Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sa 323 | Kasım  2005

                   

 

 


İran Diplomasisine Dikkat!

Özgen Acar / 26.10.2005 / Cumhuriyet

İran, 1985'te Ankara'ya büyükelçi olarak Manuçehr Mutteki 'yi (52) gönderdi. Mütteki'nin gelişi ile Erzurum'da ''Atatürk Üniversitesi'' nde ilginç bir gelişme ortaya çıktı. İran'ın Erzurum'da, diplomatik plakalı araba içinde adam kaçırmaktan sabıkalı, bir başkonsolosluğu vardır. Diyelim ki o tarihte öğrenci bursu 25 lira. Ama, burssuz çok yoksul öğrenci var. Konsolosluk, kız öğrencilere türban takma koşuluyla 25 lira yerine, 50 lira burs vermeye başladı. O kızın gönencindeki gelişmeye öteki yoksul arkadaşları da özenince, onlar da konsolosluğun yolunu tutmaktan yüksünmediler. Böylece, burs-türban olayı suya atılan taşın yarattığı halkalar gibi yayılırken önce Ankara'ya, sonra öteki kentlere ulaşıp Türkiye'nin başına bela oldu. Büyükelçi bununla da yetinmedi. Refah Partisi Genel Başkanı Necmettin Erbakan ile Konya'ya giderek laiklik aleyhinde nutuk attı. Hatta, İran'ın RP'ye maddi desteği söylentileri de çıktı. Dışişleri, Mütteki'yi ''persona non grata (istenmeyen adam)'' ilan etmeden önce Türkiye'yi kendisinin terk etmesini istedi.

1989'da yerine Muhammed Rıza Baghari gönderildi. 1961 Anayasası'nın laiklik mimarı Prof. Dr. Muammer Aksoy 1990'da öldürüldü. Karikatürist Bedri Koraman 'ın Ayettulah Humeyni 'yi şeytan gibi gösteren karikatüründen dolayı Dışişleri'ne verilen notaya karşın Humeyni' den özür dilemeyen Çetin Emeç, laiklik bilincindeki ilahiyat insanları Turhan Dursun, Prof. Dr. Bahriye Üçok da aynı yıl öldürüldüler. 1993'te Uğur Mumcu 'nun öldürülmesi izledi. Bu kurbanlar İran'ın köktendinciliğine karşı laikliğin barajı olan aydınlardı. Sincan Belediye Başkanı Bekir Yıldız 'ın düzenlediği Kudüs gecesinde İran Büyükelçisi Baghari, ''Bize köktendinci denmesinden korkmayalım. Kökten dinci, şeriatçı, Hizbullahçı insanlar en akil insanlardır. Zafer Müslümanların olacaktır'' dedi. 5 Şubat 1997'de Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı laikliğin savunulması için ''silahsız kuvvetleri'' göreve çağırdı. Kışlalı'nın çağrısına 28 Şubat kararlarından önce, Sincan'da dolaşan tanklar Yıldız-Baghari ikilisine yanıt verdi. Baghari Dışişleri'ne çağrılarak öncülü gibi Türkiye'den ayrılması istendi.

Biraz belleğimizi, biraz arşivimizi yoklayıp 11 Haziran 1997'de Genelkurmay Başkanlığı'nın ''irtica'' konusundaki basın toplantısından şu alıntıyı yapalım: ''Sincan Belediye Başkanı, İranlı diplomatların da desteğinde, Sincan'da düzenlediği 'Kudüs Gecesi' nde salona İslami terörist örgüt liderinin büyük boy posterini asmış, aydın kesime şeriatı enjekte edeceğini söylemiştir. Bu olaydan sonra Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi'nce tutuklanmasını müteakip mahkeme kararını protesto ettiği imajını yaratacak biçimde bir bakan tarafından bizzat ziyaret edilmiştir.''

Aynı toplantıdan şu alıntıyı da yapalım: ''Yakalanan bir İslami Hareket militanı verdiği ifadede 'İran'da eğitildiğini, Türkiye'deki İranlı diplomatlarla ilişki kurduklarını' beyan etmiştir. İran, Türkiye'de eylemlerde bulunan İslami terör örgütü militanlarına maddi destek, pasaport ve İran'da barınma imkânları vermektedir. Yakalanan bir Hizbullah terör örgütü militanı açıklamasında 'Tahran'a dönen Ankara Büyükelçisi Ali Riza Baghari'nin Türkiye ile İran arasındaki tüm bağlantıyı sağladığı, elçinin ayrılışından sonra Ankara'daki bu görevi, İstanbul'da bulunan İran Başkonsolosu'nun üslendiğini (...)' ifade etmiştir.''

Şimdi sıkı durun! Mütteki bugün İran Dışişleri Bakanı, Baghari de yardımcısıdır! Yani!?

İstanbul Emniyeti'ni Kutlarız
Öncelikle İstanbul Emniyet Müdürlüğü ile narkotik şubesi görevlilerine teşekkürlerimizi sunarız. Pazar günkü gazetelerde dünya çapında olağanüstü başarının bir iki sütunluk haber olarak yitip gitmesine dayanamadık. İstanbul Emniyeti, bir tonu aşan eroini, sanıklarıyla birlikte yakaladı. Bu rakam kesinlikle bir Türkiye, belki de bir dünya rekoru idi. İstanbul Emniyeti'ni kırdıkları bu rekor nedeniyle kutlamıyoruz!

1984'ten beri PKK, Türkiye'deki silahlı mücadelesini sürdürüyor. Beş on bin teröristini yediriyor, içiriyor, giydiriyor, silahlandırıyor. Bu değirmenin suyu nereden geliyor? PKK'nin petrol geliri mi var? Bu pahalı silahlar, mayınların finansmanı için milyonlarca dolar nereden bulunuyor? PKK'nin en önemli gelir kaynağı eroindir.


Hiç dikkatinizi çekti mi bilmiyoruz! Güneydoğu Anadolu'da tek terör olayına rastlanmayan yer Hakkâri'nin Yüksekova ilçesidir! İlçeye gittiğinizde Amerikan kovboy filmlerindeki gibi, ana cadde boyunca dizili çok yüksek apartmanlar görürsünüz. Yöre kentlerinin hiçbir ilçesinde görülmeyen bu yapılaşmanın dışında bir başka şaşırtıcı durum daha gözlenir. Bu sözde yoksul ilçede İstanbul plakalı Mercedes ve Toyota arabalarının bolluğu kente giden her yabancının dikkatini çeker. Halkla konuştuğunuzda ''Toyota'' marka arabalara ''tozoto'' adının verildiğini öğrenirsiniz. Çünkü arabanın maddi kaynağı ''tozdan'' , yani eroinden gelmiştir. Bazıları da açıkça ''on kilo toz, bir otobüs'' diye kafiye düşürürler.

Yüksekova, İran'dan eroinin Türkiye'ye giriş kapısıdır. Yerel eroin ''ağaları'' arasında ilginç bir işbirliği vardır. Kimsenin kimseyi ihbar etmemesi için her parti mal için bir "konsorsiyum" oluşturulur. Eroin ağaları, belli oranda o partiye maddi olarak katılmak zorundadırlar. Böylece kimse, kendi parası da olduğu için malı ihbar edemez. Afganistan'dan gelen afyon ile İsviçre'den, Almanya'dan gelen ''asit anhidrit'' maddesi ya o yörede ya da İstanbul yakınlarındaki çiftliklerde buluşur, ilkel laboratuvarlarda eroine dönüştürülür. En kaliteli 10 kilo afyondan ancak bir kilo eroin elde edilir. Bir başka deyişle İstanbul'da yakalanan bir ton eroini imal için gereken 10-15 ton Afgan afyonu İran'ı geçerek Yüksekova'ya ulaşabiliyor. Bu çapta afyonun Türkiye'ye girebilmesi için Yüksekova'da neden ''terör'' olmadığını anlatabildik mi?

Bu eroin Türkiye'den Avrupa'ya götürülecekti. Doğal olarak, yerli tüketim için bir miktarı da ''zula'' lanmıştır. Bu zula da Türkiye'deki gençleri ''altın vuruş'' kurbanı yapacaktır. Eroin, Avrupa'da kilosu kalitesine göre 15-20 bin Avroya alıcıya devredilmektedir. Avrupalı alıcı da genellikle yöre kökenli satıcıların uzantılarıdır. Bir ton eroinin bedeli 15-20 milyon Avro'dur. Bu para, Güneydoğu'daki terörün beslenmesinin, silahlanmasının kaynağını oluşturur.

Emniyete bundan dolayı candan teşekkür ediyoruz. Çünkü böyle bir partiyi yakalamakla daha az mayın, daha az silah PKK'ye ulaşmış olacak, yöreden Anadolu'nun çeşitli illerine daha az şehit, daha az gazi gidecek, daha az altın vuruş kurbanı olacak demektir. Yüksekova'daki eroin kapısı kapanmadıkça, İstanbul Emniyeti'ne daha çok iş düşecek, eroin paraları yöreye mayın ve silah olarak, kentlere ve köylere de daha çok şehit ve gazi olarak dönecektir.

Van ve Şeyh Osman Müritleri
Mütteki, Ankara'ya yeni geldiğinde 21 Eylül 1985'te düzenlediği, bazı bayan Türk gazetecilerin çarşaf giymemek için protesto edip katılmadıkları basın toplantısında ''İran'ın Irak'taki ayrılıkçı Kürtleri desteklemesinin Türkiye'ye zarar vermeyeceğini'' söylemişti.

Genelkurmay'ın 1997 basın toplantısından şu paragrafı da ödünç alalım: ''Terör örgütü, daha geniş kitlelere hitap edebilmek düşüncesiyle bu kez Kürdistan İslam Hareketi adlı örgütü hayata geçirmiştir. 1993 yılı temmuzunda yapılan Kürdistan İslam Hareketi Kongresi'nde; din ve gruplarla ilişkilerin geliştirilmesi, kadınların savaş içerisinde yer almaları, sözde Kürdistan'ın birleştirilmesi ve eski Kürt 'medrese ve külliyelerin tekrar canlandırılması' hususlarında bir dizi karar alınmıştır. Kuzey Irak'ta faaliyet gösteren ve şeriat düzenini Türkiye'ye ihraç etme gayreti içinde olan İran'ın desteklediği İslam Hareket Partisi lideri Şeyh Osman, ülkemizde bilinen çevrelerden itibar görmüştür. Şeyh Osman, Güney Anadolu bölgesinde sempatizanları ile İslami Hareket'i canlandırmaya çalışıyor.''

Şimdi arşivin bu verilerini anımsadıktan sonra şu soruları da siz yanıtlayın bakalım:

1) Van 100. Yıl Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yücel Aşkın neden boy hedefi yapılmıştır? Erzurum'daki Atatürk Üniversitesi ''türban'' olayı için ''pilot'' bölge olmuştu. Şimdi aynı yöntem Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi'nin ''medreseye dönüştürülmesi'' için mi kullanılıyor?

2) Sincan Belediye Başkanı'nı cezaevinde bir bakan ziyaret ederken sesi çıkmayan Recep Tayyip Erdoğan, rektörlerin Prof. Aşkın'ı ziyaret etmelerine neden gocunmuştur?

3) Sayın Erdoğan, AB yetkililerinin davası süren yazar Orhan Pamuk 'u evinde ya da Leyla Zana ve arkadaşlarını cezaevinde ziyaretlerine neden aynı tepkiyi göstermemiştir?

4) YÖK Başkanı Prof. Dr. Erdoğan Teziç 'in Van'da arabasına taş atanlar gerçek kimliklerini ortaya koymuş olmadılar mı?
5) AB yetkilileri Diyarbakır'ı Kâbe'ye çevirirken neden Van'a bir temsilci göndermemiş, neden rektörün tutuklanmasına tepki göstermemişlerdir? Dünyayı zehirleyen eroin kaçakçısı bir milletvekili tutuksuz yargılanırken bir bilim adamına karşı uygulanan bu davranışı hangi AB ölçütüyle açıklayabilirler?

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...