Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sa 323 | Kasım  2005

                   

 

 


Sultan Abdüláziz, Peygamber’in Türbesine Mektup Göndermişti

Murat Bardakçı / 20.10.2005 / Hürriyet

Osmanlı hükümdarı Sultan Abdüláziz, Hazreti Muhammed’in hatırasına son derece hürmetkár bir padişahtı. Tarihlerin yazdığına göre, Medine-i Munevvere’den ne zaman bir mektup gelse abdest tazeler, ‘Bunlarda Medine-i Münevvere’nin tozu var’ diyerek öpüp alnına koyar ve daha sonra okuturdu.

1861’de tahta geçmesinden sonra Hazreti Peygamber’in ruhaniyetine hitaben bir mektup kaleme almış ve peygamberin Medine’de bulunan ‘Ravza-i Mutahhara’ denilen türbesine göndermişti. Hükümdar mektubunda samimi hislerini yazıyor ve Hazreti Peygamber’den kendisine din ve dünya işlerinde yardımcı olması ricasında bulunuyordu.

Sultan Abdüláziz, 1861’de tahta geçmesinden sonra Hazreti Peygamber’in ruhaniyetine hitaben bir mektup kaleme almış ve peygamberin Medine’de bulunan ‘Ravza-i Mutahhara’ denilen türbesine göndermişti. Hükümdar mektubunda samimi hislerini yazıyor ve Hazreti Peygamber’den kendisine din ve dünya işlerinde yardımcı olması ricasında bulunuyordu.

Padişahın, Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra bazı kutsal emanetlerle beraber İstanbul’a gelen mektubu şu anda Topkapı Sarayı’nın Mukaddes Emanetler Dairesi’nde muhafaza ediliyor. Son kısmı ‘Ben, Gazi Mahmud Han’ın oğlu, zayıfların zayıfı, senin feyizlerine muhtac olan Ab-düláziz Han’ım’ şeklinde biten mektubun metni, geçtiğimiz sene Hilmi Aydın tarafından ‘Hırka-i Saadet Dairesi ve Mukaddes Emánetler’ isimli kitapta yayınlanmıştı. Mektubun içeriğini ve mahiyetini, bu kitaptan naklediyorum:

‘Sultan Abdüláziz, mektubunda Hazreti Peygambere hitaben ümmete, Mekke ve Medine’ye hizmet etmek şerefine kavuştuğunu söyleyip mü’minlerin kendine emanet edildiğini, inkárcıların ve inatçıların elinde hor ve ha-kir kaldığını anlatıyor ve dünya ile ahirette şefaat ve yardım talep ediyor. Üzerindeki bütün emánetlerin icabını láyıkıyla yerine getirmek, Allah ve kul haklarını edá etmek, Müslümanlar’ın kendi idaresinde olan mallarını israfa düşmeden yerli yerine sarfetmek, gizli ve açık bütün düşmanlar üzerine galip gelmek, bütün müminler ile birlikte sıhhat ve afiyet içinde, iláhi rızaya uygun bir ömür sürmek, mahşer günü cennete ırzı yıkılmadan ilk girenler ile birlikte girmek için Resullulah’ın şefaatine sığınıyor. Daha sonra, gnahkár haliyle böyle bir arzuhal takdimine cüret ettiği için de tekrar tekrar özürler diliyor.

Padişah, tarihlerin naklettiğine göre Hazreti Peygamber’e son derece hürmetkarmış. Medine-i Munevvere’den ne zaman bir mektup gelse abdest tazeler, ‘Bunlarda Medine-i Münevvere’nin tozu var’ diyerek öpüp alnına koyar, daha sonra başkátibe okuturmuş. Bir defasında, hasta yatağında yatarken Medine’den bir dilekçe gelmiş. Padişah, ‘Beni derhal ayağa kaldırınız. Haremeyn’den gelen talepleri ayakta dinleyeyim. Allah Resulü’ne komşu olanların talepleri, böyle ayak uzatılarak edebe aykırı bir şekilde dinlenmez’ demiş. Mektubundaki ifade tarzında da bu hürmet ve muhabbet hemen kendisini gösteriyor.

Oldukça ağdalı dili olan mektup, büyük boy káğıt üzerine güzel bir nesih hattıyla yazılıdır. Padişah, zarf üzerine rika hattıyla ‘Bismihiteálá. Hazret-i Fahr-i Káinat Sallallahü Aleyhi ve Sellem Hazretlerinin Ravza-i Mübárekeleri’ne takdim’ hitabını yazıp isminin baş harfi olan ‘ayın’ı parafe etmiş. Mektubun zarfı, sarı renkli kağıttan kesilip katlanarak hazırlanmış. Sultan Abdüláziz, kendi eliyle hazırladığı zarfı iki yerinden kırmızı mum ile mühürlemiş’.

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...