Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sa 318 | Haziran  2005

                   

 

 


BİLİNÇLAR RÖLANTİDE

Gülay GÖKTÜRK – 06.05.2005 – D.B. TERCÜMAN

Şimdi anlatmaya çalışacağım şey, aslında çok sık tanık olduğum, ama kelimelere dökmekte güçlük çektiğim bir durum. İnsanların bazı şeyleri "lafzen" kabul ettiği hatta ateşli bir şekilde savunduğu halde, ruhen bir türlü içselleştirememesi halinden söz ediyorum. Daha doğrusu bu halin, hiç ummadık bir zamanda, ummadık bir biçimde karşımıza çıktığı somut durumlardan... Ve bu somut durumlarda kimsenin bu çelişkili durumun farkına varmamasından...

Benzer bir duyguyu, bugün aklı başında bir çizgiye gelmiş bazı eski 68'lilerin Denizlerden, Mahirlerden bahsedişini dinlerken yaşıyorum. O anda, "öncü savaş" saçmalığıyla ilgili bütün fikirlerini unutup, deyim yerindeyse "bilinçlerini rölantiye alıp" o eski şanlı günlere övgüler düzmeye başlamıyorlar mı; hayretler içinde kalıyorum. Hani sen bütün bunları aşmıştın kardeşim? Hani sen artık küçük bir öncü grubun silahlı mücadelesiyle devrim olabileceğine nasıl inandığına şaşıyordun? O zaman olup bitenleri sadece naif değil, ayrıca zararlı buluyordun. Şimdi nasıl böyle masum bir çocukluk aşkı anlatır gibi anlatıyorsun?

Bu defa konuyu aklıma düşüren şey, bizim gazetede iki gündür sürmekte olan "Tek Gecelik İhtilal" dizisi oldu...
İrem Barutçu'yu tanımıyorum. İdeolojik ve siyasi duruşunu bilmiyorum; ama darbeci olduğunu da hiç sanmıyorum doğrusu... Son on-on beş yıldır darbecilik bu kadar prestij kaybetmiş, karalanmışken, moda tabiriyle "out" olmuşken, gencecik bir kadın gazeteci neden darbeci olsun ki! O sadece dizisinin heyecanlı olmasını isteyen, dramatik bir dille yazarsa ve bütün heyecan unsurlarını yerli yerine koyarsa iyi okunur, ses getirir diye düşünen bir gazeteci. Fethi Gürcan'ın oğlunun üslubuna da bir diyeceğim olamaz. O da tabii ki, babasını kahraman gibi anlatacak.
Peki ama bu diziyi okuyanlardan hiç kimse rahatsız olmuyor mu benim gibi? Saçma sapan bir darbe girişimini bir kahramanlık menkıbesine dönüştürmek batmıyor mu kimseye?

Şu satırlara bir bakın:
"20 Mayıs gecesi... Saatler 23.00'ü gösteriyor... Önce tank okulu yönünden, tankların motor gürültüleri duyuldu. Sonra '23.00'te ihtilal başlayacak, parola: Harbiyeli Aldanmaz' bilgisine sahip 100'e yakın Harbiyeli okulun iç bahçesinde toplanmaya başladı. Tanklar gürültüyle şehre doğru yürüyor; genç Harbiyeliler coşku ve heyecan içinde çırpınıyor. (...) Harbiyeli'nin silah depolarının kapaklarını kırması, silahlarını eline alması ve Emekli Binbaşı Fethi Gürcan'ın emrinde toplanması artık sadece birkaç dakika alacaktı. 'Tek Gecelik İhtilal' başlamıştı."

Bir de şu satırlara:
"Genelkurmay'dan yapılan sürekli atışlar karşısında herkes tankların arasına kendini atarak korunmaya çalışırken Binbaşı Fethi Gürcan büyük bir cesaret örneği içerisinde ayakta dolaşarak siper olunacak yerleri elindeki Thomson'u ile işaret ediyordu.(...) Sabaha karşı saat 4.30 ila 5.30 civarında Genelkurmay'a karşı tek başına ordu misali, bir eliyle cipini kullanıp diğer eliyle de otomatik silahını kullanarak Genelkurmay'a karşı saatler süren taarruzu birçok kişinin ancak Amerikan filmlerinde yaşanabileceğini düşündüğü bir kahramanlıktı."

İşte bu ve benzeri satırlar benim tüylerimi diken diken ediyor. Hele bu satırların, darbe karşıtlığı bütün hücrelerine sinmiş bir yayın organında bile yer bulabilmesi daha da hayrete düşürüyor.

Düşünün, bu ülkenin demokratları o dizide göklere çıkarılan "Harbiyelilik Ruhu"nu, "vatan kurtarıcılığı" misyonunu yok etmek için taa 1960'tan beri yani tam 40 yıldır çaba harcıyorlar. Şimdi sen kalk, o genç subay adaylarına bir zamanlar okullarının "ihtilal karargâhı" olduğunu övgüyle hatırlat. O genç subayların ülkeyi savunmak için ellerine verdiğimiz silahları demokrasimizin üstüne çevirişlerini coşkuyla anlat. Askerin siyasete en doğrudan müdahalesini böyle saygıyla hatırla, ondan sonra da şimdiki askerlere dönüp "Neden siyasete müdahale ediyorsunuz" diye sitem et.

Oldu mu şimdi?

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...