Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sayı 317 | Mayıs  2005

                   

 

 


BİLİNÇ KİRLENMESİ VE AŞINMASI

Atasoy MÜFTÜOĞLU

Bugünün tarihi, güç siyasetlerinin, sınırsız hırsların ve savaş fanatizmlerinin tarihidir. Bugünün tarihi, insani duygulara, çözümlere ve yorumlara bütünüyle kapalıdır. Emperyal hegemonya adına, toplumlarımız her alanda kuşatılmış durumdadır. İnsanlığa ve hukuka saygısı bulunmayan küstah bir güç, uydurma bahanelerle yeni düşmanlar ve düşmanlıklar icat ediyor, askeri egemenlik temelinde yürütülen siyasetlerle toplumlarımız teslimiyetçi-liğe zorlanıyor. Temel insani ve ahlaki ilkelerin yok edildiği bir dünyada; çıkarlar ve stratejiler, her türlü aşırılığı, tiranlığı ve çılgınlığı mümkün hale getiriyor. Çıkar çatışmalarının ve ilişkilerinin, güç çatışmalarının ve ilişkilerinin egemen olduğu bir dünyada, gerçek uygarlığın egemen olduğu bir dünyada, kuşkusuz şiddete yer olmayacaktır. Medyayı da yoğun bir şekilde manipüle ederek, küresel tiranlığın dayattığı çerçeveler, “terör”le etiketleyerek, bütün İslami hareketleri ve muhalefet hareketlerini tasfiye etmeyi amaçlamaktadır.

Günümüzde güç siyasetlerine hakim olanlar “önemli”, bu siyasetler tarafından nesneleştirilen toplamlar/halklar ise, “önemsiz” sayılıyor. Bu nedenledir ki, Batılılar kendi kültürlerini zorla dayatabiliyor, farklılıkları tahkir ederek, basite indirgiyor. Bu nedenledir ki, ideolojik ırkçılık her geçen gün daha çok kendisini hissettiriyor. Küresel politik uygulamaların yalnızca iki temel dayanağı var: Bunlardan birincisi çok dar, çok bağnaz bir pragmatizm anlayışı, ikincisi ise, çok saplantılı bir ulusal güvenlik anlayışıdır. Uluslararası politika sınırsız kirlilikler içermektedir. Uluslararası sistemin bir parçası olmak, bu kirliliklerin bir parçası olmak demektir, çılgın tiranların neden olduğu siyasal patolojileri paylaşmak demektir. İçerisinde bulunduğumuz dönemde bütün bir Ortadoğu, bu dar ve bağnaz pragmatizm adına, savaşlar ve katliamlar yoluyla dönüştürülmeye çalışılmakta, yine bu pragmatizm adına, tiranlıklar yoluyla, yeniden yapılandırılmak istenmektedir. Toplumlarımız bu dönemde, istisnasız her yeni günde yeni bir abluka ile karşılaşmaktadır. Toplumlarımız, yukardan ve şiddetle dayatılan perspektiflerle Amerikan seçeneklerini kayıtsız şartsız kabule zorlanmaktadır. Bu seçeneklere direnen toplumlar işgal ve istila edilmektedir.

Toplumlarımızın hayatında, tarihinde, politik gücün, politik şiddetin ve totaliter tutkuların gittikçe daha çok belirleyici hale geldiği görülüyor. Bu nedenledir ki, toplumlarımızda egemen konjonktürel yorumlara, bakış açılarına, akıl yürütme tarzlarına, egemen algısal kalıplara kölece teslimiyet hissedilir ölçüde çoğalıyor. Aziz İslam’ın algılanması konusunda, Batılı düşünme ve algılama tarzlarının öne çıkarıldığı inkar edilemez bir gerçektir. İslami çevrelerde de sarsıcı düşünce ve tavır değişiklikleri ortaya çıkmaktadır. İslami çevrelerde açıkça bir bilinç aşınması ve bilinç kirlenmesi yaşanıyor. Bu aşınma nedeniyledir ki; İslam’ın algılanması konusunda, Oryantalist klişeler, Batılı klişeler maalesef geçerlilik kazanabi-liyor. Rasyonalist yorumlar daha çok matematik ile ilgili alanlarda geçerli olabilecekken, bu yorumlar şimdi de İslami alanı içerisine alabilecek şekilde kullanılabiliyor. Bu durum, çevremizde yeteri kadar konuşulmayan, tartışılmayan, entelektüel facialara neden oluyor. Bu bağlamda, “siyasal İslam’ın tükenişi”, “dinciliğin tükenişi” başlığı altında tamamen spekülatif değerlendirmeler yapılabiliyor. Gerek “siyasal İslam” tanımı ve gerekse “dinci/dincilik” tanımları son derece sorunlu ve hastalıklı tanımlardır. Bu tanımların, irdelenmeksizin Müslümanlarca da kullanılıyor olması çok esef vericidir.

Zihinsel planda ideolojik bombardımana uğramak çok sefil sonuçlara yol açabiliyor. İslam Dünyasının hiçbir yerinde kendilerini “dinci” olarak tanımlayan bir akım olmadığı halde, konjonktürel ve moda yorumlara maruz kalanlar “dinciliğin tükenişi”nden söz edebiliyor, Müslümanları mistik esinlere, mistik sezgilere davet edebiliyor. Maruz bırakıldığımız baskılar sonucu, bilincinde olmadığımız, farkında olmadığımız bakış açılarını ve yorumları kullanmaya başlıyoruz. İslami içerikler ve biçimler bir bütündür. İslam bütüncül yaklaşımlarla, bütüncül olarak temsil edilmelidir. Batı’lı akıl yürütme yöntemleriyle, İslam’ı, siyasal İslam, ya da manevi İslam gibi kategorilere ayırmamak gerekir. Bu gibi kategorilere itibar etmek demek, düşünsel-mantıksal bütünlüğü yitirmek demektir.

Karşı karşıya bulunduğumuz bilinç kirlenmesi ve aşınması sebebiyle, İslami bilincin/duyarlığın yükselişi, bu bilincin ve duyarlığın toplumsallaş-ma ve siyasallaşma arayışları, çok kaba, çok çirkin ve çok yakışıksız bir şekilde “dincilik” olarak yaftalanabiliyor. Müslümanların üzerinde mutabakata varılmış tanımlarla konuşması/yazması, indirgemeci yaklaşımları ve kolay/ucuz yaftaları kullanması, ithal klişelere dayanması, kimi kavramlara yüklenen küçümseyici, aşağılayıcı anlamlara itibar etmesi, kabul edilebilir ahlaki bir durum değildir. Çerçevesi küresel sistem tarafından çizilen/ dayatılan bir İslam anlayışı, İslam algısını sulandırmayı, tahrip etmeyi amaçlıyor. Bunun yanında, bir ulusu, hangi bağlamda olursa olsun, -ırksal/ kültürel/tarihsel-mutlaklaştırarak, ulusal egoizm temelinde İslam yorumları geliştirmeyi çalışmak, etnik aidiyeti, İslami aidiyetin önüne geçirmek, hem büyük bir taşkınlık, hem de büyük bir ayrımcılıktır. Başka halklarda/toplumlarda benzeri görülmeyen, özel nitelikler ve üstün niteliklerle donanmış bir halk fikri, rencide edici, incitici bir fikirdir. Mitlerden ve simgelerden oluşan yapay etnik kimlikleri, İslam ile eşitlemeye çalışmak ancak bir hezeyan olabilir.

Her Müslüman, İslami bütünlüğü, en incelikle bir şekilde temsil etmek, yansıtmak sorumluluğu altında bulunduğu gibi, varsa eğer, İslami bünye içerisinde ortaya çıkan olumsuzlukları ve aşırılıkları da en güzel yollarla eleştirmek/sorgulamak sorumluluğu altındadır. Bizzat taşımak, yüklenmek ve hayata geçirmek zorunda bulunduğumuz sorumlulukları bir kenara iterek, olup biten her şeyden küresel faşizmi sorumlu tutmaya devam edemeyiz.

Kendimizi tarihin yanlış akışına bırakarak, kararsız bir şekilde yaşamaya devam edemeyiz. Temel kararlar vermek zorundayız. Yozlaşmış umutlara ve yozlaşmış iyimserliklere yaslanamayız, Güdümlenmiş görüşlerin, güdümlenmiş yorumların ve tercihlerin hiçbir değeri olamaz. Güdümlenebilen, yönetilebilen, yönlendirilebilen kişiliklerin onuru olamaz. Güçlü olan bir düşüncenin yanında yer almak, sadece güçsüzlük işaretidir. İdeolojik aldanışlara kapılanlar gerçeği yitirirler. Bilmek gerekir ki, tarihin en büyük yanlışları ideolojilerdir.

Haysiyetli ve vakarlı bir hayat, inançlarımızın ve düşüncelerimizin onurunu korumakla mümkün olabilir. Kendi inanç ve düşünce ufkumuzu, bütünlüklü bir algı çerçevesi oluşturarak, kendi özgür bilincimizle/irademizle seçmeliyiz.
 

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...