|

İran
Diplomasisine Dikkat!
Özgen Acar / 26.10.2005 / Cumhuriyet
İran,
1985'te Ankara'ya büyükelçi olarak Manuçehr Mutteki 'yi (52) gönderdi.
Mütteki'nin gelişi ile Erzurum'da ''Atatürk Üniversitesi'' nde ilginç
bir gelişme ortaya çıktı. İran'ın Erzurum'da, diplomatik plakalı araba
içinde adam kaçırmaktan sabıkalı, bir başkonsolosluğu vardır. Diyelim ki
o tarihte öğrenci bursu 25 lira. Ama, burssuz çok yoksul öğrenci var.
Konsolosluk, kız öğrencilere türban takma koşuluyla 25 lira yerine, 50
lira burs vermeye başladı. O kızın gönencindeki gelişmeye öteki yoksul
arkadaşları da özenince, onlar da konsolosluğun yolunu tutmaktan
yüksünmediler. Böylece, burs-türban olayı suya atılan taşın yarattığı
halkalar gibi yayılırken önce Ankara'ya, sonra öteki kentlere ulaşıp
Türkiye'nin başına bela oldu. Büyükelçi bununla da yetinmedi. Refah
Partisi Genel Başkanı Necmettin Erbakan ile Konya'ya giderek laiklik
aleyhinde nutuk attı. Hatta, İran'ın RP'ye maddi desteği söylentileri de
çıktı. Dışişleri, Mütteki'yi ''persona non grata (istenmeyen adam)''
ilan etmeden önce Türkiye'yi kendisinin terk etmesini istedi.
1989'da yerine Muhammed Rıza Baghari gönderildi. 1961 Anayasası'nın
laiklik mimarı Prof. Dr. Muammer Aksoy 1990'da öldürüldü. Karikatürist
Bedri Koraman 'ın Ayettulah Humeyni 'yi şeytan gibi gösteren
karikatüründen dolayı Dışişleri'ne verilen notaya karşın Humeyni' den
özür dilemeyen Çetin Emeç, laiklik bilincindeki ilahiyat insanları
Turhan Dursun, Prof. Dr. Bahriye Üçok da aynı yıl öldürüldüler. 1993'te
Uğur Mumcu 'nun öldürülmesi izledi. Bu kurbanlar İran'ın
köktendinciliğine karşı laikliğin barajı olan aydınlardı. Sincan
Belediye Başkanı Bekir Yıldız 'ın düzenlediği Kudüs gecesinde İran
Büyükelçisi Baghari, ''Bize köktendinci denmesinden korkmayalım. Kökten
dinci, şeriatçı, Hizbullahçı insanlar en akil insanlardır. Zafer
Müslümanların olacaktır'' dedi. 5 Şubat 1997'de Prof. Dr. Ahmet Taner
Kışlalı laikliğin savunulması için ''silahsız kuvvetleri'' göreve
çağırdı. Kışlalı'nın çağrısına 28 Şubat kararlarından önce, Sincan'da
dolaşan tanklar Yıldız-Baghari ikilisine yanıt verdi. Baghari
Dışişleri'ne çağrılarak öncülü gibi Türkiye'den ayrılması istendi.
Biraz belleğimizi, biraz arşivimizi yoklayıp 11 Haziran 1997'de
Genelkurmay Başkanlığı'nın ''irtica'' konusundaki basın toplantısından
şu alıntıyı yapalım: ''Sincan Belediye Başkanı, İranlı diplomatların da
desteğinde, Sincan'da düzenlediği 'Kudüs Gecesi' nde salona İslami
terörist örgüt liderinin büyük boy posterini asmış, aydın kesime şeriatı
enjekte edeceğini söylemiştir. Bu olaydan sonra Ankara Devlet Güvenlik
Mahkemesi'nce tutuklanmasını müteakip mahkeme kararını protesto ettiği
imajını yaratacak biçimde bir bakan tarafından bizzat ziyaret edilmiştir.''
Aynı toplantıdan şu alıntıyı da yapalım: ''Yakalanan bir İslami Hareket
militanı verdiği ifadede 'İran'da eğitildiğini, Türkiye'deki İranlı
diplomatlarla ilişki kurduklarını' beyan etmiştir. İran, Türkiye'de
eylemlerde bulunan İslami terör örgütü militanlarına maddi destek,
pasaport ve İran'da barınma imkânları vermektedir. Yakalanan bir
Hizbullah terör örgütü militanı açıklamasında 'Tahran'a dönen Ankara
Büyükelçisi Ali Riza Baghari'nin Türkiye ile İran arasındaki tüm
bağlantıyı sağladığı, elçinin ayrılışından sonra Ankara'daki bu görevi,
İstanbul'da bulunan İran Başkonsolosu'nun üslendiğini (...)' ifade
etmiştir.''
Şimdi sıkı durun! Mütteki bugün İran Dışişleri Bakanı, Baghari de
yardımcısıdır! Yani!?
İstanbul Emniyeti'ni Kutlarız
Öncelikle İstanbul Emniyet Müdürlüğü ile narkotik şubesi görevlilerine
teşekkürlerimizi sunarız. Pazar günkü gazetelerde dünya çapında
olağanüstü başarının bir iki sütunluk haber olarak yitip gitmesine
dayanamadık. İstanbul Emniyeti, bir tonu aşan eroini, sanıklarıyla
birlikte yakaladı. Bu rakam kesinlikle bir Türkiye, belki de bir dünya
rekoru idi. İstanbul Emniyeti'ni kırdıkları bu rekor nedeniyle
kutlamıyoruz!
1984'ten beri PKK, Türkiye'deki silahlı mücadelesini sürdürüyor. Beş on
bin teröristini yediriyor, içiriyor, giydiriyor, silahlandırıyor. Bu
değirmenin suyu nereden geliyor? PKK'nin petrol geliri mi var? Bu pahalı
silahlar, mayınların finansmanı için milyonlarca dolar nereden bulunuyor?
PKK'nin en önemli gelir kaynağı eroindir.
Hiç dikkatinizi çekti mi bilmiyoruz! Güneydoğu Anadolu'da tek terör
olayına rastlanmayan yer Hakkâri'nin Yüksekova ilçesidir! İlçeye
gittiğinizde Amerikan kovboy filmlerindeki gibi, ana cadde boyunca
dizili çok yüksek apartmanlar görürsünüz. Yöre kentlerinin hiçbir
ilçesinde görülmeyen bu yapılaşmanın dışında bir başka şaşırtıcı durum
daha gözlenir. Bu sözde yoksul ilçede İstanbul plakalı Mercedes ve
Toyota arabalarının bolluğu kente giden her yabancının dikkatini çeker.
Halkla konuştuğunuzda ''Toyota'' marka arabalara ''tozoto'' adının
verildiğini öğrenirsiniz. Çünkü arabanın maddi kaynağı ''tozdan'' , yani
eroinden gelmiştir. Bazıları da açıkça ''on kilo toz, bir otobüs'' diye
kafiye düşürürler.
Yüksekova, İran'dan eroinin Türkiye'ye giriş kapısıdır. Yerel eroin ''ağaları''
arasında ilginç bir işbirliği vardır. Kimsenin kimseyi ihbar etmemesi
için her parti mal için bir "konsorsiyum" oluşturulur. Eroin ağaları,
belli oranda o partiye maddi olarak katılmak zorundadırlar. Böylece
kimse, kendi parası da olduğu için malı ihbar edemez. Afganistan'dan
gelen afyon ile İsviçre'den, Almanya'dan gelen ''asit anhidrit'' maddesi
ya o yörede ya da İstanbul yakınlarındaki çiftliklerde buluşur, ilkel
laboratuvarlarda eroine dönüştürülür. En kaliteli 10 kilo afyondan ancak
bir kilo eroin elde edilir. Bir başka deyişle İstanbul'da yakalanan bir
ton eroini imal için gereken 10-15 ton Afgan afyonu İran'ı geçerek
Yüksekova'ya ulaşabiliyor. Bu çapta afyonun Türkiye'ye girebilmesi için
Yüksekova'da neden ''terör'' olmadığını anlatabildik mi?
Bu eroin Türkiye'den Avrupa'ya götürülecekti. Doğal olarak, yerli
tüketim için bir miktarı da ''zula'' lanmıştır. Bu zula da Türkiye'deki
gençleri ''altın vuruş'' kurbanı yapacaktır. Eroin, Avrupa'da kilosu
kalitesine göre 15-20 bin Avroya alıcıya devredilmektedir. Avrupalı
alıcı da genellikle yöre kökenli satıcıların uzantılarıdır. Bir ton
eroinin bedeli 15-20 milyon Avro'dur. Bu para, Güneydoğu'daki terörün
beslenmesinin, silahlanmasının kaynağını oluşturur.
Emniyete bundan dolayı candan teşekkür ediyoruz. Çünkü böyle bir partiyi
yakalamakla daha az mayın, daha az silah PKK'ye ulaşmış olacak, yöreden
Anadolu'nun çeşitli illerine daha az şehit, daha az gazi gidecek, daha
az altın vuruş kurbanı olacak demektir. Yüksekova'daki eroin kapısı
kapanmadıkça, İstanbul Emniyeti'ne daha çok iş düşecek, eroin paraları
yöreye mayın ve silah olarak, kentlere ve köylere de daha çok şehit ve
gazi olarak dönecektir.
Van ve Şeyh Osman Müritleri
Mütteki, Ankara'ya yeni geldiğinde 21 Eylül 1985'te düzenlediği, bazı
bayan Türk gazetecilerin çarşaf giymemek için protesto edip
katılmadıkları basın toplantısında ''İran'ın Irak'taki ayrılıkçı
Kürtleri desteklemesinin Türkiye'ye zarar vermeyeceğini'' söylemişti.
Genelkurmay'ın 1997 basın toplantısından şu paragrafı da ödünç alalım:
''Terör örgütü, daha geniş kitlelere hitap edebilmek düşüncesiyle bu kez
Kürdistan İslam Hareketi adlı örgütü hayata geçirmiştir. 1993 yılı
temmuzunda yapılan Kürdistan İslam Hareketi Kongresi'nde; din ve
gruplarla ilişkilerin geliştirilmesi, kadınların savaş içerisinde yer
almaları, sözde Kürdistan'ın birleştirilmesi ve eski Kürt 'medrese ve
külliyelerin tekrar canlandırılması' hususlarında bir dizi karar
alınmıştır. Kuzey Irak'ta faaliyet gösteren ve şeriat düzenini
Türkiye'ye ihraç etme gayreti içinde olan İran'ın desteklediği İslam
Hareket Partisi lideri Şeyh Osman, ülkemizde bilinen çevrelerden itibar
görmüştür. Şeyh Osman, Güney Anadolu bölgesinde sempatizanları ile
İslami Hareket'i canlandırmaya çalışıyor.''
Şimdi arşivin bu verilerini anımsadıktan sonra şu soruları da siz
yanıtlayın bakalım:
1) Van 100. Yıl Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yücel Aşkın neden boy
hedefi yapılmıştır? Erzurum'daki Atatürk Üniversitesi ''türban'' olayı
için ''pilot'' bölge olmuştu. Şimdi aynı yöntem Van Yüzüncü Yıl
Üniversitesi'nin ''medreseye dönüştürülmesi'' için mi kullanılıyor?
2) Sincan Belediye Başkanı'nı cezaevinde bir bakan ziyaret ederken sesi
çıkmayan Recep Tayyip Erdoğan, rektörlerin Prof. Aşkın'ı ziyaret
etmelerine neden gocunmuştur?
3) Sayın Erdoğan, AB yetkililerinin davası süren yazar Orhan Pamuk 'u
evinde ya da Leyla Zana ve arkadaşlarını cezaevinde ziyaretlerine neden
aynı tepkiyi göstermemiştir?
4) YÖK Başkanı Prof. Dr. Erdoğan Teziç 'in Van'da arabasına taş atanlar
gerçek kimliklerini ortaya koymuş olmadılar mı?
5) AB yetkilileri Diyarbakır'ı Kâbe'ye çevirirken neden Van'a bir
temsilci göndermemiş, neden rektörün tutuklanmasına tepki
göstermemişlerdir? Dünyayı zehirleyen eroin kaçakçısı bir milletvekili
tutuksuz yargılanırken bir bilim adamına karşı uygulanan bu davranışı
hangi AB ölçütüyle açıklayabilirler? |