|

BUSH
SEÇİLMEDİ!
Çev: Serhat KARA
Alman Gazetesi ‘TAZ’ /11.04.2005
taz: Sayın Chomsky, iki yıl önce Amerikan askeri birlikleri Bağdat’a
girdi. Bu arada Irak´ta seçimler yapıldı. Acaba başkan Bush askeri gücü
kullanarak demokratikleştirme yönteminde başarılı mı oldu?
Noam
Chomsky: Demokrasinin yayılması işgalin gerekçesi değildi. Irak’a
saldırı, Bush, Rice, Powel ve diğerlerinin özellikle belirttiği gibi tek
nedenden dolayı gerçekleşti: Irak kitle imha silahlarının üretimini
durdurmalıydı. Bu sebep ortadan yok olunca, yeni bir hedef uyduruldu: Bu
seferde Irak’a demokrasi götü-rülecekti. Ne yazık ki, iyi eğitilmiş
(terbiye edilmiş) ba-tılı aydınlar bu yeni sebebi öne süren kişilerin,
tarihin en yalancı kişiler olduklarını unuttular.
Belki
öyledir. Ama neticede bu işgalle birlikte demokrasi geldi.
Hayır, yanılıyorsunuz. Aksine İngiltere ve ABD Irak’ta-ki seçimleri
her imkanı kullanarak engellemeye çalıştı-lar. İlk olarak kurulacak olan
hükümetin mensuplarını belirleme yetkisini elde etmek istediler. Bu
kabul edilmeyince, Irak’ın anayasasını kendileri yazmak istediler. Kaba
kuvvetsiz bir direniş neticesinde bu zorbalıklarından taviz vermeye
mecbur kaldılar. Bu silahsız direniş büyük bir başarıdır.
Silahsız
direniş mi? Ben Irak’dan sadece şiddet haberleri alıyorum.
Şiddet işgal güçlerini ilgilendirmiyor: Kaba kuvvet alanında ABD ve
İngiltere üstün güce sahipler. Onlar Felluce’yi bir Grozni’ye
çevirebilirler. Ve bu durumun batılı aydınlar tarafından ilgisizlikle
karşılanacağına eminler. Onlar ağır savaş suçları işleyebilirler – ve
batılı aydınlar bunu kolayca içlerine sindirirler. Karşı koyamadıkları
unsur ise, silahsız direniştir. Bu silahsız direnişin özelliği işgal
güçlerinin emirlerini kabul etmemekte yatıyor.
Siz,
silahsız direniş olmasaydı Irak’ta seçimlerin yapılmayacağını mı
savunuyorsunuz?
Biz bunu biliyoruz. Bu tür bir soruya hiç gerek yok. İngiliz ve
Amerikan resmi makamları seçimi engelleyecek tedbirler almışlardı.
Örneğin biraz önce belirttiğim gibi hükümetin mensuplarını kendileri
belirlemek istediler. Ama İngiltere ve Amerika sadece reddettikleri
seçimler konusunda geri adım atmak zorunda kalmadılar, ayrıca Amerikan
sivil yönetiminin tamamen hukuk dışı yasaları konusunda da mağlubiyet
aldılar. Bu gayri hukuki uygulamayla Irak’ın ekonomisinin tümüyle
yabancı şirketlerin eline geçmesi sağlanacaktı. Hatta ilk hedeflerinden
olan Irak’ta kalıcı bir askeri varlığı sür-dürmeleri konusunda bile
taviz vermeleri gerekebilir.
En
azından ABD ve İngiltere seçimlerin sonucu kabul ettiler.
Irak halkı işgal gücünün ülkeyi terketmesi yönünde oy kullandı:
Irak’taki tüm siyasi partiler işgal gücünün aşamalı olarak ülkeyi terk
edeceklerini söz vererek seçimlere katıldılar. Maalesef Washington ve
Londra seçimlerin hemen ardından bunu kesinlikle kabul-lenmeyeceklerini
açıkladılar.
Her şeye
rağmen, ABD Irak’a zorla girmeseydi seçimler yapılmamış olacaktı.
Bu durum tespiti yapmak için garip bir yaklaşım. ABD ve İngiltere
Irak halkını Saddam’ı düşürme çabalarında engellemeseydi, böyle bir
sorun hiç olmayacaktı.
Siz 1991
yılındaki Körfez savaşını mı kastediyorsunuz?
1991 yılında bu tür imkan kesinlikle mevcuttu. Körfez savaşının
ardından Şii direniş Saddam’ın düşmesine yol açabilecek güçteydi. Ancak
ABD Saddam’ın bu direnişi bertaraf etmesine imkan verdiler. Gerekçe ise,
Saddam’ın, Şiilere nazaran bölge için daha geniş istikrar unsuru olduğu
kanaatiydi. Ardından ambargo rejimi geldi. Ambargo neticesinde yüz
binlerce insan öldü, toplum bozuldu. Böylece halk zalim hükümdarları
Saddam’a daha da bağımlı oldu. Bu uygulamayla Saddam’ın ABD tarafindan
desteklenen diğer canavarlar gibi yok olması engellendi.
Ambargo
olmadan Saddam iktidarda kalamaz mıydı?
Savaşın ardından ABD hükümeti tarafından açılan bir araştırma
komisyonunda, komisyon yöneticisi eski silah bulma başkanı David Kay
bile ambargonun uygu-lanmamış olması halinde Irak rejiminin rahatlıkla
düşürülebileceğini tespit etti.
Bush ve
Cheney hedefin yalnızca Irak olmadığını ve Irak işgalinin etkisiyle
diğer Arap ülkelerinde de demokratikleşme izlerine rastlayacağımızı
savunuyorlar.
Elbette bunu iddia ederler ve batılı aydınlar da onların dediklerini
tekrarlarlar. Ancak olgular tamamen bu söyleme zıt. Arap dünyasında
demokratikleşme hareketleri yıllardır mevcut. Bu hareketler her zaman
İngiltere ve ABD tarafından engellendi. Demokrasinin Arap dünyasında
yaygınlaşmasını sağlayan en etkin araç El-Cezire televizyon kanalıdır.
Bu nedenle bu kanal ABD’nin nefretine maruz kalmıştır. ABD Katar
hükümdarından bu yayın kurulunu kapatmasını talep etti. Bunu
başaramayınca bu yayın kuruluşunun Afganistan ve Irak’taki bürolarını
bombaladılar. Nitekim ABD El-Cezire’yi Irak’tan kovdu.
Lübnan’da
muhtemelen demokrasinin yayıldığına dair bir gösterge var.
Oradaki hareketlenme Rafik Hariri’nin bombalı suikaste kurban
gitmesinden sonra başladı. Bilinmesi gereken bir husus ise o bombayı
CIA’in patlattığıdır. Ancak bunu ABD kabullenmiyor.
Bush,
Beyrut’taki halkın sokaklara dökülmesine Irak imtisali sebeb oldu
diyebilir.
Böyle bir söyleme inanmak için, katı bir Stalinist olmak gerekiyor.
Amerikan
seçimlerine değinecek olursak, Kasım 2004’e kadar Bush’un düzgünce
seçilmediği savunulabilirdi. Ama son seçimlerde Bush oyların çoğunu aldı
ve katılım oranı da yüksek idi.
Bush seçilmedi. Çünkü seçim yapılmadı. Hür seçim bilgilendirilmiş
bir kamuoyunun siyasi sürece katılımını gerektiriyor. ABD’deki
gelişmeler ise böyle bir olayın vukuu bulmadığını gösteriyor.
Ama yoğun
çabalarla yürütülen halka yönelik seçilme mücadelesi vardı ortada.
Televizyondaki bir seçim reklamından doğru bilgilenmeyi
bekleyemezsiniz. Siz orada ancak aldatılırsınız. Bu reklamın arkasında
yatan fikirdir. Reklam ajanlarına ürün yerine aday satma görevi
verilirse, bir ürün için uyguladıkları yöntemleri aynen kullanırlar.
Yani demek istediğim, Bush olduğu gibi tanıtılmıyor ve başkan
adaylarının politikasını kimse bilmiyor.
Sol
hareket bu propagandanın üstesinden gelemez mi?
Karşımızda olan yalnızca bir propaganda değil. İnsanları yalıtmanın
ve siyasi katılımlarını çömezlemenin bir çok yolu var. ABD bu hususta
diğer ülkelere nazaran üst seviyede, diğerlerinde ise başka ülkelerle
aynı yöntemi kullanıyor. Son 25 yılda ABD halkının çoğunluğunun reel
gelirleri artacağına azaldı. Bir çok kişi gerekli gelirlerini daha fazla
mesai yaparak temin ediyorlar. Yani halkın çoğunluğunun iş yükü arttı ve
güçlü propagandayla da tüketim ve borçlanmaya sürüklendi. Amaç ise
onların denetim altında tutulmalarıdır.
Profesör
Chomsky, müsadenizle sizin savunduğunuz siyasi bakış açısını şöyle
tanımlayabilir miyim: Şayet insanlar bilgilendirmiş olsalar bu
sorunlar yaşanmayacaktır.
Aynen öyle. Bunda şüphem yok. Eğer bu sinsi amaçları bilseler, buna
engel olurlar. İktidarda ve büyük şirketlerin başında bulunan güç
sahipleriyle paylaştığım bir tespit ise şu: Propagandanın amacı zaten
insanları yanıltmak. Hatta aydınlar için bile bu böyle. Her iktidar ve
güç odağı aldatma ve yanıltmayı hedefler. Sanayi olsun, hükümetler olsun
isterse de aydınlar cemiyeti olsun. İnsanlar gerçekleri öğrendiklerinde
bu güç odakları işlemez hale gelecektir.
Bir sene
önce taz ile yapılan söyleşinizde iyimser olduğunuzu belirtmiştiniz.
İyimserliğiniz halen geçerli mi?
Batının tarihine bakınız. Değişik devirler göreceksiniz. Toplum bir
dönem pasifliğe itiliyor. Ardından bazı başkaldırılar geliyor ve değişim
elde ediliyor. 50’li yıllar hareketsizlik ve pasiflik dönemiydi. O zaman
da tarihin sonunun geldiği coşkusu vardı. Her sorunun çözüldüğü imajı
oluşmuştu. Birkaç zengin kişi dünyayı yönetirken, herkes sakin ve mutlu
olacaktı. Ama 60’lı yıllarda her şey kopmaya başladı ve güçlü bir
sivilleşme ve de-mokratikleşme tesiri elde edildi.
Ama
aradan çok uzun zaman geçmiş.
19. yüzyıldan beri zafer safhaları ile başkaldırı, direniş,
demokratikleşme, özgürlük ve eşitlik safhaları sıkça yer değiştirmiştir.
Bunlar biz hayattayken olmuşlar ve yine gerçekleşecekler.
|