Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sayı 316 | Nisan  2005

                   

 

 


Egıymu’s – Salah

Süheyla Hale Bayırbaş

----- Ve işte o ses...

----- Tevhidi; birliği, tekliği duyuran o ses...  

----- Muhammed’e ve çağrısına şehadet ederken, şehadete tekrar tekrar çağrı yapan o ses...    

----- Çağrıya icabet edenlere, çağrıyı yapma çağrısı; icabet etmeyenlere şehadet çağrısı...

----- Bütün mülkün ve gücün sahibi en büyük olan, tek olanın bize layık gördüğü, bahşettiği, iltifat dolu bir çağrı...

----- Bilal’in çağrısı...

----- İşte o ses... “Gel” diyen ses... “Bir” olana “Bir ” olarak, birleşerek, ümmet olarak gel. Allah’ın dilediği, Muhammed’in bıraktığı gibi... Gel! O ilahi çağrının seni en yüce makamın huzuruna davetine icabet et. Gel de tanı merhameti, gel de azameti bil, adaleti gör, gel de tazele kendini, gel de temiz-
len. “ne olursan ol, gel” değil; “İslam ol da, gel.” Duyduklarının, gördüklerinin, yaşadıklarının ve inandıklarının ve hatta aynadaki suretinin – kendini – sahteliğinden çık. “Gel” en gerçeğe gel, bütün doğrularınla “Hakk”a  gel! Tarihin en büyük, en samimi, en eski ve ilk ve hala en taze kıyamına ortak ol!

----- Seni senden, insanlığından, asıl görevinden, halifeliğinden alıkoyan koyu karanlıklardan çık! Seni sadece hayatı geçirmek için ayarlayan, düşünmeni ve bulmanı, teslim olmanı ve iman etmeni; sonrasında kavuşacağın her “an”ı kutsal bir hayata ulaşmanı engelleyen uykudan uyan!

Kıyama dur!  Direksiz tavan sema gibi, yere çakılmış heybetli dağlar gibi, dalları göğü tutma çabasında ağaçlar gibi...

----- Kıyam; örümceğin ağını örmesi, arının balını yapması, kuşun kanat çırpması, insanın “kul” olması...

----- Eğil! Hamdla, saygıyla, tevazuyla. Eğil; buna layık olan tek ilahın huzurunda ve tesbih et O’nu. Tesbih, - inkara şartlanmışlar hariç – canlı cansız bütün kainatla ortak tek paydan.

----- Sonra; müthiş buluşmanın farkına varışın ve dirilişin olduğu yere git!

----- Secde et!

----- Kar tanelerinin,  yağmur tanelerinin toprakla buluşması gibi, fidanın ağaç olmadan, çiçeğin he-nüz açmadan köklerini toprağa sarması gibi; rüzgarla coşan, önce kıyama durmuş, eğilip boynunu bükmüş ve nihayet kumlarla buluşmuş bir dalganın o kumlara serilişi gibi... su gibi secde et!    

----- Emrini aldım, hükmüne uydum ve sedde ettim. Kıyam da sözün en güzelinde bildiklerimin ve bil-mediklerimin aslına erdim. Rüku da peygamberi bir saygıyı buldum ve secde de varoluşun sırrını çözdüm. İbrahimi bir teslimiyetin, Meryemi bir saflığın, İsevi bir adanmışlığın ve Muhammedi bir şuurun gölgesi oldum. Ana rahminde bir bebek, koza da bir tırtıl, yumurtadan çıkmamış bir kuşum artık.

----- Kafirlere karşı ayağa kalkıp durmayı kıyamda, zulme karşı boyun eğmemeyi rüku da, tevhidin oluşturduğu ümmetin birliğini secde de öğrendim. Namaz’ın mü’minin hayat ve ölüm tecrübesi, kulluk bilinci olduğunu unutmadan. Evrenin sarsılmaz dengesinin, dünyanın şaşmaz hareketinin simgesinde, gün denen, zaman denen sırrın; güneş denen rahmetin dünya ile bize sergilediği muhteşem gösterinin dönüm noktalarında; beş vakitte.

“De ki: benim namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm yalnızca Alemlerin Rabbi olan Allah içindir.” (6/162)

----- iki kez secde, iki kez hayat! Yoktum yarattın, hayat verdin. Öleceğim, diriltecek ve yeniden hayat verecek olan Sen’sin. Ve bunun şükründe, bu ilahi buluşmanın oluşturduğu bilinçte, bana verdiğin izni kullanarak ve icabetinden emin duaya oturdum.

Şehadetimi tazeledim ve kıyamdaki sözüme sadık yalnız senden yardım istedim. Ve Sana; övgüye en çok; hamda ve kulluğa tek layık olana sela-
mımı tamamladım. Ardından meleklerine, pey-gamberlerine ve onlarla bize gönderdiğin her şeye, kainata ve ondan bize pay ayırdıklarına...          

Es-selamü aleyküm ve rahmetullah

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...