|

Küresel Yasasızlıklar
Atasoy Müftüoğlu
Modern dünya, modern
öncesi zamanlardan daha çok istikrarsızlık ve kaos üretiyor, anarşi ve
fanatizm üretiyor. Modern dünya, modern öncesi zamanlardan daha çok
askeri harcamalar yapıyor, daha çok savaş çıkarıyor. Modern dünya,
modern öncesi zamanlardan daha sapkın tiranlıklar gerçekleştiriyor.
Modern dönemde de yalnızca askeri güç, üstün konumunu sürdürüyor, kültür
ya da siyaset değil. Modern zamanların en etkili, en derinlikli
emperyalizmi, mo-dern kavram ve kurumların emperyalizmidir. Bu kavram ve
kurumların sınırları dışında, insanlığa özgür bir alan bırakılmamıştır,
bırakılmamaktadır. Modern değerlerin, görüşlerin, yorumların
küre-selleştirilmesi fanatik bir tutkuyla ve kan dökülerek
sürdürülmektedir. Küreselleşme aynı zamanda, Amerikan egemenliğinin bir
başka yüzü olarak karşımıza çıkmaktadır. Küresel egemenlik ihtirasları
karşısında uluslararası ölçütlerin hiçbir değeri ve etkisi kalmamıştır.
Emperyalizm için, kötülük yapmak, zulüm yapmak, yakıp yıkmak, imha
etmek, açıkça, vazgeçilmez bir strateji haline gelmiştir. Gücü ellerinde
tutanlar, bütün trajedilere ve dramlara karşı korkunç bir kayıtsızlık
içerisindedir. Daha doğrusu bütün trajedileri, dramları gücü ellerinde
tutanlar üretiyor.
Emperyalizm, modernizm, dünyamızın, hayatımızın bütün değerlerini altüst
ediyor. Emperyalizmin kurguladığı çatışmalar/gerilimler varlığımızı
sarsıyor. Türkiyede de yakından izlediğimiz üzere, bütün toplumların tek
uğraşı ekonomi olmuştur. Siyasal gündemi ekonomik sınıflar
belirlemektedir. Politik sınıflar yalnızca ekonominin gidişiyle
ilgileniyor; ahlaki hayatın, kültürel hayatın, sosyal/toplumsal hayatın
gidişiyle ilgili bir hassasiyeti seslendirmiyorlar. Politika bugün,
zamana ve kitlelere, uygun sloganlarla hitap etme şekline dönüşmüştür.
Modern dünyadan bugün mantıklı bir davranış sadır olmuyor. Bu nedenledir
ki; bugünün dünyasında Amerika’nın ve emperyalist ortaklarının hiçbir
ahlaki ve politik prestijleri kalmamıştır. Bugün, insanlık barbar
kavramlar ve kuramlarla baskılanıyor, ırkçı kavram ve kuramlarla
engelleniyor. Her ırkçılık kötü-lük ve düşmanlık üreten bir kaynağa
dönüşüyor. Tarihin hiçbir döneminde büyük insanlık acılarına neden
olmayan bir ırkçılık olmamıştır. Seçilmiş halk düşüncesi çok saçma ve
boş bir yanılsamadır. Hangi ülkede olursa olsun, ulusal mit’lere
dönüştürülen resmi tarih anlayışları da, milliyetçilikleri ve
ırkçılıkları kışkırtan bir içeriğe sahiptir. Bu tür bir tarih anlayışı
ötedenberi Türkiyeyi de ciddi bir şekilde kısıtlıyor, hareket alanlarını
daraltıyor. Irkçılık düşüncesi kadar zalim bir düşünce olamaz. Homojen –
saf bir toplum- ülke bulmak mümkün değildir. Etnik farklılığı bir kan
sorunu olarak değil, bir kültür sorunu olarak görmek lazımdır; her
toplumda etni-siteler vardır, bütün toplumlar bir karışımın
ifadesidirler. Egemen etnik unsurlar, diğer etnik parçaların kültürel
çizgilerini/renklerini ortadan kaldırmaya çalışmamalarıdır, asimilasyona
zorlamamalıdır. Her ırkçılığın dünyası, kirli ilişkilerin, kirli
yorumların, kirli amaçların dünyasıdır, çirkinliklerin ve
acımasızlıkların dünyasıdır.
Bütün doğallıkları yapay bir bütünlük haline getir-meye çalışan
küresellik, bu yönüyle yeni kabileciliklerin ortaya çıkmasına neden
oluyor. İslami inançlar sınırları ortadan kaldırmaya çalışırken,
milliyetçilikler-ırkçılıklar her vesile ile sınırları çoğaltıyor. Bütün
sınırlar, fiziksel sınırlarda olduğu gibi ayrımcı bir özellik taşırlar.
Egemen etnik unsurları meşru, diğer etnik unsurları gayri meşru saymak
bir zulümdür. Her ırkçılığın sonu bir trajedidir.
Küreselleşme, geri çekilmelere, içine kapanmalara, etnik gurur ya da
nefrete neden olmamalıdır. Küreselleşmenin gayri insani boyutuna, ortak
insanlık- ahlak- vicdan ve adalet bilincini yükselterek yanıt
verilebilir. Modern ya da postmodern gelişmelere, saldırılara,
yozlaşmalara, vatan- toprak- bayrak romantizmlerine sarılarak karşı
durulamaz. Önemli olan, insanların coşkularını ve heyecanlarını harekete
geçirmek değil; düşüncelerini, bilinçlerini, vicdanlarım, iradelerini ve
sorumluluklarını harekete geçirebilmektedir. Küresel kültür ile bağnaz
yerellikler arasına sıkışıp kalmamalıyız. Tarihi etkileyebilecek
düşünceler, kültürel siyasal atılımlar gerçekleştirebiliriz.
Gerektiğinde mücadele etmemek, zillete boyun eğmektir. İman'la küfür
arasında bir yol izlemek, Müslümanların şiarı olamaz. Yenilgi
psikolojini aşarak haysiyetli bir düşünsel-kültürel duruş ve tavır
belirleyebiliriz. Gerçeklikten yoksun, tek boyutlu ve dar ufuklu
karşıtlık söylemleri ile bir yerlere varılamaz. Etnik düşünce, etnik
gurur ve nefret pek çok çıkar çevresi tarafından istismar edilmeye çok
elverişlidir her yerde bugün bu istismar süreçleri devam
ettirilmektedir. İstismar edenler bilinçli olarak istismar ediyor,
istismar edilenler, bilinçsiz oldukları için istismara uğruyor. Bu
konuda günümüz Irak'ı başlıca örnektir. Emperyalizmlerin önünde hiçbir
ahlaki, insani ve vicdani sınır yoktur. Bu nedenledir ki; dünyanın
emperyalist çıkarlarına göre düzenlenmesi ameliyesi küresel yalanlarla
sürdürülebilmektedir. Modern dünyanın, modern siyasetin ve ilişki
biçimlerinin temelleri; fırsatçılıktır, aç gözlülüktür ve ihtiraslardır.
Hemen her toplumda, modernizmin etkisiyle, kişisel yarar düşüncesi,
ortak yarar düşüncesinin önüne geçmiş bulunuyor. Gündelikçi siyasetler,
gündelikçi ilişkiler, toplumların bütün hayati alanlarını bir
çürümüşlüğe götürüyor. Laik eğitim hiçbir yozlaşmanın önüne geçemiyor.
Bugünün laik dünyasında en üst ideoloji hazcılık olmuştur. Olayları
güncel mahiyetleri içerisinde değil, tarihsel boyutları içerisinde
değerlendirmek/yorumlamak gerekir. Bunun için geniş yorumlama yeteneğine
ihtiyacımız vardır.
Manipüle eden
küresellik yerine, kültürel, entelektüel, ahlaki iletişim ve etkileşimi,
kültürel dünyalarımızı, etkinliklerimizi ve içeriklerimizi
zenginleştirerek var olma yolunu seçebiliriz. Önyargıların ve cehaletin
hükümran olduğu bir dünyada kültürlerarası diyalog ya da etkileşim
olamaz. Önce kültürlerin birbirlerini anlamaları ve birbirine saygılı
olmayı öğrenmeleri icap eder. Kendi kültürlerini zenginleştirmeyenler
ufkunu ve içeriğini çoğaltmayanlar, egemen kültür karşısında erimeye
mahkum olurlar. Kültürel egemenlik sahibi olmayan ülkelerin siyasal
bağımsızlık sahibi olmaları beklenemez. Kültürel bağımlılığı kabul eden,
yok olmayı kabul etmiş demektir. Kendilerini yenilemeyenler,
çoğaltamayan kültürlerin ölümleri mukadderdir.
Modern kültürel
saldırılara nostaljilerle cevap verilmez, bugünle yüzleşebilmemiz
gerekir. Günümüzde televizyonlar, bütün kitle iletişim araçları bir
dünya kültürü oluşturuyor. Medyanın günümüzdeki rolü çok etkili bir
misyonerlik rolüdür. Yığınların her alandaki tercihlerini medya tayin
ediyor. Altta kalan kültürlerin geçmişçi bir söyleme sığınmaları çözüm
olamaz. Oryantalist saçmalıklar karşısında içerisine düşürüldüğümüz
anlam bulanıklıkları maruz görülmez. İlgi alanlarımızı, ilgilerimizin
sınırlarım ve yoğunluklarım medya değil, kendimiz belirlemeliyiz.
Erdemin gücünü, bilgeliğin gücünü, onurun gücünü, bütün zamanlarda
olduğu gibi bugün de İslam temsil ediyor. Her durumda bütüncü bir
kapsayıcılığı ve dünya çapında bir İslam ailesi bilincini şiar
edinmeliyiz. Bütüne ait olmayan, bütünü temsil etmeyen parçaların bir
geleceği olmayacağını bilmeliyiz. Her hizbin ve her hizipçiliğin sadece
ağır bir patoloji olduğunun farkına varmalıyız. |