|

YENİ TCK VE DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ
Yeni Ceza
Kanunu 1 Haziran tarihinde yürürlüğe giriyor. Pek çok kesimin özellikle
de medyanın tepki gösterdiği yasa ne anlama geliyor? Gösterilen
tepkileri nasıl yorumlamak gerekiyor?
Bu tür sorulara cevap bulabilmek için, öncelikle yeni yasanın hazırlanış
gayesi üzerinde durulmalıdır. Bilindiği gibi, TCK’nin değiştirilmesi
talebi, Avrupa Birliği’ne uyum kriterleri doğrultusunda gelmiştir. Pek
çok diğer alanda olduğu gibi, ceza yasasının değiştirilmesi de, ‘uyum
süreci’nin gereği olarak istenmiştir. Hükümet de bu yöndeki talebi
karşılamak adına bu yasayı yeni şekliyle çıkarmıştır. Yasa, Meclis genel
kurulundaki görüşmeler sonucunda yapılan bazı değişiklikler hariç,
Cumhurbaşkanı’nın onayından geçtiği için 1 Haziran tarihi itibarıyla
yürürlüğe girmektedir. Yapılan değişiklikler ise, bir takım çevrelerin
kendi pozisyonlarını düşünerek getirdikleri eleştirileri nisbeten
karşılamayı amaçlamaktadır. Ancak özellikle medyanın bu değişikliklerden
de memnun kalmadığı görülmektedir.
Bu noktada medyanın tepkisinin çelişkileri üzerinde durulmalıdır. Bir
yandan Türkiye’nin AB’ye girmesi için bayraktarlık yapan çevrelerin
başında gelen medya, öte yandan bu sürecin gereği olarak yapılan
değişikliklere itiraz etmektedir. Medyanın itirazının, özellikle bir
takım suçlara (örneğin hakaret suçuna) getirilen ağır cezalara yönelik
olduğu görülmektedir. Fakat şurası unutulmamalıdır ki, Avrupa Birliği
ülkelerinde, bu türden cezaların alt limitlerine bakıl-dığında benzer
bir durumla karşılaşılır. (Örneğin trafik cezalarının artırılması
yönünde teklifler geldi-ğinde, Avrupa ülkelerinde alt limitlerin yüksek
olduğu dile getirilmiştir). Bu nedenle, yasada yer alan ve Birliğe uyum
sürecinin bir sonucu olarak hazırlanan maddeleri çok görmemek gerekir.
Ancak bu arada, hükümetin de fırsatı ganimet bilip, medyaya yönelik bir
takım ‘tedbirler’ alma ihtiyacı duyabileceği de elbette düşünülebilir.
Yalnız bu yeni ceza kanununda bunun belirleyici olmadığı görülmektedir.
Asıl kaygı, AB sürecinin gereğini yapmaktadır.
Bu noktada asıl üzerinde durulması gereken husus, Türkiye’nin AB
sürecini destekleyen muhafazakar çevrelerin de medyanın genel söylemine
iştirak etmesidir. Bu kesimler, bir yandan AB sürecini ha-raretle
desteklerken, bunun gereği olarak çıkartılan bu kanuna itiraz etmekle
çelişkiye düşmektedirler. Hatırlanacağı gibi, bu çevreler, aynı
çelişkiyi, ‘zina’ yasası çıkarken de yaşamışlardı ve bu durumu izah
edememişlerdi. Zaten bu çelişkinin izahı mümkün değildir. Eğer
Türkiye’nin AB üyeliği desteklenecekse, bu tür yasalara da ‘rıza
gösterilmesi’ gerekir. Bir taraftan AB sürecini destekleyip, öte yandan
bu sürecin gereği olarak çıkartılan yasalara, vatan-millet-din-töre vs.
gerekçeleri ile karşı çıkmanın izahı ancak, iç politik hesaplarla
yapılabilir! Bu da ‘ikiyüzlülük’ten başka bir şey değildir.
Yeni yasanın, AB süreciyle uyum gereği çıkartıldığının en iyi testinin
yapılabileceği alanlardan biri, ‘kadınlarla ilgili’ bölümlerdir. Bu
konularda yapılan yeni düzenlemelerde açık bir ‘zihniyet’ farklılığı
göze çarpmaktadır. Daha önceki yasada, bir takım cezalar, ‘töre, namus,
ahlak’ gerekçeleri ile verilirken, yeni yasa, kadını ‘birey’ olarak
görmekte ve yeni cezaları buna göre tayin etmektedir. Örneğin töre ve
namus cinayetlerine verilen cezada veya tecavüze getirilen yeni
cezalarda bunları görmek mümkündür. Bu anlayış ise, tamamen AB sürecinin
‘ruhu’na uygundur.
Son olarak, yeni yasaya yönelik tepkileri anlamak için, her kesimin
durduğu yeri iyi görmek gerekir. Dolayısıyla farklı kesimlerin, kendi
çıkarları doğrultusunda verdiği tepkileri çok da abartmamak gerekir.
Çünkü bu tepkileri verenlerin kahir ekseriyeti AB sürecini
desteklemektedir. Elbette ki bu süreç, bu kesimlerin bazı çıkarlarına
dokunacaktır! Hem süreci destekleyip, hem de süreç gereği yapılan
düzenleme-lere karşı çıkmanın ise izah edilecek bir yanı yoktur. |