Gün geçtikçe baş döndürücü bir hızla gelişen ve değişen
dünyayla birlikte bilim ve teknoloji de bu sürece ayak uydurmaktadır.
Bilimin bu değişim ve gelişiminde belirleyici faktörler arasında hiç
kuşkusuz ki bilginin kaynağı ve metodolojisi gelir. Duyu organlarının
edimlerini kaynak olarak alan bilimsel bilgi, bu yönüyle dini ilimlerden
farklılık arz eder. Çünkü dini ilimlerin özünü oluşturan va-hiydir. Ve
bu çoğu zaman bilimsel bilginin kaynaklarının fevkinde bir konum
oluşturur ki aklın çözümleyemeyip sadece tasdik edebilecek alanları
vardır. Bu sebeple akıl-nakil çatışmasına girmeksizin teolojik
gerçekliği kabul ederek, vahyin özüne halel getirmeyecek bir metodu
zorunlu kılar. Başka bir ifadeyle alanları ve kaynakları farklı olan
bilimin metot ve yöntemleriyle vahyi çözümlemek bir problem oluşturur.
Vahyin anlaşılması gerektiğine göre, bu farklı alanı kendine has metot
ve yöntemler geliştirerek çözümleme ihtiyacı vardır.
Akıl–nakil dengesini zorlamadan oluşturulacak olan bu
yöntemle, zamanlar üstü olan ilahi mesajı, okunduğu vakit, yeni nazil
oluyormuşçasına kişileri etkileyecek ve böylece vahyin temel hedefi
yaka-lanmış olacaktır. Böyle bir endişeyle yazılmış olan Kur’an Mesajı
(meal-tefsir) çalışması ne yazık ki bu dengeyi mucizeler konusunda
koruya-mamıştır. Kelimenin nüzul ortamındaki manaları, semantik ve
morfolojik tahlilleriyle beraber Kur’an bütünlüğü içerisindeki
kullanımları çerçevesinde, zihinleri harekete geçiren bir yöntem
gözetilmelidir. Müellif bir çok yerde zihinlere yaklaştırmak adına bu
yöntemden tavizler vermiştir. Bunun sonucunda tevhit inancının özünü
oluşturan, risalet müessesesinin temeli ve peygamberlik ispatı olan
mucizeleri, yontarak, törpüleyerek, bilimsel bilginin kaynakları
çerçevesindeki tevillerle bu teolojik konular, ilahi bir kılıftan
sıyrılmış, kozmolojik bir vaka haline getirilmiştir.
Zihinleri pozitivist metotlarla düşünen bir toplum var
diye ilahi mesajı anlamaya yönelik bu özgün metodu göz ardı etmek,
tevhit açısından burada olduğu gibi dinin alanların bir çoğunda problem
doğurur. Esed’in mucizeleri tevil etmesi bizce izlemiş olduğu bu
pozitivist metoda dayanır ki tezimizde bunun diyalektiğini, örneklerle
tahlil ettik.
Kur’an-ı en iyi anlayıp ve yine onu en iyi yaşan, Allah
(cc)’ın son peygamberi Hz.Muhammed (sav)e sonsuz salat ve selam olsun.
Muhammed Esed’in Mucize Anlayışının Tespiti
a) Hz.Nuh (as)
Kur’an-ı Kerim’de Hz. Nuh ve onun kavmi ile ilgili olarak
bir çok ayet bulunmaktadır. Tümüne bakıldığı vakit (1); tufanın Hz.
Nuh’un ilahi mesajını dinlemeyip inkar eden bir kavmin inkarı sonucunda
olduğu aşikardır. Tufanın kısmi mi yoksa umumi mi olduğu hususu
tartışmalıdır.
Tufanın şekli konusunda ise herhangi bir ihtilaf söz konusu değildir.
Hud11/40 ile Mümin23/27 ayet-lerindeki (tennur) ifadelerinden de
anlaşılacağı üzere tufan öncelikle tandır dediğimiz fırından ilk defa
fışkırması tesadüf değildir. Muhammed Esed, Kur’an Mesajı isimli
eserinde ‘Kitabı Mukaddes’te, Sümer ve Babil efsanelerinde ve nihayet
Kur’an’da sözü edilen tufan çok muhtemeldir ki, Buzul çağında şimdiki
Cebeli Tarık’ın bulunduğu yerde Atlas Okyanusu’nu engelleyen ve yine
şimdiki Çanakkale Boğazı’nın bulunduğu yerde Karadeniz’i engelleyen o
çağda mevcut kara engellerin çöküntüsüyle açıklanan ve bugün Akdeniz’in
örtmekte olduğu büyük havzayı istila eden su baskınını
simgelemektedir.’(2) diyerek, bütün bir mucizeyi bir basit doğa olay
ile açıklamaya çalışmaktadır. Ancak mucizeleri deprem, su baskını gibi
doğa olaylarıyla açıklamaya çalışmak mucize kelimesinin anlamıyla
çelişmektir. İnsanı yapmaktan ve kavramaktan aciz bırakan mucize kavramı
bu denli sübjektif ve de hiçbir nassın muhtemel hiçbir manası olmaksızın
tevil etmek indi bir yorumdan öteye gidemez.
b) Hz.Hud-Salih-Şuayb-Lut (as)
Hz.Hud(3), Hz. Salih(4), Hz. Şuayb (5)ve Hz. Lut’(6)un
kavimlerinin yok edilişleri anlatılmaktadır. Müellif gerek Ad kavmi
gerekse de Semud ve Med-yen halkının helaklerini ‘önceden yazılan
cezanın sert taş püskürtüleri ifadesinde yatan bu mecazi anlamdır.’(7)
diyerek bu kavimlerin volkan patlaması sonucunda volkanik taş yağmuru
ve şiddetli sarsıntı sonucundaki volkan patlaması sesinden helak
olduklarını iddia etmektedir. Bunları ciddi bir delil olmadan sadece
henüz ispatlanmamış jeoloji tez-leriyle desteklemek
istemektedir.
c) Hz. İbrahim (as)
Peygamberlerin atası olarak bilinen Hz.İbrahim’in tevhit
mücadelesi bir çok ayette anlatılmaktadır. (8)Onun Nemrut’la olan
mücadelesi sonucunda ateşe atıldığı ve Yüce Allah tarafından
kurtarıldığı Kuran ayetlerinde çok açık bir şekilde ifade edilmektedir.
Muhammed Esed ise ‘Kur’an bize Hz. İbrahim’in zülüm ateşine maruz
kaldığını ama buna karşı gösterdiği direnç sayesinde sonraki hayatta
üstün bir manevi güce, ruhsal kararlılığa ve iç huzuruna selam)
eriştiğini temsili bir üslup içinde anlatmaktadır.’(9) diyerek ateşe
atılmadığını iddia etmektedir.
d) Hz. Davut(as)
Hz. Davut’a zırh sanatının öğretilmesi, rüzgarın onun
buyruğuna verilmesi ayetlerde yer almaktadır.(10) Esed bunun sorumluluk
bilinci elbisesi (11) diye anlamaktadır.
e) Hz .Musa (as)
Hz. Musa’nın asasının ejderhaya dönüşmesini ‘Kanaatimizce
gizemli/sembolik bir anlam taşı-maktadır’(12) demekte, denizin yarılması
olayını ‘Kızıldeniz’i geçme mucizesi bu denizin bugün Süveyş kanalı
olarak bilinen K.Batı ucunda vuku bulduğu anlaşılmaktadır. Kıssanın
geçtiği çağlarda burası şimdiki kadar derin değildi ve Kızıldeniz’in ana
kıtayla Frisian adaları arasında kalan sığ bölümü gibiydi; yüksek cezir
(geri çekilme) hallerinde bu gibi yerlerde sığ bölgeler çıplak kalmakta
ve geçici olarak geçilebilir hale gelmekte; ama bu durumdayken ani ve
şiddetli bir med dalgasıyla bütünüyle suya gömülmektedir.’(13)
demektedir.
f) Hz İsa (as)
Hz İsa’nın beşikteyken konuşmasını ‘Hz. İsa’ya çok küçük
yaştan itibaren ilham kaynağı olan peygamberce bilgeliğe mecazi bir
işaret’(14), çamurdan kuş yapıp ona üfledikten sonra hayat bulma
mucizesini; ‘İsrailoğullarına hayatlarının sade balçığından kendileri
için yükselen bir kader tasarımını gelişti-receği’(15) şeklinde
anlamaktadır. Yine Hz. İsa’nın ölüleri diriltmesi mucizesini ‘ruhen
ölmüş olan topluma yeniden hayat verişinin mecazi ifadesidir.’(16)
abraşı iyileştirmesi, biriktirilen şeyleri bilmesi ‘ruhen hasta ve
hakikate karşı kör olan insanların deruni olarak yeniden
yaratılmaları’(17) olarak anlamaktadır.
Muhammed Esed’in Mucize Anlayışının Diyalektiği
a)Hz . Nuh (as)
Esed, Nuh Tufanını ‘...kara engellerin çöküntüsüyle
açıklanan ve bugünkü Akdeniz’in örtmekte olduğu büyük havzayı istila
eden su baskını simgelemektedir.’ diye açıklama getirerek, tufanın
çöküntüyle oluşan tektonik bir harekete işaret etmektedir.
I-) Bu bir sel baskını değildir.
1) Kamer(54/11)suresinde
‘...biz de gök kapılarını
boşanan sularla açtık’
Ve Kamer54/12)... ‘yeryüzünde pınarlar fışkırttık’
ayetlerinde tufanın;
a) Göklerde seller gibi yağmurların yağdığını;
b) (faccera-fışkırdı) fiilinin kullanılması ve bu
fiilin bir mefule mudeaddi olması gösteriyor ki ( u’yun -pınarlar)
mefulü bih (el-ard-yeryüzü) kelimesi ise mefulü fihtir. Yani
yerin dibinden pınarlar fışkırmıştır.
Dolayısıyla müellifin iddia ettiği gibi bir sel baskını
değildir. Çünkü sel baskınında ne gökten yağmur yağması ne de yerden
suların fışkırması vardır.
2) Kur’an-ı Kerim’de ‘…bunun üzerine biz de ona şöyle
vahyettik; gözlerimizin önünde ve vahyimize uygun olarak gemi yap,
emrimiz gelip tandır kaynadığında her cins hayvandan) bir çiftle
birlikte -haklarında ceza hükmü verilmiş olanlar dışında aileni bu
gemiye bindir...’(18) buyurulmaktadır. Bu ayetlerde (fare
et-tennur) deni-lerek yerden sular fışkırdığında veya (et-tennur)
kelimesinin yeryüzü (19) manasına geldiği düşünül-düğünde yeryüzü
sularla) kaynadığında manaları ihtiva edilmiş olur. Böylece ayette bunun
sel baskını olmadığı yerden suların fışkırması/yeryüzünün sularla
kaynayarak gark olması ifade edilmektedir.
II-) Bu temsili bir olay olmayıp, Hz Nuh’un bizzat
gerçekleşmiş olan bir mucizesidir.
a) Hz. Nuh kavmini uyarmış, kavmi ise onu tekzip ederek
vadini tufan istemişlerdir. ‘...kavmi eğer sen doğru sözlü
kimselerden isen artık getir şu bizi tehdit edip durduğun şeyi dediler.’
(20)Hz. Nuh da tekziplerine karşılık ‘ey kavmim dedi, yalnız Allaha
kulluk edin. Çünkü ondan başka tanrınız yok. Doğrusu üstünüze büyük bir
günün azabının inmesinden korkuyorum.’(21) Ve ‘onu yalanladılar.
Bunu üzerine biz onu ve beraberindekilerini gemi içinde kurtardık.
Ayetlerimizi yalanlayanları ise suda boğduk.’(22) ‘Bu toplumun
ardından yeni nesiller dünyaya getirdik.’(23)
Bunlardan anlaşılıyor ki tufan temsili bir anlatım değil,
bizzat yaşanmış, suda boğdurularak mucize-vi bir şekilde kökleri
kurutulmuş artlarından yeni nesiller getirilmiştir.
b)Hz. İbrahim (as)
Müellif Hz. İbrahim ile ilgili olarak; ‘Kur'an-ı
Kerim'in hiç bir yerinde Hz. İbrahim’in fiilen ve maddi varlığıyla ateşe
atıldığı ve mucizevi bir biçimde ateşin içinde yanmadan tutulduğu ifade
edilmemektedir. Kur'an bize Hz. İbrahim’in zülüm ateşine maruz kaldığını
ve buna karşı gösterdiği direnç sayesinde, sonraki hayatında üstün bir
manevi güce, ruhsal kararlılığa ve iç huzuruna (selam) eriştiğini
temsili bir üslup içinde anlatmaktadır.' (24) demektedir. Böylece M.
Esed;
a) Hz.İbrahim ateşe atılmamış ve mucizevi bir biçimde
ateşten kurtarılmamıştır.
b) Bu bir temsili anlatımdır ki Hz. İbrahim, ruhsal
kararlılık ve iç huzura kavuştuğunu gösteriyor iddialarında
bulunmaktadır.
Buna karşılık şunlar söylenebilir.
a) Hz. İbrahim kavminin putlarını kırmasından dolayı,
onlar Hz. İbrahim’e 'Onu öldürün veya yakın'(25) diyerek öldürmek
veya yakmak şeklinde cezalandırmayı düşünmüşlerdir. Ancak ‘ onun için
bir yapı yapın da onu oradan ateşin içine atın’ (26) 'yakın bunu!
Eğer bir şey yapacak kişilerseniz, ilahlarınıza yardım edin' (27)
dediler. Bunun üzerine 'Allah onu ateşten korudu'(28) ve 'Ey
ateş serin ol, İbrahim’e dokunma’(29) dedi.
Bu ayetlerden anlaşılıyor ki Allah Teala, ateşin sıcaklık
vasfını gidererek sadece ışık vasfını bıraktığı ve böylece Hz.
İbrahim’e 'serinlik' olmasının mucizevi bir şekilde sağlandığı ortaya
çıkmaktadır.
b)Yine aynı ayetlerdeki 'Allah onu kurtardı' ve
'Ona dokunma' 'onu yakın' ifadeleri gösteriyor ki bu olay
yaşanmıştır ve temsili bir anlatım değildir. Çünkü Allah teala ateşe
bir emir vardır ki muhatapsız bir emir de Allah için caiz değildir.
c) Hz Davut (as)
M. Esed, Hz. Davut'a zırh sanatının öğretilmesini
'sizin için ona sizi her türlü korkuya karşı Allah’a karşı sorumluluk
bilinci giysisiyle zırhlandıracak (üstün) bir korunma sanatı öğrettik’
(30) diyerek sorumluluk bilinci giysisi olarak açıklama getirmektedir.
Ancak (san’ata lebus) ifadesi zırh sanatı
demektir. Müellif ayetin devamındaki (b’es) kelimesini tehlike,
felaket gibi manalar taşıdığından yola çıkarak, teviline yol
aramaktadır. Fakat (b’es) kelimesinin taşıdığı anlam zırh
sanatının yapılış gayesini taşımaktadır. Böylece müellifin buradan
kaynaklanan manayla hiç bir ilgisi bulunmayan 'sorumluluk bilinciyle'
ilişki kurması gerçekten indi yorum ve batini bir anlayış tarzından
başka hiçbir şey değildir. Çünkü (ve elana lehû el-hadid)
'Demiri onun için yumuşattık'(31) ve 'Geniş ve uzun
zırhlar yap, dokumasında titiz davran'(32) ifadeleri ona zırh
sanatının öğretildiği gerçeğini ortaya koymaktadır.
d) Hz Musa (as)
Müellif, Hz. Musa'nın asasının yılana dönüşmesini
'kanaatimizce gizemli' (33) ve 'sembolik bir anlam taşımaktadır' (34)
diyerek bunu mucize olmaktan uzaklaştırarak lafızdan anlaşılmayan bir
çok batini yorumlar getirmiştir. Yine Esed Kızıldeniz’i mucizevi bir
biçimde yarılıp tekrar birleşmesi mucizesini de Tevrat’a dayanarak'
(35) yüksek cezir hallerinde bu gibi yerlerde sığ bölgeler çıplak
kalmakta ve geçici olarak geçilebilir hale gelmekte, bu durumdayken ani
ve şiddetli bir med dalgasıyla bütünüyle sulara gömülmektedir.'(36)
Demekte ve bu mucizeyi bir basit med-cezir olayı olarak
anlamaktadır.
Durum müellifin iddia ettiği gibi değildir. Asanın yılana
dönüşmesi gizemli ve sembolik bir anlatım olmayıp gerçek anlamda cereyan
eden bir mucizedir. Çünkü Allah Teala Hz. Musa'yla 'Asanı at, asanın
çevik bir yılan gibi titreyip kıvrıldığını görünce gerisin geri döndü
arkaya bile bakmadı. Geri dön ey Musa korkma! Güven içinde
olanlardansın. Elini koynuna sok lekesiz bembeyaz ışıl ışıl çıkıversin
vebütün korkulardan sıyrılmış olarak kolunu kanadını indir. İşte bunlar
Firavun ve kodamanlarına karşı Rabbinden sana güçlü iki kanıttı
(mucizedir) (37) buyurularak asanın ve yedi Beyza’nın
sembolik değil Firavuna karşı mucize olduklarını göstermektedir. Aynı
şekilde ‘üstün gelecek olan sensin sağ elindeki (asanı) at da onların
yaptıklarını yutsun; çünkü onların bütün yaptığı sihirden ibaret.
Sihirbaz(büyücü) ise nereye gitse iflah edemez.’(38) denilerek Hz
Musa’nın yaptığının sihir gibi gizemli bir şey değil, bizzat bariz bir
mucize olduğunu ve sihir misali gizemli olan şeylerin de hangi amacı
güderse gütsün başarıya ulaşamayacağını belirtmektedir.
M. Esed başlı başına bir mucize olan denizin yarılması
olayını ‘med-cezir’ olay olarak görmektedir. Tabi buradaki kaynağı da
oldukça ilginçtir ki o da Tevrat, çıkış 15/1-16 ayetleridir.
Müellif atıfta bulunduğu Tevrat’tan tamamıyla ayetleri
almamış genel olarak söz konusu ayetleri yorumlamıştır. Tevrat’taki ‘Akıntılar
yığın gibi durdular. Derinlikler denizin ortasında dondular’(39)
ifadeleri bu olayın denizin ortasında olduğunu göstermektedir ki
müellif bu ayetleri göz ardı etmiştir. Çünkü gelgit olayı denizin
ortasında değil de kıyılarda görülür.
Yüce Allah ‘yemin olsun ki Musa’ya şöyle
vahyetmiştik. Kullarımı geceleyin yürüt ve onlara denizin ortasında
kupkuru bir yol aç,size yetişecekler diye korkma endişelenme…’ (40)
buyurmakta ve ‘Bunun üzerine Musa’ya; asanla denize vur diye
vahyettik. Deniz hemen ortadan yarıldı. Öyle ki açılan yolun her iki
yanında sular koca dağlar gibiydi’(41)
Taha süresindeki ayette (yebesa) kupkuru bir yol
(42) denilmektedir ki böyle kısa bir zamanda oluşacak med-cezir olayında
yolun kupkuru olması mümkün değildir. Şuara suresindeki (kullu
firqin)(43) ‘her iki tarafta kocaman dağ gibi sular’ ifadesi
yarılması kıyıda değil de denizin ortalarında olduğunu ve yarılma
sonucunda iki tarafın oluştuğunu göstermektedir. Med-cezir olayında ise
bir çekilme söz konusu olur ki bu çekilme kıyıdan denize doğru olur, bu
durumda iki tarafta suyun dağlar gibi kalmış olması söz konusu olamaz.
Bunlardan da anlaşılıyor ki bu mucize gelgit olayıyla
açıklanamaz.
e)Hz İsa (as)
Müellif Hz. İsa’nın beşikteyken konuşmasını ‘çok küçük
yaştan itibaren ilham kaynağı olan peygamberce bilgeliğe mecazi bir
işaret’,(44) çamurdan kuş yapmasını ‘İsrail oğullarına hayatlarının
sade balçığından kendileri için yükselen bir kader tasarımı
geliştireceğini ve Allah’tan kendisine gelen ilhamla... onların gerçek
kaderi olacağını’,(45) ölüleri diriltmesini ‘ruhen ölmüş olan toplumu
yeniden hayat veriş’(46) körleri ve cüzamlıları iyileştirmesini de
‘ruhen hasta ve hakikate karışı kör olan insanların deruni olarak
yeniden yaratılmaları’ (47)şeklinde anlamaktadır.
Meryem suresine bakıldığı vakit, Hz. İsa’nın kü-çükken
konuşmasını bizatihi geçekleştiğini ve bununda annesinin iffetine ve
kendisinin nebiliğine delil olduğu ortaya çıkmaktadır. ‘Ve bir süre
sonra çocuğuyla, kavmine döndü. Ey Meryem dediler, sen gerçekten tuhaf
bir şey yaptın. Ey Harun’un kız kardeşi! Baban kötü bir adam değildi.
Annen de iffetsiz değildi. Bunun üzerine, Meryem çocuğu işaret etti.
Daha beşikteki bir çocukla biz nasıl konuşuruz diye çıkıştılar. Çocuk;
Ben Allah’ın kuluyum, O bana kitap verdi; beni peygamber yaptı.’(48)
ayetlerinde (mehd) ‘beşik’ ve (sabiyya) ‘çocuk’ ifadeleri
geçmektedir. Bunlardan açıkça anlaşılıyor ki Hz. İsa, beşikte bir
bebek iken konuşmuştur. Yine onun annesine müjdelenmesini anlatan
ayetlerde ‘ve o (çocuk) insanlara hem beşikteyken hem de yetişkin bir
adam olarak konuşacak ve iyilerden olacaktır.’ (49) denilmiş, Allah
Teala kıyamette İsa’yla konuşurken, ‘İşte o zaman Allah şöyle
diyecek: ey Meryem oğlu İsa! Sana ve annene bağışladığım nimetleri
hatırla, seni Ruh’ul-kudüs’le desteklemiştim, beşikte iken ve yetişkin
bir adam olarak insanlarla konuşuyordun...’ (50) ifadeleri Hz.
İsa’nın bebek iken konuştuğunu sarih bir şekilde ortaya koymaktadır.
Hz. İsa’nın yaptığı kuş, (51) ölüleri diriltmesi (52)
hadiseleri onun mucizelerindendirler. Müellifin (ihya) ve
(tayr) kelimeleri Kuran’daki kullanımlarından yola çıkarak (tayr
) kelimesinin Kur’an’da genelde kader veya talih anlama geldiğini ve
(ihya) kelimesinin de genel kullanımının ruhen(kalben) ölmüş
toplumu diriltme olarak geçtiğini ifade etmektedir. Ancak yaptığımız
tahlilde (ihya) kelimesi müştak-larıyla beraber Kur’an da (91)
yerde geçmekte;
Selam anlamında (4)
Yerin bitmesi (11)
Kalben(ruhen)dirilme (1)
Ölünün diril(t)mesi (75) şeklinde kullanılmıştır.
Yine (tayr) kelimesi K.Kerim’de müştaklarıyla
beraber (29) yerde kullanılmakta olup;
Yazmak anlamında (1)
Kader, talih (7)
Kuş (21)
yerde geçmektedir.
Yaptığımız bu tetkik sonucunda müellifin tespitinin doğru
olmadığı gördük. Böylece bu kelimeler bu şekilde anlam vererek müellif
gibi anlamak, K.Kerimin ruhuna aykırı olduğu gerçeği ortaya çıkmaktadır.
Aynı zamanda Ali İmran suresinde ‘onu Beni
İsrail’e şöyle konuşan bir resul yapacak’, (53)‘şu bir gerçek ki
ben size Rabbinizden bir mucize getirdim... Eğer inanlarsanız bunda
sizin için tam bir mucize(ayet) vardır.’(54) denilerek bu olayların
bir mucize olduğu ifade edilmektedir (bkz.Yuhanna11/17-571, Matta
9/28).