Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sayı 323 | Kasım  2005

                   

 

 


Genç Yapraklar Dökülüyor Dallardan*

Levent Özdemir

-Özgür ve Bora için-
Alınması zor kararların eşiğinde bekledim uzun süre. Vereceğim karar, beni biraz daha evimden, ailemden, her karışında adımlarımın bulunduğu yerden uzaklaştıracaktı ama işin bir de köşeye çekilmiş hüzünlü bir kalp gibi kıyıda kaldığı yere sürüklenmesi gibi bunaltıcı yanı vardı. Hayata dair önemli kararlar almak bir çeşit devrimdir aslında. Kişinin kendi başlattığı ve hayatına yön verdiği bir devrim.
- Demek yine buralardasın, öyle mi?
- Gerçekten. İnan, bana, buralardayım.
Kararsız insanlar, her zaman bir ezikliğin içinde bulurlar kendilerini. Dışarıya belli etmeseler de içlerindeki o büyük yangın yiyip bitirir onları. Kararsızlık kadar insanı çökerten birkaç etki daha vardır, o kadar. Böyle insanlar sizinle konuşurlar, eğlenirler ama içlerindeki sesi de susturamazlar. Anlaşması zordur kararsızlarla. Hem fikrinizi alırlar hem de kabul etmezler söylediklerinizi. "Doğru" derler, "haklısın" derler ama yine bildikleri yolu tutturmaya devam ederler. Kararsız insan büyük bir karanlıktadır aslında. Yolunu bulmakta zorlandığı, hem yolunu hem kendini kaybettiği büyük bir karanlıkta.
***
"Biliyor musun, az az yaşıyorsun içimde
Oysaki seninle güzel olmak var"

Her şeyi yarım yamalak yaşıyoruz. Çalışmayı, yemeyi, uykuyu, okumayı, sevmeyi öylesine yaşıyoruz. Adı yaşamak olsun yeter diyoruz bunların. Öylesine bir adam, öylesine bir öğretmen, öylesine bir okuyucu ya da öylesine bir kul. Hayatın geçiciliği ve yaşadığımız anın kaybolup gittiği gerçeğini hatırlamak bile istemiyoruz. Ancak bir mezarlığın yanından geçerken, bir yakınımız ölünce ya da bir genç ölümle karşılaşınca bir anlık da olsa ürperiyor bedenimiz. Bütün ölümler erkendir aslında. "Yaşasaydı çok şeyler yapacaktı, umut vaat ediyordu, ömrü yetmedi" deniyor ardından, o kadar. (Çok az rastlıyoruz "öldü de kurtuldu" denen ölümlere.

Sımsıkı sarılmalıyız inandığımız her şeye. Birçok şeyi az az yaşamak yerine az ama "sağlam" yaşamalıyız yaşadığımızı. Adam gibi adam, sağlam bir delikanlı, ayakları yere basan fikir işçisi, iyi bir kul olmalı insan. Yarının kime ne göstereceği belli değil.

Tatil için gittiğim şehirde eski bir arkadaşı soruyorum. "Şey" diyorlar; "öldü." "Daha çok gençti" diyorum. "Bir anda öldü" diyorlar. Neye uğradığımı, ne diyeceğimi bilemiyorum. Yutkunmakta bile zorlanıyorum. Dua ile kıpırdarken dudaklarım düşünüyorum. Garantisi yok bir adım ötemizin.
- Sen de yapabilirsin aslında. Sımsıkı sarılsana hayata.
- Saçmalama ya, geçip gidiyor hayat. Yaşamana baksana.

Yaşamak büyük sanat artık günümüzde. Büyük ustalıklar istiyor. Sabah sağlam bir şekilde çıktığımız eve yine sağlam dönmek bile büyük bir şükür istiyor. O kadar çok felaketle karşı karşıya kalıyoruz ki, kendimizi nasıl sakındığımızı bazen izah etmekte güçlük çekiyoruz. Belki de diyoruz görünmez bir el var üzerimizde. Felakete bir adım kala çekip alıyor bizi yanına. Bir adım ötemizde patlayan bir fren, bir adım gerimizde balkondan düşen bir saksı ya da kaçırdığımız otobüsün geçirdiği kaza; bize şükrümüzü her an tazelememizi hatırlatıyor.
- Sağlam inanmalısın.
- Sağlam bakmalısın hayata.
- Sağlam adımlar atmalısın ileriye.

Filmlerdeki, şarkılardaki, şiirlerdeki gibi değil yaşadıklarımız. Rastlantıya yer yok burada. Gerçekten yaşıyoruz her şeyi. Hayal değil attığımız adımlar. Aynada gördüğümüz yüz başkasının değil. Gözlerimizin kenarındaki kırışıklıklar gerçeğin ta kendisi. Şair şiirinde her ne kadar "aynada gördüğüm yüz sanki başkasının" dese de gerçek olan işte tam karşımdaki. Ağır ağır iniyor perde. İnkar etmek fayda vermiyor. Ama şairin şu sözü gerçeği kabul edişten başka bir şey değil. "İlk önce bedenimi saçlarım terk ediyor."
- Saçmalama ya, hafif bir seyreklik o kadar. Bırakma kendini. Bak ben bırakıyor muyum?

Kazım Koyuncu'nun öldüğünü duyunca hafif bir sarsıntı geçirdim içimde. Aynı yaştayız diye düşündüm. Kim bilir ne umutları vardı daha. Yapacağı ne kadar çok iş vardı. Planları vardı belki de. Ama bir anda sona erdi her şey. Bir düş gibiydi, kayboldu. Ardında bıraktıkları belki unutturmayacak onu ama artık kendisi yok hayatta.
- Sağlam adamdı Kazım, sağlam.
- Saçmalamayın ya, orası Trabzon, burası Tokat. Bir şey olmaz bize. Yıkılmayın hemen öyle.
***
Söylemesi kolay bazı şeyleri. Unutmak da zor değil artık. Öyle bir koşuşturmanın içindeyiz ki gün geli-yor kendimizi bile unutuyoruz. İhmalimizin sonuçlarının büyük olmaması için gerçekten yaşamasını bilmeliyiz, gerçekten atmalıyız adımımızı, sımsıkı. Mevsim güz. Genç yapraklar dökülüyor dallardan.
-Sağlam konuştun dostum. Haklısın.
Saçmalamayın ya, bir anda ölüm yatağına düştünüz sanki. Yaşamak güzel. Çıkar sazını Levent. Nerde kalmıştık..?


* kaynak: tasfiye, sayı 5
 

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...