|

HALİFE
DIŞARI, PAPA İÇERİ!
Sami HOCAOĞLU 11.04.2005 YENİ
ŞAFAK
Hamaset yapma niyetinde
değilim. Ama sizce bu işte bir yanlışlık yok mu? Yani, şu geldiğimiz
nokta kolayca izah edilecek bir nokta mı? Her alanda yaşadığımız "yaman
çelişki" ve "tarihi yanılgı" örneklerinden biriyle daha karşı karşıyayız
anlayacağınız.
Tüm dünya Müslümanlarının gönlünü, gözünü ve yüzünü kendisine döndürme
vesilesi olan Halife'sini apar topar, aç bi-ilaç ve muhannete muhtaç bir
halde kapı dışarı eden bu ülke, gün gelecek, bayraklarını
Hıristiyanların Papa'sı için indirecekmiş. Halifesini kovma gerekçesini,
Papa'nın ölümü üzerine bayraklarını yarıya indirirken hatırlamayacakmış
bile. Fransa'dan ithal ettiği laikliği Fransa'ya satacak kadar keskin
olan ülkem, Papa'nın cenazesini görünce, laikliğini unutacak kadar
munismiş meğer.
Ya İslam halifesi konusunda bugüne kadar sürdürülen o tavır yanlış, ya
da Papa konusundaki bu tavır. İkisi birden doğru olamaz.
"Kaderin garip cilvesi" dersek, Allah'a iftira olur. En iyisi biz "felek"e
"sana n'ettim n'eyledim" diye sual eden o türküyü mırıldanalım.
Papa ya da bir başkası, kendini dine adamış olan önceki vahiylerin
takipçilerine saygı gösterilmelidir. Bir Yahudi cenazesi geçerken ayağa
kalkan Hz. Peygamber, bunu yadırgadığını belli edip "Neden?" diye soran
birine, "İnsan değil mi?" diye cevap vermişti. Buna ilaveten, ibadete
adanmış mekanlara saygı gösterilmelidir. Bu vahyin verdiği terbiyenin
bir gereğidir (22:40).
Fakat!..
Papa için bayraklarını yarıya indiren Türkiye'nin, Başbakan'ı din
büyüklerine iftar verdi diye, kimilerinin 'postmodern' adını verdiği
türden bir 'darbe'ye maruz kalan ülke olduğunu unutabilir miyiz? Dahası,
"Müslümanların bir halifesi neden yok?" sorusunun sorulmasının dahi
kalbur kadar yürek istediği bir ülke olduğunu kim bilmez?
Dikkat ederseniz bu hep böyle oluyor.
Bu ülkede "din" deyince laiklik krizine girenlerin varlığı biliniyor.
Bunlar etkili ve yetkili mevkideler. Aslında bu tanıdık histeri
Hıristiyanlık, Yahudilik hatta Budizm, Şintoizm, her türden paganizm,
animizm, totemizm, satanizm söz konusu olunca gözükmüyor. Sadece İslam
deyince ortaya çıkıyor.
Sebebini sorsak sanırım şöyle diyecekler: Ama efendim onlar bizim hayat
tarzımız için tehdit oluşturacak kadar kalabalık değiller?
İyi de, siz kimsiniz? Çoğunluğun inanç sistemine karşı bir hayat tarzı
tasarlayıp, bunu da millete rağmen koruyup kollama yetkisini size kim
verdi? Çoğunluk neden azınlığa tâbi olsun? Bu ancak azınlığın "azgın"
olması durumunda zorla, kol bükerek, tehdit ederek, sindirerek,
zulmederek olur.
Batılıların en büyük arzusu Müslüman bedenini başsız bırakmaktı. Başı
koptuktan sonra bu bedenin yaşayıp yaşayamayacağı onların umurunda
değildi. Bu fırsatı yüzyılın ilk çeyreğinde elde ettiler. Müslüman
dünyanın başsız bıraktıkları bedeninde istedikleri organ naklini kolayca
gerçekleştireceklerini hesap ettiler. Öyle de oldu. Koca coğrafya hâlâ
hoyratça kesilip biçiliyor, işe yarar organları yağmalanıyor.
Bu gelinen noktada "Başın hiç mi kusuru yoktu?" sorusu sorulabilir.
Haklı bir sorudur da. Cevabı da bellidir: elbet vardı. Hatta kusurun
çoğu başa aitti. Baş başlığını yapmayınca, ayak ayaklığını, el elliğini
yapmadı. Beyin sulanmış, akıl harap, mantık felçti. Ona artık sembolik
olarak "baş" denilebilirdi.
Fakat böyle bir baştan bile korktular. Yani, onun sembolik olarak orada
olmasına bile razı olmadılar. "Hilafet" ve "halife" üzerine Lozan'da
yapılan gizli pazarlıkların bir kısmı olayın canlı şahitleri tarafından
daha sonra aktarıldı. Ama bu pazarlıklarda nelerin konuşulduğunu belki
de tam olarak hiçbir zaman öğrenemeyeceğiz. Ama olan oldu ve içi
boşalmış bir "hilafet" kurumuna bile tahammül göstermediler.
Buradan ne çıkar?
Şu çıkar: İster Türkiye'ye 100 yıldır dayatılan "tüm iddialarından
vazgeçerek irtidat et, meşruiyet beratını imzalayalım" kanırtmasına
destek veren çevreler olsun, isterse İslam'ı bir kuşa benzetirsek egemen
güçler bizden hoşnut ve razı olur diyen zavallı çevreler olsun;
efendileri onlardan asla razı olmayacak! İçi boş bir başı bile çok
görenler, İslam'ı andıran hiçbir unsura tahammül etmeyecektir. Bu
ülkenin yüzyıllık tarihi bunun delilidir.
Son yüzyılı, Papa'nın ölümü vesilesiyle özetleyecek olursak, tek bir
cümle ortaya çıkar: Halife dışarı, Papa içeri!
İşte bu yüzden, bu ülkede, Osmanlı'nın yıkılışından sonra uzun süren bir
"fetret"ten başka, bahse değer bir şey vuku bulmadı. Mesele "derin-sığ"
tartışması değil. Bu, sünnetçinin çıngırağı. Bu, kayıkçı kavgası.
Değerler olmadan millet olur mu? Millet olmadan devlet olur mu? Devlet
neye denir, bir devlet ne zaman devlet olur? Biz asıl bu soruları
tartışalım.
Fetret hâlâ devam ediyor ve bu gövde kendi başına kavuşuncaya kadar da
devam edecek. Bedenin tüm hayati fonksiyonları ancak o zaman normale
dönecek.
"Ya devlet başa, ya kuzgun leşe" sözü, kof bir hamasetten öte hiçbir şey
ifade etmiyor. Ondan önce diyecek bir şey var: Ya baş bedene, ya da
yanın gidene!.. |