Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sa 318 | Haziran  2005

                   

 

 


 YENİ TCK VE DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

Yeni Ceza Kanunu 1 Haziran tarihinde yürürlüğe giriyor. Pek çok kesimin özellikle de medyanın tepki gösterdiği yasa ne anlama geliyor? Gösterilen tepkileri nasıl yorumlamak gerekiyor?

Bu tür sorulara cevap bulabilmek için, öncelikle yeni yasanın hazırlanış gayesi üzerinde durulmalıdır. Bilindiği gibi, TCK’nin değiştirilmesi talebi, Avrupa Birliği’ne uyum kriterleri doğrultusunda gelmiştir. Pek çok diğer alanda olduğu gibi, ceza yasasının değiştirilmesi de, ‘uyum süreci’nin gereği olarak istenmiştir. Hükümet de bu yöndeki talebi karşılamak adına bu yasayı yeni şekliyle çıkarmıştır. Yasa, Meclis genel kurulundaki görüşmeler sonucunda yapılan bazı değişiklikler hariç, Cumhurbaşkanı’nın onayından geçtiği için 1 Haziran tarihi itibarıyla yürürlüğe girmektedir. Yapılan değişiklikler ise, bir takım çevrelerin kendi pozisyonlarını düşünerek getirdikleri eleştirileri nisbeten karşılamayı amaçlamaktadır. Ancak özellikle medyanın bu değişikliklerden de memnun kalmadığı görülmektedir.

Bu noktada medyanın tepkisinin çelişkileri üzerinde durulmalıdır. Bir yandan Türkiye’nin AB’ye girmesi için bayraktarlık yapan çevrelerin başında gelen medya, öte yandan bu sürecin gereği olarak yapılan değişikliklere itiraz etmektedir. Medyanın itirazının, özellikle bir takım suçlara (örneğin hakaret suçuna) getirilen ağır cezalara yönelik olduğu görülmektedir. Fakat şurası unutulmamalıdır ki, Avrupa Birliği ülkelerinde, bu türden cezaların alt limitlerine bakıl-dığında benzer bir durumla karşılaşılır. (Örneğin trafik cezalarının artırılması yönünde teklifler geldi-ğinde, Avrupa ülkelerinde alt limitlerin yüksek olduğu dile getirilmiştir). Bu nedenle, yasada yer alan ve Birliğe uyum sürecinin bir sonucu olarak hazırlanan maddeleri çok görmemek gerekir. Ancak bu arada, hükümetin de fırsatı ganimet bilip, medyaya yönelik bir takım ‘tedbirler’ alma ihtiyacı duyabileceği de elbette düşünülebilir. Yalnız bu yeni ceza kanununda bunun belirleyici olmadığı görülmektedir. Asıl kaygı, AB sürecinin gereğini yapmaktadır.

Bu noktada asıl üzerinde durulması gereken husus, Türkiye’nin AB sürecini destekleyen muhafazakar çevrelerin de medyanın genel söylemine iştirak etmesidir. Bu kesimler, bir yandan AB sürecini ha-raretle desteklerken, bunun gereği olarak çıkartılan bu kanuna itiraz etmekle çelişkiye düşmektedirler. Hatırlanacağı gibi, bu çevreler, aynı çelişkiyi, ‘zina’ yasası çıkarken de yaşamışlardı ve bu durumu izah edememişlerdi. Zaten bu çelişkinin izahı mümkün değildir. Eğer Türkiye’nin AB üyeliği desteklenecekse, bu tür yasalara da ‘rıza gösterilmesi’ gerekir. Bir taraftan AB sürecini destekleyip, öte yandan bu sürecin gereği olarak çıkartılan yasalara, vatan-millet-din-töre vs. gerekçeleri ile karşı çıkmanın izahı ancak, iç politik hesaplarla yapılabilir! Bu da ‘ikiyüzlülük’ten başka bir şey değildir.

Yeni yasanın, AB süreciyle uyum gereği çıkartıldığının en iyi testinin yapılabileceği alanlardan biri, ‘kadınlarla ilgili’ bölümlerdir. Bu konularda yapılan yeni düzenlemelerde açık bir ‘zihniyet’ farklılığı göze çarpmaktadır. Daha önceki yasada, bir takım cezalar, ‘töre, namus, ahlak’ gerekçeleri ile verilirken, yeni yasa, kadını ‘birey’ olarak görmekte ve yeni cezaları buna göre tayin etmektedir. Örneğin töre ve namus cinayetlerine verilen cezada veya tecavüze getirilen yeni cezalarda bunları görmek mümkündür. Bu anlayış ise, tamamen AB sürecinin ‘ruhu’na uygundur.

Son olarak, yeni yasaya yönelik tepkileri anlamak için, her kesimin durduğu yeri iyi görmek gerekir. Dolayısıyla farklı kesimlerin, kendi çıkarları doğrultusunda verdiği tepkileri çok da abartmamak gerekir. Çünkü bu tepkileri verenlerin kahir ekseriyeti AB sürecini desteklemektedir. Elbette ki bu süreç, bu kesimlerin bazı çıkarlarına dokunacaktır! Hem süreci destekleyip, hem de süreç gereği yapılan düzenleme-lere karşı çıkmanın ise izah edilecek bir yanı yoktur.

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...