Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sayı 323 | Kasım  2005

                   

 

 


Her Nefis Ölümü Tadacak

Muhammed Celil

Ölüm inkar edilemez gerçek, düşünmek istemediğimiz pek aklımıza getirmediğimiz ama, her an ensemizde gezen; ne zaman nerede yakalayacağı meçhul, yaşadığımız sürece pusuda bekleyen avcı gibi hedefe geldiğinizde!

Onu hatırlamak bile istemeyiz ne zamanki sevdiğiniz birini kaybettiniz; işte o zaman, taa iliklerinizde hissediyorsunuz: "ateş düştüğü yeri yakar." Her an peşinizde dolaşan gölge gibi. Ölümü unutmamak hatırda tutmak için eskiden cami avlularına ölenleri defnederlermiş. Müslümanlar bunları görsünler de ölümü hatırlasınlar diye. Şimdi yeni yapılan camilerde bunları göremiyoruz. Acaba bizlere ölümü unutturmak mı istiyorlar? Ben Avrupa'da yaşayan biri olarak buralarda da pek öyle ortalıkta mezar, ölümü hatırlatan bir şey de göremedim. Diyeceksiniz ki İstanbul’un her yeri mezar da ne oluyor; herkes hemen ölecek de hesab verecek duygusu içinde mi yaşıyor? Hep bir telaş içindeyiz; dünyamızı mamur etmenin telaşı. Hangi hal üzerinde yakalasın sizi ölüm istersiniz? Bu soruya herkesin cevabı farklı olacaktır ama bir gerçek de vardır ki; kişi hangi dünya görüşünü kendisine benimsemiş ise o yol üzerinde yakalayacaktır kendini ölüm meleği.

Evet bir kaza sonucu eylül 2005 yılı 37 yaşında karındaşımı aynı zamanda dava arkadaşımı, yoldaşımı kaybettim. Ölümü yüreğimde hissettim; sanki köz düştü yüreğime, bir şeyler düğümlendi boğazıma, göz yaşlarımı tutamadım; acizliğimi, çaresizliğimi, insan olduğumu bir kez daha anladım ve Rabbim merhamet et bize; güzel sabır ver; bu imtihanda başarılı kıl, çünkü bu imtihan çok çetin, dayanılması zor olandır. Daha iki, üç hafta öncesine kadar birlikteydik; beraber dostlarımızı ziyaret ettik. Türkiye'nin bir çok yerini gezdik, yedik içtik bir çok meseleyi tartıştık konuştuk. Sürekli sorardı, şu meselede görüşün nedir abi, şu ayet nasıl anlaşılmalı, tarihi arka planı nedir? vs. Geleceğe yönelik ne hayalleri, emelleri vardı; yaşam dolu Rabbiyle barışık, kendisiyle barışık, eşyayla barışık, insanların hayrını isteyen güzel biriydi. Ama artık yok, geri getirmek için insan nelerini feda etmez ki.

Ölüm insanı aciz bırakan, çaresizliğini hatırlatan olay. Sevdiğiniz gözünüzün önünde ellerinizden kayıp gidiyor ve siz hiç birşey yapamıyorsunuz. Oyuncağı elinden alınmış çocuk gibi aciz bakışlarla merhamet dileniyorsunuz. İşte bu acziyet duygusunun göstergesi olarak bir şey yapamamanın ezikliği ve yoğun duygu atmosferi içerisinde ölülerinin arkasından Kur'an okutan, mevlid okutan, yemek veren daha nice ayinler yapan insanları daha iyi anladım, sevdiğimin arkasından ne yaparım da onun sevap hanesine bir şeyler daha yazdırırımın telaşından başka bir şey değil, sağ olsunlar! Bunun için hazırda bekleyen dinin sırtından geçinmeyi kendisine iş edinmiş o kadar akbaba var ki bir tanesi bana şunu söylemekten kendini alamadı (bizi mevlid gibi bir bid'ati işlettirmediğin için Allah senden razı olsun). Oysa parayı almış o bid'ati de işlemeye gelmiş. Bizler hakikaten acayip ve çok garip Müslümanlarız. Bu dini bizlere belleten, Kur'an'ı ahlak haline getirmiş bir Rasulün ümmeti olduğumuzu söylüyoruz, fakat yapıp ettiklerimiz hiç ona benzemiyor. Onun da evladı ölmüş, hanımı ve çok yakın arkadaşları, akrabalarını o da toprağa vermiş. Peki ne yapmış, nasıl yapmış? Çelebi'nin şiirini mi okumuş yoksa Kur'an mı okumuş? Merak edenler herhalde araştırır. Kur'an müslümanı olduğunu söyleyenlerin de bir gün yakınlarını kaybedeceğini bu tür olaylarla yüz yüze geleceklerini düşünmelerini isterim. O zaman ne yapacaksın? Cenazeyi kaldırmak sana düşecek. Böyle bir donanımın var mı? Gayri islami törenlere ne diyeceksin? Daha evvelden bunlarla bir mücadelen yoksa kendini nasıl kabullendireceksin? Bunun için kendini şimdiden hazırlamalısın, çünkü bu tür hadiselerde mevtanın yakın akrabasının karşı çıkışıyla bir yabancının karşı çıkışında çok fark vardır. Başkası olsa veya dışardan birisi, insanlar hemen şunu diyecekler, tabi yanan senin yüreğin değil; ölen bizim yakınımız, bizi sevab işlemekten alıkoymaya ne hakkınız var? Sonra bugüne kadar atalarımız böyle yapmış; biz onları bu yol üzerinde bulduk, hem hocalar da yapılmasının iyi olduğunu söylüyorlar. En azından ne sakıncası var diyorlar, kötü bir şey mi yapıyoruz?

Hayat boşluk kabul etmiyor, dinin sahibi bu alanı boş mu bıraktı da, bizim atalarımız ve din bilginlerimiz bu boşluğu dolduruyor? Aymazlığın, kolaycılığın bu kadarına pes doğrusu. Evet bize düşen Kur'an müslümanlığına sahip çıkmak; Kur'an'a göre bir cenaze nasıl kaldırılır, arkasından neler nasıl yapılırı yaygınlaştırmalıyız. Çünkü ölüm de hayatımızın bir parçası, dünyaya gelirken bize sorulmadığı gibi ölürken de sormuyorlar. İnsan olmamızdan kaynaklanan bizde olan beka içgüdüsünden midir nedir, sahib olduğumuzu zannettiğimiz şeyleri kaybetmek istemeyiz, elimizden alındı mı mızmızlanırız, sahip olduklarımız gerçekten bizim mi? Kimler geldi geçti bu dünyadan? Nice krallar, sultanlar ve güzeller. Bize de kalmayacak.

Dünya denize, insan da gemiye benzetilir. Geminin yüzmesi için suya ihtiyacı var ama suya ihtiyacından dolayı suyu içine alırsa gemi batar. Bu misalden de anlaşılacağı gibi eşyayı gereği üzere kullanmazsanız zalim olursunuz. Kardeşimin de arabası, evi, ailesi, çocukları vardı ve bunlar benim derdi; Senin değilmiş kardaş hepsi dünyada kaldı. Senin olan seninle gitti, senin olmayan hiçbir şey götüremedin; meğer sen emanetçiymişin.

Uğurlar olsun güzel insan, biz senden memnunduk. İnşallah Allah da senden memnun olur.

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...