|

BU
REJİM KOPHENAG KRİTERLERİ’NE AYKIRI
Nuh GÖNÜLTAŞ
27.04.2005 D.B. TERCÜMAN
Türkiye'de yaşayan Müslümanlar için çok zor
bir dönemin başladığını söyleyebilirim. Anayasa Mahkemesi Başkanı
Mustafa Bumin ve Genelkurmay Başkanı General Hilmi Özkök'ün
konuşmalarını yan yana koyduğumuzda bu kanaate varmaktan başka daha
iyimser bir sonuç çıkmıyor Türkiye'nin geleceği için.
Şu kesin, Türkiye'deki Müslümanlar bundan sonra daha fazla Allah'ın
emirleri ve rejimin baskıları arasında tercih yapmaya zorlanacaklar.
Daha fazla baskı, zorlama, müdahale... Ama umarım baskı şiddet zorlama,
demokratik yolların kapatılması, aşağılama, inançlara saygısızlık
insanları başka yollara sevk etmez. Umarım insanlarımız çözümü sokakta
aramaya kalkmaz. Çünkü bu işleri daha da karmaşık hale getirir.
İnanan insanlara yönelik bu topraklarda baskının dozajının artırılması
ile Avrupa Birliği arasında bir paralellik kurmaya yönelik açıklamalar,
tıpkı Bumin'in Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin bir kararına atıf
yaparak üniversitelere başörtüsü ile girilmesine yol açacak bir kanuni
düzenlemenin yapılamayacağını söylemesi gibi, Türkiye AB'ye de girse bu
topraklarda inanan insanlara zulmün devam edeceği anlamına geliyor. "Parlamenter
rejimin en yüce çatısı olan TBMM başörtüsüne özgürlük getiremez" demenin
başka hangi anlama gelebileceğine dair en ufak bir fikrim yok. Ve
Avrupa'nın hangi üniversitesinde başörtülü öğrencilere yasak var? Avrupa
üniversiteleri de Türk üniversiteleri gibiyse niçin burada okuyamayan
kızlar Avrupa'ya Amerika'ya gidiyor. Mesela Başbakan'ın kızları
Amerika'da pekala başörtüleri ile okuyorlar!
Buna mukabil, Anayasa Mahkemesi Başkanı'nın konuşması iktidarı kızdırsa
da iktidar için halka söz verdiği ve fakat bugüne kadar yerine getirmek
için tek bir adım dahi atmadığı düzenlemeleri yapmaması için ona ciddi
bir koz vermiş oluyor. AK Parti Anayasa Mahkemesi Başkanı Mustafa
Bumin'in konuşmasını delil göstererek seçmenine verdiği sözleri yerine
getirmeme yolunu seçtiğinde AK Parti'ye söylenecek fazla bir şey
kalmıyor. Ama "AK Parti'nin kapatılmasına dahi yol açabilecek" böyle bir
mazeret ile halkın karşısına çıkması da onun "iktidarı" hakkında ciddi
sorulara yol açacaktır. O yüzden AK Parti bu veriyi kullanmayacak ve
iktidarını Anayasa Mahkemesi Başkanı ve Genel Kurmay Başkanı ile
paylaşmayı yeğleyecektir. Yalnız onun bu konumu ile Avrupa Birliği
kriterleri arasında bir çelişki de kendini gösterecek, bir şekilde AB
yolu'nda kazalar olabilecektir.
Aslına bakılırsa Türkiye'deki rejim Kophenag Kriterleri'ne uygun değil.
AB'nin Türkiye'ye verdiği ödevlerin yasaları çıkartıldığı halde fiilen
uygulamaya geçilemeyen birçok alan var, birçok alanda da henüz adım
atılmış değil. Söz konusu konuşmayla da gördük ve de anladık ki,
Avrupa'nın ve Amerika'nın Türkiye'deki rejimi AB kriterlerine uydurması
öyle sözle ya da dozajı düşük baskılarla olacak şey değil.
AB'ye girsek bile bu topraklarda bir kısım baskılar, insan hakları
ihlalleri, dine yönelik engellemeler sürecekse AB'ye girmenin ne anlamı
olabilir? Belki de çoğunluğu AB yanlısı olan inanan kitlelere bu soruyu
sordurmaktır maksat ve böylece onları da ulusalcı cepheye çekmenin
yolunu bulmak...
|