Silâhlı Kuvvetler Birliği cuntasının kurulmasında faal rol oynuyor; bu cuntanın başına da, daha sonra cumhurbaşkanı olan Cevdet Sunay'ı geçiriyorlar . Bir protokol imzalanıyor ve 1961 seçimlerinden önce, iktidara el koyma kararı alınıyor .

Bu karar uygulanamıyor, seçim yapılıyor . Seçim sonuçları vatan kurtarıcılarını tatmin etmediği için, bu defa, darbe kararı teyit ediliyor ve iktidarın onların deyimiyle"Halkın gerçek temsilcilerine tevdi edilmesi" kararlaştırılıyor . Sonunda Çankaya Protokolü'yle darbe yapılmaması, buna mukabil, Ali Fuat Başgil'in cumhurbaşkanlığı adaylığından çekilmesi, Cemal Gürsel'in cumhurbaşkanı olması, başbakanlığın da, İsmet P aşa'ya verilmesi yolundaki ültimatom benimsenince, Silâhlı Kuvvetler Birliği cuntası yatışıyor ama, alât Aydemir ve Fethi Gürcan'ın vatan kurtarma hevesleri son bulmuyor .

Darbeciye ceza
Gülay Göktürk'ün endişesini anlıyorum ve demokratik refleksinden dolayı kendisini kutluyorum. Bence, defalarca anlatılması gereken olay 22 Şubat ve 21 Mayıs darbe teşebbüsleridir . Çünkü, ilk defa Türkiye'de, darbeye kalkışanlar cezalandırılmış ve yapanın yanına kâr kalmamıştır . Türkiye, keşke, diğer darbecilerle de hesaplaşabilseydi. Ancak o takdirde vesayet rejimi son bulurdu.

abibu günlerde artık aynı yöntem uygulanmıyor . V atan kurtarma heveslileri 28 Şubat'ta modellerini denediler . Halâ da, aba altından sopa gösterme çabaları sürüyor .
emcit pilavı gibi irtica tehdidini gündeme taşıyan sivil bürokratlar, YÖK'te bir düzenleme yapıldığında ayağa kalkan öğretim üyeleri, " Anayasa Mahkemesi'ne dokundurtmam" diye feryat eden Kemalist aydınlar, hepsi cumhuriyeti koruma ve kollamaya hazır güce dayanıyor .
Bumin'in sözleri
Dün Objektif programında Türkiye'nin bitmeyen çilesi, başörtüsü sorununu tartıştık. Anayasa Mahkemesi Başkanı Mustafa Bumin'in sözleri, gene mercek altına yatırıldı. Şöyle diyordu Bumin: " Anayasa'daki laik düzenlemeler kaldığı sürece, türbanlı kızların Yüksek Öğretim Kurumları'na öğrenci sıfatıyla girmelerini sağlayacak yasal düzenlemeler Anayasa'ya aykırı olacaktır . Hatta bu konuda Anayasa'ya kural konulsa bile, bu kez Anayasa'nın yeni kuralı Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne uygun olmayacaktır . Yüksek Öğretim Kanunu'nun ek 17. maddesi, 'Yürürlükteki kanunlara aykırı olmamak kaydıyla, Yüksek Öğretim Kurumları'nda kılık ve kıyafet serbesttir' diyor ama, kararın gerekçesinde, bu serbestliğin, başörtüsünü kapsamadığı vurgulanıyor . Bilindiği gibi, mahkeme kararları gerekçeleriyle bir bütün teşkil eder , idareyi ve yasamayı bağlar . Kararların sonuç bölümüne anlam kazandıran kararların gerekçeleridir."

3 vahim hata
Yukarıdaki kısa cümlede, 3 tane yanlış var.

1) Laiklik, bir özgürlük şemsiyesidir . oplum mühendisliğinin bir aracı değil. Devletin temel nizamının dinesaslara dayandırılmaması da, laikliğin gereğidir . Ama, başörtüsünün serbest bırakılması sonucunu doğuracak din ve vicdan özgürlüğü de, laiklik ilkesinin olmazsa olmaz bir şartıdır . Dolayısıyla, Bumin'in başörtüsü ile laikliği karşı karşıya getirmesi yanlıştır . Eğer laiklik genç kızların üniversitelerde başörtüsü takmasına mâni ise, Fransa da dahil olmak üzere, Batı dünyasının bütün üniversitelerinde öğrencilerin serbestçe başını örtmesini nasıl yorumlarız? O ülkelerde laik düzen yok mu?

2) Başörtüsü serbestisi ile A vrupa İnsan Hakları Sözleşmesi çelişiyorsa, Batı ülkelerindeki uygulama neyin nesi? Unutmayalım ki, A vrupa İnsan Hakları Mahkemesi, "başörtüsü yasağı sürmeli" demedi; tehdit değer-lendirmesinde takdiri Türk yetkililere bıraktı.

3) Bumin'in iddia ettiğinin aksine, sadece hüküm herkes için bağlayıcıdır; gerekçe değil. Bu konuda eski Yargıtay Başkanı Sami Selçuk şöyle diyor: "Mahkemelerin gerekçeleri kimseyi bağlamaz. Sadece hüküm fıkraları bağlayıcıdır . Hatta hüküm fıkrasında yer alan gereksiz sözlerin bağlayıcı olmadığı da ileri sürülmüştür."

Dayandıkları güç
Türkiye'de bazı kurumlar, resmi ideolojinin muhafızı gibi davranıyor . Dayandıkları güç ise, neticede ordu. Şöyle düşünüyorlar: "Siz eğer başörtüsünü serbest hale getirirseniz, İmam Hatiplerin üniversiteye girmesini kolaylaştırırsanız, başörtülü eşi olan birini cum-hurbaşkanı seçerseniz, buna cumhuriyet muhafızları izin vermez."

Aksi takdirde Türk milletinin % 80'i bu yasak kalksın derken, Mustafa Bumin neye dayanarak dikleniyor? Türkiye'nin bugün ikinci sınıf bir demokrasiye sahip olmasının temelinde, darbeler, her an ülkeyi kurtarmaya hazırlanan darbeciler ve onlardan medet uman zevat var.

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...