Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sayı 315 | Mart  2005

                   

 

 


28 Şubat’ın Ardından!

Abdurrahman Dilipak / 28.02.2005 / Akit

1000 yıl sürecek diyorlardı. Çok kısa sürdü. Kısa sürmesine kısa sürdü de yıktı geçti.. İşsizlik, yolsuzluk ve rüşvet patladı. İflaslar yaşandı. Yasama, yürütme ve yargıda zaaflar ortaya çıktı... Maliye ve ekonomi çökme noktasına geldi.. Bir gecede milyarlarca dolar el değiştirdi. Şimdi Yüce Divan'da 28 Şubat sonrası ortaya çıkan yolsuzlukların hesabı görülüyor.

28 Şubat bir kâbus gibi geldi ve geçti. Neydi o brifingler, neydi o meydan okumalar?! Kamusal alandan dini söküp atma girişimleri..               

Neydi o günler?.. Kokoreççilere kadar herkesi fişlediler. Kur'an kurslarında adeta terör estirildi..

O günlerin yadigarı olan başörtüsü sorunu hâlâ ülkenin gündeminde..  28 Şubat'ın gölgesinde kurulan koalisyona üye veren partilerin hiçbiri barajı aşamadı.
Allah hiçbir millete, hiçbir devlete böyle bir felaket vermesin..
O gün kurtarıcı rollerine soyunanların, daha sonra kendi bankalarının içini boşaltan banka sahiplerine danışmanlık yapmaları garip değil mi? Kurtarıcılardan kurtulmadan, gerçek anlamda kurtulmanın mümkün olmadığını o gün daha iyi anladık..        

İrtica yaygarasının, terör olayının arkasındaki gerçekleri şimdi daha iyi biliyoruz. Bizim kanlarımız ve gözyaşlarımız, çalınan alınterlerimiz üzerine kendilerine iktidar ve servet üretmeye çalışanları da..     

Bize kendi cellatlarımızı alkışlattılar.. 288 milyon dolarlık yol ihalesinin nasıl olup da 2.2 milyar dolara kapandığını biz daha sonra öğrendik. Oysa bu vurgunu yapanlar, bol bol laiklik ve Atatürkçülük lafları ederek yüz bin dolara malettikleri okulların önünde valilerin elinden alkışlarla plaketler alıyorlar ve okul bahçesine dikilen Atatürk büstünün açılışını yaparken, kurban da kestiriyorlardı.. Deve gelecek yerden kuş esirgemiyorlardı!           

Kayıtdışı ekonomi de, kayıtdışı siyaset de, medya, mafya, sermaye, siyaset, bürokrasi arasındaki karanlık ilişkiler o zaman gün yüzüne çıktı.. Susurluk benzeri ilişkilerin arkasında hep aynı kadrolar vardı.. Resmi ideolojinin misyonerliğine soyunanlar, aba altından sopa göstererek yasama, yürütme ve yargıyı etki altına almaya çalışıyorlardı. İnsanların inançları, tarihleri, kültürleri, kıyafetler, dilleri, kimlikleri, her şeyleri birilerine batıyor olmalıydı ki, her vesile ile herkese baskı uyguluyorlardı. Nüfuz ajanları köşe başlarını tutmuştu.. Medyadaki tetikçiler, sesini yükselten herkese karşı derhal harekete geçiyordu.. Birtakım silahlı bürokratlar, siyasi otoriteyi kaba biçimde tehdit ediyorlardı..
Geçti gitti sonunda. 1000 yıl değil, 10 yıl bile sürmedi.. Hâlâ o günlerin izlerini silmeye çalışıyoruz..            

Ekmeğinden, huzurundan yoksun kalan millete hayali zaferler armağan etmeyi de unutmuyorlardı elbette.. Apo'yu paketleyip bize teslim edenler, bu teslimi 40 şarta bağlamışlardı.. Şehid anaları bir yanda, "ya sev, ya terk et" pankartı açanlar öte yanda. Kızılelma koalisyonu o günlerin bakiyesi olarak çıktı önümüze..    

28 Şubat'tan bugüne kan, gözyaşı, acılar, işkence, yoksulluk ve iflas eden esnafın borçları kaldı. Şimdi bu acıları unutmaya çalışıyoruz. Yeniden adalet, barış, özgürlük, insan hakları, hukuk devleti taleplerimizi dillendirmeye başlıyoruz..      

28 Şubat Türkiye'yi "oltayı yutan balık" olmaktan, "Kaçamayanların ülkesi"ne döndürdü.. Bütçesi, borcunun faizine yetmeyen bir ülke.. AKP'ye sığınanlar aslında 28 Şubat'tan kaçanlardı. AB'ye olan teveccühün arkasında 28 Şubat fobisi var. Hatta ben diyorum ki, acaba, bizi AB'ye medyunu şükran hale getirmek isteyenlerin bir hilesi mi idi 28 Şubat. Bizi 28 Şubat'la korkutup, ölümü gösterip, hastalığa razı etmek isteyen bir oyun mu idi?.
Bugün biz 28 Şubat'tan kurtuluyoruz ama ABD, İngiltere ve Almanya'da yeni bir 28 Şubat dönemi başlıyor. Bu onlar için çöküşün başlangıcıdır.. Biz 28 Şubat'a dayandık, ama onlar dayanamaz. Çünkü biz darbelere karşı bağışığız.
Onlar 70 yıl sonra "takrir-i sükûnu" şimdi yeni keşfediyorlar.. Korku ve öfke, sahip oldukları sömürüye dayalı zenginliği kaybetme endişesi akıllarını zail etmiş durumda.
Türkiye'de 28 Şubat'ın sonu; ABD ve AB'de 28 Şubat'ın başlangıcı. Tarihin sonu demek böyle gelecekmiş. Batının özgürlük güneşi batmak üzere!. Yazık, çok yazık! Özgürlükleri ile birlikte zenginliklerini de kaybedecekler.. Onların bize göre kaybedecek daha çok şeyleri var!
Benim her 28 Şubat hakkında yazım için bir dava açıldı, bakalım bunun için bir dava açılacak mı? Bu da Türkiye'nin geldiği yeri görmek açısından benim için bir test oluyor.. Bakalım yasalar, savcılar ve yargıçlar hâlâ hakları ve özgürlükleri mi koruyor, yoksa rejimi mi?               

Selam ve dua ile..

 

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...