----- Ve işte o ses...
----- Tevhidi; birliği, tekliği duyuran o ses...
----- Muhammed’e ve çağrısına şehadet ederken, şehadete
tekrar tekrar çağrı yapan o ses...
----- Çağrıya icabet edenlere, çağrıyı yapma çağrısı;
icabet etmeyenlere şehadet çağrısı...
----- Bütün mülkün ve gücün sahibi en büyük olan, tek
olanın bize layık gördüğü, bahşettiği, iltifat dolu bir çağrı...
----- Bilal’in çağrısı...
----- İşte o ses... “Gel” diyen ses... “Bir” olana “Bir ”
olarak, birleşerek, ümmet olarak gel. Allah’ın dilediği, Muhammed’in
bıraktığı gibi... Gel! O ilahi çağrının seni en yüce makamın huzuruna
davetine icabet et. Gel de tanı merhameti, gel de azameti bil, adaleti
gör, gel de tazele kendini, gel de temiz-
len. “ne olursan ol, gel” değil; “İslam ol da, gel.” Duyduklarının,
gördüklerinin, yaşadıklarının ve inandıklarının ve hatta aynadaki
suretinin – kendini – sahteliğinden çık. “Gel” en gerçeğe gel, bütün
doğrularınla “Hakk”a gel! Tarihin en büyük, en samimi, en eski ve ilk
ve hala en taze kıyamına ortak ol!
----- Seni senden, insanlığından, asıl görevinden,
halifeliğinden alıkoyan koyu karanlıklardan çık! Seni sadece hayatı
geçirmek için ayarlayan, düşünmeni ve bulmanı, teslim olmanı ve iman
etmeni; sonrasında kavuşacağın her “an”ı kutsal bir hayata ulaşmanı
engelleyen uykudan uyan!
Kıyama dur! Direksiz tavan sema gibi, yere çakılmış
heybetli dağlar gibi, dalları göğü tutma çabasında ağaçlar gibi...
----- Kıyam; örümceğin ağını örmesi, arının balını
yapması, kuşun kanat çırpması, insanın “kul” olması...
----- Eğil! Hamdla, saygıyla, tevazuyla. Eğil; buna layık
olan tek ilahın huzurunda ve tesbih et O’nu. Tesbih, - inkara
şartlanmışlar hariç – canlı cansız bütün kainatla ortak tek paydan.
----- Sonra; müthiş buluşmanın farkına varışın ve
dirilişin olduğu yere git!
----- Secde et!
----- Kar tanelerinin, yağmur tanelerinin toprakla
buluşması gibi, fidanın ağaç olmadan, çiçeğin he-nüz açmadan köklerini
toprağa sarması gibi; rüzgarla coşan, önce kıyama durmuş, eğilip boynunu
bükmüş ve nihayet kumlarla buluşmuş bir dalganın o kumlara serilişi
gibi... su gibi secde et!
----- Emrini aldım, hükmüne uydum ve sedde ettim.
Kıyam da sözün en güzelinde bildiklerimin ve bil-mediklerimin aslına
erdim. Rüku da peygamberi bir saygıyı buldum ve secde de varoluşun
sırrını çözdüm. İbrahimi bir teslimiyetin, Meryemi bir saflığın, İsevi
bir adanmışlığın ve Muhammedi bir şuurun gölgesi oldum. Ana rahminde bir
bebek, koza da bir tırtıl, yumurtadan çıkmamış bir kuşum artık.
----- Kafirlere karşı ayağa kalkıp durmayı kıyamda, zulme
karşı boyun eğmemeyi rüku da, tevhidin oluşturduğu ümmetin birliğini
secde de öğrendim. Namaz’ın mü’minin hayat ve ölüm tecrübesi, kulluk
bilinci olduğunu unutmadan. Evrenin sarsılmaz dengesinin, dünyanın
şaşmaz hareketinin simgesinde, gün denen, zaman denen sırrın; güneş
denen rahmetin dünya ile bize sergilediği muhteşem gösterinin dönüm
noktalarında; beş vakitte.
“De ki: benim namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm
yalnızca Alemlerin Rabbi olan Allah içindir.” (6/162)
----- iki kez secde, iki kez hayat! Yoktum yarattın,
hayat verdin. Öleceğim, diriltecek ve yeniden hayat verecek olan
Sen’sin. Ve bunun şükründe, bu ilahi buluşmanın oluşturduğu bilinçte,
bana verdiğin izni kullanarak ve icabetinden emin duaya oturdum.
Şehadetimi tazeledim ve kıyamdaki sözüme sadık yalnız
senden yardım istedim. Ve Sana; övgüye en çok; hamda ve kulluğa tek
layık olana sela-
mımı tamamladım. Ardından meleklerine, pey-gamberlerine ve onlarla bize
gönderdiğin her şeye, kainata ve ondan bize pay
ayırdıklarına...
Es-selamü aleyküm ve rahmetullah