|

ASKER-SİVİL İLİŞKİLERİNDE AB, NATO VE AGİT NORMLARI
Şahin ALPAY 26.04.2005 ZAMAN
Asker-sivil
ilişkilerinde AB, NATO ve AGİT normları
Genelkurmay Başkanı Org. Hilmi Özkök, 20 Nisan günü Harp Akademileri
Komutanlığı’nda iç ve dış politikaya ilişkin değinilmedik konu
bırakmayan bir konuşma yaptı.
Bu konuşmayla ilgili yorumlar arasında en dikkate değer olanı Milliyet
gazetesi yazarı Hasan Cemal’e aitti: “Siyasal alana müdahaledir!..
Demokratik rejimlerde silahlı kuvvetler, devlet içinde devlet gibi
davranmaz, davranamaz. Demokratik rejimlerde silahlı kuvvetler bir
siyasi partiymiş gibi davranmaz, davranamaz. Demokratik rejimlerde
silahlı kuvvetler, siyasal alana bu kadar ayrıntısıyla girmez,
giremez....” (22 Nisan)
Hasan Cemal’in neden böyle bir tepki gösterdiğinin daha iyi anlaşılması
açısından, bırakın 3 Ekim’de üyelik müzakerelerine başlayacağımız Avrupa
Birliği’ni, 50 küsur yıldır üye olduğumuz NATO’da ve kurucusu olduğumuz
Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı’nda, yani liberal demokrasilerde
asker - sivil ilişkileri alanında geçerli olan normları, kuralları
hatırlamak yararlı olabilir: 1) Silahlı kuvvetler hiçbir tereddüde yer
bırakmayacak şekilde, iktidara seçimle gelmiş olan hükümete bağlıdır.
Komutanların kendi mesleki alanları dışında kalan konularda görüş beyan
etme yetkisi yoktur. 2) Silahlı kuvvetler sivil siyasi denetime tabidir.
Bu denetim, başbakan ve savunma bakanı tarafından yerine getirilir.
Savunma politikasının belirlenmesinde, bütçelendirilmesinde ve askeri
harcamalarda silahlı kuvvetlerin yetkisi çok sınırlıdır. 3) Hükümet,
ulusal güvenlikle ilgili politik kararlar, askeri bütçe ve harcamalar
hakkında kamuoyuna bilgi vermek ve bunların gerekçelerini açıklamak
durumundadır. 4) Hükümet bu konularda yasama organına hesap vermekle,
yasama organı da hükümetin icraatını denetlemekle yükümlüdür. 5)
Hükümetin icraatı yalnızca parlamentonun değil, konuyla ilgili
akademisyenlerin, gazetecilerin, sivil toplum kuruluşlarının eleştiri ve
denetimine de tabidir. Bunun için ulusal güvenlik politikasıyla ve
harcamalarıyla ilgili bilgiler kamuya açık, şeffaf olmalıdır. 6) Kamuoyu
silahlı kuvvetlerin sivil otoriteye tabi olduğuna, “devlet içinde
devlet” olmadığına inanmalıdır.
Demokratik ülkelerde asker - sivil ilişkilerini düzenleyen bu temel
kurallar açısından bakıldığında, Türkiye’nin Aralık 1999’da AB üyeliğine
aday olmasından bu yana geçen 5 yılı aşkın süre içinde gerçekleştirdiği
reformları azımsamak mümkün değil. Anayasa ve yasalarda yapılan
değişikliklerle Milli Güvenlik Kurulu bir yürütme organı olmaktan çıktı,
hükümetin danışma organı haline geldi. MGK genel sekreteri artık bir
“gölge başbakan” değil; ilk kez bir sivil bu göreve atandı. TSK’nın
bütün gelir, gider ve malları Sayıştay denetimine açıldı. Ne var ki,
Türkiye’de asker - sivil ilişkilerinin demokratik bir çerçeveye oturması
için yasal alanda dahi yapılması gereken daha çok şey var. Bunların
başında Genelkurmay Başkanlığı’nın doğrudan Başbakanlık’a değil Savunma
Bakanlığı’na bağlanması; bakanlığın bütün işlevi TSK’nın ihtiyaçlarını
karşılamaktan ibaret olan bir kurum olmaktan çıkıp, savunma
politikalarının belirlenmesinden savunma bütçesine ve harcamalarına
kadar her alanda sorumluluk yüklenmesi geliyor.
Ya siyasal kültür alanında gerçekleşmesi gerekenler? Askerler, sivil
otoriteye tabi olmayı benimsemezlerse; siyasiler, akademisyenler,
gazeteciler ve sivil toplum kuruluşları, askeri konuların askerlere
bırakılmayacak kadar önemli olduğunun bilinciyle davranmazlar, bunun
gerektirdiği bilgi ve becerileri edinmezlerse; toplum askeri konularda
saydamlık talep etmezse asker - sivil ilişkilerini demokratik esaslara
oturtmak mümkün olmaz... Oysa asker - sivil ilişkilerinde demokratik
esasları hakim kılmalıyız, çünkü güçlü toplum, güçlü devlet, güçlü ordu
için silahlı kuvvetlerin toplum denetiminde olması şarttır. Öte yandan
herkes bilmeli ki, demokratik normlara tam olarak uyum sağlamadıkça
Türkiye AB’ye üye olamaz. |