Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sayı 316 | Nisan  2005

                   

 

 


Küresel Yasasızlıklar

Atasoy Müftüoğlu

Modern dünya, modern öncesi zamanlardan daha çok istikrarsızlık ve kaos üretiyor, anarşi ve fanatizm üretiyor. Modern dünya, modern öncesi zamanlardan daha çok askeri harcamalar yapıyor, daha çok savaş çıkarıyor. Modern dünya, modern öncesi zamanlardan daha sapkın tiranlıklar gerçekleştiriyor. Modern dönemde de yalnızca askeri güç, üstün konumunu sürdürüyor, kültür ya da siyaset değil. Modern zamanların en etkili, en derinlikli emperyalizmi, mo-dern kavram ve kurumların emperyalizmidir. Bu kavram ve kurumların sınırları dışında, insanlığa özgür bir alan bırakılmamıştır, bırakılmamaktadır. Modern değerlerin, görüşlerin, yorumların küre-selleştirilmesi fanatik bir tutkuyla ve kan dökülerek sürdürülmektedir. Küreselleşme aynı zamanda, Amerikan egemenliğinin bir başka yüzü olarak karşımıza çıkmaktadır. Küresel egemenlik ihtirasları karşısında uluslararası ölçütlerin hiçbir değeri ve etkisi kalmamıştır. Emperyalizm için, kötülük yapmak, zulüm yapmak, yakıp yıkmak, imha etmek, açıkça, vazgeçilmez bir strateji haline gelmiştir. Gücü ellerinde tutanlar, bütün trajedilere ve dramlara karşı korkunç bir kayıtsızlık içerisindedir. Daha doğrusu bütün trajedileri, dramları gücü ellerinde tutanlar üretiyor.

Emperyalizm, modernizm, dünyamızın, hayatımızın bütün değerlerini altüst ediyor. Emperyalizmin kurguladığı çatışmalar/gerilimler varlığımızı sarsıyor. Türkiyede de yakından izlediğimiz üzere, bütün toplumların tek uğraşı ekonomi olmuştur. Siyasal gündemi ekonomik sınıflar belirlemektedir. Politik sınıflar yalnızca ekonominin gidişiyle ilgileniyor; ahlaki hayatın, kültürel hayatın, sosyal/toplumsal hayatın gidişiyle ilgili bir hassasiyeti seslendirmiyorlar. Politika bugün, zamana ve kitlelere, uygun sloganlarla hitap etme şekline dönüşmüştür.

Modern dünyadan bugün mantıklı bir davranış sadır olmuyor. Bu nedenledir ki; bugünün dünyasında Amerika’nın ve emperyalist ortaklarının hiçbir ahlaki ve politik prestijleri kalmamıştır. Bugün, insanlık barbar kavramlar ve kuramlarla baskılanıyor, ırkçı kavram ve kuramlarla engelleniyor. Her ırkçılık kötü-lük ve düşmanlık üreten bir kaynağa dönüşüyor. Tarihin hiçbir döneminde büyük insanlık acılarına neden olmayan bir ırkçılık olmamıştır. Seçilmiş halk düşüncesi çok saçma ve boş bir yanılsamadır. Hangi ülkede olursa olsun, ulusal mit’lere dönüştürülen resmi tarih anlayışları da, milliyetçilikleri ve ırkçılıkları kışkırtan bir içeriğe sahiptir. Bu tür bir tarih anlayışı ötedenberi Türkiyeyi de ciddi bir şekilde kısıtlıyor, hareket alanlarını daraltıyor. Irkçılık düşüncesi kadar zalim bir düşünce olamaz. Homojen – saf bir toplum- ülke bulmak mümkün değildir. Etnik farklılığı bir kan sorunu olarak değil, bir kültür sorunu olarak görmek lazımdır; her toplumda etni-siteler vardır, bütün toplumlar bir karışımın ifadesidirler. Egemen etnik unsurlar, diğer etnik parçaların kültürel çizgilerini/renklerini ortadan kaldırmaya çalışmamalarıdır, asimilasyona zorlamamalıdır. Her ırkçılığın dünyası, kirli ilişkilerin, kirli yorumların, kirli amaçların dünyasıdır, çirkinliklerin ve acımasızlıkların dünyasıdır.

Bütün doğallıkları yapay bir bütünlük haline getir-meye çalışan küresellik, bu yönüyle yeni kabileciliklerin ortaya çıkmasına neden oluyor. İslami inançlar sınırları ortadan kaldırmaya çalışırken, milliyetçilikler-ırkçılıklar her vesile ile sınırları çoğaltıyor. Bütün sınırlar, fiziksel sınırlarda olduğu gibi ayrımcı bir özellik taşırlar. Egemen etnik unsurları meşru, diğer etnik unsurları gayri meşru saymak bir zulümdür. Her ırkçılığın sonu bir trajedidir.


Küreselleşme, geri çekilmelere, içine kapanmalara, etnik gurur ya da nefrete neden olmamalıdır. Küreselleşmenin gayri insani boyutuna, ortak insanlık- ahlak- vicdan ve adalet bilincini yükselterek yanıt verilebilir. Modern ya da postmodern gelişmelere, saldırılara, yozlaşmalara, vatan- toprak- bayrak romantizmlerine sarılarak karşı durulamaz. Önemli olan, insanların coşkularını ve heyecanlarını harekete geçirmek değil; düşüncelerini, bilinçlerini, vicdanlarım, iradelerini ve sorumluluklarını harekete geçirebilmektedir. Küresel kültür ile bağnaz yerellikler arasına sıkışıp kalmamalıyız. Tarihi etkileyebilecek düşünceler, kültürel siyasal atılımlar gerçekleştirebiliriz. Gerektiğinde mücadele etmemek, zillete boyun eğmektir. İman'la küfür arasında bir yol izlemek, Müslümanların şiarı olamaz. Yenilgi psikolojini aşarak haysiyetli bir düşünsel-kültürel duruş ve tavır belirleyebiliriz. Gerçeklikten yoksun, tek boyutlu ve dar ufuklu karşıtlık söylemleri ile bir yerlere varılamaz. Etnik düşünce, etnik gurur ve nefret pek çok çıkar çevresi tarafından istismar edilmeye çok elverişlidir her yerde bugün bu istismar süreçleri devam ettirilmektedir. İstismar edenler bilinçli olarak istismar ediyor, istismar edilenler, bilinçsiz oldukları için istismara uğruyor. Bu konuda günümüz Irak'ı başlıca örnektir. Emperyalizmlerin önünde hiçbir ahlaki, insani ve vicdani sınır yoktur. Bu nedenledir ki; dünyanın emperyalist çıkarlarına göre düzenlenmesi ameliyesi küresel yalanlarla sürdürülebilmektedir. Modern dünyanın, modern siyasetin ve ilişki biçimlerinin temelleri; fırsatçılıktır, aç gözlülüktür ve ihtiraslardır. Hemen her toplumda, modernizmin etkisiyle, kişisel yarar düşüncesi, ortak yarar düşüncesinin önüne geçmiş bulunuyor. Gündelikçi siyasetler, gündelikçi ilişkiler, toplumların bütün hayati alanlarını bir çürümüşlüğe götürüyor. Laik eğitim hiçbir yozlaşmanın önüne geçemiyor. Bugünün laik dünyasında en üst ideoloji hazcılık olmuştur. Olayları güncel mahiyetleri içerisinde değil, tarihsel boyutları içerisinde değerlendirmek/yorumlamak gerekir. Bunun için geniş yorumlama yeteneğine ihtiyacımız vardır.

 

Manipüle eden küresellik yerine, kültürel, entelektüel, ahlaki iletişim ve etkileşimi, kültürel dünyalarımızı, etkinliklerimizi ve içeriklerimizi zenginleştirerek var olma yolunu seçebiliriz. Önyargıların ve cehaletin hükümran olduğu bir dünyada kültürlerarası diyalog ya da etkileşim olamaz. Önce kültürlerin birbirlerini anlamaları ve birbirine saygılı olmayı öğrenmeleri icap eder. Kendi kültürlerini zenginleştirmeyenler ufkunu ve içeriğini çoğaltmayanlar, egemen kültür karşısında erimeye mahkum olurlar. Kültürel egemenlik sahibi olmayan ülkelerin siyasal bağımsızlık sahibi olmaları beklenemez. Kültürel bağımlılığı kabul eden, yok olmayı kabul etmiş demektir. Kendilerini yenilemeyenler, çoğaltamayan kültürlerin ölümleri mukadderdir.
 

Modern kültürel saldırılara nostaljilerle cevap verilmez, bugünle yüzleşebilmemiz gerekir. Günümüzde televizyonlar, bütün kitle iletişim araçları bir dünya kültürü oluşturuyor. Medyanın günümüzdeki rolü çok etkili bir misyonerlik rolüdür. Yığınların her alandaki tercihlerini medya tayin ediyor. Altta kalan kültürlerin geçmişçi bir söyleme sığınmaları çözüm olamaz. Oryantalist saçmalıklar karşısında içerisine düşürüldüğümüz anlam bulanıklıkları maruz görülmez. İlgi alanlarımızı, ilgilerimizin sınırlarım ve yoğunluklarım medya değil, kendimiz belirlemeliyiz.


Erdemin gücünü, bilgeliğin gücünü, onurun gücünü, bütün zamanlarda olduğu gibi bugün de İslam temsil ediyor. Her durumda bütüncü bir kapsayıcılığı ve dünya çapında bir İslam ailesi bilincini şiar edinmeliyiz. Bütüne ait olmayan, bütünü temsil etmeyen parçaların bir geleceği olmayacağını bilmeliyiz. Her hizbin ve her hizipçiliğin sadece ağır bir patoloji olduğunun farkına varmalıyız.

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...