|

BİLİNÇ KİRLENMESİ VE AŞINMASI
Atasoy MÜFTÜOĞLU
Bugünün
tarihi, güç siyasetlerinin, sınırsız hırsların ve savaş fanatizmlerinin
tarihidir. Bugünün tarihi, insani duygulara, çözümlere ve yorumlara
bütünüyle kapalıdır. Emperyal hegemonya adına, toplumlarımız her alanda
kuşatılmış durumdadır. İnsanlığa ve hukuka saygısı bulunmayan küstah bir
güç, uydurma bahanelerle yeni düşmanlar ve düşmanlıklar icat ediyor,
askeri egemenlik temelinde yürütülen siyasetlerle toplumlarımız
teslimiyetçi-liğe zorlanıyor. Temel insani ve ahlaki ilkelerin yok
edildiği bir dünyada; çıkarlar ve stratejiler, her türlü aşırılığı,
tiranlığı ve çılgınlığı mümkün hale getiriyor. Çıkar çatışmalarının ve
ilişkilerinin, güç çatışmalarının ve ilişkilerinin egemen olduğu bir
dünyada, gerçek uygarlığın egemen olduğu bir dünyada, kuşkusuz şiddete
yer olmayacaktır. Medyayı da yoğun bir şekilde manipüle ederek, küresel
tiranlığın dayattığı çerçeveler, “terör”le etiketleyerek, bütün İslami
hareketleri ve muhalefet hareketlerini tasfiye etmeyi amaçlamaktadır.
Günümüzde güç siyasetlerine hakim olanlar “önemli”, bu siyasetler
tarafından nesneleştirilen toplamlar/halklar ise, “önemsiz” sayılıyor.
Bu nedenledir ki, Batılılar kendi kültürlerini zorla dayatabiliyor,
farklılıkları tahkir ederek, basite indirgiyor. Bu nedenledir ki,
ideolojik ırkçılık her geçen gün daha çok kendisini hissettiriyor.
Küresel politik uygulamaların yalnızca iki temel dayanağı var: Bunlardan
birincisi çok dar, çok bağnaz bir pragmatizm anlayışı, ikincisi ise, çok
saplantılı bir ulusal güvenlik anlayışıdır. Uluslararası politika
sınırsız kirlilikler içermektedir. Uluslararası sistemin bir parçası
olmak, bu kirliliklerin bir parçası olmak demektir, çılgın tiranların
neden olduğu siyasal patolojileri paylaşmak demektir. İçerisinde
bulunduğumuz dönemde bütün bir Ortadoğu, bu dar ve bağnaz pragmatizm
adına, savaşlar ve katliamlar yoluyla dönüştürülmeye çalışılmakta, yine
bu pragmatizm adına, tiranlıklar yoluyla, yeniden yapılandırılmak
istenmektedir. Toplumlarımız bu dönemde, istisnasız her yeni günde yeni
bir abluka ile karşılaşmaktadır. Toplumlarımız, yukardan ve şiddetle
dayatılan perspektiflerle Amerikan seçeneklerini kayıtsız şartsız kabule
zorlanmaktadır. Bu seçeneklere direnen toplumlar işgal ve istila
edilmektedir.
Toplumlarımızın hayatında, tarihinde, politik gücün, politik şiddetin ve
totaliter tutkuların gittikçe daha çok belirleyici hale geldiği
görülüyor. Bu nedenledir ki, toplumlarımızda egemen konjonktürel
yorumlara, bakış açılarına, akıl yürütme tarzlarına, egemen algısal
kalıplara kölece teslimiyet hissedilir ölçüde çoğalıyor. Aziz İslam’ın
algılanması konusunda, Batılı düşünme ve algılama tarzlarının öne
çıkarıldığı inkar edilemez bir gerçektir. İslami çevrelerde de sarsıcı
düşünce ve tavır değişiklikleri ortaya çıkmaktadır. İslami çevrelerde
açıkça bir bilinç aşınması ve bilinç kirlenmesi yaşanıyor. Bu aşınma
nedeniyledir ki; İslam’ın algılanması konusunda, Oryantalist klişeler,
Batılı klişeler maalesef geçerlilik kazanabi-liyor. Rasyonalist yorumlar
daha çok matematik ile ilgili alanlarda geçerli olabilecekken, bu
yorumlar şimdi de İslami alanı içerisine alabilecek şekilde
kullanılabiliyor. Bu durum, çevremizde yeteri kadar konuşulmayan,
tartışılmayan, entelektüel facialara neden oluyor. Bu bağlamda, “siyasal
İslam’ın tükenişi”, “dinciliğin tükenişi” başlığı altında tamamen
spekülatif değerlendirmeler yapılabiliyor. Gerek “siyasal İslam” tanımı
ve gerekse “dinci/dincilik” tanımları son derece sorunlu ve hastalıklı
tanımlardır. Bu tanımların, irdelenmeksizin Müslümanlarca da
kullanılıyor olması çok esef vericidir.
Zihinsel planda ideolojik bombardımana uğramak çok sefil sonuçlara yol
açabiliyor. İslam Dünyasının hiçbir yerinde kendilerini “dinci” olarak
tanımlayan bir akım olmadığı halde, konjonktürel ve moda yorumlara maruz
kalanlar “dinciliğin tükenişi”nden söz edebiliyor, Müslümanları mistik
esinlere, mistik sezgilere davet edebiliyor. Maruz bırakıldığımız
baskılar sonucu, bilincinde olmadığımız, farkında olmadığımız bakış
açılarını ve yorumları kullanmaya başlıyoruz. İslami içerikler ve
biçimler bir bütündür. İslam bütüncül yaklaşımlarla, bütüncül olarak
temsil edilmelidir. Batı’lı akıl yürütme yöntemleriyle, İslam’ı, siyasal
İslam, ya da manevi İslam gibi kategorilere ayırmamak gerekir. Bu gibi
kategorilere itibar etmek demek, düşünsel-mantıksal bütünlüğü yitirmek
demektir.
Karşı karşıya bulunduğumuz bilinç kirlenmesi ve aşınması sebebiyle,
İslami bilincin/duyarlığın yükselişi, bu bilincin ve duyarlığın
toplumsallaş-ma ve siyasallaşma arayışları, çok kaba, çok çirkin ve çok
yakışıksız bir şekilde “dincilik” olarak yaftalanabiliyor. Müslümanların
üzerinde mutabakata varılmış tanımlarla konuşması/yazması, indirgemeci
yaklaşımları ve kolay/ucuz yaftaları kullanması, ithal klişelere
dayanması, kimi kavramlara yüklenen küçümseyici, aşağılayıcı anlamlara
itibar etmesi, kabul edilebilir ahlaki bir durum değildir. Çerçevesi
küresel sistem tarafından çizilen/ dayatılan bir İslam anlayışı, İslam
algısını sulandırmayı, tahrip etmeyi amaçlıyor. Bunun yanında, bir
ulusu, hangi bağlamda olursa olsun, -ırksal/
kültürel/tarihsel-mutlaklaştırarak, ulusal egoizm temelinde İslam
yorumları geliştirmeyi çalışmak, etnik aidiyeti, İslami aidiyetin önüne
geçirmek, hem büyük bir taşkınlık, hem de büyük bir ayrımcılıktır. Başka
halklarda/toplumlarda benzeri görülmeyen, özel nitelikler ve üstün
niteliklerle donanmış bir halk fikri, rencide edici, incitici bir
fikirdir. Mitlerden ve simgelerden oluşan yapay etnik kimlikleri, İslam
ile eşitlemeye çalışmak ancak bir hezeyan olabilir.
Her Müslüman, İslami bütünlüğü, en incelikle bir şekilde temsil etmek,
yansıtmak sorumluluğu altında bulunduğu gibi, varsa eğer, İslami bünye
içerisinde ortaya çıkan olumsuzlukları ve aşırılıkları da en güzel
yollarla eleştirmek/sorgulamak sorumluluğu altındadır. Bizzat taşımak,
yüklenmek ve hayata geçirmek zorunda bulunduğumuz sorumlulukları bir
kenara iterek, olup biten her şeyden küresel faşizmi sorumlu tutmaya
devam edemeyiz.
Kendimizi tarihin yanlış akışına bırakarak, kararsız bir şekilde
yaşamaya devam edemeyiz. Temel kararlar vermek zorundayız. Yozlaşmış
umutlara ve yozlaşmış iyimserliklere yaslanamayız, Güdümlenmiş
görüşlerin, güdümlenmiş yorumların ve tercihlerin hiçbir değeri olamaz.
Güdümlenebilen, yönetilebilen, yönlendirilebilen kişiliklerin onuru
olamaz. Güçlü olan bir düşüncenin yanında yer almak, sadece güçsüzlük
işaretidir. İdeolojik aldanışlara kapılanlar gerçeği yitirirler. Bilmek
gerekir ki, tarihin en büyük yanlışları ideolojilerdir.
Haysiyetli ve vakarlı bir hayat, inançlarımızın ve düşüncelerimizin
onurunu korumakla mümkün olabilir. Kendi inanç ve düşünce ufkumuzu,
bütünlüklü bir algı çerçevesi oluşturarak, kendi özgür
bilincimizle/irademizle seçmeliyiz.
|