Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sayı 315 | Mart  2005

                   

 

 


İç Savaşa Doğru

 

Çev: Cemal Yaşar      ZNet Deutschland 23.10.2004

 

Şu an İsrail’de herkes gelecek bir savaş hakkında konuşuyor. Hatta en popüler TV kanalında buna dair bir dizi bile gösteriliyor. Araplara karşı bir savaş hakkında değil. İran’dan bir nükleer tehdit hakkında değil. Fi-listinlerle süren sürekli kanlı çatışmalar hakkında da değil. İnsanlar gelecek bir iç savaş hakkında konuşuyorlar. Bu belki bir kaç ay önce çok garipsenebilirdi. Ama şimdi salt düşünülebilir değil hatta çok reel bir ihtimal artık. Bu bilinen diğer abartılmış medya sansasyonu da değil. Bu Ariel Şaron’un başka bir siyasi manipülasyonu da değil. Yeni yerleşenlerin diğer bir santaj hokkabazlığı da değil – artık daha ziyade reel bir meseledir.

Bunun hakkında Knesset’te, kabine toplantılarında, TV-Talkşovlarında, başmakalelerde ve haber sayfaların-da konuşuluyor. Genel Kurmay Başkanı ordunun çözül-mesinin sözkonusu olabileceğini kamuoyunda ifade etti. Bakanın birisi İsrail’in varlığının bile tehlikede olduğunu söyledi. Başka bir bakan İspanya iç savaşındaki gibi bir kan deryasının oluşacağı kehanetinde bulundu. Gizli servis Şin Bet yavaş yavaş tedbirlerini almaya başlıyor. Hapishane idarelerine kitlesel tutuklanmalar için yer hazırlamalarına dair talimat verilmiş. Ordu komutanlığı onbin yedek subayı görev başına almayı planlıyor ve muhtemel bir durumda hangi adımlar atılması gerektiği hakkında düşünüyor.

Bu gerçekten çok çiddi bir tehdit. İlk bakışta belki bunun yokluktan geldiği sanılabilir. Ama görebilen gözleri olan bunun er geç geleceğini biliyordu. Bir iç savaş için tohumlar işgal edilmiş bölgelerdeki ilk yerleşim birimleri kurulduğunda ekilmişti. O günleri ben Knesett’te başbakana: “Siz bir mayın yerleştiriyorsunuz. Bir gün bunları kendiniz toplamanız gerekecek. Eski bir asker olarak sizi ihtar ediyorum, mayınları toplamak çok kötü bir iştir.” demiştim. Bundan sonra yüzlerce mayınlar yerleştirildi. Ve halende mayın tarlaları genişletiliyor.

Bu süreç dindar aptalların öncülüğünde gerçekleştirildi. Onların arzusu – bunu o zaman söylemişlerdi ve bunu tekrarlamaktan da yorulmuyorlar- Tanrı’nın vaad ettiği ülkeden bütün arapları kovmakmış. Geçenlerde onlardan birisi televizyonda Tanrı’nın vaad ettiği ülkenin İngiltere’nin manda altındaki ülkesi değil, vaad edilen memlekete Ürdün, Lübnan ve Suriye’nin bir bölümü ve Sinai’nin de dahil olduğunu savundu. Başka birisi Kitab-ı Mukaddes’den alıntı yaparak bizim bu ülkeye gelmemizin nedeninin bu ülkeyi miras almak değil, başkalarının elinden haketmedikleri mirası almak; onları kovmak ve onların yerini almak olduğunu açıkladı.

Eski Savunma bakanı Shimon Peres’in ilk yerleşim birimi Kedumim’i Batı Şeria’da tam Filistin halkının ortasına yerleştirdikten sonra bunlar çekirge gibi çoğaldılar. Her yerleşim birimi yavaş yavaş komşu Filistin köylerin yerlerini ve suyunu çaldı, ağaçlarını kesti, yollarını kesti ve Filistinliler için yasak olan yeni yollar inşa etti. Neredeyse her yerleşim birimi yan tepelere de uzantılarını yerleştirdiler. Bu bügüne kadar devam etti. Şaron Başbakan Bush’a törenle bu “dış noktaların” söküleceğini söz vermesinden sonra onlarca yenileri inşa edildi. Her bakanlık bu dış noktaları - hepsinin resmen yasadışı olmasına rağmen - destekliyorlar. Ordu bunları savunmakla yetinmiyor hatta “Tepe Gençliğine” dış noktalarını nereye yapmalarını söylüyor ve onlara danışmanlık yapıyor.

Biz bu tehlikeye işaret ettiğimizde bizlere bu meseleyi fazla ciddiye almayın denildi. Yerleşenlerin arasında fanatik yobazlar güya sadece azınlıktaymış:” Onlar gerçekten aptal ve onları oradan defetmek tesebbüşlerine şiddetle karşı vereceklerdir. Ama bu bir sorun olmıyacaktır çünkü İsrail halkı bunlara karşı nefret duyuyor ve onları sapık bir mezhep olarak görüyor.” Bize yerleşenlerin çoğu fanatik değil denildi. Onların oraya gitmelerinin nedeni İsrail’in onlara İsrail’de kendilerinin hayal bile edemeyeceği pahalı villaları hediye etmesiymiş. Aradıkları “hayat kalitesiymiş”. Onlara hükümet oradan “çekin gidin” dese onlar oradan tazminatlarını alıp giderlermiş.

Bu tabi ki bir tehlikeli yanılma. Karl Marks’ın dediği gibi insanların şuurunu onların konumu belirliyor. İşçi partisi hükümetinden Batı Şeria ve Gazze Şeridi’ne yerleştirilen iyi işçi partileri insanlar şu an artık fa-
sişt haham Meir Kahane’nin en kötü havarileri gibi konuşuyorlar ve hareket ediyorlar. Kaldı ki, bize şu söylendi:”Dalalete düşmüş bu tipler bile İsrail’in demokrasisini kabul ediyorlar. Kimse İsrail ordusunun askerine el kaldırmıyacak. Hükümet ile Knesset yerleşim birimlerinin kaldırılmasına karar verirse, o zaman onlar riayet edeceklerdir. Onlar biraz gürültü patırdı edecekler ve şov olarak tıpkı 1982’de Kuzey Sinai’de ki boşaltmalar gibi direnecekler ama sonunda boyun eğecekler. Sonuç itibariyle Sinai’de de hiç bir kimse nihai olarak tazminatlarını red etmemişti.”

Ama yerleşmiş halkı hafife almak Arapları hafife almaktan daha az tehlikeli değil. Sürekli gizli tutulan meseleler şimdi belli oldu: Yerleşmiş halk için demokrasi ve devletin kurumları vız geliyor. Onların önde gelenleri şöyle diyor: şayet Knesset’in kararları Halahah’a – yahudi dininin şeriatına– aykırı ise o halde Halahah önceliklidir. Knesset zaten rüsvetçi siyasetçilerden oluşuyormuş. – Goyim’in (gayri Yahudilerin) kopyası olan- seküler kanunların Tanrı’nın kelamı karşısında değeri nedir: O’nun ismine övülsün.

Yerleşmiş halkın çoğu henüz açıkca konuşmuyor ve bu tavırları hakkında onlara sitem edildiğinde alınıyorlar gibi gözüküyorlar. Aslında onlar önde gelen çekirdek bir kadrodan etkileniyorlar çünkü bunlar zaten maskelerini atmışlar. Bu önde gelenler sadece hükümetin siyasetine meydan okumak değil, aynı zamanda İsrail demokrasisine de meydan okuyorlar. Açıkça gayelerinin hukuk devletini düşürmek olduğunu ve onun yerine Halahah devletini yerleştireceklerini beyan ediyorlar. Hukuk devleti çoğunluğun iradesine –ki yasama ve değiştirme hakkı da bunlarda - boyun eğiyor. Halahah devleti Tevrat’a boyun eğiyor ki bu da Sinai Dağı’nda verilmiştir ve değiştirilemez. Sadece çok az sayıda seçilmiş hahamlarda Halahah’ı tefsir etme yetkisi vardır. Tabi bu demokrasinin zıddıdır. Başka ülkerlerde bu insanlara fasişt denilirdi. Dini bir renk bunda birşey değiştirmez.

Dindar-sağcı ihtilalciler çok motivasyonlular. Bunlardan çoğu Kabbala’ya inanıyorlar – Madonna’nın moda mahiyetinde ki Kabbala anlayışı değil lakin hakiki Kabbala, ona göre de bugünkü seküler Yahudilerin Amalekiterler olduğu iddia ediliyor ve bunların da Mısır’dan çıktıktan sonra İsrail halkının içine sızdıkları savunuluyor. Herkesin bildiği gibi Tanrı bizzat kendi-si Amalekiterlerin dünya yüzünden silinmelerini em-retmişti. Bir iç savaş için daha mükemmel bir ideloji olabilir mi?

Bu niçin tam bu zamanda bir tehdit teşkil ediyor? Şu an Şaron’un Gazze Şeridi’ndeki az sayıda olan yerleşim birimlerini gerçekten kaldıracak mı bu tam belli değil. Ama yerleşim birimindeki halka göre oradaki tek bir yerleşim yerini boşaltma düşüncesi bile bir savaş nedenidir (casus belli). Böyle bir durumda onların tüm mukaddesatlarına saldırılmış olur. Şaron onları bunun sadece bir kurnazlık olduğuna dair yani bir kaç ufak yerleri geri kalan büyük sayıda ki yerlerin uğruna feda etmek istediğini açıklayarak ikna etmek istese de durum değişmeyecek. Yerleşimciler büyük ayaklanmaya hazırlanmak için kendi potansiyellerini açığa vurdular. “Dindar siyonist hareketin” en meşhur hahamları o beldeleri boşaltmanın Tanrı’ya karşı isyan olduğunu beyan ettiler ve askerlere komutanlara itaat etmeme çağrısında bulundular. Yüzlerce haham - yerleşim birimlerin ve dindar ordu birliklerinin hahamları da dahil – bu çağrıya katıldılar. Az sayıda olan muhalefetin sesi bu gürültüde hiç duyulmadı. Onlar Talmud’tan alıntı yapıyorlar: “Krallığın kanunları Kanun’dur”. Yani her hükümete itaat edilmeli; tıpki Hıristıyanlardan istenildiği gibi “Sezar’ın hakkını Sezar’a vermek.” Ama şu an kim bu “ılımlı-hahamların” sözlerini dinleyecek ki? Ordu çoktan içten feth edildi. Orduda ayrı bir bölükte görev yapan Yeşivot’la (dini okullar) anlaşma Truva At’ının orduya girmesine vesile oldu. Hahamlarla ve ordu kumandanları arasındaki her türlü tartışmada Yeşivot askerleri hahamlarına itaat edeceklerdir. Fakat durum daha vahim; çünkü yıllardır yerleşimciler siste-matik olarak subay kesimlerine girdiler ve böylece daha büyük bir Truva At’ı oluşturuyorlar. Sağ kanadın emirlere karşı itaatsizliği sol kanadın itaatsizliğinden farklı, zira onlar vicdani nedenlerden dolayı itaatsızlık ediyorlar. Solcuların itaatsizliği şahsi bir mesele. Sağcıların itaatsizliği kollektif bir isyan. Solcularda itaat etmeyenler sadece bir kaç yüz kişi. Sağcılarda ise hahamlarına itaat edenlerin sayısı bir kaç bin kişi - hatta onbinlerce kişi. Genel Kurmay Başkanının uyardığı gibi ordu böylece bölünebilir.

Yerleşimcilerin İsrail’deki en yakın müttefikleri ve Yeşivot öğrencileriyle beraber toplam sayısı takriben yarım milyon insan– bu da ihtilal için güçlü bir saf. Şu ana kadar yerleşimciler bu tehdidi sadece yerleşim yerlerini ve bölgelerini boşaltmaya dair düşünceleri boğmak için şantaj ve korkutma vasıtası olarak kullanıyorlar. Lakin bu şantaj başarılı olmazsa büyük bir isyanın gerçekleşmeşi sadece zamana bağlı bir mesele olacaktır.

 

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...