|

Her Nefis Ölümü Tadacak
Muhammed Celil
Ölüm inkar
edilemez gerçek, düşünmek istemediğimiz pek aklımıza getirmediğimiz ama,
her an ensemizde gezen; ne zaman nerede yakalayacağı meçhul, yaşadığımız
sürece pusuda bekleyen avcı gibi hedefe geldiğinizde!
Onu hatırlamak bile istemeyiz ne zamanki sevdiğiniz birini kaybettiniz;
işte o zaman, taa iliklerinizde hissediyorsunuz: "ateş düştüğü yeri
yakar." Her an peşinizde dolaşan gölge gibi. Ölümü unutmamak hatırda
tutmak için eskiden cami avlularına ölenleri defnederlermiş. Müslümanlar
bunları görsünler de ölümü hatırlasınlar diye. Şimdi yeni yapılan
camilerde bunları göremiyoruz. Acaba bizlere ölümü unutturmak mı
istiyorlar? Ben Avrupa'da yaşayan biri olarak buralarda da pek öyle
ortalıkta mezar, ölümü hatırlatan bir şey de göremedim. Diyeceksiniz ki
İstanbul’un her yeri mezar da ne oluyor; herkes hemen ölecek de hesab
verecek duygusu içinde mi yaşıyor? Hep bir telaş içindeyiz; dünyamızı
mamur etmenin telaşı. Hangi hal üzerinde yakalasın sizi ölüm istersiniz?
Bu soruya herkesin cevabı farklı olacaktır ama bir gerçek de vardır ki;
kişi hangi dünya görüşünü kendisine benimsemiş ise o yol üzerinde
yakalayacaktır kendini ölüm meleği.
Evet bir kaza sonucu eylül 2005 yılı 37 yaşında karındaşımı aynı zamanda
dava arkadaşımı, yoldaşımı kaybettim. Ölümü yüreğimde hissettim; sanki
köz düştü yüreğime, bir şeyler düğümlendi boğazıma, göz yaşlarımı
tutamadım; acizliğimi, çaresizliğimi, insan olduğumu bir kez daha
anladım ve Rabbim merhamet et bize; güzel sabır ver; bu imtihanda
başarılı kıl, çünkü bu imtihan çok çetin, dayanılması zor olandır. Daha
iki, üç hafta öncesine kadar birlikteydik; beraber dostlarımızı ziyaret
ettik. Türkiye'nin bir çok yerini gezdik, yedik içtik bir çok meseleyi
tartıştık konuştuk. Sürekli sorardı, şu meselede görüşün nedir abi, şu
ayet nasıl anlaşılmalı, tarihi arka planı nedir? vs. Geleceğe yönelik ne
hayalleri, emelleri vardı; yaşam dolu Rabbiyle barışık, kendisiyle
barışık, eşyayla barışık, insanların hayrını isteyen güzel biriydi. Ama
artık yok, geri getirmek için insan nelerini feda etmez ki.
Ölüm insanı aciz bırakan, çaresizliğini hatırlatan olay. Sevdiğiniz
gözünüzün önünde ellerinizden kayıp gidiyor ve siz hiç birşey
yapamıyorsunuz. Oyuncağı elinden alınmış çocuk gibi aciz bakışlarla
merhamet dileniyorsunuz. İşte bu acziyet duygusunun göstergesi olarak
bir şey yapamamanın ezikliği ve yoğun duygu atmosferi içerisinde
ölülerinin arkasından Kur'an okutan, mevlid okutan, yemek veren daha
nice ayinler yapan insanları daha iyi anladım, sevdiğimin arkasından ne
yaparım da onun sevap hanesine bir şeyler daha yazdırırımın telaşından
başka bir şey değil, sağ olsunlar! Bunun için hazırda bekleyen dinin
sırtından geçinmeyi kendisine iş edinmiş o kadar akbaba var ki bir
tanesi bana şunu söylemekten kendini alamadı (bizi mevlid gibi bir
bid'ati işlettirmediğin için Allah senden razı olsun). Oysa parayı almış
o bid'ati de işlemeye gelmiş. Bizler hakikaten acayip ve çok garip
Müslümanlarız. Bu dini bizlere belleten, Kur'an'ı ahlak haline getirmiş
bir Rasulün ümmeti olduğumuzu söylüyoruz, fakat yapıp ettiklerimiz hiç
ona benzemiyor. Onun da evladı ölmüş, hanımı ve çok yakın arkadaşları,
akrabalarını o da toprağa vermiş. Peki ne yapmış, nasıl yapmış?
Çelebi'nin şiirini mi okumuş yoksa Kur'an mı okumuş? Merak edenler
herhalde araştırır. Kur'an müslümanı olduğunu söyleyenlerin de bir gün
yakınlarını kaybedeceğini bu tür olaylarla yüz yüze geleceklerini
düşünmelerini isterim. O zaman ne yapacaksın? Cenazeyi kaldırmak sana
düşecek. Böyle bir donanımın var mı? Gayri islami törenlere ne
diyeceksin? Daha evvelden bunlarla bir mücadelen yoksa kendini nasıl
kabullendireceksin? Bunun için kendini şimdiden hazırlamalısın, çünkü bu
tür hadiselerde mevtanın yakın akrabasının karşı çıkışıyla bir
yabancının karşı çıkışında çok fark vardır. Başkası olsa veya dışardan
birisi, insanlar hemen şunu diyecekler, tabi yanan senin yüreğin değil;
ölen bizim yakınımız, bizi sevab işlemekten alıkoymaya ne hakkınız var?
Sonra bugüne kadar atalarımız böyle yapmış; biz onları bu yol üzerinde
bulduk, hem hocalar da yapılmasının iyi olduğunu söylüyorlar. En azından
ne sakıncası var diyorlar, kötü bir şey mi yapıyoruz?
Hayat boşluk kabul etmiyor, dinin sahibi bu alanı boş mu bıraktı da,
bizim atalarımız ve din bilginlerimiz bu boşluğu dolduruyor? Aymazlığın,
kolaycılığın bu kadarına pes doğrusu. Evet bize düşen Kur'an
müslümanlığına sahip çıkmak; Kur'an'a göre bir cenaze nasıl kaldırılır,
arkasından neler nasıl yapılırı yaygınlaştırmalıyız. Çünkü ölüm de
hayatımızın bir parçası, dünyaya gelirken bize sorulmadığı gibi ölürken
de sormuyorlar. İnsan olmamızdan kaynaklanan bizde olan beka
içgüdüsünden midir nedir, sahib olduğumuzu zannettiğimiz şeyleri
kaybetmek istemeyiz, elimizden alındı mı mızmızlanırız, sahip
olduklarımız gerçekten bizim mi? Kimler geldi geçti bu dünyadan? Nice
krallar, sultanlar ve güzeller. Bize de kalmayacak.
Dünya denize, insan da gemiye benzetilir. Geminin yüzmesi için suya
ihtiyacı var ama suya ihtiyacından dolayı suyu içine alırsa gemi batar.
Bu misalden de anlaşılacağı gibi eşyayı gereği üzere kullanmazsanız
zalim olursunuz. Kardeşimin de arabası, evi, ailesi, çocukları vardı ve
bunlar benim derdi; Senin değilmiş kardaş hepsi dünyada kaldı. Senin
olan seninle gitti, senin olmayan hiçbir şey götüremedin; meğer sen
emanetçiymişin.
Uğurlar olsun güzel insan, biz senden memnunduk. İnşallah Allah da
senden memnun olur. |