|

Genç
Yapraklar Dökülüyor Dallardan*
Levent Özdemir
-Özgür ve Bora için-
Alınması zor kararların eşiğinde bekledim uzun süre. Vereceğim karar,
beni biraz daha evimden, ailemden, her karışında adımlarımın bulunduğu
yerden uzaklaştıracaktı ama işin bir de köşeye çekilmiş hüzünlü bir kalp
gibi kıyıda kaldığı yere sürüklenmesi gibi bunaltıcı yanı vardı. Hayata
dair önemli kararlar almak bir çeşit devrimdir aslında. Kişinin kendi
başlattığı ve hayatına yön verdiği bir devrim.
- Demek yine buralardasın, öyle mi?
- Gerçekten. İnan, bana, buralardayım.
Kararsız insanlar, her zaman bir ezikliğin içinde bulurlar kendilerini.
Dışarıya belli etmeseler de içlerindeki o büyük yangın yiyip bitirir
onları. Kararsızlık kadar insanı çökerten birkaç etki daha vardır, o
kadar. Böyle insanlar sizinle konuşurlar, eğlenirler ama içlerindeki
sesi de susturamazlar. Anlaşması zordur kararsızlarla. Hem fikrinizi
alırlar hem de kabul etmezler söylediklerinizi. "Doğru" derler, "haklısın"
derler ama yine bildikleri yolu tutturmaya devam ederler. Kararsız insan
büyük bir karanlıktadır aslında. Yolunu bulmakta zorlandığı, hem yolunu
hem kendini kaybettiği büyük bir karanlıkta.
***
"Biliyor musun, az az yaşıyorsun içimde
Oysaki seninle güzel olmak var"
Her şeyi yarım yamalak yaşıyoruz. Çalışmayı, yemeyi, uykuyu, okumayı,
sevmeyi öylesine yaşıyoruz. Adı yaşamak olsun yeter diyoruz bunların.
Öylesine bir adam, öylesine bir öğretmen, öylesine bir okuyucu ya da
öylesine bir kul. Hayatın geçiciliği ve yaşadığımız anın kaybolup
gittiği gerçeğini hatırlamak bile istemiyoruz. Ancak bir mezarlığın
yanından geçerken, bir yakınımız ölünce ya da bir genç ölümle
karşılaşınca bir anlık da olsa ürperiyor bedenimiz. Bütün ölümler
erkendir aslında. "Yaşasaydı çok şeyler yapacaktı, umut vaat ediyordu,
ömrü yetmedi" deniyor ardından, o kadar. (Çok az rastlıyoruz "öldü de
kurtuldu" denen ölümlere.
Sımsıkı sarılmalıyız inandığımız her şeye. Birçok şeyi az az yaşamak
yerine az ama "sağlam" yaşamalıyız yaşadığımızı. Adam gibi adam, sağlam
bir delikanlı, ayakları yere basan fikir işçisi, iyi bir kul olmalı
insan. Yarının kime ne göstereceği belli değil.
Tatil için gittiğim şehirde eski bir arkadaşı soruyorum. "Şey" diyorlar;
"öldü." "Daha çok gençti" diyorum. "Bir anda öldü" diyorlar. Neye
uğradığımı, ne diyeceğimi bilemiyorum. Yutkunmakta bile zorlanıyorum.
Dua ile kıpırdarken dudaklarım düşünüyorum. Garantisi yok bir adım
ötemizin.
- Sen de yapabilirsin aslında. Sımsıkı sarılsana hayata.
- Saçmalama ya, geçip gidiyor hayat. Yaşamana baksana.
Yaşamak büyük sanat artık günümüzde. Büyük ustalıklar istiyor. Sabah
sağlam bir şekilde çıktığımız eve yine sağlam dönmek bile büyük bir
şükür istiyor. O kadar çok felaketle karşı karşıya kalıyoruz ki,
kendimizi nasıl sakındığımızı bazen izah etmekte güçlük çekiyoruz. Belki
de diyoruz görünmez bir el var üzerimizde. Felakete bir adım kala çekip
alıyor bizi yanına. Bir adım ötemizde patlayan bir fren, bir adım
gerimizde balkondan düşen bir saksı ya da kaçırdığımız otobüsün
geçirdiği kaza; bize şükrümüzü her an tazelememizi hatırlatıyor.
- Sağlam inanmalısın.
- Sağlam bakmalısın hayata.
- Sağlam adımlar atmalısın ileriye.
Filmlerdeki, şarkılardaki, şiirlerdeki gibi değil yaşadıklarımız.
Rastlantıya yer yok burada. Gerçekten yaşıyoruz her şeyi. Hayal değil
attığımız adımlar. Aynada gördüğümüz yüz başkasının değil. Gözlerimizin
kenarındaki kırışıklıklar gerçeğin ta kendisi. Şair şiirinde her ne
kadar "aynada gördüğüm yüz sanki başkasının" dese de gerçek olan işte
tam karşımdaki. Ağır ağır iniyor perde. İnkar etmek fayda vermiyor. Ama
şairin şu sözü gerçeği kabul edişten başka bir şey değil. "İlk önce
bedenimi saçlarım terk ediyor."
- Saçmalama ya, hafif bir seyreklik o kadar. Bırakma kendini. Bak ben
bırakıyor muyum?
Kazım Koyuncu'nun öldüğünü duyunca hafif bir sarsıntı geçirdim içimde.
Aynı yaştayız diye düşündüm. Kim bilir ne umutları vardı daha. Yapacağı
ne kadar çok iş vardı. Planları vardı belki de. Ama bir anda sona erdi
her şey. Bir düş gibiydi, kayboldu. Ardında bıraktıkları belki
unutturmayacak onu ama artık kendisi yok hayatta.
- Sağlam adamdı Kazım, sağlam.
- Saçmalamayın ya, orası Trabzon, burası Tokat. Bir şey olmaz bize.
Yıkılmayın hemen öyle.
***
Söylemesi kolay bazı şeyleri. Unutmak da zor değil artık. Öyle bir
koşuşturmanın içindeyiz ki gün geli-yor kendimizi bile unutuyoruz.
İhmalimizin sonuçlarının büyük olmaması için gerçekten yaşamasını
bilmeliyiz, gerçekten atmalıyız adımımızı, sımsıkı. Mevsim güz. Genç
yapraklar dökülüyor dallardan.
-Sağlam konuştun dostum. Haklısın.
Saçmalamayın ya, bir anda ölüm yatağına düştünüz sanki. Yaşamak güzel.
Çıkar sazını Levent. Nerde kalmıştık..?
* kaynak: tasfiye, sayı 5
|