Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sayı 315 | Mart  2005

                   

 

 


Anti-Amerikancı Eğilim Sahici mi?

Robert Pollack’ın Wall Street Journal’da yazdığı “Avrupa’nın hasta adamı: Yeniden” başlıklı makale, geçtiğimiz ayın siyasi gündeminin ilk sıralarında yer aldı. Amerika’da büyük medya kuruluşlarının, yönetimle olan ilişkileri bağlamında düşünüldüğünde, yazının belli başlı gazetelerden birinde yayınlanmış olması, ister istemez Amerikan yönetiminin Türkiye’ye yönelik ‘farklı’ bir tutum içine girdiğine hamledildi. Ardından Amerikan Dışişleri bakanı Condoleezza Rice’in Türkiye’yi ziyaretinde aynı konu üzerinde durması ve hükümete yönelik üstü kapalı ‘uyarı’larda bulunması, anti-Amerikancı hissiyatın Türkiye’de giderek güçlendiğine dair çıkan haberlerin, Amerikan yönetimince ciddi görüldüğü şeklinde yorumlandı. Medyanın genel tavrına bakıldığında, Türk halkının hissiyatının ‘normal’ karşılanması ve konunun fazla abartılmaması yönünde, genel olarak Türk halkına ‘itidal’ çağrısında bulunan yorumların yapıldığı görüldü. Fakat diğer bazı kesimler ise, anti-Amerikancı hissiyatın yükselişe geçmesinin ‘haklı’ gerekçeleri olduğuna ve hatta bu tepkinin az bile görülmesi gerektiğine vurguda bulunan yorumlar yaptılar. Fakat bu yeni gelişmenin küresel ve bölgesele anlamı üzerinde pek durulmadı. Meselenin asıl önemli yönünün burası olduğunu düşündüğümüz için, biz bu konu üzerinde duracağız.

Bu noktada, altı çizilmesi gereken ilk husus şudur: Amerikan Dışişleri Bakanı’nın Türkiye’yi ziyaretinde, Türkiye’deki anti-Amerikancı eğilimin ‘hoşlarına gitmediğine’ dair uyarıları, bazılarının iddia ettiği gibi, Amerikan yönetiminin hiç beklemediği bir gelişmenin ortaya çıkması nedeniyle yapılmış değildir. Bilakis ABD yönetiminin bu konuda tepkileri hesap ettiği ve fakat ‘marjlara’ dikkat ettiği görülmektedir. Zira Sovyetler Birliği’nin çöküşünden sonra, Amerika’nın küresel politika bağlamında benimsediği yeni ‘çizgi’nin bu tür tepkileri de beraberinde getireceğinin tahmin edilmesi zor değildir. Hatırlanacağı gibi, Clinton Doktrini ile başlayan ve Bush Doktrini ile devam eden süreçte Amerika ‘askeri’ seçeneği öne çıkaran sert bir politik tavır benimsemiştir. Tek-kutuplu dünyada, tek başına kalmanın avantajını değerlendirmek isteyen Amerika, çıkarlarını korumak ve bunları optimal düzeyde gerçekleştirmek için askeri seçeneğe başvurmaktan çekinmemektedir. Ve gelişmeler yakından takip edildiğinde görülecektir ki, Amerikan yönetimi, bu seçeneği, sorun çıkaracağı veya çıkardığı düşünülen bölgelerde ve bilhassa İslam dünyasında ‘bilinçli’ bir şekilde öncelemektedir. ‘Bağımsız’ devletlerin iç işlerine karışmama ve self-determinasyon haklarının BM sözleşmelerinde yer almasını destekleyen ABD’nin, yeni dönemde, tabi-ri caizse kendi kurallarını çiğnemesinin dünya kamuoyundan tepki görmemesi ise zaten mümkün değildir. Ancak, burada önemli olan, tepkinin boyutudur. Yani tepki belirli sınırlar içinde kaldığı taktirde ‘makul’ karşılanacaktır; ‘tehdit’ boyutuna ulaştığında veya bu noktada bazı emareler görüldüğünde, Amerika’nın tepkisi farklı olacaktır. İşte son geliş-melerin bu genel tavır zaviyesinden değerlendirilmesi gerekmektedir.

Peki, Türkiye’deki anti-Amerikancı hissiyatın, bu düzeyde bir ‘tehdit’ unsurunu içinde barındırdığı söylenebilir mi? Hayır. Elbette yanıbaşındaki bir ülkeyi, hiçbir haklı gerekçeye dayanmadan işgal eden ve insanlara zulmeden bir devlete karşı, halk genel olarak ‘tepkili’ olacaktır. Ancak bu tepkiyi gereğince ve abartmadan değerlendirmek gerekir. Türk halkının % 82’sinin anti-Amerikancı bir çizgide yer aldığını belirten anket, kimi Avrupa ülkelerinde de hemen hemen aynı oranda bir anti-Amerikancı hissiyatın varolduğunu göstermektedir. Fakat tepki Avrupa ülkelerine değil, Türkiye’ye gelmektedir. Bunun elbette bir anlamı olmalıdır ve vardır. Fakat burada doğrudan AKP hükümetiyle ilgili senaryolar bazında aceleci bazı çıkarımlarda bulunmak yanıltıcıdır. Özellikle de AKP hükümetinin Amerika’nın gözünde itibarını yitirdiği, hatta gözden çıkarıldığı şeklindeki yorumlar isabetli değildir. Çünkü konjonktür ve iç dengeler buna müsait değildir. Ancak, AKP üzerinden, içerde ve dışarda bazı kesimlere veya yerlere mesaj gönderilmesi, bir ihtimal olarak dikkate alınabilir. Örneğin Türkiye’deki bu anti-Amerikancı hissiyatın, özellikle Ortadoğu halkları üzerindeki muhtemel etkisine dikkat çekmek için, bu uyarının yapıldığı düşünülebilir. Çünkü Türkiye’nin bölgedeki pozisyonu farklıdır ve özellikle orta-vadeli bazı Batılı planlar için, kendisine bazı roller biçilmektedir. Mesela BOP projesi bağlamında düşünüldüğünde, Türkiye’de anti-Amerikancı bir hissiyatın güçlenmesi, projenin geleceği için olumsuz mesajlar içerecektir. Bu nedenle, kimi Ortadoğu ülkelerindeki anti-Amerikancı hissiyatın veya fiili tepkinin, Türkiye söz konusu olduğunda, ‘aşırı’ bulunacağı tabiidir. İşte bu nedenle, resmi makamların dikkati çekilmiş ve gerekli tedbirlerin alınması yönünde uyarılarda bulunulmuş olabilir.

Ancak bilinmelidir ki, anketin gösterdiği gibi, Türkiye’de sahici ve fiili bir anti-Amerikancı eğilim yoktur. Toplumun bazı kesimlerinde bu hissiyat çok yoğun olabilir. Özellikle ideolojik tavır koyan gruplar için böylesi bir durumdan bahsetmek mümkündür. Ancak Pollack’ın yazısında ifade edildiği gibi, bu grupların tepkisiyle, halkın genelinin anti-Amerikancı hissiyatını birbirine karıştırmamak gerekir. İdeolojik grupların muhalefetini kolaylıkla ortadan kaldırmak mümkün olmayabilir ancak, halktaki bu hissiyatın, bir takım medyatik manipülasyonlarla giderilmesi mümkündür. Örneğin her zaman denendiği gibi, demokratikleşme yönünde bir takım adımların atılması halinde, halktaki bu hissiyatın değişebileceği söylenebilir! Bu nedenle, ülkedeki mevcut hissiyatı ajite ederek geliştirilen bazı sansasyonel senaryolara itibar etmemek gerekir. Örneğin bir Amerika-Türkiye savaşını (üstelik bunu mevcut AKP hükümeti döneminde) öngören Metal Fırtına türündeki kurgu-senaryoların ciddiye alınacak bir tarafı yoktur. Bu tür çalışmalar, genellikle olabilecek şeyleri değil, ‘olması arzulananlar’ı resmeder. Arzular ile gerçekler ise çoğu zaman uyuşmazlar. Bu nedenle, Türkiye’nin yakın dönemde anti-Amerikancı bir çizgi üzerinde siyaset yapacağına dair hiçbir işaret yoktur. Bilakis, Amerika-Türkiye ilişkileri, Amerika için öylesine önemlidir ki, Türkiye’nin bu konuda bir ‘irade beyanı’nda bulunmasına bile Amerika izin vermez, vermemektedir. Tabii bu, mevcut demokratik siyasetin kurallarını kabul edenler için geçerlidir. Değişimi tabandan gelerek sağlayan ve sahici anlamda bir Amerikan-karşıtı siyaset izleyecek bir siyasi kadro ülke yönetimini ele alırsa, işte ancak o zaman, bu ülkede gerçek bir Amerikan (ve zulüm) karşıtlığından bahsedilebilir.
 

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...