|

TÜRKİYE BU REJİMLE BU AB’YE GİREMEZ
Osman ULUGAY 24.04.2005 MİLLİYET
Genelkurmay Başkanı Org. Hilmi Özkök'ün
"Yıllık Değerlendirme Konuşması" ve Sayın Başbakan ile diğer bazı
kimselerin bu konuşmayla ilgili değerlendirmeleri, kafamda oluşmaya
başlayan zinciri tamamladı. Türkiye'nin bu ortamda, bu siyasi rejimle ve
bu yönetim anlayışıyla Avrupa Birliği (AB) yolunda ilerlemesi ve sonunda
AB'nin tam üyesi olması olanaksız görünmeye başladı bana. Ben hem
Avrupa'daki hem de Türkiye'deki ortamı doğru değerlendiremediğim ve AB
üyeliğinin Türkiye'ye yeni ufuklar açacağını düşündüğüm için AB yolunda
atılan adımları destekledim, "Avrupalı olma" rüyasının
gerçekleşebileceğini savundum. Şimdi yanıldığımı düşünüyorum. Yalnızca
Türkiye'deki gelişmeler değil Avrupa'daki ortam da umutsuzluğa
sürüklüyor beni.
Bush yerine Özkök
ABD'de icranın başı olan Başkan, her yıl, dünyanın ve ABD'nin durumunu
değerlendiren ve o yıl izlenecek politikaların ana hatlarını ortaya
koyan kapsamlı bir yıllık değerlendirme yapıyor, buna da "State of the
Union" konuşması deniyor. Bizde başkanlık sistemi olmadığı için icranın
başı Başbakan. Ancak Başbakan Erdoğan böyle kapsamlı bir yıllık
değerlendirme yapmaya ya fırsat bulamıyor, ya da gerekli görmüyor bunu.
Onun yerine, ABD'de Başkan Bush'un yaptığına benzer kapsamlı bir
değerlendirmeyi Genelkurmay Başkanı Org. Hilmi Özkök yaptı geçen hafta.
Sayın Başbakan ve bazı diğer hükümet yetkilileri de bunu doğal bir şey
gibi karşılamış görünüyorlar. Sayın Başbakan "olgunca bir değerlendirme"
diyor.
AB konusunda yanıldığım gibi belki gene yanılıyorum ama ben Sayın
Özkök'ün konuşmasını ve bu konuşmanın karşılanış biçimini örtülü bir
"rejim değişikliği"nin belirtisi olarak algılıyorum. Tabii bu
konuşmanın, Harp Akademileri Komutanlığı'nda Genelkurmay Başkanı'nın
silah arkadaşlarına hitaben yaptığı bir konuşmadan ibaret olduğu ve bu
nedenle doğal karşılanabileceği ileri sürülebilir.
Mesaj kime?
Ancak bu konuşmanın hedef kitlesinin, Sayın Genelkurmay Başkanı'nın emir
ve komutasındaki askerlerden ibaret olmadığını, bu konuşmayla içerde ve
dışarda kimlere hangi mesajların verilmek istendiğini sanırım herkes
biliyor. Benim okumama göre, hükümetin ne yapmak istediği konusunda
tereddütlerin doğduğu bir ortamda, Türkiye'nin aslında sahipsiz
olmadığı, Türkiye'yi ilgilendiren iç ve dış tehditleri değerlendiren ve
gereğini düşünen "birilerinin" bulunduğu mesajı veriliyor bu konuşmada.
Bu arada Türkiye'yi "ılımlı İslam modeli" olarak tanımlamak isteyen "bir
kısım çevreler"den; Kıbrıs'ın artık önemli olmadığını iddia eden "bazı
kesimler"den; "kamu kurumlarındaki kadrolaşma gayretlerini artıran ve bu
yönde önemli mesafeler kaydeden irticai örgütler"den de söz ediliyor.
Org. Özkök, konuşmasının AB ile ilişkilerle ilgili bölümünde de şu
saptamayı yapıyor: "Türkiye'nin menfaati bu birliğin asli üyesi olmakta
yatmaktadır. Bu üyeliğin AB'nin bize bir lütfu olarak değerlendirilmesi
çok yanlıştır... Sonuçta anlaşma olduğu taktirde Türkiye AB'ye girerek
seçkin ülkeler arasında yerini gururla alacaktır. Anlaşma olmaz, şayet
AB'ye girilemezse, tabii ki dünyanın sonu gelmeyecektir."
Asker başmüzakereci (?)
Sayın Özkök'ün aslında ayrıntılı olarak irdelenmesi gereken konuşmasının
bu bölümünü okurken şu soru geldi aklıma: Türkiye'nin dünyadaki
durumunun ve karşısındaki seçeneklerin kapsamlı değerlendirmesini
Genelkurmay yaptığına göre AB ile yürütülecek görüşmelerde
başmüzakerecimiz de asker mi olmalı acaba?
Bu tür soruların akla gelebildiği bir ortamda, Türkiye'yi AB dışında
tutmak isteyen Avrupalıların işi çok kolaylaşıyor. Bize de oturup
kendimize özgü bir siyasi rejimin adını koymak kalıyor.
|