|

ÖNCE SURİYE Mİ İRAN MI?
Irak
operasyonundan sonra sürekli olarak Suriye ve İran’ın adını, bölge için
tehdit unsuru olarak anan Amerika, bu iki ülkeyi köşeye sıkıştırma
politikası gereğince bazı fiili icraatlara girişmiş görünüyor. Buradaki
sürece ilişkin olarak, Suriye’nin sanki biraz daha öncelikli hedef
olarak görüldüğü gözlemleniyor. Bu konudaki son gösterge, Lübnan eski
Başbakanı Refik Hariri’nin bombalı saldırıyla öldürülmesinin akabinde
Suriye yönetiminin Lübnan’dan çekilmesi yönünde Amerika tarafından
uyarılmasıdır. Bu uyarının hemen ardından Suriye-yanlısı Lübnan
hükümetinin istifa etmesi ve nihayet Beşar Esad’ın askerlerini
Lübnan’dan çekeceği yönünde beyanda bulunması, Amerika’nın Suriye
üzerinde ciddi bir baskı uyguladığını gösteren diğer sıcak gelişmeler
olarak karşımızda durmaktadır. Öte yandan İran ise, nükleer silah
geliştirdiği gerekçesiyle Amerika tarafından sıkıştırılmakta ve
gerekirse bu ülke için de bir askeri müdahale seçeneğinin göz ardı
edilmeyeceği uyarısı yapılmaktadır.
Bu bağlamda Suriye’nin daha öncelikli hedef olması mantıklı
görülmelidir. Zira İran hem daha büyük bir lokmadır; hem de eğer İran’a
yönelik ciddi bir o-perasyon ihtimali varsa, bu durumda eli-kolu bağlı
bir İran’ın daha kolay bir hedef olacağı açıktır. En son Suriye-İran
ittifakı da göstermiştir ki, bu iki ülke bölgesel gelişmeler noktasında
işbirliği yapmaktadır. Eğer İran son hedef olarak görülüyorsa,
Suriye’nin işinin öncelikli olarak bitirilmesi durumunda, İran’ın iyice
kuşatılmış olacağı açıktır. Ayrıca güç dengele-rine bakıldığında da,
veya ekonomik, siyasi ve aske-ri potansiyeller açısından, Suriye, daha
kolay bir lokma olarak görülmektedir. Bu nedenle, eğer Amerika, bu iki
ülkeye ilişkin bir takım operasyonlar peşinde ise, ilk olarak Suriye’yi
hedef alması doğaldır. Özellikle Lübnan örneğinde görülen gelişmeler, bu
yönde bazı gelişmeler olabileceğinin sinyallerini vermiştir. Fakat
İran’la ilgili olarak Amerika’nın, kısa vadede ciddi bir fiili
müdahaleyi düşünmediği görülmektedir.
Ancak, bu,
Amerika’nın, bu seçeneğe başvurmayı hiç düşünmediği şeklinde
yorumlanmamalıdır. Amerikan yönetiminin siyaset tarzı ve siyasi
hedefleri açısından İran probleminin halli, hayati önem taşı-maktadır.
Bu herkesçe bilinen bir gerçektir. Dolayısıyla, küresel anlamda askeri
seçeneği, çıkarlarını gerçekleştirmek için kullanabileceği stratejik
kararını vermiş bir yönetimin, İran problemini çözmek için de, aynı
kartı kullanmayı düşünmesi gayet doğaldır. Fakat burada şu hususların
altını çizmek yararlı olacaktır. Öncelikle Amerika, İran problemini,
Ortadoğu probleminin çözümünde ‘son aşama’ olarak görmektedir. Hal böyle
olunca, İran’a yönelik herhangi bir girişimin temellerinin sağlam
olmasına çalışacağı ve sürecin en sonunda bu ülkeye müdahaleyi
düşüneceği açıktır. İkinci bir husus, Amerika’nın kısa vadede, İran’ın
‘altını oyacak’ girişimlere öncelik vereceğidir. Örneğin Amerika, İran
içinde, mevcut yönetime karşı memnuniyetsizlik izharı anlamına
gelebilecek bir gelişmeyi tetikleyebilirse, bunu ‘başarı’ olarak
görecektir. Şayet kısa-vadede, İran’ın nükleer programı vesilesiyle bir
operasyon düşünülürse ve akabinde İran yönetiminde veya halk tabanında
bazı ‘çatlak’ sesler çıkması söz konusu olursa, Amerika, bunu,
uzun-vadeli faydaya tahvil etmeye çalışacaktır. Yani İran’a yönelik bir
askeri müdahaleden önce, bu ülkenin kendi içinde çözüldüğü imajını
yaymaya çalışacaktır.
Fakat bu
noktada, İran’ın kenetleneceğine dair bi ihtimal ve beklentiden de
bahsedilebilir. Doğrudur, İran, bölgedeki diğer ülkelere benzemez. Ne
Irak’ı ne de Suriye’yi İran’la kıyaslamak doğru olmaz. Fakat şuna dikkat
edilmelidir ki, Amerikan yönetiminin, içerde çözülme arayışı yeni
değildir ve geçmişte bu yönde kimi çabaları da olmuştur. Evet, Amerika,
Humeyni hayattayken, İran’a askeri bir operasyonu düşünürken, çok
tereddüt etmiştir. Zira Irak-İran savaşı’nın nasıl bir etki doğurduğunu
açıkça gör-müştür. Ancak bugün, Humeyni hayatta değildir ve İran da eski
İran değildir. En azından mevcut Amerikan yönetimi, bu konuda İran’ın
zayıfladığını düşünmektedir. Ek olarak, ‘şahin’ bir politik çizgiye
sahip mevcut Amerikan yönetiminin, bu noktada daha cüretkar davranması,
kendi politik tavrının gereği olarak düşünülmelidir. Ancak elbette ki,
İran’a karşı beslenen düşüncelerin fiiliyata geçirilmesi, örneğin
Irak’taki kadar kolay değildir. Hatta belki de hiç mukayesesi mümkün
değildir. Yalnız şu husus da gözlerden ırak olmamalıdır ki, İran, 20
yıldır Amerika’nın bölgedeki çıkarlarına engel olmakta ve dünya
halklarının gözünde de bu yönüyle belirli bir yeri bulunmaktadır. Bu
‘sembolik’ değerin gözden düşürülmesi, işte bu yüzden Amerika için önem
arz etmektedir. Eğer Amerika, İran konusunda bir başarıya ulaşırsa,
bunun küresel politikada ne tür getirileri olacağını iyi
hesaplamaktadır. Bu nedenle, başvurma noktasında tereddütleri olan
seçenekleri, bugünkü vasatta daha rahat düşünebilmektedir. İşte bu
yüzden, Amerika’nın İran üzerinde ciddi ciddi düşündüğünü gösteren
emareleri yabana atmamak gerekir. Özellikle de BOP projesi bağlamında
bazı senaryolardan bahsedildiğini hesaba katarsak, İran probleminin,
öyle ya da böyle, Amerika için ‘halle-dilmesi gereken’ bir mesele olarak
var olmaya devam ettiğini görmek gerekmektedir. Amerika’nın bu ko-nuda
atacağı adımların, ters tepmesi ihtimali de elbette vardır. Fakat burada
altı çizilmesi gereken nokta, Amerika’nın bu hesabı yaptığı ve kendini,
eskisine göre, çok fazla risk altında görmediği husu-sudur. Zaten bu
nedenledir ki, sert siyaset yolunu tercih etmektedir. |