|

28
Şubat’ın Ardından!
Abdurrahman Dilipak / 28.02.2005 / Akit
1000 yıl sürecek diyorlardı. Çok kısa sürdü. Kısa sürmesine kısa sürdü
de yıktı geçti.. İşsizlik, yolsuzluk ve rüşvet patladı. İflaslar
yaşandı. Yasama, yürütme ve yargıda zaaflar ortaya çıktı... Maliye ve
ekonomi çökme noktasına geldi.. Bir gecede milyarlarca dolar el
değiştirdi. Şimdi Yüce Divan'da 28 Şubat sonrası ortaya çıkan
yolsuzlukların hesabı görülüyor.
28 Şubat bir kâbus gibi geldi ve geçti. Neydi o brifingler, neydi o
meydan okumalar?! Kamusal alandan dini söküp atma
girişimleri..
Neydi o günler?.. Kokoreççilere kadar herkesi fişlediler. Kur'an
kurslarında adeta terör estirildi..
O günlerin yadigarı olan başörtüsü sorunu hâlâ ülkenin gündeminde.. 28
Şubat'ın gölgesinde kurulan koalisyona üye veren partilerin hiçbiri
barajı aşamadı.
Allah hiçbir millete, hiçbir devlete böyle bir felaket vermesin..
O gün kurtarıcı rollerine soyunanların, daha sonra kendi bankalarının
içini boşaltan banka sahiplerine danışmanlık yapmaları garip değil mi?
Kurtarıcılardan kurtulmadan, gerçek anlamda kurtulmanın mümkün
olmadığını o gün daha iyi anladık..
İrtica yaygarasının, terör olayının arkasındaki gerçekleri şimdi daha
iyi biliyoruz. Bizim kanlarımız ve gözyaşlarımız, çalınan alınterlerimiz
üzerine kendilerine iktidar ve servet üretmeye çalışanları da..
Bize kendi cellatlarımızı alkışlattılar.. 288 milyon dolarlık yol
ihalesinin nasıl olup da 2.2 milyar dolara kapandığını biz daha sonra
öğrendik. Oysa bu vurgunu yapanlar, bol bol laiklik ve Atatürkçülük
lafları ederek yüz bin dolara malettikleri okulların önünde valilerin
elinden alkışlarla plaketler alıyorlar ve okul bahçesine dikilen Atatürk
büstünün açılışını yaparken, kurban da kestiriyorlardı.. Deve gelecek
yerden kuş esirgemiyorlardı!
Kayıtdışı ekonomi de, kayıtdışı siyaset de, medya, mafya, sermaye,
siyaset, bürokrasi arasındaki karanlık ilişkiler o zaman gün yüzüne
çıktı.. Susurluk benzeri ilişkilerin arkasında hep aynı kadrolar vardı..
Resmi ideolojinin misyonerliğine soyunanlar, aba altından sopa
göstererek yasama, yürütme ve yargıyı etki altına almaya çalışıyorlardı.
İnsanların inançları, tarihleri, kültürleri, kıyafetler, dilleri,
kimlikleri, her şeyleri birilerine batıyor olmalıydı ki, her vesile ile
herkese baskı uyguluyorlardı. Nüfuz ajanları köşe başlarını tutmuştu..
Medyadaki tetikçiler, sesini yükselten herkese karşı derhal harekete
geçiyordu.. Birtakım silahlı bürokratlar, siyasi otoriteyi kaba biçimde
tehdit ediyorlardı..
Geçti gitti sonunda. 1000 yıl değil, 10 yıl bile sürmedi.. Hâlâ o
günlerin izlerini silmeye çalışıyoruz..
Ekmeğinden, huzurundan yoksun kalan millete hayali zaferler armağan
etmeyi de unutmuyorlardı elbette.. Apo'yu paketleyip bize teslim
edenler, bu teslimi 40 şarta bağlamışlardı.. Şehid anaları bir yanda,
"ya sev, ya terk et" pankartı açanlar öte yanda. Kızılelma koalisyonu o
günlerin bakiyesi olarak çıktı önümüze..
28 Şubat'tan bugüne kan, gözyaşı, acılar, işkence, yoksulluk ve iflas
eden esnafın borçları kaldı. Şimdi bu acıları unutmaya çalışıyoruz.
Yeniden adalet, barış, özgürlük, insan hakları, hukuk devleti
taleplerimizi dillendirmeye başlıyoruz..
28 Şubat Türkiye'yi "oltayı yutan balık" olmaktan, "Kaçamayanların
ülkesi"ne döndürdü.. Bütçesi, borcunun faizine yetmeyen bir ülke..
AKP'ye sığınanlar aslında 28 Şubat'tan kaçanlardı. AB'ye olan teveccühün
arkasında 28 Şubat fobisi var. Hatta ben diyorum ki, acaba, bizi AB'ye
medyunu şükran hale getirmek isteyenlerin bir hilesi mi idi 28 Şubat.
Bizi 28 Şubat'la korkutup, ölümü gösterip, hastalığa razı etmek isteyen
bir oyun mu idi?.
Bugün biz 28 Şubat'tan kurtuluyoruz ama ABD, İngiltere ve Almanya'da
yeni bir 28 Şubat dönemi başlıyor. Bu onlar için çöküşün başlangıcıdır..
Biz 28 Şubat'a dayandık, ama onlar dayanamaz. Çünkü biz darbelere karşı
bağışığız.
Onlar 70 yıl sonra "takrir-i sükûnu" şimdi yeni keşfediyorlar.. Korku ve
öfke, sahip oldukları sömürüye dayalı zenginliği kaybetme endişesi
akıllarını zail etmiş durumda.
Türkiye'de 28 Şubat'ın sonu; ABD ve AB'de 28 Şubat'ın başlangıcı.
Tarihin sonu demek böyle gelecekmiş. Batının özgürlük güneşi batmak
üzere!. Yazık, çok yazık! Özgürlükleri ile birlikte zenginliklerini de
kaybedecekler.. Onların bize göre kaybedecek daha çok şeyleri var!
Benim her 28 Şubat hakkında yazım için bir dava açıldı, bakalım bunun
için bir dava açılacak mı? Bu da Türkiye'nin geldiği yeri görmek
açısından benim için bir test oluyor.. Bakalım yasalar, savcılar ve
yargıçlar hâlâ hakları ve özgürlükleri mi koruyor, yoksa rejimi
mi?
Selam ve dua ile..
|