Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sa 317 | Mayıs  2005

                   

 

 


TÜRKİYE İSLAM ÜLKESİ DEĞİLSE DAR’ÜL HARP MİDİR?

Nuh GÖNÜLTAŞ 26.04.2005 D.B. TERCÜMAN

Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök'ün Müslüman Türk Halkı'nı aşan "Türkiye İslam ülkesi değil" cümlesi daha sıcaklığını korurken dün de Anayasa Mahkemesi Başkanı Mustafa Bumin'in parlamentoyu, hükümeti aşan "Türbanlı öğrencilerin üniversitelere devamını sağlayabilecek bir yasal düzenleme yapılamayacağını" söyledi.
Hilmi Özkök'ün bahsi geçen cümlesi aslında "gerçekleri yansıtmakla birlikte", Genelkurmay Başkanı'nın ağzından çıkmaması gereken bir cümle idi. Çünkü bu cümle son derece hassas bir konuya tekabül ediyor ve çoğunluğu Müslümanların yaşadığı bir ülkede radikalizme olumlu anlamda güç vererek, birçok "lüzumsuz tartışmayı" da beraberinde getiriyor! Peygamber ocağı, şehitlik, gazilik, Mehmetçik, Allah Allah nidalarıyla savaş vs.
Türkiye'de tarikatlar ve cemaatlerin büyük kısmı radikal İslam'ın gelişme zeminini çok ciddi oranda törpülüyor ve radikal İslam'a geçit vermiyor. Bu da Türkiye'nin, laik Türkiye'nin radikal İslam'la başının derde girmesini engelliyor. Bu arada, anti parantez belirtmekte fayda var, rejim de, radikal İslam zemin bulamayınca ne yazık ki bu tür cemaat ve tarikatlarla pek de demokratik olmayan bir kısım metotlarla uğraşıyor!

Bu tartışma aslında İslam Hukuku'nun konusu. İslam fıkhına göre "Bir ülke ya İslam ülkesi olur (Darül İslam) ya da "öteki" olur." Yani Darül Harp!

Eğer bir ülke Dar'ül İslam değil, İslam'ın Müslüman ülkelerde yapılmasına izin vermediği bir kısım şeyleri yapmak o topraklarda "caiz" hale geliyor. Değilse, orada Cuma namazı kılmak gerekmez gibi. Yine İslamiyet toplum hayatına müteallik bazı konularda İslam devleti ve İslam devleti olmayan yerlerde farklı uygulamalara izin verir.
İşte Genelkurmay Başkanı "Türkiye İslam ülkesi değil" deyince radikal İslam'ın yıllardan beri bu topraklarda "Türkiye darül harptir, dolayısı ile Müslümanların sistemle savaşması gerekir" demesinin haklı gerekçesi onların eline verilmiş oluyor! Bir okuyucum uyardı diye yazıyorum, yoksa Genelkurmay Başkanı tabii ki ne söyleyip ne söylemeyeceğini iyi hesap ediyordur: "Eminim tüm radikal gruplar Genelkurmay Başkanı'na bu açıklamadan dolayı dua ediyordur. Halk nezdinde bunu kullanmaya başladılar bile..."

Mustafa Bumin... Anayasa Mahkemesi Başkanı. O da "büyük" konuştu ve cümleleriyle parlamentoyu hükümeti, halkın çoğunluğunu aştı. Bu konuşma "Demokrasilerde çare tükenmez" temel ilkesini bertaraf etti. "Parlamenter sistemde sorunların çözüm yeri parlamentodur" ilkesinin temeline dinamit koydu. Eğer TBMM ülkenin herhangi bir sorununa, ki bu konu Türban konusu da olsa, demokratik bir çözüm anlamında yasal bir düzenleme yapamayacaksa, TBMM, hükümetin, milletvekillerinin seçimlerin niçin var olduğunun anlamlı cevabını vermek gerekir. Bu soruya bir şekilde elbette cevap verilebilir. Ancak bu cevabın içinde kesinlikle "Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir" olmayacak!

Her iki aşkın konuşma da Radikal İslam'ın ekmeğine yağ sürer, bizden söylemesi!
 

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...