Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sayı 315 | Mart  2005

                   

 

 


İran: Tehlikeli Bir Teşebbüs mü?

 

Çev: Kamil Cengiz

www.freace.de / 03.02.2005  

 

Geçen Temmuz’da bunu Operation Summer Pulse olarak adlandırmışlardı: Dünya çapında şimdiye kadar bu boyutlarda hiç vukubulmamış olan Amerikan donanmasına bağlı silahlı kuvvetlerin eşzamanlı olarak toplanması. Donanmanın verdiği bilgiye göre bu, donanmaya bir uluslararası krizde hızlı bir şekilde cevap verme imkanını sağlayacak olan yeni Filo Reaksiyon Planı (FRP)’nin ilk denemesiydi.

Donanma arttırılmış hazırlık kuvvetini göstermek istemişti, yani dünyanın her yerindeki kriz bölgelerine savaş gücünü hızlı bir şekilde sevketme yeteneğini. Tarihte hiçbir zaman bu kadar uçak gemisi filosu tek bir operasyona katılmamıştı.

Hatta 1991’deki Çöl Fırtınası operasyonunda Körfez ve Akdeniz’de ve Irak’a son saldırıda bir araya getirilen Amerikan filoları altı savaş filosunu aşmamıştı. Fakat geçen Temmuz ve Ağustos’da onlardan yedi tanesi hareket halindeydi, her savaş filosu Nimitz sınıfına ait bir uçak gemisi, yedi ila sekiz refakatçı gemisi ve 70 ya da daha fazla uçaktan teşekkül ediyordu.

Aktivitelerin büyük bir bölümü birçok raporda belirtildiği gibi, donanmanın Tayvan donanmasıyla birlikte katıldığı ortak manevraların yapıldığı Pasifik’de gerçekleştirildi. Ancak neden bu kadar çok donanma aynı zamanda hareket halindeydi? Dünyadaki hangi kriz Irak’a saldırının gerektirdiği savaş birliklerinden daha fazlasını gerektirir? Geçen senelerde ABD ‘bayrak göstermek’ istediğinde ya da ‘donanma-pazularını’ oynatmak istediğinde, bir ya da iki taşıyıcı birlik yetmişti. Dünya çapındaki bu güç gösterisi neden yapıldı?

Güney Çin Denizi’ndeki ortak manevralarla ilgili man-şetler şöyleydi: ‘Kılıç şakırdatması Çin’i sinirlendiriyor’, ‘Büyük güç gösterisi Çin’i rahatsız ediyor’. Fakat realite başkaydı ve göreceğimiz gibi Amerikan ordusunun İran Körfezi’ndeki varlığına büyük etkisi olacak, zira Operation Summer Pulse şimdiye kadar gerçekleştirilmemiş bir güç gösterisine ihtiyaç hissettirecek kadar büyüyen bir tehdite karşı koymak için –bu özel durumda Çin’in Pekin tarafından kısa bir zaman önce Rusya’dan satın alınan Sovremenny-sınıfına ait destroyerlere karşı- Pentagon’un yüksek düzey bir kararını ortaya koymaktadır.

‘Saçmalık’ diye düşünebilirsiniz. Bu imkansız. Nasıl olur da birkaç önemsiz destroyer Amerikan Pasifik Filosunu tehdit edebilir?

Burada hadise yoğunlaşmaktadır: Dikkatle bakan herkes için, Summer Pulse ABD’nin askeri teknolojinin önemli bir alanında sollandığının ve bu kalitedeki avantajın başkaları tarafından, Çin dahil, kullanıldığının ve bu normalde tamamen sıradan olan destroyerlerin ABD donanmasının kendisine karşı şu an bir savunmasının bulunmadığı, hakikatte Rus 3 M-82 Moskit gemi savar roketleri (NATO-ismi SS-N-22 Sunburn) için bir atış rampası olduklarının zımnen tasvibiydi.

Ben ABD’nin dünyanın son süper gücü statüsünün bittiğini ima etmek istemiyorum. Ben sadece diğer devletlerin ABD’ye karşı kimi zaman ‘asimetrik bir avantaj’ elde ederek yeni bir global güç dengesinin ortaya çıktığını söylemek istiyorum. Ve bu benim kanaatime göre Summer Pulse’in dev çapını açıklıyor. Son yaz mevsiminde müthiş güce dayalı Amerikan şovu bir mesaj iletecekti.

Sunburn roketi

Bu Rus roketi hakkındaki verileri öğrendiğimde şoke olmuştum. Çoğu insanların iki yanlış görüşe inanmaları bir problem teşkil ediyor. Birincisi Rusya’nın eski Sovyet sisteminin yıkılmasının sonucu olarak askeri yönden zayıf olduğu önkabulüne dayanıyor. Gerçekte bu doğru, fakat hakikatin çok boyutluluğunu yansıtmıyor. Rus donanması limanlarda halen paslansa da ve Rus ordusu düzensizlik için olsa da, Rus teknolojisi bazı alanlarda bizimkinden gerçekten de üstündür. Ve bu Rus’ların ABD’ye karşı en az 10 senelik bir farka sahip oldukları önemli bir alan olan gemi savar roketleri konusunda daha bariz. İkinci yanlış görüş bizim belki Saddam Hüseyin’in Birinci Körfez Savaş’ındaki Scud roketlerinin zayıf performansıyla beslenen bir silah olarak roketlere bakışımızla ilgilidir. Bu şimdi düzeltmeye çalışacağım tehlikeli bir illüzyondur.

Birçok sene önce Sovyet planlayıcıları, Amerikan donanmasıyla gemiye gemi, silaha silah ve dolara dolar şeklinde rekabet etmekten vazgeçmişlerdi. Sovyetler büyük bir deniz filosunu inşa etme ve bakımını sağlamak için gerekli olan yüksek Amerikan-masraflarıyla rekabet edemediler. Onlar kurnazca stratejik savunmaya dayalı bir başka çıkış gerçekleştirdiler. Onlar zaafları ve bu zaafları değerlendirmenin görece tasarruflu yollarını aradılar. Sovyetler başarılı olmuşlardı: onlar birçok ses hızı üstü gemi savar roketleri geliştirdiler ki, onlardan bir tanesi SS-N-22 Sunburn ‘bugün dünyanın en öldürücü roketi’ olarak tanımlanmaktadır.

Sovyetlerin yıkılışından sonra eski askeri sanayi için zor zamanlar başladı. Fakat 90’lı yılların sonuna doğru Moskova acilen lazım olan dövizler için o zamana kadar az kullanılan roket teknolojisinin potansiyelini farketti. Seçilmiş programların yeniden canlandırılması için karar alındı ve çok hızlı bir şekilde Rus roket teknolojisi bir ihracat sansasyonu oluverdi. Bugün Rus roketleri, Rusya için acil ihtiyaç olan paraları getiren büyüyen bir sanayi oldu; Hindistan, Çin, Viyetnam, Küba ve hatta İran’a yapılan satışlarla milyarlar getiriyor. Yakın gelecekte bu ilerici teknolojisinin yaygınlaşması ABD için muh-temelen ciddi bir soruna yol açacak. Bazıları Amerikan donanmasının en büyük gemileri olan dev uçak gemilerinin şimdi yüzen ölüm tuzaklarına dönüştükleri husu-sunda uyarı aldılar.

Sunburn roketi benim bildiğim kadarıyla bir savaşta henüz kullanılmadı. Bu durum onun korkunç yeteneklerinin neden daha büyük çerçevede farkedilmemiş olmasını açıklayabilir. Diğer roketler elbette birçok vesileyle kullanıldılar, yok edici sonuçlarıyla beraber. Falkland savaşında Arjantin savaş uçaklarından atılan Fransa’da üretilen Exocet-roketleri HMS Sheffield’i ve bir başka gemiyi batırdı. Ve 1987’de İran-Irak savaşında USS Stark İran Körfezinde bir devriye esnasında iki Exocet-roketiyle neredeyse ikiye parçalandı. Bu olayda US-Aegis-radarı yaklaşan Irak’lı savaş uçağını (Fransa’da üretilen Mirage) saptamış ve yaklaşmasını 80 kilomet-reye kadar takip etmişti. Radar Irak’lı uçağın yönünü değiştirmesini ve üssüne geri dönüşünü de ‘görmüştü’. Fakat radar hiçbir zaman Irak’lı pilotun silahlarını ateşlediğini farketmedi. Çok az suyun üzerinde uçan Exocet’ler aşağıdan gümbürdeyerek gemiye çakmadan, gemiye ağır tahribat vermeden ve 37 askerin ölümüne yol açmadan kısa bir an önce insan gözü tarafından farkedilebildiler.

1987’de Stark’a düzenlenen sürpriz saldırı gemi savar roketler tarafından kaynaklanan tehlikeler için güzel bir örnek. Ve özellikleri ses hızı altı Exocet roketlerinden kat kat üstün olan Sunburn durumunda tehlike çok daha ileri boyutlarda. Sunburn’un sadece daha büyük ve daha hızlı olması açısından değil, fakat onun daha büyük menzili ve üstün bir idare sistemi var.

Bu roketin deneme uçuşlarını görenler zorunlu olarak çok şaşırıyorlar. Bir rapora göre İran savunma bakanı Ali Şamkani, Eylül 2001’de Moskova’ya yaptığı bir ziyarette Sunburn’ün bir deneme atışının yapılmasını rica etmişti. Ruslar bunu severek yerine getirdiler. Ali Şamkani o kadar çok etkilenmişti ki, bildirilmeyen bir sayıda roketlerin siparişini vermişti.
Sunburn bir nükleer 200 kiloton ya da bir konvansiyonel 340 kilogram patlayıcı başlığı 160 kilometrelik bir menzile taşıyabilir. Bu Exocetin iki katından daha fazla. Sunburn’ün Mach 2,1 hızı (ses hızının iki katı) düşma-nın savunmasından kurtulmak için ‘şiddetli nihai manevraları’nı içine alan suyun hafif üzerindeki uçuş hareketleriyle birleşiyor. Roket özellikle Amerikan Ae-gis radar savunma sistemini yenmek için geliştirildi.

Amerikan donamasının bir Phalanx-savunma birliği nasıl olursa olsun yaklaşan bir Sunburn-roketini tesbit etse, sistemin bir ateş çözümü hesaplayabilmesi için birkaç saniyesi kalırdı ki, yaklaşan roketi imha etmek için bu yeterli olmazdı.

Amerikan Phalanx-savunması yoğunlaştırılmış uranyumdan dakikada 3000 projektil atan altı kollu bir top kullanıyor, fakat bu silah bir saldırıyı ‘vaktinde’ imha edebilmek için net koordinatlara sahip olması gerekiyor. Sunburn’ün ses hızı üstü hızı ile patlayıcı kafasının büyüklüğünün kombine edilmesi hedefi vurması durumunda gemi ve içindeki insanlar için korkunç sonuçları olan dev bir kinetik enerjiye yol açmaktadır.

Bu roketlerin sadece bir tanesi büyük bir savaş gemisini batırabilir, buna karşın bir savaş uçağından çok daha ucuz. Her ne kadar donanma eski Phlanx-sistemlerini adım adım askıya alsa da halefi olan ‘Adaptive roket sistemi’ bir gün savaşta karşı karşıya geleceği belli olan bu rokete karşı denenmedi.

Körfezdeki Amerikan silahlı kuvvetleri için sonuçlar

Sunburn gibi direniş kabiliyeti olan bir silaha karşı Amerikan donanmasının tek inandırıcı savunma imkanı düşmanın, bu bir destroyer, bir deniz altı ya da savaş uçağı olabilir, yaklaşmasını vaktinde tesbit etmek ve menziline girip öldürücü yükünü fırlatmadan onları imha etmektir.

Bu amaçla her savaş birliğine verilen US-AWACs-radar uçakları dönüşümlü olarak havada görev yapıyorlar. Uçaklar filonun 320 kilometrelik çapını ‘görebiliyorlar’ ve uzaydaki uydular tarafından enformasyonlarla destekleniyorlar.

Fakat Körfez’de görev yapan Amerikan donanmasının komutanları sahil bölgesi dolayısıyla ciddi zorluklarla karşı karşıyalar. Haritaya bir bakış bunun nedenini ortaya koymaktadır: Körfez dar bir çıkışı olan büyük bir gölden başka bir şey değil ve kuzey sahilinin büyük bir bölümü, yani İran, Körfez sularında operasyon yapan gemiler üzerinde üstün bir taktiksel avantaj sağlayan dağlık bölgelerden oluşmaktadır. Riyalı kuzey sahil, mobil roket atış rampaları gibi sahil savunma sistemlerinin gizlenmesini kolaylaştırıyor ve onların keşfini zorlaştırıyor. Hakkında çok az haber verilmesine rağmen, ABD birinci Körfez savaşındaki –‚büyük Scud-avı’ olarak tanımlanan- Scud savaşını gerçekte benzeri sebeplerden ötürü kaybettiler. Saddam Hüseyin’in mobil Scud-atış rampalarının keşfi ve imhası o kadar zor olmuştu ki, ABD Desert Storm esnasında tek bir imha haberini tasdikleyemedi. Bilahare bu durum o kadar utanç verici kabul edilmişti ki, rahatsız edici istatistikler resmi raporlara gömülmüştü. Üstü örtülü hakikat ise, ABD’nin Scud-saldırılarını durduramamasıydı. Scud atışları çatışmanın son bir kaç gününe kadar sürmüştü. Scud’ların hedefi vurmada tam isabetli olmaması onları neredeyse yararsız bir silah derecesine düşürmüştü. General Norman Schwarzkopf basına kendi askerlerinin Georgia eyaletinde bir şimşek tarafından vurulma ihtima-linin Kuveyt’te bir Scud tarafından vurulma ihtimalinden daha güçlü olduğunu şaka yollu ifade ediyordu.

Fakat bu o zamandı ve Scud’ların etkisizliğiyle ilgili verilerin diğer roketler hakkındaki gerçekleri örtmesine izin verilmesi çok vahim bir hata olur. Hedefe tam isabet konusundaki Sunburn’un titizliği kısa bir zaman önce Çin’liler tarafından denizdeki bir denemede gösterildi – ve Amerikan casus uçakları tarafından gözlemlendi. Sunburn’un sadece gemi hedefini vurması bir tarafa, o geminin komuta köprüsüne çizilen büyük bir X harfini tam ortasından vurmuştu.

Amerikan donanması şimdiye kadar hiçbir zaman Sunburn-roketi kadar büyük bir tehlikeyle karşı karşıya gelmemişti. Fakat bu eğer ABD ve İsrail İran’a karşı önleyici bir savaş sürdürme kararı alırlarsa kesin bir şekilde değişecek. Aylardan beri fırtına bulutları Körfez üzerinde çoğalıyor. Son yıllarda İsrail, hava kuvvetlerini F-15 uzun menzil savaş uçaklarından müteşekkil yeni bir filoyla güçlendirdi ve daha yeni ABD’den 5000 tane bunker kırıcı bomba aldı – birçok gözlemciye göre bu silahlar İran’a karşı kullanmak için düşünülmüş.

Savaş hazırlıkları tehditler eşliğinde yapılıyor. İsrail’li daireler Mollalara atom gücü geliştirmelerine velev ki cereyan üretimi gibi barışçıl hedefler için bile olsa, müsade etmeyeceklerini tekrar tekrar açıkladılar. Onların tehditleri özellikle rahatsız edici, zira İsrail’in önleyici savaşlar konusunda uzun bir tarihi var. (Bu konuyla ilgili olarak 1989’da yayınlanmış ‘Dimona: The Third Temple?’ kitabına bakılabilir)

Bu kararın İsrail tarafından değil de atom silahları sınırlandırma anlaşmasında belirtildiği gibi uluslararası topluluk tarafından alınması bir şey değiştirmiyor. İran bağlamında Uluslararası Atom Enerjisi Dairesi’nin son raporu dikkate değer, zira ABD ve İsrail’in İran’ın atom silahı ürettiğine dair iddialarını geri çeviriyor. Bir taraf-tan rapor Tahran’ı bulanık ifadeler kullanması ve dökümanları verme konusundaki çekingenliklerinden dolayı eleştirirken, diğer taraftan IAEA müfettişlerinin istisnasız ülkenin her nükleer alanına girebildiklerini tasdik ediyor. 2003 yılında İran İAEA’nın daha keskin olan ve fakat gönüllülük esasına dayanan müfettişlik protokolünü imzaladı. Ve İAEA bugüne kadar bombaların bulunduğuna veya İran’ın bu doğrultuda bir karar aldığına dair kesin bir delil bulamadı.

İAEA’nın direktörü Muhammed el Baraday 3 Ekim 2003’deki bir konuşmada şimdiye kadar en açık ifadeyi kullanmıştı: ‘İran’ın bir atom silahı programı yoktur.’ Bunu vurgulamak için aynı sözü tekrarlamıştı: “İran’ın bir atom silahı programı yoktur, fakat ben şahsen bütün sorular yanıtlanana kadar sonuçları mutlaklaştırmam. Şimdiye kadar, doğrudan bir tehlike olarak tanımlanabilecek bir şey görmüyorum. Ben İran’da bir atom silahı programı görmedim. Benim gördüğüm, İran’ın nükleer teknolojiye giriş yapmaya çalışması ve İran’dan şimdiye kadar bir tehlike çıkmıyor. Bu nedenle, başka alterna-tiflere başvurmayı düşünmeden siyasi ve diplomatik araçlara başvurmalıyız.”

Hiç kimse İran’ın tehlikeli bir yola girdiğini inkar etmiyor, ancak kendisine yönelmiş 200 ya da daha fazla İsrail’li atom silahları karşısında kendi imkanlarını a-çık tutmak isteyen İranlıların ısrarlı tutumu anlaşılır. Anlaşılan atom silahlarını sınırlandırma sistemi pamuk ipliğine bağlı. Dünya kaderini belirleyecek olan yolun çatal ağzına geldi.

Korkunç simetri mi ?

Eğer gelecek aylarda İran etrafında bir güç denemesi gelişirse, sonucu elinde tutan adam dünya sahnesine itilir. Bu adam, ister sevin ister nefret edin, Rus Cumhurbaşkanı Vladimir Putin’dir. Son aylarda kendi kendine iktidar yetkilerini arttırdığı için çok ağır eleştirilere tabi tutulmuştu. Fakat kısa bir zaman önce Amerikan televizyonunda David Brokaw tarafından kendisiyle bir söyleşi yapılan eski Sovyet Cumhurbaşkanı Mihail Gorbaçov’a göre Putin Rusya’da bir despotluk oluşturmadı – şimdiye kadar. Gorbaçov, Putin hakkında son sözün söylenmediğini düşünüyor.

Bu vesileyle kendimize Vladimir Putin’in tarihin ciddi bir öğrencisi olup olmadığını sormamız lazım. Eğer öyleyse, bu durumda İran Körfezi’ndeki büyüyen krizin sadece sayısız tehlikeleri değil, fakat imkanları da barındırdığını görüyor demektir. Rus liderin Ronald Reagan’ın eski Sovyet devletine indirdiği aşağılayıcı mağlubiyeti unutmadığı konusunda kesin emin olabiliriz (Biz Amerika’lılar unuttuk mu?). 80’li yılların ortala-rında Sovyetler Kabil’deydiler ve Mücahitleri neredeyse yenmişlerdi. Sovyetler Birliği Afganistan’ın askeri işgalinden emindi. Fakat daha sonra, 1986’da ilk Stin-ger roketleri Afgan direnişinin ellerine ulaştı ve neredeyse aniden Sovyet savaş helikopterleri ve MİG’ler gökten yanan taşlar gibi düşmeye başlamıştı. Talih birden değişmişti ve1989’a kadar herşey bitmişti. Mağlup Sovyetler sınırdan geriye doğru dönerken bütün dünya başarıyı getiren Amerikan Stingerleri alkışlıyordu.
Tam da bu gece, Konyak’ını içerken Vladimir Putin ne üzerinde düşünüyor? Acaba tarihin sapık simetrileri üzerinde mi düşünüyor? Eğer öyleyse, o zaman kendisine Birleşik Devletler gibi gerçektende büyük bir ulusun nasıl olur da bir başka ülkeye, yani İsrail’e, özellikle Ortadoğu gibi hem önemli (hem de hesaplanamaz) bir bölgede kendi dışpolitikasını kontol ettirecek kadar kör ve saf olabileceğini soruyor (ve en yakın danışmanlarıyla konuşuyordur). Neredeyse Rusların canlı tartışmasını işitiyor gibiyiz:

‘Amerika’lılar! Acaba onlara ne oldu?’
‘Onlar kendilerine bir türlü yardım edemiyorlar.’
‘Tam aptallar.’
‘Böyle aptal bir ulus, iyi bir dersi hak ediyor…’
‘Bu çok acı bir ders olmalı, hiçbir zaman unutamayacakları bir ders…’
‘O halde kanaatimiz ortak mı dostlar ?’
‘Amerikan dostlarımıza askeri gücün sınırı konusunda bir ders verelim.’

Siz Vladimir Putin’in tarihin akışını değiştirebilecek böyle istisnai bir imkanı kaçıracağını ve bunun üstüne tatlı bir intikam almaktan vazgeçeceğini mi sanıyorsunuz? Elbette Putin ABD’nin bütün dost ve uzmanların tavsiyelerinin aksine İsrail ve onların Neocon-destekçileri sayesinde düştüğü tuzağın farkındadır. Putin, ABD’nin bölgeyi askeri bir mağlubiyet tadmadan önce terket-meyeceği çıkarımını yapsa haksız mı olurdu?

Eğer ABD ve İsrail aşırıya kaçarlarsa ve İran da ağı Rus gemi savar roketleriyle kapatırsa gerçekten de korkunç bir simetri olacak.

Tuzağın kapanması

İ.Ö. 216 yılında Cannae savaşında büyük Katargo’lu General Hannibal çok daha büyük olan Roma ordusunu kaderi tayin edici bir ilerlemeyle yemledi ve daha sonra küçük bir silahlı kuvvetle çemberin içine alıp darmadağın etti. 70.000 askerli Roma ordusundan sadece birkaç bini kaçabilmişti. Rivayete göre Hannibal’ın askerleri Roma’lı askerleri saatlerce süren öldürmelerinden o kadar yorulmuşlardı ki, daha fazla savaşmak istememişler. Yorgunluklarından dolayı son hırpalanmış Roma’lılara hayatlarını bağışlamışlar.

İran Körfezi’nde görev yaptıklarından dolayı çok şanssız olan Amerikan bahriyelilerinin ateş başladığında Roma’lı askerlerin kaderinden kurtulmaları için dua etmemiz gerekiyor. Ancak onların az şansları olacak, zira çember içine alınma tehlikesine benzer bir tehlikeyle karşı karşıyalar. Körfez’deki Amerikan gemileri Körfezin kuzey sahilinde kurulan Sunburn-roketlerinin ve onlardan daha ileride olan yine Rusya tarafından imal edilen SS-NX-26 Yakhont-roketlerinin (hız: 2,9 Mach, menzil: 290 km) menziline çoktan girmiş olacaklar. Her Amerikan gemisi korumasız ve yaralanabilir olacak. Eğer İran’lılar tuzağı kapatırlarsa bütün bir göl bir ölüm bölgesi olacak.

Belirttiğimiz gibi gemi savar roketleri yeni değil. Yine şimdiye kadar hiçbir çatışmanın sonucunu tayin etmedi-ler. Fakat bu, onların muhtemelen yeteri sayıda kullanılmamasından kaynaklanmıştır. Falkland savaşında Arjantin hava kuvvetlerinin sadece beş tane Exocet’i vardı ve yine de iki gemiyi batırmayı başarmışlardı. Yeterli sayıda bu roketlerle Arjantinli’ler belki de bütün Biritanya filosunu batırıp savaşı kazanabilirlerdi. Şimdiye kadar gemi savar roketleri ile yoğun bombardımanlı bir savaş yapılmadıysa da, bu Amerikan donanmasının Körfez’deki gelecek savaşta karşı karşıya kalabileceği bir durum olabilir. İran’lıların bilindiği üzere yüzlercesine sahip oldukları Exocet-sınıfı roketlerinin ve durdurulamaz Sunburn ve Yakhont-roketlerinin yaylım ateşini tasavvur etmeye çalışın. Bizim kısa vadeli düşünen siyasetçilerimiz, eğer tarihçilerin yarın onlar hakkında ne yazacağını önemsiyorlarsa, kendilerine sormaları gereken iki tane soru var: Şimdiye kadar Putin İran’a kaç tane gemi savar roketi sattı? Ve: Şu an kaç tanesi daha hazırlık aşamasında? 2001 yılında Jane’s Defense Weekly İran’ın Rusya’dan gemi savar roketleri satın almaya çalıştığını haber veriyordu. Aynı rapor, daha ileri bir noktada olan Yakhont-roketinin ‘taşıyıcı guruplara saldırı’ için daha da mükemmelleştirildiğini yazıyordu. Anlaşılan onun sevk sistemi ‘bir uçak gemisini refakatçı gemilerinden ayırdedebilme kabiliyetine’ sahip. Sayısı aydınlatılmamıştı...
 

Amerikan donanması ABD İran atom tesisatlarına karşı ilk cerrahi saldırılara bizzat katılmasa bile, yani bunları sadece İsrail gerçekleştirse bile yaylım ateşine tabi tutulacak. İsrail’in (Amerikan vergi ödeyicisi tarafından masrafı karşılanan) gıcır gıcır 25 tane F-15 filosu İran’a ulaşmak için yeterli menzile sahip, fakat İsrail Amerika tarafından işgal altında olan Irak’ın üzerinde uçmadan bir saldırı gerçekleştiremez. Her halükarda sonuç aynı olacak. İran’lılar ABD’nin onayının suça ortaklık olarak değerlendirecekler ve her durumda gerçek savaşın Amerika’lılara karşı olduğunu anlayacaklar. İran’lılar kendini savunma konusunda bir karşı saldırı gerçekleştirme hususunda tamamen haklı olacaklar. Dünyanın büyük bir bölümü bunu böyle görecek ve onları destekleyecek ABD’yi değil. ABD ve İsrail saldırgan olarak görülecek, Amerikan Bahriyeleri de silah yemi olacaklar. Körfez’in alçak ve dar sularında sakınma manevraları en iyimser ifadeyle zor olacak ve kaçış imkansız olacak. Eğer Amerikan uçakları göğü kontrol etseler bile, aşağıda ağda yakalanan deniz erlerinin hayatta kalmaları zor olacak. Körfez Amerikan kanıyla kırmızı olacak...

Buradan itibaren her şey git gide daha da kötü olacak. Rusya tarafından verilen roketlerle İran’lılar gölün tek çıkış noktasını stratejik Hürmüz caddesini kapatacaklar ve tutuklu olan ve ölen Amerika’lıları yardım ve kurtuluştan kesecekler. Hind Okyanusu’ndaki Amerikan filosu yardım edemeden bakakalacak, kurtulanlara yardım edemeden ya da Irak’daki silahlı kuvvetlere lojistik destek veremeden Körfeze girmeye güç yetiremeyecek. Bu durumu Irak’lı direnişçilerin büyük çapta başlatılan yeni bir kara saldırısıyla kombine ettiğimiz zaman Bağdat’daki Amerika’lılar için talih dönebilir. Erzak ve mermiler azalırken, bölgedeki silahlı kuvvetlerin statüsü tehlikeli bir hal alabilir. İşgalciler işgal altına alınan pozisyonuna düşecekler...

Yeteri derecede gemi savar roketleriyle İran’lılar Hürmüz’den geçen tanker trafiğini haftalarca, hatta aylarca durdurabilirler. Körfez’den kısıtlanan petrol akımı ile dünya piyasalarındaki bir varil petrolün fiyatı yükseklere tırmanır. Birkaç gün içinde dünya ekonomisi durmaya yüz tutacak. BM-Güvenlik Konseyi’ndeki olağanüstü toplantıda eğer Fransızlar, Almanlar, Çin’liler ve hatta Biritanya temsilcisi ABD’yi öfkeli bir şekilde neden İsrail’e dünya düzenini tehdit etmesine müsade ettikleri konusunda suçladıklarında atmosfer gergin-leşecek ve muhtemelen bağırmalar ve karşılık suçlamalarla patlayacak.

Amerika yalnız başına kalacak, tamamen izole edilmiş olarak. Fakat, artan uluslararası düşmanca atmosfere rağmen, Amerikan medyasının bazı bölümleri burada da İsrail’e meyledecek şekilde krizi tahrif edecekler. Kongre’nin üyeleri Temsilciler Meclisi ve Senato’da ayaklanacaklar ve İran’ı suçlarken İsrail’in savunulması çağrısında bulunacaklar. Fundamentalist Hristiyan talk şov moderatörleri İncilin gaybi bir ihbarinin zamanımızda tarihen gerçekleştiğini açıklayacaklar ve İsrail’in Yahudilerini, kalplerinde İsa’yı kabul etmeye davet edecekler ve bu arada Cumhurbaşkanını, İslam’ın şerli imparatorluğuna atom silahlarıyla saldırmaya itecekler. Ameri-ka’nın her tarafında yeni güçlenmeler talep edilecek ve hatta askerlik mecburiyeti istenecek. Vatanperverler zaferi her ne pahasına olursa olsun talep edecekler. Uzmanlar çatışmanın tırmandırılmasını talep edecekler.

Sözde Atom silahlarını engelleme niyetiyle başlayan bir savaş onların kullanımına doğru kayacak.

Sonuç

Dostlar, böyle bir felaketi önlemek için birlikte çalışmalıyız. Ortadoğu’daki gelecek savaşı başlamadan önce durdurmalıyız. Amerikan hükümeti BM’ye Irak’daki tırmanan krizin baş sorumluluğunu devretmeli ve hemen akabinde Amerikan silahlı kuvvetlerini ülkeden çekmeli. Biz bunun dışında İsrail’lileri atom silahlarını sınırlandırma anlaşmasını imzalamalarını ve bütün nükleer tesisatlarını İAEA müfettişlerine açmalarını sağlamalıyız. Sadece ondan sonra Ortadoğu’da uzun vadeli barış için bölgenin emniyeti açısından belirleyici olan atom silahı barındırmayan bir bölge yaratmak için İran ve diğer devletlerle ciddi müzakereler başlayabilir.

 

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...