|

İNGİLİZ ALTINLARINDAN SONRA ABD DOLARI’YLA “DİN İNŞASI”
İbrahim KARAGÜL 26.04.2005 YENİ ŞAFAK
İngiliz altınlarından sonra ABD Doları'yla 'din inşası'
Cuma günkü "Ilımlı İslam: Yeni sömürge ideolojisi ve mağlupların
avuntusu" başlıklı yazıya devam etsem sıkıcı olur mu bilmiyorum. Ama,
öyle sarsıcı gelişmeler yaşanıyor ki, en azından bunları sizlere
aktarmanın faydalı olacağını düşünüyorum. Hiç değilse, kalplerimizi ve
zihinlerimizi rehin alan enformasyon dayatmasına karşı birkaç soru
işareti ortaya koymuş, yürütülen çalışmaların bir dökümünü yapmış
oluruz.
Şu gerçekle başlayalım: 1990'lardan bu yana, küresel güvenlik
gerekçesiyle, Müslüman coğrafyada yürütülen çalışmalar, güvenlik
projesinden medeniyet projesine dönüştü. Terör, uluslararası terörizm,
İslamcı terörizm, El Kaide ya da nükleer/kimyasal tehdit gibi güvenlik
eksenli kavramlar yerini reform, demokrasi, ılımlı İslam gibi kavramlara
terketti. Güvenlik/kaynak merkezli müdahalelerden sonra köklü dönüşüm
projeleri uygulanmaya başlandı. ABD'nin artık El Kaide diye bir sorunu
yok. Belki de hiç olmadı.
Gerçekten dünya, yeni güvenlik doktrinlerinin zihinleri yönlendirdiği
gibi, bir terör tehdidi ile karşı karşıya mı? Gerçekten abartıldığı
kadar küresel güvenlik tehdit altında mı? Ya da herkes şöyle bir baksa;
güvenlik ihlalleri, çatışmalar ya da terör tanımına uygun gelişmeler 20.
yüzyıla göre çok mu daha fazla? Ya da insanlığı paranoyaya sürükleyen bu
kâbus, gerçekte kimin eseri?
Ben böyle yapınca, çatışmaların, saldırıların ya da terörün bir önceki
yüzyıla oranla büyük oranda azaldığını görüyorum. En azından bir önceki
dönemin geleneksel çatışma alanlarında bir sükunet yaşanıyor. Bu
şaşırtıcı gelebilir ya da ben yanlış düşünüyor olabilirim. Ama herkesin,
insanlığın nerelere sürüklendiğini öngörme çabasında, en azından bir kez
böyle bir deneme yapmasında ne sakınca olabilir? Artık tartışmamız
gereken konu güvenlik ya da terör değil. Terörizmle savaş adı altında
yürütülen küresel programlara derinlemesine bakmanın zamanı geçiyor.
Büyük Ortadoğu Projesi'nin, Ilımlı İslam projesinin, etnik ve mezhep
eksenli ayrıştırma projelerinin hedefi gerçekten El Kaide etkisini
kırmak mı? Radikal İslamcılarla mücadele mi? Müslüman ülkelerde
demokrasiyi yerleştirmek mi? Özgürlüğü ve adaleti güçlendirmek mi?
Otoriter yönetimleri cezalandırmak mı?
Hiçbiri gerçek hedefi tam olarak anlatmıyor. ABD'nin ve Batı'nın
yaşadığımız bölgeye yönelik tasarrufları güvenlik boyutunu aştı. Artık
teolojik bir tartışma/müdahale söz konusu. Batı, İslam dünyasına yeni
bir medeniyet projesi dayatıyor. Büyük Ortadoğu Projesi'nin Koordinatörü
olan ABD Başkan Yardımcısı Cheney'nin kızı Elizabeth Cheney, aslında bu
yeni medeniyet tasarımının sözcülüğünü yapıyor. Filistin'de rejim
değişikliği projesinin merkezinde o vardı. Irak işgalinden hemen önce
sahnede yine o oldu. Suriye'ye yönelik müdahale senaryolarının
merkezinde de o var. Ama asıl görevi, güvenlik kuruluşlarından sivil
toplum örgütlerine, 'think-tank'lerden ABD'nin uluslararası 'yardım'
organizasyonlarına, demokrasi projelerinden İslam'ın reforme edilmesine
yönelik sayısız çalışmalara kadar, bütün çalışmaları koordine etmek.
Son olarak "US News & World Report" dergisinde David E. Kaplan
tarafından başlığı altında kaleme alınan ve ABD'nin İslam'a karşı Soğuk
Savaş başlattığını ifade eden yazının konusu olan çalışma da bu
çerçevede hazırlandı. Türk basını, birkaç istisna dışında, konuyla
ilgilenmedi. Oysa Türkiye, bu tarz çalışmalarda merkez ülkelerden biri.
Ayrıca ortada, Soğuk Savaş'ın çok ötesine taşınmış, sıcak savaşla
birlikte yürütülen, İslam'a doğrudan müdahaleyi öngören bir medeniyet
projesi var. Yazıdan hareketle devam edelim:
Psikolojik savaştan CIA'nın örtülü operasyonlarına, medya ve sivil
toplum kuruluşlarının açıktan finanse edilmesinden projeyi
sorgulayanların susturulmasına kadar her türlü savaş taktiğinin
kullanıldığı bir kampanya bu. Söz konusu stratejiyle, ABD ilk kez
İslam'ı ulusal güvenlik sorunu olarak kabul ediyor. "Sorun"un kaynağına
müdahale ediyor ve onu dönüştürmeye çalışıyor. Bu çerçevede; ılımlı
Müslüman grupları, vakıfları, reformcu kadroları yine İslam'a karşı
kullanıyor. İslami radyo ve televizyon kanalları kuruyor, varolanlara
finansal destek veriyor. Müslüman think-tank kuruluşları, okullar
kuruyor, medreseler açıyor, camileri restore ediyor. İşbirliğini kabul
etmeyen Müslüman medya, dini önderler, siyasi liderler ve partiler hedef
alınıyor. Soğuk Savaş döneminde komünizm gibi tanrısız bir ideolojiye
karşı verilen savaş şimdi bir dine karşı veriliyor. Bu yönüyle müdahale
teolojik bir boyut kazanıyor.
Bu çerçevede USIAD üzerinden 24 ülkede yoğun çalışmalar yürütülüyor.
Mısır'da, Pakistan'da, Türkmenistan'da, Özbekistan'da, Kırgızistan'da
camiler ve sufi önderlerin türbeleri ABD tarafından restore ediliyor.
Bangladeş'te imamlar eğitiliyor. Madakgaskar'da spor müsabakaları
yapılıyor. 24 ülkede İslami medya, radyo ve tv kanalları finanse
ediliyor. Bu çerçevede Susam Sokağı Mısır'da en çok izlenen
programlardan biri haline getirildi. En kapsamlı çalışma Endonezya'da
yürütülüyor. Ülkedeki 30 Müslüman gruba para aktarılıyor. İmamlar
eğitiliyor, ders müfredatları üzerinde çalışma yapılıyor, İslami
üniversitelerdeki akademisyenlere destek veriliyor, yaklaşık 40 bölgede
radyo programları yapılıyor, liberal İslam üzerine çalışması için
think-tanklar kuruluyor. Bütçesinin yüzde 25'ini bu programlar için
harcayan USIAD, Müslüman ülkelerde liberal ve laik anlayışı
destekleyebilecek bütün gruplara destek verdiklerini, dini
organizasyonların kurulmasını sağladıklarını belirtiyor.
Haziran 2003'ten bu yana büyük bir enerjiyle yürütülen çalışmalara
rağmen Müslüman coğrafyadaki Amerika imajı hiçbir zaman olmadığı kadar
kötü. Kötü olmaya da devam edecek. Büyük dönüşüm projesinde, ABD'nin
Müslümanların kalplerini ve zihinlerini kazanmasında, "yeni din
inşası"nda rol üstlenenler, onca siyasi ve medyatik desteğe rağmen
şimdiye kadar lüks salonların dışında bir varlık gösteremediler. Onlar
şimdi dağıtılan milyonlarca dolardan pay almakla meşgul. Bir zamanlar
İngiliz altınlarının peşinde koşanlar gibi…
|