|

HZ. PEYGAMBERİ(AS) CAİZ OLMAYAN SIFATLARLA ÖVMEK
Nuri TULUM
Her zaman
olduğu gibi”Kutlu Doğum Haftası” münasebetiyle yapılan faaliyetlerde,
yazılı ve görsel konuşmalarda Hz. Peygamberi anlatanlar bir hususu
gözden kaçırmaktadırlar. İnsanların sevdiklerini övmeleri gayet normal
bir hadise, en övülmeye layık kişi de Hz. Peygamber (as) olmasına rağmen
çoğu zaman buradaki İslami ölçü elden kaçmaktadır. Hani derler ya “Aşkın
gözü kördür” ... İnsan sevdiğine karşı daima zaaflarla doludur. İşte bu
zaafların ona bu konuda bazı hatalar yaptırması her zaman görülen bir
hadisedir.
Kur’anı Kerim Hz. Peyfamberi (as) ve onun ümmeti olan bizleri “VASAT”
bir ümmet kıldık, bütün insanlara karşı şahitler olasınız; Peygamber de
size şahit olsun diye. (Bakara 143) Burada geçen “vasat sıfatını Hz.
Peygamber (as) adaletli dengeli, aşırılıktan uzak ve hayırlı” diye
açıklamıştır. (Buhari ve Tirmizi enbiya) Hz. Peygamber (as) kendisi
hakkında aşırı ifadeler kullananları da sağlığında ikaz etmiş. “Beni
Nasaranın (Hıristiyanların) Meryem oğlu İsa’yı aşırı derece de övdükleri
gibi övmeyin, Allahın kulu ve Rasülü deyin demiştir. (Buhari, ferail)
Ayrıca Kur’an Kerim’de dinde aşırı giden Ehli kitap kınanmış, Hz.
Peygamber (as) de dinde aşırı gidenlere dinin galip geleceğini hep ifade
etmiştir.
Klasik siyer (Hz. Peygamber’in hayatını anlatan) kitaplarında (El Hasais
ve Şifa’i Şerif gibi) Hz. Pey-gambere (as) Peygamberliği ile ilgili
olmayan hususlarda onun bir beşer olma özelliği gözardı edilerek öyle
övgü ifadeleri vardır ki onları burada tekrar edip de içinize bir
burkuntu vermek istemiyoruz.
Asırlardan beri cami kürsülerinden anlatılan bu mevzudaki hurafeler din
ve peygamberler hakkında konuşanlar ile halkın zihninde derin izler
kalmış ve çoğu adeta iman esasları haline getirilmiştir. Bunları İslam
kültüründen temizlemek pek kolay olmamaktadır.
Biz bu yanlış övgü örnekleriden birkaçına işaret etmek istiyoruz.
1- Hz. Peygamber (as) için “Nuru Arşillah - Allah’ın arşının nuru”
demek. Genellikle Cuma ve cenaze selalarında söylenilen bu ifade Hz.
Peygamberin Arşın nurundan yaşatıldığı şeklindeki rivayetlerden
kaynaklanmaktadır. ‘Arş veya arşın nuru’ gibi ifadeler, Allah ile ilgili
soyut (maddi olmayan) kavramlardır. Herkesçe bilinen bir gerçektir ki
Hz. Peygamber (as) Abdullah ile Amine ‘nin evlenmesinden(insan
sulbünden) meydana gelmiş bir varlıktır. Süleyman Çelebi bunu ne güzel
ifade eder.. “Çünkü Abdullah’tan oldu hamile...” Diyanet işleri
Başkanlığı da müezzin efendilere bu Nuru Arşıllah ifadesini
söylememeleri konusunda şifalı ikazda bulunmaktadır.
2- “Mahşer de Nebiler bile senden medet ister” demek. Bazı kaside ve
ilahilerle kullanılan bu ifade de yanlıştır. Çünkü mahşer gününün tek ve
yeğane sahibi Allah (cc) tır. (Fatiha suresi) Onun huzurunda ondan
başkasından medet istemek onun huzurun da kimsenin Peygamber de olsa bir
şey yapmaya veya vermeye ne gücü ne de yetkisi vardır.
Bırakın Peygamberi günahları sebebiyle haklarında azap hükmü verilmiş
olanlara bile Peygamber (as) bir şey yapamaz. “Ey Muhammed aleyhinde
azap sözü hak olmuş; bu yüzden ateşte bulunan kimseyi sen mi
kurtaracaksın?” (Zümmer ayet 19) ayeti herke-sin anlayabileceği gibi
gayet açıktır.
Ayrıca Hz. Peygamber (as) kızı Fatıma’ya “Kızım Fatıma dünya malından ne
istersen vereyim; amellerinle Allah’ın hesabından kendini kurtar,
vallahi yarın ben sana bir şey yapamam” (Tecrid 8/28) dediği meşhurdur.
Yine Müslim’de geçen bir hadiste Hz. Peygamber (as) “Kıyamet gününde
bazı kişilerin benim havzımın (kıyamet susuzluğunu giderecek içecek)
başından kovulduğunu görürüm, bunlar benim ashabım, ashabım derim.
Senden sonra onların neler yaptığını sen bilmezsin denilir. (Müslim,
Kitab’el-vudu) demektedir.
Bu sahih hadisler tamamen Kur’ana uygun olarak kıyamet günün de
istenilecek her türlü yardımın -şefaatin- Allah’tan istenilmesi
gerektiğini açık bir biçim de göstermektedir. Şu ayet bu konuda ne kadar
düşündürücüdür. Yoksa onlar Allah’tan başka şefaatçılar mı edindiler? Ey
Peygamber! De ki; Bütün şefaat Allah’ındır. (Zümer ayet 43-44)
3- Hz. Peygamber için “Ya hayra halkıllah-Yaratılmışların en hayırlısı”
demek de Bizzat Hz. Peygamber tarafından hoş karşılanmamıştır. Ebu Davud
ve Müslim’de geçen bir hadise göre, bir adam gelerek Hz. Peygamber’e “Ya
hayral beriyyeh - ey yaratılmışların en hayırlısı” deyince, Allah Rasüül
(as) -Sus öyle deme o İbrahim’di” buyurmuştur. (Hadis no: 4672 Ebu
Davud)
Başka bir hadiste de Allah Rasülü (as) Hiçbir pey-gamberin ben, Metta
oğlu Yunus’tan daha hayırlıyım deme hakkı yoktur. (Hadis no: 4670 Ebu
Davud) dediği açıklanmaktadır.
4- Arapça dualarda “Bi cah’ı Nebiyyike .. veya Bi cah’ı filan...” demek.
CAH kelimesi şan, şeref itibar, saygınlık manasına gelir. Arapça yapılan
duanın manası: Yarabbi! bizi Nebinin veya filan üstadın şerefine şanına
hürmetine affet, bağışla” demek olur ki Sahabeden ve geçmiş alimlerden
böyle bir dua varid olmadığı gibi büyük din bilginleri bu kabil dualara
bidat dualar demişlerdir. Bu kabil dualar sahibini her ne kadar
İslam’dan çıkarmaz ise de Müşriklerin putlarına karşı gösterdikleri
itibar ve saygıyı hatırlatmakta olduğundan şirki çağrıştıran bir bidat
olarak değerlendirilmiştir.
Çünkü müşriklere neden bu putlara tapıyorsınız ? denince Allah’tan başka
dostlar edinenler, “biz onlara ancak bizi Allah’a yaklaştırsın diye
ibadet ediyoruz” derler. (Zümer 3) Başka bir ayette de: En güzel isimler
Allah’ındır. O halde ona onun isimleri ile dua edin. Onun isimlerinde
eğriliğe sapanları terk edin.” (Araf ayet, 180) denilmektedir.
Bütün bunlardan anlaşılan şudur ki dualar yalnız Allah’a yönelik ve onun
isimlerinden müteşekkil ifadelerle olmalıdır. Allah’ın isminin yanına
başka bir isim koyarak yapılan dualar Kur’anda yasaklanmaktadır.
“Mescidler yalnız Allah’a mahsustur. (orada) Allah ile birlikte hiç
kimseye dua etmeyin” (Cin suresi 18) |