|

Sultan
Abdüláziz, Peygamber’in Türbesine Mektup Göndermişti
Murat Bardakçı / 20.10.2005 / Hürriyet
Osmanlı
hükümdarı Sultan Abdüláziz, Hazreti Muhammed’in hatırasına son derece
hürmetkár bir padişahtı. Tarihlerin yazdığına göre, Medine-i
Munevvere’den ne zaman bir mektup gelse abdest tazeler, ‘Bunlarda
Medine-i Münevvere’nin tozu var’ diyerek öpüp alnına koyar ve daha sonra
okuturdu.
1861’de tahta geçmesinden sonra Hazreti Peygamber’in ruhaniyetine
hitaben bir mektup kaleme almış ve peygamberin Medine’de bulunan
‘Ravza-i Mutahhara’ denilen türbesine göndermişti. Hükümdar mektubunda
samimi hislerini yazıyor ve Hazreti Peygamber’den kendisine din ve dünya
işlerinde yardımcı olması ricasında bulunuyordu.
Sultan Abdüláziz, 1861’de tahta geçmesinden sonra Hazreti Peygamber’in
ruhaniyetine hitaben bir mektup kaleme almış ve peygamberin Medine’de
bulunan ‘Ravza-i Mutahhara’ denilen türbesine göndermişti. Hükümdar
mektubunda samimi hislerini yazıyor ve Hazreti Peygamber’den kendisine
din ve dünya işlerinde yardımcı olması ricasında bulunuyordu.
Padişahın, Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra bazı kutsal emanetlerle
beraber İstanbul’a gelen mektubu şu anda Topkapı Sarayı’nın Mukaddes
Emanetler Dairesi’nde muhafaza ediliyor. Son kısmı ‘Ben, Gazi Mahmud
Han’ın oğlu, zayıfların zayıfı, senin feyizlerine muhtac olan Ab-düláziz
Han’ım’ şeklinde biten mektubun metni, geçtiğimiz sene Hilmi Aydın
tarafından ‘Hırka-i Saadet Dairesi ve Mukaddes Emánetler’ isimli kitapta
yayınlanmıştı. Mektubun içeriğini ve mahiyetini, bu kitaptan
naklediyorum:
‘Sultan Abdüláziz, mektubunda Hazreti Peygambere hitaben ümmete, Mekke
ve Medine’ye hizmet etmek şerefine kavuştuğunu söyleyip mü’minlerin
kendine emanet edildiğini, inkárcıların ve inatçıların elinde hor ve
ha-kir kaldığını anlatıyor ve dünya ile ahirette şefaat ve yardım talep
ediyor. Üzerindeki bütün emánetlerin icabını láyıkıyla yerine getirmek,
Allah ve kul haklarını edá etmek, Müslümanlar’ın kendi idaresinde olan
mallarını israfa düşmeden yerli yerine sarfetmek, gizli ve açık bütün
düşmanlar üzerine galip gelmek, bütün müminler ile birlikte sıhhat ve
afiyet içinde, iláhi rızaya uygun bir ömür sürmek, mahşer günü cennete
ırzı yıkılmadan ilk girenler ile birlikte girmek için Resullulah’ın
şefaatine sığınıyor. Daha sonra, gnahkár haliyle böyle bir arzuhal
takdimine cüret ettiği için de tekrar tekrar özürler diliyor.
Padişah, tarihlerin naklettiğine göre Hazreti Peygamber’e son derece
hürmetkarmış. Medine-i Munevvere’den ne zaman bir mektup gelse abdest
tazeler, ‘Bunlarda Medine-i Münevvere’nin tozu var’ diyerek öpüp alnına
koyar, daha sonra başkátibe okuturmuş. Bir defasında, hasta yatağında
yatarken Medine’den bir dilekçe gelmiş. Padişah, ‘Beni derhal ayağa
kaldırınız. Haremeyn’den gelen talepleri ayakta dinleyeyim. Allah
Resulü’ne komşu olanların talepleri, böyle ayak uzatılarak edebe aykırı
bir şekilde dinlenmez’ demiş. Mektubundaki ifade tarzında da bu hürmet
ve muhabbet hemen kendisini gösteriyor.
Oldukça ağdalı dili olan mektup, büyük boy káğıt üzerine güzel bir nesih
hattıyla yazılıdır. Padişah, zarf üzerine rika hattıyla ‘Bismihiteálá.
Hazret-i Fahr-i Káinat Sallallahü Aleyhi ve Sellem Hazretlerinin Ravza-i
Mübárekeleri’ne takdim’ hitabını yazıp isminin baş harfi olan ‘ayın’ı
parafe etmiş. Mektubun zarfı, sarı renkli kağıttan kesilip katlanarak
hazırlanmış. Sultan Abdüláziz, kendi eliyle hazırladığı zarfı iki
yerinden kırmızı mum ile mühürlemiş’. |