|

TÜRKİYE İSLAM ÜLKESİ DEĞİLSE DAR’ÜL HARP MİDİR?
Nuh GÖNÜLTAŞ 26.04.2005 D.B. TERCÜMAN
Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök'ün Müslüman
Türk Halkı'nı aşan "Türkiye İslam ülkesi değil" cümlesi daha
sıcaklığını korurken dün de Anayasa Mahkemesi Başkanı Mustafa Bumin'in
parlamentoyu, hükümeti aşan "Türbanlı öğrencilerin üniversitelere
devamını sağlayabilecek bir yasal düzenleme yapılamayacağını"
söyledi.
Hilmi Özkök'ün bahsi geçen cümlesi aslında "gerçekleri
yansıtmakla birlikte", Genelkurmay Başkanı'nın ağzından çıkmaması
gereken bir cümle idi. Çünkü bu cümle son derece hassas bir konuya
tekabül ediyor ve çoğunluğu Müslümanların yaşadığı bir ülkede
radikalizme olumlu anlamda güç vererek, birçok "lüzumsuz tartışmayı"
da beraberinde getiriyor! Peygamber ocağı, şehitlik, gazilik,
Mehmetçik, Allah Allah nidalarıyla savaş vs.
Türkiye'de tarikatlar ve cemaatlerin büyük kısmı radikal İslam'ın
gelişme zeminini çok ciddi oranda törpülüyor ve radikal İslam'a geçit
vermiyor. Bu da Türkiye'nin, laik Türkiye'nin radikal İslam'la başının
derde girmesini engelliyor. Bu arada, anti parantez belirtmekte fayda
var, rejim de, radikal İslam zemin bulamayınca ne yazık ki bu tür
cemaat ve tarikatlarla pek de demokratik olmayan bir kısım metotlarla
uğraşıyor!
Bu tartışma aslında İslam Hukuku'nun konusu. İslam fıkhına göre
"Bir ülke ya İslam ülkesi olur (Darül İslam) ya da "öteki" olur."
Yani Darül Harp!
Eğer bir ülke Dar'ül İslam değil, İslam'ın Müslüman ülkelerde
yapılmasına izin vermediği bir kısım şeyleri yapmak o topraklarda
"caiz" hale geliyor. Değilse, orada Cuma namazı kılmak gerekmez
gibi. Yine İslamiyet toplum hayatına müteallik bazı konularda İslam
devleti ve İslam devleti olmayan yerlerde farklı uygulamalara izin
verir.
İşte Genelkurmay Başkanı "Türkiye İslam ülkesi değil" deyince
radikal İslam'ın yıllardan beri bu topraklarda "Türkiye darül
harptir, dolayısı ile Müslümanların sistemle savaşması gerekir"
demesinin haklı gerekçesi onların eline verilmiş oluyor! Bir okuyucum
uyardı diye yazıyorum, yoksa Genelkurmay Başkanı tabii ki ne söyleyip ne
söylemeyeceğini iyi hesap ediyordur: "Eminim tüm radikal gruplar
Genelkurmay Başkanı'na bu açıklamadan dolayı dua ediyordur. Halk
nezdinde bunu kullanmaya başladılar bile..."
Mustafa Bumin... Anayasa Mahkemesi Başkanı. O da "büyük" konuştu ve
cümleleriyle parlamentoyu hükümeti, halkın çoğunluğunu aştı. Bu konuşma
"Demokrasilerde çare tükenmez" temel ilkesini bertaraf etti.
"Parlamenter sistemde sorunların çözüm yeri parlamentodur" ilkesinin
temeline dinamit koydu. Eğer TBMM ülkenin herhangi bir sorununa, ki bu
konu Türban konusu da olsa, demokratik bir çözüm anlamında yasal bir
düzenleme yapamayacaksa, TBMM, hükümetin, milletvekillerinin seçimlerin
niçin var olduğunun anlamlı cevabını vermek gerekir. Bu soruya bir
şekilde elbette cevap verilebilir. Ancak bu cevabın içinde kesinlikle
"Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir" olmayacak!
Her iki aşkın konuşma da Radikal İslam'ın ekmeğine yağ sürer, bizden
söylemesi!
|