|

Sessizliğin Çığlığı
Taha Kıvanç / 08.02.2005 / Yeni Şafak
Dün, Mehmet Altan'ın 'Nedir bu sessizlik?' yazısını okuyunca bir tuhaf
oldum. Bir itirafçının anılarından alıntılar yapmış Sabah yazarı. Devlet
adına işlediği cinayetleri, itirafçı, ne kadar serinkanlı ifadelerle
anlatmış olursa olsun, okuyanın yüreği yine de daralıyor. Hem böyle
olayların geçtiği bir ülkede yaşadığınıza hayıflanıyorsunuz, hem de koyu
sessizliğe...
PKK itirafçısı Abdülkadir Aygan'ın 'Acı Bir Susurluk Öyküsü' adıyla
kitaplaşan anılarında yer verdiği bir 'eylemi' Mehmet Altan'dan
okuyalım: "Murat Aslan isimli şahıs, Yenişehir semtinde, yani Diyarbakır
Belediyesi civarından alınarak zorla sivil Toros arabaya bindirildi ve
Jitem'e getirildi. Daha sonra Silopi Jitem İstihbarat Tim Komutanlığı'na
götürüldü. Burada işkenceyle sorgulandıktan sonra Dicle Nehri'nin
kenarındaki bir dereye götürüldü. Derede öldürülerek üzerine benzin
döküldü ve yakıldı. Bu dere Körtük Köyü'nün karşısında bir dere idi.' /
Bunları kim anlatıyor? / Abdülkadir Aygan... / Abdülkadir Aygan kim? /
Jandarma İstihbarat Teşkilatı'nın yedi kişilik ilk kadrosunda yer alan
eski bir PKK itirafçısı..."
Abdülkadir Aygan 'itiraf' için ağzını ilk açan kişi değil. Türkiye'nin
Susurluk sürecini daha iyi anlamaya yarayacak başka 'itirafçılar' da
çıktı. Ancak, ne hikmetse, kan ve heyecanı seven bizim medya,
yaptıklarını fütursuzca anlatan, bunu yaparken yer ve isim de veren
'itirafçılar' ile ilgilenmemeyi yeğliyor.
Belki de, "Eski defterleri açmayalım, üzer" diye düşünülüyordur.
Türkiye'nin bugününü anlayabilmek için yakın geçmişi bilmek zorundayız.
Son yıllarda 'idealize' edilerek sunuluyor o yaşananlar; oysa, devletin
resmî raporlarına şöyle bir göz atıldığında bile, Aygan ve benzerlerinin
yaptıkları, bütün çıplaklığıyla görülebiliyor.
Abdülkadir Aygan adı Başbakanlık Teftiş Kurulu başkanı Kutlu Savaş
tarafından hazırlanan 'Susurluk Raporu'nda da geçiyor. O adın geçtiği
bölümde, "Rapordaki 77, 78, 79, 80 numaralı sayfalar 'devlet sırrı'
olduğu gerekçesiyle açıklanmamıştır" notu var. 75. sayfa da 'devlet
sırrı' kapsamında. Biz bu ikisi arasındaki 'devlet sırrı' olmayan bir
paragrafı okuyalım:
"Diyarbakır'a gittim. Bu arada Jitem çatısı altında illegal bir oluşuma
gidildi. Diyarbakır ve çevresinde PKK ile ilişkili olduğundan
şüphelendiğimiz hemen herkesi infaz etme yetkimiz vardı. Bu insanları
yakalayıp suçu varsa tespit edip, adalete teslim etmek yerine fâili
meçhul bir şekilde öldürmeyi bir yöntem olarak benimsemiştik. Bizden
istenen buydu, bu tarzda tâlimat alıyorduk.
"Bu grup içersinde eski itirafçılardan Ali Ozansoy, Hüseyin Tilki,
Abdulkadir Aygan, Hayrettin Toka, Recep Tiriz, Adil Timurtaş ve eski
TİKKO'cu Fatih adındaki kişiler vardı. Antalya'da örgüt tarafından
öldürülen Numan kod (Salahattin Görgülü) adındaki kişi bizim grubumuzun
istihbaratçısıydı. Örgütle ilişkilidir tarzında bize gösterdiği ve
getirdiği kişilerin hepsini değişik dönem ve zamanlarda infaz ettik.
Bismil'de benzinci Talat, Diyarbakır Bismil yol kavşağında bir vatandaşı
aynı gerekçelerle infaz ettik. Batman'da iki kişiyi; birini evinden,
diğerini evin önünden alarak Batman Silvan arasında infaz ettik. Yine
Hazro'da bir vatandaş infaz edildi. Bu çalışmalar beş ay sürdü. Yine o
dönemde Salahattin Görgülü'nün verdiği istihbarat doğrultusunda bir
şahsı Celil kod Aytekin Özel binbaşıyla Abdülkadir Aygan birlikte gidip
infaz ettiler..."
Bunlar devletin resmî raporuna yansıyan bilgiler...
Bir başka tanığı o sırada Aktüel'de çalışan Necdet Açan cezaevinde bulup
konuşturmuştu: İbrahim Babat... Açan'ın yazısından bir bölümü de
beraberce okuyalım: "Öldürmeye yetkili itirafçı askerlerden oluşan Jitem
grupları ölümü eğlence haline getirmişti. Her cinayet ve bombalama
öncesinde, arkalarında hangi örgütün adını bırakacaklarına karar vermek
için isim - şehir oyunu oynuyorlardı.
"Babat'ın anlatımı şöyle: 'Cem (Ersever), ben, Abdülkadir (Aygan), diğer
itirafçılar oturur sohbet ederdik. Cem 'yarın iş var, hadi bir örgüt
kuralım' derdi. İsim bulma yarışması başlardı. Biri 'Demir Yumruk'
derdi, biri 'TİT' derdi, filan. Eylemden sonra arkamızda hangi örgütün
imzasını bırakacağımıza böyle karar verirdik. Çok eğlenceli olurdu, çok
gülerdik."
O zaman eğlenceli buldukları bu oyun, oyuna katılanların bir bölümünün
hayatını kaybetmesi, bir bölümünün de cezaevine düşmesiyle farklı bir
boyut kazandı. İbrahim Babat, cezaevinde görüştüğü gazeteci Necdet
Açan'a bu durumdan bayağı yakınmış: "Bu devletin bana diyet borcu var.
Ben devlet için bunca adam öldürdüm, kimse hesap sormadı. Bir eski
PKK'lının bacağına iki kurşun sıktım diye 17 sene 6 ay ceza verdiler. Bu
adalet mi?"
"Diyarbakır - Bismil yolu üzerinde öldürülen Zinar takma adlı bir
PKK'lının üzerine bırakılan 'İslami Demiryumruk B' imzası infaz timinin
yaratıcılıklarının en somut göstergesiydi. 1990'da Yeni Ülke gazetesini
kundaklayıp yaktıktan sonra etrafa Hizbullah afişleri asmışlardı. 'Olay
basına Hizbullah'ın işi olarak yansıyınca çok gülmüştük' diyor Babat."
Bu da Aktüel'de yayımlanan aynı yazıdan…
"Kâtiller yakalanacak mı?" diye soruyor Mehmet Altan... 'Kâtiller'
konuşup itiraf ediyor ve bir bölümü zaten öldü; soruyu farklı biçimde
sormalıyız...
|