|

Aslan IŞIK/ SALİHLİ
SORU 1: İslama göre Hz. İsa kimdir?
Kur’an bize Hz. İsa’yı nasıl tanıtmaktadır?
CEVAP 1: Hz. İsa’nın kimliği ile ilgili bilgileri Allah, Meryem
suresinin 16. ayetinden 34. ayetine kadar olan bölümde vermektedir.
Sonunda “işte hakkında şüpheye düştükleri Meryem oğlu İsa, gerçek söze
göre budur.” (19/34)
“O, (İsa) ancak, kendisine nimet verdiğimiz ve İsrail oğullarına örnek
kıldığımız bir kuldur.” (43/59)
Verilen nimet Peygamberlik ve Peygamber olmasının gerekleridir. Her
Peygamber kavmine örnek olarak gönderilmiştir. Fatiha suresindeki
“kendisine nimet verdiklerinin yoluna ulaştır” ifadesindeki nimet, işte
bu nimettir.
“Meryem oğlu Mesih sadece bir elçidir. Ondan önce de birçok elçiler
gelip geçmiştir. Anası da çok doğru bir kadındır. Her ikisi de yemek
yerlerdi. Bak onlara delilleri nasıl açıklıyoruz. Sonra (onlar haktan)
nasıl yüz çeviriyorlar. (5/75)
Hz. İsa’nın (as) doğumuyla alakalı sıra dışı olan hadi-seye bakarak
şaşkınlıklarını zulme dönüştürenlere ise Allah şöyle buyuruyor:
“Allah katında İsa’nın durumu Adem’in durumu gibidir. Adem’i topraktan
yaratmış; sonra da O’na “Ol” demiş o da oluvermişti.”(3/59) İşte İsa
için de durum bundan ibarettir. Allah için imkansızlık söz konusu
değildir. Dilediğini dilediği şekilde yaratmaya kâdirdir. Yarattığı bu
insanı da aleme ibret olması için mutad olanın dışında yaratarak
kudretinin delilini sunmuştur. Adem (as) örneğini hatırlatarak Allah
için bunun doğallığını göstermiştir. Bir şeyi yaratmadaki sünnetinin,
dilediği şeye sadece “ol” demek olduğunu, o şeyin istenilen şekilde
olduğunu göstermiştir.
Böylece onu örnek bir kul ve elçi kılmıştır. Elçi olması ve kul olması
nedeniyle de kendisinden önce gelip geçen elçilere ve kullara
benzediğini bu konu da herhangi bir ayrıcalığın söz konusu olmadığını
43/59, 5/75. ayetleriyle ifade etmiştir.
Yine Kur’an’da Hz. İsa’nın tevhid mücadelesiyle ilgili kısa malumatlar
verilmektedir:
“Meryem oğlu İsa: ‘Ey İsrail oğulları! Ben benden önce gelmiş olan
Tevrat’ı doğrulayan, benden sonra gelecek adı Ahmed olacak bir elçiyi
müjdele-
yen, Allah’ın size göndermiş olduğu bir elçiyim’ demişti…”(61/6)
İsrail oğulları içinde O’na inanan kimselere ‘havari’ tabiri
kullanılmaktadır. “Havarilere, ‘Bana ve elçime inanın’ diye
bildirmiştim. Onlar da: ‘inandık; bizim Müslüman olduğumuza tanık ol’”
demişlerdi.(5/111)
Sayıları çok az olmakla birlikte bunlar nezdinde İsa(a.s.) Allah’ın kulu
ve elçisi iken, onları yok etmeye çalışan İsrail oğullarınca
İsa(a.s.)’ya Tanrısal sıfatlar verilerek ilahlaştırmışlardır. Bu
anlayışları, ilgili ayetlerde (5/17-72-73) görmek mümkündür. Onların bu
anlayışlarını Allah asla kabul etmemiş; yüzlerine vurmuştur.
SORU 2: Hıristiyan inancına göre İsa Mesih kimdir?
CEVAP 2: Havarilerin ardından gelen ve kendilerini Hıristiyan
olarak takdim edenler, bu dinin saf ilkelerini bozarak “İsa Allah’ın
oğludur” tezini ortaya atıp, buna bağlı bir sistem oluşturmuşlardır.
Ruhbanlığı (57/27) icad etmişler ve İsa Allah’ın oğludur tezini
uydurmuşlardır. (5/17)
Bunlara Allah’ın cevabı ise şöyledir:
“Andolsun, ‘Allah ancak Meryem oğlu Mesihtir’ di-yenler kafir
olmuşlardır. Ey Muhammed deki: Allah Meryem oğlu Mesihi, annesini ve
yeryüzünde olanların hepsini yok etmek istese, Allah’a karşı kim
koyabilir?...”(5/17)
“Ey kitap ehli! Dininizde taşkınlık etmeyin. Allah hakkında yalnız
gerçek olanı söyleyin. Meryem oğlu İsa Mesih, Allah’ın elçisi, Meryem’e
verdiği kelimesi ve kendinden bir ruhtur. Allah’a ve elçisine inanın;
(Allah) üçtür demeyin. İyiliğiniz için bundan vazgeçin. Allah tek bir
ilahtır. Çocuk edinmeden beridir. Yer ve gökte olanlar onundur. Vekil
olarak Allah yeter.” (4/171)
“Andolsun, ‘Allah Meryem oğlu Mesih’in kendisidir’ diyenler kafir
olmuşlardır. Oysa Mesih: ‘Ey İsrail oğulları! Benim de Rabbim sizin de
Rabbiniz olan Allah’a kulluk edin. Kim Allah’a ortak koşarsa, Allah ona
cenneti haram etmiştir. Onun varacağı yer ateştir. Haksızlık edenlerin
yardımcıları yoktur’ demişti.” (5/72)
“Andolsun ‘Allah üç taneden biridir’ diyenler kafir olmuşlardır. Oysa
tek bir Allah’tan başka ilah yoktur…’(5/73)
Yukarıya aldığımız ayetlerin sunduğu belgeler, Hıristiyanların İsa(a.s.)
hakkındaki anlayışlarını bildirmektedir. Verilen bu sıfatlarla İsa(a.s.)
elçi olmaktan, kul olmaktan, insan olmaktan çıkartılarak
tanrılaştırılmıştır.
Allah inancı: Baba, oğul ve Ruh’ul-Kudüs veya Meryem olarak Teslis
inancına döndürülmüştür. Bu anlayıştaki oğul Allah olan İsa’ya, insanlık
için kendini feda ederek insanlığı günah kirinden temizlemek rolü
verilmiştir. Buna bağlı olarak da bir dizi hikaye uydurulmuştur.
İşte Hıristiyanlığın İsa telakkisi budur.
Buna bağlı olarak Hz. İsa’nın çarmıha gerilmesi, ölümü ve yeniden
gelişiyle ilgili anlayışları da yine Kur’an şöyle cevaplamaktadır:
1. Onun asılması ve öldürülmesi olayı:
“Sözlerinden dönmeleri, Allah’ın ayetlerini inkar etmeleri, haksız yere
peygamberleri öldürmeleri ve kalplerimiz kılıflanmış demeleri sebebiyle
(onları lanetledik; kalpleri kılıflı değildir) Aksine küfürleri
sebebiyle Allah onları mühürlemiştir. Pek azı müs-tesna, artık iman
etmezler. (4/35)
“Bir de inkar etmelerinden ve Meryem’in üzerine büyük bir iftira
atmalarından; ve ‘Allah’ın elçisi Meryem oğlu İsa’yı öldürdük’
demelerinden dolayı (onları lanetledik); halbuki onu ne öldürdüler ne de
astılar. (Öldürdükleri ) onlara İsa gibi gösterildi. Onun hakkında
ihtilafa düşenler, bundan dolayı tam bir kararsızlık içindedirler. Bu
hususta zanna uymaktan başka hiçbir sağlam bilgileri yoktur ve kesin
olarak onu öldürmediler.” (4/157)
Bilakis Allah onu kendi nezdine yükseltmiştir. Allah izzet ve hikmet
sahibidir. (4/138)
2. Hz. İsa’nın semaya yükseltilmesi olayı:
İsa(a.s)’nın İsrail oğullarıyla olan mücadelesinin geldiği nokta onların
ihanetleriyle sonuçlanınca; Allah İsa(a.s)’yı teselli ederek bundan
sonraki hayatının seyri hakkında bilgi veriyor. Ali İmran 52. ayetinden
başlayarak bu serüveni şöyle anlatıyor:
“İsa onların inkar edeceğini anlayınca: ‘Allah yolunda bana kim yardımcı
olur’ dedi. Sadık dostları havariler: ‘Allah’ın yardımcıları bizleriz.
Biz Allah’a inandık ve bizim teslim olduğumuza şahit ol; Rabbimiz
indir-diğine inandık ve elçine uyduk. Öyleyse bizi şahitlik edenlerle
birlikte yaz’ dediler.”(3/52-53)
“Yahudiler İsa(a.s)’yı öldürmek için tuzak kurdular. Allah da onların
tuzaklarını bozdu. Plan yapanların en hayırlısı Allah tır.” (3/54)
Yahudilerin mekrinden kurtaran Allah, İsa (a.s)’nın geleceği ile ilgili
onu bilgilendirerek şöyle buyuruyor:
“Allah buyurmuştur ki: Ey İsa seni vefat ettireceğim, seni nezdime
yükselteceğim, seni inkar edenlerden arındıracağım ve sana uyanları
kıyamete kadar ka-firlerden üstün kılacağım. Sonra dönüşünüz bana
olacak. İşte o zaman ayrılığa düştüğünüz şeyler hakkında aranızda ben
hükmedeceğim.” (3/55)
Bu ayette altı çizilmesi gereken kısım “Ben seni vefat ettireceğim, seni
nezdime yükselteceğim” cümlesidir. Burada Yahudilerin öldürmek için
yaptıkları tuzaktan İsa(a.s)’yı kurtaran Allah onu ne kadar, nerede
yaşattı bilemiyoruz; ancak olayın seyri gösteriyor ki bu sözler bu
olaylardan sonrayı anlatıyor. Çünkü Allah “İsa’yı öldürmediler ve
asmadılar… kesin olarak onu öldürmediler”(4/157) buyuruyor. Bu nedenle
‘bu hadiseden sonradır’ diyoruz. Söylenen söz ise; “seni vefat
ettireceğim ve katıma yükselteceğim” “teveffa” kelimesi bir canlının
öldürülmesini anlatan bir kelimedir. Bu nedenle İsa(a.s) için vaat
edilen şey, ölüm olayı gerçekleştikten sonra vuku bulacaktır. Bu ise
Allah’ın cari olan sünneti gereği ölümü tadan her canlının Rabbine
kavuşması ifadesi gibi mecazen söylenen bir sözdür. Çünkü inandığımız
Allah’tan dünya ve ahirette uzak kalmak mümkün değildir. O her yerde
herkesin yanındadır. Herkes her an onun huzurundadır. Varlıkların
bulundukları hali anlatmak için iltifaden “nezdimize yükselteceğiz”
buyurulmaktadır. Bu yükseltilme de vurgulandığı gibi ölüm olayı
gerçekleştikten sonra olacaktır. Burası unutulmamalı.
Vadedilen bu olayın daha sonra gerçekleşmiş olduğunu ise şu hadiseden
anlıyoruz:
Allah hesap günü ümmetlere de peygamberlere de soracağını bildiriyor.
Bunun sonucu olarak hesap günü İsa (a.s)’ya soruyor:
“Allah, Ey Meryem oğlu İsa! İnsanlara “beni ve anamı Allah’tan başka iki
ilah edinin” diye sen mi dedin? buyurduğu zaman o, “ haşa, seni tenzih
ederim. Hakkım olmayan şeyi söylemek bana yakışmaz. Hem ben söyleseydim
şüphesiz Sen onu bilirdin. Sen benim içimdekini bilirsin. Halbuki ben
senin zatında olanı bilmem. Gizlilikleri eksiksiz bilen yalnızca
Sensin.”
“Ben onlara ancak bana emrettiğini söyledim. Benim de rabbim sizin de
rabbiniz olan Allah’a kulluk edin dedim. İçlerinde bulunduğum sürece
onlar üzerinde gözcü idim. Sen beni vefat ettirince (teveffeyteni) artık
onlar üzerinde gözetleyici yalnız sen oldun. Sen her şeyi hakkıyla
görensin.” (5/116-117)
Bu ayetle Ali İmran 55’te vaad edilen ölüm olayının gerçekleştiği ortaya
çıkmaktadır.
Konumuzla ilgili olan İsa (a.s) da, “ancak Allah’ın elçilerinden bir
elçi olması” nedeniyle (5/75) görevini yapıp Rabbine dönmüştür. Ondan
önceki elçilerin geri gelmediği gibi o da geri gelmeyecektir. Bu ayetler
bize bu gerçeği anlatmaktadır.
Nisa 159. ayetinde anlatılan olay, aynen Firavun’un son anında Musa
(a.s)’ya iman etmesi gibi; ölümün yaklaştığı anda o gün İsa(a.s)’ya iman
etmeyenlerin gerçeği görerek iman edeceğini anlatmaktadır. Ancak böyle
bir imanın Allah indinde herhangi bir değeri olmadığından,
kaybedenlerden olacaklardır. İsa(a.s) da onların aleyhinde şahitlik
edeceğine göre, bu insanlar İsa(a.s)’ya muhatap olanlardır ki, bunlar da
o hayatta iken karşılaştıkları kimselerdir. Ölümünden sonra olanları
bilmediğini 5/116/117’de beyan etmişti.
Zuhruf 43/61 de ki ‘hu’ (o) zamiri, ister İsa(a.s) raci kılın ister
Kur’an’a, her ikisi de kıyametin mutlak geleceğini ifade eden bir
delildir. Bunu sadece İsa (as)’ya veya Kur’an’a hasretmek de doğru
olmaz. Doğru olan İsa (as) da kıyameti haber veren bir elçidir; Kur’an
da kıyameti haber veren bir kitaptır. Fakat sadece bunu haber veren İsa
ve Kur’an değildir. İlk peygamber ve ilk vahiy de inananları kıyametle
uyarmıştır. İlk gelen Kur’ani vahiylerde de bu tema çokça işlenmiştir.
Bu nedenle tefsirlerin rivayetlere kulak vererek, Ebu Hureyre hadisine
dayanarak ayeti tahsise yönelmeleri doğru değildir.
Ebu Hureyre yeminle başlayan hadis diye yaptığı nakilde “İsa gelecek
dertler bitecek” anlayışıyla tüm sorunlara çözüm getiriyor. Haçı
kırıyor, domuzu öldürüyor, malı çoğaltıyor v.s. Bunun ciddiyeti
söylenenlerin mümkünatından anlaşılmaktadır. Hangi peygamber gelince tüm
sorunlar çözülmüş, tüm dünya selama durmuş ki İsa(a.s) ikinci gelişinde
bunu temin etmiş olsun? Haçı kırdı diyelim; dün-yadaki domuzları
öldürmek için tüm dünyanın sürek avına çıkması gerekecektir o kadar
domuzu öldürmek için. Hem bu hayvanın günahı nedir ki katledilmek
istensin? Onun varlığı haram değil ki, inananlara etini yemek haramdır.
Bu anlatılanların Kur’an süzgecinden geçirilmesinin doğru olacağı
kanaatini taşıyoruz.
Ayetler üzerinde yapılan yorumların hepsi zandan ibarettir. Zan ise
itikatta asla delil olmaz. Zan ile yakin olan asla zail olmaz. Yakin
olan İsa (as)’nın da bir insan, bir kul, bir elçi olması; kendinden
öncekiler gibi görevini yapıp hakkın rahmetine kavuşmuş olmasıdır. “O da
ondan öncekiler gibi bir elçidir” ifadesinde belirtildiği gibi geçenler
gelmediğine göre onlara benzeyen İsa (as) da geri gelmeyecektir.
Bu konudaki tüm rivayetler yakin ifade eden ayetler ve sünnetullah
yanında sadece zandan ibarettir. Müslümanlar ise zandan sakındırılarak
“zan gerçekten hiçbir şey ifade etmez” buyurulmuştur.
Bizler de yakin olan Kur’an’a itibar ediyor, onun dışındaki rivayetleri
ise bu konuda bırakıyoruz.
SORU 3: Deccal inancını hangi düşünce ileri sürmektedir?
CEVAP 3: Öncelikle Deccal hakkında nakledilen haberlere ve
niteliklerine vakıf olduktan sonra bu zihniyetin kime ait olduğunu
tespit etmek daha kolay olacaktır. Deccal, Decl kelimesinin mübalağa
sigasıdır ve yalan söyleyen, karıştıran, hakkı batıla karıştıran
anlamlarına gelmektedir.
Ebu Huzeyfe’den naklen Rasullullah şöyle buyurdu denilmektedir:
“Deccal çıktığı zaman, yanında bir su bir de ateş bulunacaktır. Fakat
halkın ateş sandığı soğuk bir sudur. Soğuk su sandığı da yakıcı bir
ateştir. Deccal’ın zuhur ettiğini sizden işiten kimse ateş tarafında
dursun; o soğuk ve tatlı bir sudur.” (Buhari 9. cilt 1407 nolu hadis)
İsrail oğullarının garibeleri bahsi.
İbn Ömer’den Mervi:
“Ben bir kere uyumuştum; rüyam da Kabe’yi tavaf ediyordum. İsa’yı ve
Deccal’ı gördüm. İsa, esmer, salı verilmiş düz saçlıydı, saçından su
akıyordu. Bu kim dedim, Meryem oğlu İsa dediler. Ona iltifat için
yaklaşırken kırmızı yüzlü ve uzun boylu, sağ gözü pörtlek bir adam
gördüm. Bu kim dedim, Deccal dediler. Halkın içinde İbn Katan’a
benziyordu. (Buhari cilt 9/ 1401 nolu hadis)
Ebu Hureyre’den:
“İki büyük İslam ordusu harp etmedikçe kıyamet kopmayacak.
Yine otuza yakın yalancı deccal zuhur etmedikçe kıyamet kopmayacak.
Bunların hepsi de ben Allah’ın peygamberiyim iddiasında bulunacaklar.”
….ila ahir( Buhari cilt 12 2123 nolu hadis)
Deccal ve benzeri olaylar kıyametin alametleri bahsinde zikredilen
haberlerdir. Birinci hadisin sonuna eklediğimiz cümlede de bahsedildiği
gibi, İsrailoğullarının garip haberlerinden olarak verilmektedir.Hem
israiliyattan hem de garip haberlerden! Bununla beraber kıyametin ne
zaman olacağını Allah elçisinden bile gizlemiş, bildirmemişken; onun
hakkında konuşmak bir peygamber için olacak şey midir? Bunların tümü
Deccal, Mehdi ve Kıyamet alametleri... İsrailiyatçı mevzuat sahiplerinin
marifetidir.
Bu rivayetlere bakıldığında hepsi Gayb’a dair haberlerdir. Peygamber
(as)’in gaybi konularda Allah’ın Kur’an’da verdiği bilgilerin dışında
bir bilgisi yoktur. Bunun böyle olduğu bizzat Allah’ın ayetiyle defaatla
tekrar edilip ilan edilmiştir. Hadis diye rivayet edilip yukarda
nakledilen metinde söylenenleri ise Kur’an’ı okuyan bir insanın
söylemesi mümkün değildir.
Mehdi, Mesih ve Deccal inancı, Ehl-i Kitab’ın israiliyat kaynaklı
iddialarıdır ve ciddiyetten uzaktır.
Ahmet Altınok /Hollanda
SORU 1: Ehli Kitap kimdir?
Müslümanlar nezdinde konumları nedir? Bazı ayetlerde onlar hakkında
olumlu ifadeler kullanılırken (3/113-115 ve diğerleri) bazı ayetlerde
ise olumsuz ifadeler kullanılmaktadır.(4/51 ve diğerleri)
Ayrıca yemeklerinin helal olduğuna(5/5), sanıyorum kestikleri
hayvanların etlerinin de helal olduğuna ve kadınlarının
nikahlanabileceğine(5/5) dair ayetler var. Diğer surelerde ise müşrik
olduklarına dair ayetler var. Bazı ayetlerde dost edinin bazılarında ise
edinmeyin şeklinde de ifadeler ayetler var.
Müslümanlar olarak Ehli kitapla ilişkilerimiz nasıl olmalı? Ne zaman
dost kabul edeceğiz, ne zaman etmeyeceğiz?
Son olarak, Müslüman erkek, Ehl-i Kitab’ın kadınlarıyla evlenebilirken,
neden Müslüman kadınlar Ehl-i Kitab’ın erkekleriyle evlenemiyor?
CEVAP : Bu konuyu durumlarına göre ele alarak almaya çalışalım:
1:Kur’an da Ehli Kitap ibaresi bize neyi anlatıyor?
Ehl-i Kitab ibaresinin Kur’an’daki kullanıldığı anlam, mensubiyet
manasında bir üst kimliği ifade etmektedir. İslami manada inanan ve
inanmayan fakat kendini bir anlayışa nispet eden kimse manasında
kullanılmaktadır:
“Siz insanlar içerisinden çıkarılmış hayırlı bir ümmetsiniz; iyiliği
emreder, kötülükten men eder ve Allah’a inanırsınız. Kitap Ehli de
inanmış olsalardı kendileri için daha hayırlı olurdu. İçlerinde
inananlar vardır. Fakat çoğu yoldan çıkmıştır. ” (3/110)
“Hepsi bir değildir. Kitap Ehlinden geceleri secdeye kapanarak Allah’ın
ayetlerini okuyup duranlar vardır. Bunlar Allah’a ve Ahiret gününe
inanırlar. İyiliği emreder, kötülükten men ederler ve iyiliklere
koşarlar. İşte bunlar iyilerdendir.”(3/113-114) Zikredilen ayetler de
görüldüğü gibi yoldan çıkanı da yolda olanı da Ehli Kitap olarak
nitelendirilirken, daha alt kimlikler olarak ayrıştırılmaktadır. İnanan,
inkar eden, gözleri yaşla dolan secdeye kapanan…gibi.
2. Ehli Kitabın Kur’an’a göre itikadi durumunun belirlenmesi :
a-“Allah, Meryem oğlu Mesih’tir” diyenler hiç şüp-hesiz kafir
olmuşlardır.” (5/17, 5/72)
b-“Allah üçün üçüncüsüdür” diyenler de elbette ka-fir olmuşlardır.” (
5/73)
c-“Yahudiler “Üzeyir Allah’ın oğludur” dediler. Hıristiyanlar da “Mesih
(İsa) Allah’ın oğludur” dediler. Bu onların ağızlarıyla söyledikleri
sözleridir ki daha önce küfretmiş kimselerin sözlerine benzetiyorlar.
Allah onları kahretsin! Nasıl da haktan döndürülü-yorlar!” (9/30)
“De ki Ey Ehli Kitap: Siz Tevrat’ı, İncil’i ve Rabbinizden size
indirileni gereği gibi uygulamadıkça bir şey üzerinde değilsiniz.
Andolsun ki sana Rabbından indirilen onlardan bir çoğunun azgınlığını ve
inkarını artıracaktır. O halde kafirler topluluğuna üzülme. ”(3/68)
d-Allah’ın genel geçer ölçüsü tüm insanlık için şöyledir: “şüphe yok ki
iman edenler ile Yahudiler, Sabiiler ve Hıristiyanlardan kim Allah’a ve
Ahiret gününe iman eder ve yararlı işler yaparsa elbette onların Rableri
katında mükafatları vardır. Onlara herhangi bir korku yoktur ve onlar
üzülmeyeceklerdir.” (2/62), (5/69)
Yaşadığınız zaman, mekan ve mensubu bulunduğunuz semavi din ne olursa
olsun, bu dairenin içine girmemişseniz sizin ve yaptıklarınızın Allah
indinde hiçbir değer ifade etmeyeceğinin delilidir. Bugün Müslüman’ım
diyen de Allah’a ve ahirete Allah’ın istediği gibi şeksiz ve şirksiz
iman edip salih amel işlemiyorsa onun da durumu kötüdür. Allah indinde
bir şey bulamayacak, hüsrana uğrayanlardan olacaktır.
3. Ehli Kitabın kadınlarıyla evlilik konusu:
“Bugün sizin için temiz nimetler helal kılınmıştır. Kendilerine kitap
verilenlerin yemeği size helaldir. Sizin yemeğiniz de onlara helaldir.
Mümin kadınlardan hür ve namuslu olanlar ile sizden önce kendilerine
kitap verilenlerden hür ve iffetli kadınlar –namuslu olmanız, zina
etmemeniz ve gizli dost tutmamanız şartıyla- kendilerine mehirlerini
verdi-ğiniz taktirde size helaldir. Kim imanı inkar ederse, ameli
kesinlikle boşa gider, o ahirette de hüsrana uğrayanlardandır.” (5/5)
Burada ehli kitabın her hanımı ile evlenmeden bahsedilmiyor. Hür ve
iffetli olanlarıyla mehirlerini verip nikahlayarak evlenilmesi
istenmektedir. Ayrıca zina etmenin ve gizli dost tutmanın yolları da
kapatılıyor. Burada verilen izin Müslümanlar lehine ve tek taraflıdır.
Yani Müslümanların kadınlarının da yemek konusunda olduğu gibi onların
erkekleriyle evlenmeleri söz konusu değildir. Sebebiyle alakalı yorumlar
yapılmakta ise de bizce Allah’ın izin vermemiş olması en geçerli
sebeptir. Dinin sahibi odur. Bizler de ona tabii olmakla emrolunan
kimseleriz. İşimiz inandık ve itaat ettik demektir.
“…Allah kafirlere müminlerin aleyhine asla fırsat vermez.”(4/141)
Müşrik kadınları iman edinceye kadar nikah-lamayın…(2/221)
“Zina eden erkek ancak zina eden veya putperest bir kadınla evlenebilir,
zina eden kadın da ancak zina eden veya putperest bir erkekle
evlenebilir; bu müminlere haram edilmiştir…”(24/3)
Bu ayetlerin çizdiği rota korunmak kaydıyla Ehl-i Kitab’la evlilik söz
konusu olacak demektir. Yani Ehl-i Kitab olması yetmiyor. Allah’a:
şirksiz inanan, ehli namus olan kimseler olması gerekiyor.
4. Ehli kitabın kestiklerinin yenip yenmemesi konusu :
Bu konu Maide:5’te zikredilen yiyecekler konusuna dahil kılınarak
İslam’da alenen haram kılınanlar dışındaki tüm yiyecek ve içeceklere
şamildir.
Yemeklerden kastın “ekmek, sebze” gibi şeyler olmayıp boğazladıkları
hayvanlara da şamil olduğu ifade edilmekte ise de, burada dikkatlerden
kaçırılmaması gereken, İslam’da alenen haram kılınan yiyecek ve
içecekler ile kesilen hayvanların üzerine Allah’ın adının anılıp
anılmaması meselesidir. Çünkü bu konu Hem Maide:3’te hem de Enam:121’de
“kesilirken üzerine Allah’ın adı anılmayanlardan yemeyin…”
buyurulmaktadır. Ehl-i Kitab boğazladığı hayvanlara Allah’ın adını
anıyor mu? Bunun yemeklerini yiyecek kimseler tarafından bilinmesi
lazım. Aksi halde et ve et mamullerinden uzak durmaları gerekir. Dünyada
hiç et yemeden yaşayan insanların varlığını biliyoruz. Et yemeden de
yaşam devam etmektedir.
Bir de bugün Batıda yaşayan insanların içinde bulundukları toplum
açısından bir sorun ortaya çıkmaktadır. Kur’an’ın ehli kitap dedikleri
ile bugünkü Batı insanının bir ilgisi olup olmadığıdır. Bunun gözlemini
yapmak, ne olduklarını yakından tanımak ve ona göre karar vermek de
onların işidir diyoruz. Çünkü durum bireysel anlamda insanın genel kabul
ve reddiyle alakalıdır. Hayvanı boğazlayan kimsenin anlayışı, inancının
keyfiyeti durumu belirleyici olacaktır. Müslümanlar bu konuda milyonlara
varan bir kemiyete sahip oldukları ülkelerde varlıklarını hissettirerek
ilgili devletlerden konuya çözüm getirilmesini istemeleri gerekir. Buna
hakları vardır.
.
5-Ehli Kitapla ilişkilerimizin boyutları:
İlişkiler, niteliklerine göre farklılık arz etmektedir. Tebliğ ve insani
ilişkiler konusunda herhangi bir ayrım gözetilmemesine rağmen, stratejik
konularda fevkalade dikkatli olunması gerekmektedir. Kur’an bunu şöyle
ifade etmektedir:
“Kendilerine kitaptan bir pay verilenleri görmedin mi? Sapıklığı satın
alıyorlar. Sizinde yoldan sapmanızı istiyorlar.”
“Ama Allah düşmanlarınızı çok iyi bilir. Allah size dost ve yardımcı
olarak yeter.” (4/44-45)
“Şu kendilerine kitaptan pay verilmiş olanları görmedin mi? Puta ve
Tağuta inanıyorlar da kafirler için “bunlar Müminlerden daha doğru
yoldadır” diyorlar.” (4/51)
“Ey iman edenler! Müminleri bırakıp da kafirleri dost edinmeyin. Kendi
aleyhinize Allah’a apaçık bir delil mi vermek istiyorsunuz?” (4/114)
“Ey iman edenler! Babalarınız ve kardeşleriniz eğer imana küfrü tercih
ediyorlarsa dost edinmeyin. Sizden kim onları dost edinirse, işte onlar
zalim-dirler.” (9/23)
“Ey iman edenler! Benim de düşmanım sizinde düşmanınız olanları dost
edinmeyin. Onlar size gelen hakkı inkar etmişken, onlara nasıl muhabbet
gösteriyorsunuz?...”(60/1)
Ayetlerin sınırlarını çizdiği strateji gayet açıktır. İslam’ı tebliğ
etmede hiç kimse için bir ayırım söz konusu değilken; dostlukta, güven
duymada, örnek almada, sırdaş edinmede, dayanıp güvenmede, veli edinmede
ve benzeri konularda durum değişmektedir. Bunun çerçevesini Allah
çizmiştir. Sizler kendi durumunuza uyan konularda gerekli hassasiyeti
göstermek suretiyle insani ilişkilerinizi sürdürürsünüz. Bu konuda
herhangi bir sıkıntı söz konusu değildir. |