Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sayı 317 | Mayıs  2005

                   

 

 


Aslan IŞIK/ SALİHLİ
 

SORU 1: İslama göre Hz. İsa kimdir? Kur’an bize Hz. İsa’yı nasıl tanıtmaktadır?

CEVAP 1: Hz. İsa’nın kimliği ile ilgili bilgileri Allah, Meryem suresinin 16. ayetinden 34. ayetine kadar olan bölümde vermektedir. Sonunda “işte hakkında şüpheye düştükleri Meryem oğlu İsa, gerçek söze göre budur.” (19/34)

“O, (İsa) ancak, kendisine nimet verdiğimiz ve İsrail oğullarına örnek kıldığımız bir kuldur.” (43/59)

Verilen nimet Peygamberlik ve Peygamber olmasının gerekleridir. Her Peygamber kavmine örnek olarak gönderilmiştir. Fatiha suresindeki “kendisine nimet verdiklerinin yoluna ulaştır” ifadesindeki nimet, işte bu nimettir.

“Meryem oğlu Mesih sadece bir elçidir. Ondan önce de birçok elçiler gelip geçmiştir. Anası da çok doğru bir kadındır. Her ikisi de yemek yerlerdi. Bak onlara delilleri nasıl açıklıyoruz. Sonra (onlar haktan) nasıl yüz çeviriyorlar. (5/75)

Hz. İsa’nın (as) doğumuyla alakalı sıra dışı olan hadi-seye bakarak şaşkınlıklarını zulme dönüştürenlere ise Allah şöyle buyuruyor:

“Allah katında İsa’nın durumu Adem’in durumu gibidir. Adem’i topraktan yaratmış; sonra da O’na “Ol” demiş o da oluvermişti.”(3/59) İşte İsa için de durum bundan ibarettir. Allah için imkansızlık söz konusu değildir. Dilediğini dilediği şekilde yaratmaya kâdirdir. Yarattığı bu insanı da aleme ibret olması için mutad olanın dışında yaratarak kudretinin delilini sunmuştur. Adem (as) örneğini hatırlatarak Allah için bunun doğallığını göstermiştir. Bir şeyi yaratmadaki sünnetinin, dilediği şeye sadece “ol” demek olduğunu, o şeyin istenilen şekilde olduğunu göstermiştir.
Böylece onu örnek bir kul ve elçi kılmıştır. Elçi olması ve kul olması nedeniyle de kendisinden önce gelip geçen elçilere ve kullara benzediğini bu konu da herhangi bir ayrıcalığın söz konusu olmadığını 43/59, 5/75. ayetleriyle ifade etmiştir.

Yine Kur’an’da Hz. İsa’nın tevhid mücadelesiyle ilgili kısa malumatlar verilmektedir:

“Meryem oğlu İsa: ‘Ey İsrail oğulları! Ben benden önce gelmiş olan Tevrat’ı doğrulayan, benden sonra gelecek adı Ahmed olacak bir elçiyi müjdele-
yen, Allah’ın size göndermiş olduğu bir elçiyim’ demişti…”(61/6)

İsrail oğulları içinde O’na inanan kimselere ‘havari’ tabiri kullanılmaktadır. “Havarilere, ‘Bana ve elçime inanın’ diye bildirmiştim. Onlar da: ‘inandık; bizim Müslüman olduğumuza tanık ol’” demişlerdi.(5/111)

Sayıları çok az olmakla birlikte bunlar nezdinde İsa(a.s.) Allah’ın kulu ve elçisi iken, onları yok etmeye çalışan İsrail oğullarınca İsa(a.s.)’ya Tanrısal sıfatlar verilerek ilahlaştırmışlardır. Bu anlayışları, ilgili ayetlerde (5/17-72-73) görmek mümkündür. Onların bu anlayışlarını Allah asla kabul etmemiş; yüzlerine vurmuştur.

SORU 2: Hıristiyan inancına göre İsa Mesih kimdir?

CEVAP 2: Havarilerin ardından gelen ve kendilerini Hıristiyan olarak takdim edenler, bu dinin saf ilkelerini bozarak “İsa Allah’ın oğludur” tezini ortaya atıp, buna bağlı bir sistem oluşturmuşlardır. Ruhbanlığı (57/27) icad etmişler ve İsa Allah’ın oğludur tezini uydurmuşlardır. (5/17)

Bunlara Allah’ın cevabı ise şöyledir:

“Andolsun, ‘Allah ancak Meryem oğlu Mesihtir’ di-yenler kafir olmuşlardır. Ey Muhammed deki: Allah Meryem oğlu Mesihi, annesini ve yeryüzünde olanların hepsini yok etmek istese, Allah’a karşı kim koyabilir?...”(5/17)

“Ey kitap ehli! Dininizde taşkınlık etmeyin. Allah hakkında yalnız gerçek olanı söyleyin. Meryem oğlu İsa Mesih, Allah’ın elçisi, Meryem’e verdiği kelimesi ve kendinden bir ruhtur. Allah’a ve elçisine inanın; (Allah) üçtür demeyin. İyiliğiniz için bundan vazgeçin. Allah tek bir ilahtır. Çocuk edinmeden beridir. Yer ve gökte olanlar onundur. Vekil olarak Allah yeter.” (4/171)

“Andolsun, ‘Allah Meryem oğlu Mesih’in kendisidir’ diyenler kafir olmuşlardır. Oysa Mesih: ‘Ey İsrail oğulları! Benim de Rabbim sizin de Rabbiniz olan Allah’a kulluk edin. Kim Allah’a ortak koşarsa, Allah ona cenneti haram etmiştir. Onun varacağı yer ateştir. Haksızlık edenlerin yardımcıları yoktur’ demişti.” (5/72)

“Andolsun ‘Allah üç taneden biridir’ diyenler kafir olmuşlardır. Oysa tek bir Allah’tan başka ilah yoktur…’(5/73)

Yukarıya aldığımız ayetlerin sunduğu belgeler, Hıristiyanların İsa(a.s.) hakkındaki anlayışlarını bildirmektedir. Verilen bu sıfatlarla İsa(a.s.) elçi olmaktan, kul olmaktan, insan olmaktan çıkartılarak tanrılaştırılmıştır.

Allah inancı: Baba, oğul ve Ruh’ul-Kudüs veya Meryem olarak Teslis inancına döndürülmüştür. Bu anlayıştaki oğul Allah olan İsa’ya, insanlık için kendini feda ederek insanlığı günah kirinden temizlemek rolü verilmiştir. Buna bağlı olarak da bir dizi hikaye uydurulmuştur.

İşte Hıristiyanlığın İsa telakkisi budur.

Buna bağlı olarak Hz. İsa’nın çarmıha gerilmesi, ölümü ve yeniden gelişiyle ilgili anlayışları da yine Kur’an şöyle cevaplamaktadır:

1. Onun asılması ve öldürülmesi olayı:

“Sözlerinden dönmeleri, Allah’ın ayetlerini inkar etmeleri, haksız yere peygamberleri öldürmeleri ve kalplerimiz kılıflanmış demeleri sebebiyle (onları lanetledik; kalpleri kılıflı değildir) Aksine küfürleri sebebiyle Allah onları mühürlemiştir. Pek azı müs-tesna, artık iman etmezler. (4/35)

“Bir de inkar etmelerinden ve Meryem’in üzerine büyük bir iftira atmalarından; ve ‘Allah’ın elçisi Meryem oğlu İsa’yı öldürdük’ demelerinden dolayı (onları lanetledik); halbuki onu ne öldürdüler ne de astılar. (Öldürdükleri ) onlara İsa gibi gösterildi. Onun hakkında ihtilafa düşenler, bundan dolayı tam bir kararsızlık içindedirler. Bu hususta zanna uymaktan başka hiçbir sağlam bilgileri yoktur ve kesin olarak onu öldürmediler.” (4/157)

Bilakis Allah onu kendi nezdine yükseltmiştir. Allah izzet ve hikmet sahibidir. (4/138)

2. Hz. İsa’nın semaya yükseltilmesi olayı:
İsa(a.s)’nın İsrail oğullarıyla olan mücadelesinin geldiği nokta onların ihanetleriyle sonuçlanınca; Allah İsa(a.s)’yı teselli ederek bundan sonraki hayatının seyri hakkında bilgi veriyor. Ali İmran 52. ayetinden başlayarak bu serüveni şöyle anlatıyor:

“İsa onların inkar edeceğini anlayınca: ‘Allah yolunda bana kim yardımcı olur’ dedi. Sadık dostları havariler: ‘Allah’ın yardımcıları bizleriz. Biz Allah’a inandık ve bizim teslim olduğumuza şahit ol; Rabbimiz indir-diğine inandık ve elçine uyduk. Öyleyse bizi şahitlik edenlerle birlikte yaz’ dediler.”(3/52-53)

“Yahudiler İsa(a.s)’yı öldürmek için tuzak kurdular. Allah da onların tuzaklarını bozdu. Plan yapanların en hayırlısı Allah tır.” (3/54)

Yahudilerin mekrinden kurtaran Allah, İsa (a.s)’nın geleceği ile ilgili onu bilgilendirerek şöyle buyuruyor:

“Allah buyurmuştur ki: Ey İsa seni vefat ettireceğim, seni nezdime yükselteceğim, seni inkar edenlerden arındıracağım ve sana uyanları kıyamete kadar ka-firlerden üstün kılacağım. Sonra dönüşünüz bana olacak. İşte o zaman ayrılığa düştüğünüz şeyler hakkında aranızda ben hükmedeceğim.” (3/55)

Bu ayette altı çizilmesi gereken kısım “Ben seni vefat ettireceğim, seni nezdime yükselteceğim” cümlesidir. Burada Yahudilerin öldürmek için yaptıkları tuzaktan İsa(a.s)’yı kurtaran Allah onu ne kadar, nerede yaşattı bilemiyoruz; ancak olayın seyri gösteriyor ki bu sözler bu olaylardan sonrayı anlatıyor. Çünkü Allah “İsa’yı öldürmediler ve asmadılar… kesin olarak onu öldürmediler”(4/157) buyuruyor. Bu nedenle ‘bu hadiseden sonradır’ diyoruz. Söylenen söz ise; “seni vefat ettireceğim ve katıma yükselteceğim” “teveffa” kelimesi bir canlının öldürülmesini anlatan bir kelimedir. Bu nedenle İsa(a.s) için vaat edilen şey, ölüm olayı gerçekleştikten sonra vuku bulacaktır. Bu ise Allah’ın cari olan sünneti gereği ölümü tadan her canlının Rabbine kavuşması ifadesi gibi mecazen söylenen bir sözdür. Çünkü inandığımız Allah’tan dünya ve ahirette uzak kalmak mümkün değildir. O her yerde herkesin yanındadır. Herkes her an onun huzurundadır. Varlıkların bulundukları hali anlatmak için iltifaden “nezdimize yükselteceğiz” buyurulmaktadır. Bu yükseltilme de vurgulandığı gibi ölüm olayı gerçekleştikten sonra olacaktır. Burası unutulmamalı.

Vadedilen bu olayın daha sonra gerçekleşmiş olduğunu ise şu hadiseden anlıyoruz:

Allah hesap günü ümmetlere de peygamberlere de soracağını bildiriyor. Bunun sonucu olarak hesap günü İsa (a.s)’ya soruyor:

“Allah, Ey Meryem oğlu İsa! İnsanlara “beni ve anamı Allah’tan başka iki ilah edinin” diye sen mi dedin? buyurduğu zaman o, “ haşa, seni tenzih ederim. Hakkım olmayan şeyi söylemek bana yakışmaz. Hem ben söyleseydim şüphesiz Sen onu bilirdin. Sen benim içimdekini bilirsin. Halbuki ben senin zatında olanı bilmem. Gizlilikleri eksiksiz bilen yalnızca Sensin.”

“Ben onlara ancak bana emrettiğini söyledim. Benim de rabbim sizin de rabbiniz olan Allah’a kulluk edin dedim. İçlerinde bulunduğum sürece onlar üzerinde gözcü idim. Sen beni vefat ettirince (teveffeyteni) artık onlar üzerinde gözetleyici yalnız sen oldun. Sen her şeyi hakkıyla görensin.” (5/116-117)

Bu ayetle Ali İmran 55’te vaad edilen ölüm olayının gerçekleştiği ortaya çıkmaktadır.

Konumuzla ilgili olan İsa (a.s) da, “ancak Allah’ın elçilerinden bir elçi olması” nedeniyle (5/75) görevini yapıp Rabbine dönmüştür. Ondan önceki elçilerin geri gelmediği gibi o da geri gelmeyecektir. Bu ayetler bize bu gerçeği anlatmaktadır.
Nisa 159. ayetinde anlatılan olay, aynen Firavun’un son anında Musa (a.s)’ya iman etmesi gibi; ölümün yaklaştığı anda o gün İsa(a.s)’ya iman etmeyenlerin gerçeği görerek iman edeceğini anlatmaktadır. Ancak böyle bir imanın Allah indinde herhangi bir değeri olmadığından, kaybedenlerden olacaklardır. İsa(a.s) da onların aleyhinde şahitlik edeceğine göre, bu insanlar İsa(a.s)’ya muhatap olanlardır ki, bunlar da o hayatta iken karşılaştıkları kimselerdir. Ölümünden sonra olanları bilmediğini 5/116/117’de beyan etmişti.

Zuhruf 43/61 de ki ‘hu’ (o) zamiri, ister İsa(a.s) raci kılın ister Kur’an’a, her ikisi de kıyametin mutlak geleceğini ifade eden bir delildir. Bunu sadece İsa (as)’ya veya Kur’an’a hasretmek de doğru olmaz. Doğru olan İsa (as) da kıyameti haber veren bir elçidir; Kur’an da kıyameti haber veren bir kitaptır. Fakat sadece bunu haber veren İsa ve Kur’an değildir. İlk peygamber ve ilk vahiy de inananları kıyametle uyarmıştır. İlk gelen Kur’ani vahiylerde de bu tema çokça işlenmiştir. Bu nedenle tefsirlerin rivayetlere kulak vererek, Ebu Hureyre hadisine dayanarak ayeti tahsise yönelmeleri doğru değildir.

Ebu Hureyre yeminle başlayan hadis diye yaptığı nakilde “İsa gelecek dertler bitecek” anlayışıyla tüm sorunlara çözüm getiriyor. Haçı kırıyor, domuzu öldürüyor, malı çoğaltıyor v.s. Bunun ciddiyeti söylenenlerin mümkünatından anlaşılmaktadır. Hangi peygamber gelince tüm sorunlar çözülmüş, tüm dünya selama durmuş ki İsa(a.s) ikinci gelişinde bunu temin etmiş olsun? Haçı kırdı diyelim; dün-yadaki domuzları öldürmek için tüm dünyanın sürek avına çıkması gerekecektir o kadar domuzu öldürmek için. Hem bu hayvanın günahı nedir ki katledilmek istensin? Onun varlığı haram değil ki, inananlara etini yemek haramdır. Bu anlatılanların Kur’an süzgecinden geçirilmesinin doğru olacağı kanaatini taşıyoruz.

Ayetler üzerinde yapılan yorumların hepsi zandan ibarettir. Zan ise itikatta asla delil olmaz. Zan ile yakin olan asla zail olmaz. Yakin olan İsa (as)’nın da bir insan, bir kul, bir elçi olması; kendinden öncekiler gibi görevini yapıp hakkın rahmetine kavuşmuş olmasıdır. “O da ondan öncekiler gibi bir elçidir” ifadesinde belirtildiği gibi geçenler gelmediğine göre onlara benzeyen İsa (as) da geri gelmeyecektir.
Bu konudaki tüm rivayetler yakin ifade eden ayetler ve sünnetullah yanında sadece zandan ibarettir. Müslümanlar ise zandan sakındırılarak “zan gerçekten hiçbir şey ifade etmez” buyurulmuştur.

Bizler de yakin olan Kur’an’a itibar ediyor, onun dışındaki rivayetleri ise bu konuda bırakıyoruz.

SORU 3: Deccal inancını hangi düşünce ileri sürmektedir?

CEVAP 3:  Öncelikle Deccal hakkında nakledilen haberlere ve niteliklerine vakıf olduktan sonra bu zihniyetin kime ait olduğunu tespit etmek daha kolay olacaktır. Deccal, Decl kelimesinin mübalağa sigasıdır ve yalan söyleyen, karıştıran, hakkı batıla karıştıran anlamlarına gelmektedir.

Ebu Huzeyfe’den naklen Rasullullah şöyle buyurdu denilmektedir:

“Deccal çıktığı zaman, yanında bir su bir de ateş bulunacaktır. Fakat halkın ateş sandığı soğuk bir sudur. Soğuk su sandığı da yakıcı bir ateştir. Deccal’ın zuhur ettiğini sizden işiten kimse ateş tarafında dursun; o soğuk ve tatlı bir sudur.” (Buhari 9. cilt 1407 nolu hadis) İsrail oğullarının garibeleri bahsi.

İbn Ömer’den Mervi:

“Ben bir kere uyumuştum; rüyam da Kabe’yi tavaf ediyordum. İsa’yı ve Deccal’ı gördüm. İsa, esmer, salı verilmiş düz saçlıydı, saçından su akıyordu. Bu kim dedim, Meryem oğlu İsa dediler. Ona iltifat için yaklaşırken kırmızı yüzlü ve uzun boylu, sağ gözü pörtlek bir adam gördüm. Bu kim dedim, Deccal dediler. Halkın içinde İbn Katan’a benziyordu. (Buhari cilt 9/ 1401 nolu hadis)

Ebu Hureyre’den:

“İki büyük İslam ordusu harp etmedikçe kıyamet kopmayacak.

Yine otuza yakın yalancı deccal zuhur etmedikçe kıyamet kopmayacak. Bunların hepsi de ben Allah’ın peygamberiyim iddiasında bulunacaklar.”
….ila ahir( Buhari cilt 12 2123 nolu hadis)
Deccal ve benzeri olaylar kıyametin alametleri bahsinde zikredilen haberlerdir. Birinci hadisin sonuna eklediğimiz cümlede de bahsedildiği gibi, İsrailoğullarının garip haberlerinden olarak verilmektedir.Hem israiliyattan hem de garip haberlerden! Bununla beraber kıyametin ne zaman olacağını Allah elçisinden bile gizlemiş, bildirmemişken; onun hakkında konuşmak bir peygamber için olacak şey midir? Bunların tümü Deccal, Mehdi ve Kıyamet alametleri... İsrailiyatçı mevzuat sahiplerinin marifetidir.

Bu rivayetlere bakıldığında hepsi Gayb’a dair haberlerdir. Peygamber (as)’in gaybi konularda Allah’ın Kur’an’da verdiği bilgilerin dışında bir bilgisi yoktur. Bunun böyle olduğu bizzat Allah’ın ayetiyle defaatla tekrar edilip ilan edilmiştir. Hadis diye rivayet edilip yukarda nakledilen metinde söylenenleri ise Kur’an’ı okuyan bir insanın söylemesi mümkün değildir.

Mehdi, Mesih ve Deccal inancı, Ehl-i Kitab’ın israiliyat kaynaklı iddialarıdır ve ciddiyetten uzaktır.

Ahmet Altınok /Hollanda

 

SORU 1: Ehli Kitap kimdir? Müslümanlar nezdinde konumları nedir? Bazı ayetlerde onlar hakkında olumlu ifadeler kullanılırken (3/113-115 ve diğerleri) bazı ayetlerde ise olumsuz ifadeler kullanılmaktadır.(4/51 ve diğerleri)

Ayrıca yemeklerinin helal olduğuna(5/5), sanıyorum kestikleri hayvanların etlerinin de helal olduğuna ve kadınlarının nikahlanabileceğine(5/5) dair ayetler var. Diğer surelerde ise müşrik olduklarına dair ayetler var. Bazı ayetlerde dost edinin bazılarında ise edinmeyin şeklinde de ifadeler ayetler var.

Müslümanlar olarak Ehli kitapla ilişkilerimiz nasıl olmalı? Ne zaman dost kabul edeceğiz, ne zaman etmeyeceğiz?

Son olarak, Müslüman erkek, Ehl-i Kitab’ın kadınlarıyla evlenebilirken, neden Müslüman kadınlar Ehl-i Kitab’ın erkekleriyle evlenemiyor?

CEVAP : Bu konuyu durumlarına göre ele alarak almaya çalışalım:

1:Kur’an da Ehli Kitap ibaresi bize neyi anlatıyor?

Ehl-i Kitab ibaresinin Kur’an’daki kullanıldığı anlam, mensubiyet manasında bir üst kimliği ifade etmektedir. İslami manada inanan ve inanmayan fakat kendini bir anlayışa nispet eden kimse manasında kullanılmaktadır:

“Siz insanlar içerisinden çıkarılmış hayırlı bir ümmetsiniz; iyiliği emreder, kötülükten men eder ve Allah’a inanırsınız. Kitap Ehli de inanmış olsalardı kendileri için daha hayırlı olurdu. İçlerinde inananlar vardır. Fakat çoğu yoldan çıkmıştır. ” (3/110)

“Hepsi bir değildir. Kitap Ehlinden geceleri secdeye kapanarak Allah’ın ayetlerini okuyup duranlar vardır. Bunlar Allah’a ve Ahiret gününe inanırlar. İyiliği emreder, kötülükten men ederler ve iyiliklere koşarlar. İşte bunlar iyilerdendir.”(3/113-114) Zikredilen ayetler de görüldüğü gibi yoldan çıkanı da yolda olanı da Ehli Kitap olarak nitelendirilirken, daha alt kimlikler olarak ayrıştırılmaktadır. İnanan, inkar eden, gözleri yaşla dolan secdeye kapanan…gibi.

2. Ehli Kitabın Kur’an’a göre itikadi durumunun belirlenmesi :

a-“Allah, Meryem oğlu Mesih’tir” diyenler hiç şüp-hesiz kafir olmuşlardır.” (5/17, 5/72)

b-“Allah üçün üçüncüsüdür” diyenler de elbette ka-fir olmuşlardır.” ( 5/73)

c-“Yahudiler “Üzeyir Allah’ın oğludur” dediler. Hıristiyanlar da “Mesih (İsa) Allah’ın oğludur” dediler. Bu onların ağızlarıyla söyledikleri sözleridir ki daha önce küfretmiş kimselerin sözlerine benzetiyorlar. Allah onları kahretsin! Nasıl da haktan döndürülü-yorlar!” (9/30)

“De ki Ey Ehli Kitap: Siz Tevrat’ı, İncil’i ve Rabbinizden size indirileni gereği gibi uygulamadıkça bir şey üzerinde değilsiniz.
Andolsun ki sana Rabbından indirilen onlardan bir çoğunun azgınlığını ve inkarını artıracaktır. O halde kafirler topluluğuna üzülme. ”(3/68)
d-Allah’ın genel geçer ölçüsü tüm insanlık için şöyledir: “şüphe yok ki iman edenler ile Yahudiler, Sabiiler ve Hıristiyanlardan kim Allah’a ve Ahiret gününe iman eder ve yararlı işler yaparsa elbette onların Rableri katında mükafatları vardır. Onlara herhangi bir korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.” (2/62), (5/69)

Yaşadığınız zaman, mekan ve mensubu bulunduğunuz semavi din ne olursa olsun, bu dairenin içine girmemişseniz sizin ve yaptıklarınızın Allah indinde hiçbir değer ifade etmeyeceğinin delilidir. Bugün Müslüman’ım diyen de Allah’a ve ahirete Allah’ın istediği gibi şeksiz ve şirksiz iman edip salih amel işlemiyorsa onun da durumu kötüdür. Allah indinde bir şey bulamayacak, hüsrana uğrayanlardan olacaktır.

3. Ehli Kitabın kadınlarıyla evlilik konusu:

“Bugün sizin için temiz nimetler helal kılınmıştır. Kendilerine kitap verilenlerin yemeği size helaldir. Sizin yemeğiniz de onlara helaldir. Mümin kadınlardan hür ve namuslu olanlar ile sizden önce kendilerine kitap verilenlerden hür ve iffetli kadınlar –namuslu olmanız, zina etmemeniz ve gizli dost tutmamanız şartıyla- kendilerine mehirlerini verdi-ğiniz taktirde size helaldir. Kim imanı inkar ederse, ameli kesinlikle boşa gider, o ahirette de hüsrana uğrayanlardandır.” (5/5)
Burada ehli kitabın her hanımı ile evlenmeden bahsedilmiyor. Hür ve iffetli olanlarıyla mehirlerini verip nikahlayarak evlenilmesi istenmektedir. Ayrıca zina etmenin ve gizli dost tutmanın yolları da kapatılıyor. Burada verilen izin Müslümanlar lehine ve tek taraflıdır. Yani Müslümanların kadınlarının da yemek konusunda olduğu gibi onların erkekleriyle evlenmeleri söz konusu değildir. Sebebiyle alakalı yorumlar yapılmakta ise de bizce Allah’ın izin vermemiş olması en geçerli sebeptir. Dinin sahibi odur. Bizler de ona tabii olmakla emrolunan kimseleriz. İşimiz inandık ve itaat ettik demektir.

“…Allah kafirlere müminlerin aleyhine asla fırsat vermez.”(4/141)
Müşrik kadınları iman edinceye kadar nikah-lamayın…(2/221)

“Zina eden erkek ancak zina eden veya putperest bir kadınla evlenebilir, zina eden kadın da ancak zina eden veya putperest bir erkekle evlenebilir; bu müminlere haram edilmiştir…”(24/3)

Bu ayetlerin çizdiği rota korunmak kaydıyla Ehl-i Kitab’la evlilik söz konusu olacak demektir. Yani Ehl-i Kitab olması yetmiyor. Allah’a: şirksiz inanan, ehli namus olan kimseler olması gerekiyor.

4. Ehli kitabın kestiklerinin yenip yenmemesi konusu :

Bu konu Maide:5’te zikredilen yiyecekler konusuna dahil kılınarak İslam’da alenen haram kılınanlar dışındaki tüm yiyecek ve içeceklere şamildir.

Yemeklerden kastın “ekmek, sebze” gibi şeyler olmayıp boğazladıkları hayvanlara da şamil olduğu ifade edilmekte ise de, burada dikkatlerden kaçırılmaması gereken, İslam’da alenen haram kılınan yiyecek ve içecekler ile kesilen hayvanların üzerine Allah’ın adının anılıp anılmaması meselesidir. Çünkü bu konu Hem Maide:3’te hem de Enam:121’de “kesilirken üzerine Allah’ın adı anılmayanlardan yemeyin…” buyurulmaktadır. Ehl-i Kitab boğazladığı hayvanlara Allah’ın adını anıyor mu? Bunun yemeklerini yiyecek kimseler tarafından bilinmesi lazım. Aksi halde et ve et mamullerinden uzak durmaları gerekir. Dünyada hiç et yemeden yaşayan insanların varlığını biliyoruz. Et yemeden de yaşam devam etmektedir.

Bir de bugün Batıda yaşayan insanların içinde bulundukları toplum açısından bir sorun ortaya çıkmaktadır. Kur’an’ın ehli kitap dedikleri ile bugünkü Batı insanının bir ilgisi olup olmadığıdır. Bunun gözlemini yapmak, ne olduklarını yakından tanımak ve ona göre karar vermek de onların işidir diyoruz. Çünkü durum bireysel anlamda insanın genel kabul ve reddiyle alakalıdır. Hayvanı boğazlayan kimsenin anlayışı, inancının keyfiyeti durumu belirleyici olacaktır. Müslümanlar bu konuda milyonlara varan bir kemiyete sahip oldukları ülkelerde varlıklarını hissettirerek ilgili devletlerden konuya çözüm getirilmesini istemeleri gerekir. Buna hakları vardır.
.
5-Ehli Kitapla ilişkilerimizin boyutları:

İlişkiler, niteliklerine göre farklılık arz etmektedir. Tebliğ ve insani ilişkiler konusunda herhangi bir ayrım gözetilmemesine rağmen, stratejik konularda fevkalade dikkatli olunması gerekmektedir. Kur’an bunu şöyle ifade etmektedir:

“Kendilerine kitaptan bir pay verilenleri görmedin mi? Sapıklığı satın alıyorlar. Sizinde yoldan sapmanızı istiyorlar.”

“Ama Allah düşmanlarınızı çok iyi bilir. Allah size dost ve yardımcı olarak yeter.” (4/44-45)

“Şu kendilerine kitaptan pay verilmiş olanları görmedin mi? Puta ve Tağuta inanıyorlar da kafirler için “bunlar Müminlerden daha doğru yoldadır” diyorlar.” (4/51)

“Ey iman edenler! Müminleri bırakıp da kafirleri dost edinmeyin. Kendi aleyhinize Allah’a apaçık bir delil mi vermek istiyorsunuz?” (4/114)

“Ey iman edenler! Babalarınız ve kardeşleriniz eğer imana küfrü tercih ediyorlarsa dost edinmeyin. Sizden kim onları dost edinirse, işte onlar zalim-dirler.” (9/23)

“Ey iman edenler! Benim de düşmanım sizinde düşmanınız olanları dost edinmeyin. Onlar size gelen hakkı inkar etmişken, onlara nasıl muhabbet gösteriyorsunuz?...”(60/1)

Ayetlerin sınırlarını çizdiği strateji gayet açıktır. İslam’ı tebliğ etmede hiç kimse için bir ayırım söz konusu değilken; dostlukta, güven duymada, örnek almada, sırdaş edinmede, dayanıp güvenmede, veli edinmede ve benzeri konularda durum değişmektedir. Bunun çerçevesini Allah çizmiştir. Sizler kendi durumunuza uyan konularda gerekli hassasiyeti göstermek suretiyle insani ilişkilerinizi sürdürürsünüz. Bu konuda herhangi bir sıkıntı söz konusu değildir.

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...