|

MUHAMMED’İ DOĞRU ANLAMAK
Mehmed D URMUŞ
‘Kutlu Doğum Haftası’ ile, putperest Avrupa medeni-yetinin gün
kutlamalarına benzetilen bir peygamber imajından sıkılanlar; Peygamber
hep gül mü severdi, mesela kılıcı hiç sevmez miydi? diye sormadan
edemeyenler; Muhammed (a.s)ın tanrılık mertebesine çıkartılmasından
nefret edenler için, İbrahim Sarmış hocanın kitabını tavsiye etmemizden
daha doğal ne olabilir?
Prof. Dr. İbrahim Sarmış, Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde
öğretim üyesi iken, kendi ifadesi ile, “bir yol kazası” sonucunda
emekliye ayrılmış bir ilim adamıdır. Okuyucu onu ‘Tasavvuf ve İslam’
kitabı ile de tanımaktadır. Bütün Müslümanlar gibi İbrahim Hoca da
sanırım bu bazı “yol kazaları”nı Allah’ın, “Sevmediğiniz şeyler sizin
için hayır, sevdiğiniz şeyler de sizin için şer olabilir” (2/216) emri
ilahisince değerlendirmiş ve bildiğim kadarıyla, mağdur edebiyatı
yapmadan ilmî çalışmalarını sürdürmüştür. İşte bu çalışmalarının sonucu
olarak elimizde iki ciltlik güzel bir kitap bulunmaktadır. Bu kitabı,
‘kutlu doğum’ haftası tertip heyetine önersek, acaba ağızlarının tadı
kaçar mı ki?
İbrahim Sarmış beyin kitabı, “Hz. Muhammed’i Doğru Anlamak”* adını
taşımaktadır. Hemen buracıkta eleştirimi göndermek durumunda
hissediyorum kendimi: Kitabın adındaki işbu ‘hazret’ kelimesi ne yalan
söyleyeyim, kitabın adıyla pek uyumlu görünmedi bana. Peygamber’e salât
ü selam okumak Kur’anî bir tutum iken, ‘hazret’ kelimesi gelenekteki
‘kurgulanmış Muhammed’i, sıradanlığı, resmiyeti ve soğukluğu
çağrıştırmaktadır. ‘Hz.’siz bir ‘Muhammed’ sözü bana daha sıcak, içten
ve samimi gelmektedir. Hatta diyebilirim ki, Muhammed (a.s)ın yanlış
anlaşılması, onun ‘hazretleşmesi’ sürecidir bir bakıma. Madem ki kitabın
adı ve konusu Muhammed’i (a.s) doğru anlamaktır, işe ilkin buradan
başlamalıydı diyorum İbrahim hoca… Fakat siz bu girizgah faslındaki
eleştiriye bakmayın…
Kitabın birinci cildi, Muhammed (a.s)ın Peygamber olduğu dönemdeki dünya
ve Arap yarımadası hakkında bilgiler vererek başlamaktadır. İlerleyen
sayfalarda Muhammed (a.s)ın bir ‘insan Peygamber’ olduğu fikri genişçe
işlenmektedir. Bu cümleden olarak Muhammed’in de doğan ve ölen, unutan,
halkın diliyle konuşan, gaybı/meçhulü bilmeyen bir pey-gamber olduğu,
onun en üstün makamının, ‘Allah’ın kulu’ olduğu genişçe açıklanmaktadır.
Bu satırları okuduğunuzda Muhammed (a.s)ı sanki daha yakından
tanıdığınızı, iyice onun dibine sokulduğunuzu ve aranızda engeller
bulunmadığını hissetmektesiniz.
Dünyada iken Peygamber’le aralarında bu yakınlığı tesis edemeyen
kimseler, ahirette Muhammed (a.s)ın yapacağını zannettikleri bir
şefaatle işi kurtarmayı ummaktadırlar. Oysa Kur’an böyle bir şefaat
yetkisini kimseye vermediğini çok açık ve seçik beyan etmektedir.
Muhammed’i doğru anlamaktan bahsedip de şefaatten bahsetmemek olmazdı.
Kur’an’ın, Peygamber Muhammed (a.s)a “Allah ahirette şefaat görevi
vermemiştir” diyen Sarmış hoca, şefaat tasavvuruna genişçe yer vermekte
ve sonuç olarak şöyle demektedir:
“Görüldüğü gibi ayetler, gerek putperestlerin ve gerekse başkalarının
beklediği ahiret gününde şefaatin olacağını kesin olarak red etmekte ve
o gün hiçbir şefaatin olmayacağını, dünyada şefaat etmesi umulan
varlıkların kesinlikle böyle bir şefaatlerinin olmayacağını ve kimseye
yarar sağlamalarının sözkonusu olmadığını belirtmektedir.” (I/205).
Sarmış, konuyu daha da netleştirerek, “putların ve meleklerin Allah
nezdinde kendilerine şefaat edeceklerine inanmış olan müşriklerin bu
inancını Kur’an reddettikten sonra, onlara alternatif olarak bu şefaat
rolünü birileri Hz. Muhammed’e vermiş” olduklarını ifade etmektedir.
(I/206).
İbrahim Sarmış bey, Peygamber’in dua ve ibadetlerinde Allah’la kendisi
arasında aracı koymadığını Kur’an ayetleriyle genişçe işleyerek,
Allah’la aralarında gavslar, erenler, kutuplar, evtad, ebdal gibi
aracıları koyanları kıyasıya eleştirmekte, bunların Arap, Türk ve
Farsların eski putperest inançlarının hortlayıp Müslümanlar arasında
İslam boyası ile boyanmasından ibaret şirk kültürü olduğunu
belirtmektedir.
Bu gibi şirk kültürü inanışların çoğu genelde ‘hadis’ formatına
büründüğü için sözü hadislere getiren İbrahim sarmış, Hadislerin
Kur’an’la eşdeğer’ olduğu kanaatini de genişçe sorgulamakta, hadis
edebiya-tının teşekkül serencamını özetle anlatmakta ve Peygamber’den
Kur’an’a muhalif bir hadis rivayet edeni reddetmenin, Peygamber’i red ve
yalanlamak olmadığını, bilakis Peygamber’e bâtıl isnad edeni reddetmek
anlamına geldiğini uzun uzadıya izah etmektedir.
Elbette kitapta yer alan, meselenin özüyle değil, biraz daha ‘teknik’
denebilecek kimi hususlarla ilgili bazı eleştiriler de yapmak istiyorum.
İbrahim Sarmış hocanın, Kalem suresinin 4. ayetiyle ilgili yorumuna
küçük bir itirazım var. Bu ayette “Sen büyük bir ahlak üzeresin”
buyurulmaktadır. Bu ayet meallerde çoğunlukla, Peygamber (a.s)ın ahlakî
açıdan ne ka-dar üstün olduğunu anlattığı şeklinde yorumlan-maktadır.
İbrahim hoca da bu yoruma iştirak etmiş görünmektedir. Fakat kanaatim
odur ki, bu ayet, Peygamber’in ahlakını değil, onun “büyük bir ahlak”
yani, büyük bir din, şeriat, sırât üzere olduğunu haber vermektedir.
Yani, senin yolun, tuttuğun yol, yaşam tarzın, üzerinde bulunduğun yön,
müşriklerin eleştirdiği gibi sıradan bir şey değil, yüce bir dindir,
bunun değerini bil ve sataşmalara aldırış etme denmek istenmektedir.
Bir başka eleştiri noktası olarak, İkinci cildin 67. sayfasında,
Peygamberler arasında ayrım yaparak, Peygamber yarıştırma faaliyetine
koyulan zihniyeti eleştirirken, mesela Buhari, Muslim, Ebu Davud’un
hadis kitaplarında geçen bir hadise yer vermesini ele alabiliriz. Bu
hadise göre, Peygamber (a.s) “Beni Musa’dan üstün tutmayın. İnsanlar
kıyamet günü bayılacaklar, ben de onlarla birlikte bayılacağım.
Ayıldığımda Musa’yı arşa sıkı sıkıya tutunmuş bir vaziyette göreceğim.
Bilmiyorum; o da bayılıp benden önce mi ayılacak, yoksa Allah onu bundan
istisna mı tutacak?” Şimdi bu hadis, “Peygamberler arasında bir üstünlük
arayışına girmeyin” mesajını vermek bakımından ‘sakıncasız’ bulunabilir
ve İbrahim Bey de bu amaçla yer vermiştir herhalde. Fakat Kur’an’ın
bahsetmediği bir konuda Rasulullah (a.s)ın bu gibi detaya yönelik
sahneleri haber vereceğine nasıl inanabiliriz? Sanırım bu rivayetler
hakkında biraz daha titiz olmak gerekmektedir.
Kitabın ikinci cildi daha çok, tasavvufî eleştirilerden oluşmaktadır.
Hallac’ın, İbni Arabi’nin ve Fethullah Gülen’in Peygamber hakkındaki
aşırılıklarına yer veren Sarmış hoca, peygamber Muhammed (a.s)ın bütün
insanlara gönderildiğini Kur’an ayetleriyle işlemekte, Ehli Kitab’ın da
Kur’an’a inanmak ve Muhammed’e tabi olmakla yükümlü olduklarını
açıklamaktadır.
Bu ikinci kitapta Mehdi, Mesih, İsa’nın nüzulü, ric’at inancı gibi İslam
dışı inanış ve telakkileri genişçe sorgulamakta, bunların hepsini Kur’an
ayetleri ışığında inceleyip bir sonuca varmaktadır.
Son yıllarda mehdici-mesihci anlayışların etrafta kol gezdiğini, basın
yayında her gün bu konuların işlenerek toplumun kafası curufâtla
doldurulmaktadır. Ayrıca, ‘kutlu doğum haftası’ adıyla yapılan
etkinliklerde, İslam Peygamberi hurafelere bulanarak, insanüstü bir
Tanrı/Peygamber portresi çizilmektedir. Gül’le özdeşleştirilen Peygamber
de dinlerarası diyalog ve hoşgörü fitnesine eşdeğer olarak oldukça soft,
light bir role indirgenmektedir. Sırf ‘gül’ sembolü ile Peygamberi
acizleştirmek, sıradanlaştırmak hiç kimsenin haddi olmamalıdır. Bizim
Peygamberimiz Muhammed (a.s) ‘gül’ü sevdiği kadar kılıcı da seviyordu.
O, Allah’ın kulu ve elçisi idi. İşte bu nedenle İbrahim hocanın bu
kitabını okumak gereklidir diye düşünüyorum. Ne yazık ki insanlar, bir
aptallık kutusu karşısına geçip saatlerce vaktini onun karşısında, hem
de sonuçta hiçbir bilgi edinmediği halde geçirmekteler, fakat ‘okumak’
gibi insanoğlunun gelmiş geçmiş en kamil amel-i salihini yerine
ge-tirmemektedirler. Halbuki asr suresini bilen insanlar okumanın
değerini bilmemezlik edemezler.
İbrahim Sarmış’ın eseri, Müslümanların kitaplığını süslemelidir.
Hoca’nın kalemine ve yüreğine sağlık diyorum ve çalışmalarının devamını
umuyorum. Allah ecrini verecektir inşallah.
*Prof. Dr. İbrahim Sarmış, Hz. Muhammed’i Doğru Anlamak, Konya,
Şubat-2005, 2 Cilt, 496+491 sayfa.
|