|

Şevki
Yılmaz’dan Müthiş İtiraflar
Serdar Arsever / 17.03.2005 / D.B.
Tercüman
Hakkında
birçok dava açıldı. Bu yüzden, 7 yılını Almanya'da geçirdi. Ve
Türkiye'ye döndü. Şimdilerde, nefis muhasebesi yaparken de herkesi
şaşırtan sözler söyledi.
Darbeden sonra Almanya'ya kaçan eski milletvekili Şevki Yılmaz,
Tercüman'a konuştu.
Şimdi koltuğun dini var. Dinin koltuğu olur, koltuğun dini olmaz. Dini
kullandık. Din cebe girdi. Din kullanıldı. Ona hasta, buna hidayeti
kararmış dendi. Benim partimden olmayan kafirdir dendi. 28 Şubat'ı kendi
içimizde yapmıştık zaten.
Koltuk kavgası ile birbirimize girmiştik. O günlerde 'Allah bize tokat
indirecek' diyordum. İndirdi de. Peygamber'e torpil yapmayan Allah bize
mi yapacaktı?
Bize gönül veren kitlelerle aramızdaki yaşayış değişiyordu. Lüks içinde
yaşıyorduk. İsraf içinde. Doktor acı konuşur. Biz dışardaki Karunlar'la,
Nemrutlar'la uğraşırken içerdeki Yezitler'i unuttuk.
Çöküş sebeplerimizden biri de hezimetleri Siyonizme maletmek. Hezimetler
Siyonizme, galibiyetler kendilerine. Hazreti Hüseyin'i Siyonistler
kesmedi. 'Dini temsil ediyoruz' diyenler kesti.
Uyarıyorum: Bugünlerde gençlere din adına cinayetler işletebilirler.
Hazret-i Ali'ye yapmışlar bunu. Hazret-i Hüseyin'e yapmışlar... İslam
Alemi, İislam'ı temsil hastalığını bırakmadan iyileşmez.
* * *
Postmodern darbe döneminin en çok konuşulan isimlerindendi. Sivri
eleştirilerinden dolayı, hedef haline geldi.
Şimdilerde, nefis muhasebesine yoğunlaşan Yılmaz'ı ziyaret ettik...
Bir dönemin en çok tartışılan isimlerinden Şevki Yılmaz'dan şok ifadeler:
"İslamı temsil hastalığını terk etmemiz lazım. İstisnalar çok azdır,
cemaat, parti lideri, 'Bu dini ben temsil ediyorum' havasında.
Afganistan'da bu hastalık, adam 'bana biat etmeyen kafirdir', diyor.
Türkiye'de de temsil hastalığı var. İslam'ı temsilin İslam'da olmadığını
bunun şirk olduğunu herkesin bilmesi lazımdır..."
Kendi Şahsi Emellerine Alet Etmemek Şartı İle!..
Yılmaz, bu sözleriyle "dini temsil iddiasında" bulunanları hedef
alıyor... Peki ya "Ulu'l Emr'e itaat?.."
Yani; İslam'da, halife adına hareket ettiklerini söyleyenlere, önderlere
itaat yok mu?..
Yılmaz'a sorduğumuzda şunları söylüyor.
"Var, Allah ve Resulüne uymak şartıyla. Ve bir takım kavramları kendi
şahsi emellerine alet etmemek şartıyla. İstişareye dayanmak ve Şura'nın
vereceği karara uymak şartıyla. Dini ben temsil ediyorum diyorsan,
Kerbela'da Hazret-i Hüseyin'i şehit edenlerden olursun!.."
Şevki Yılmaz'ın işaret ettiği çevrelerde, "Ulu'l Emr" denilen, "biat
edilen" şahsın sorgulanması ters kaçar.
Dışlanmaya vesile olur.
Bu doğru bir tavır mı?..
Yani, liderin sorgulanması yanlış mıdır?..
Şevki Yılmaz'ı dinlemeye devam:
"Hayır, sorgulaması değil, sorgulamaması yanlış olur bireyin. İslâm'ı
temsil hastalığı kolay kolay ortadan kaldırılamaz, yüzyıllardır yer
etmiş bir gelenek. Yezid'den sonra, maalesef 1300 senedir bir gelenek
var. Yezid, 'Allah'ın yeryüzündeki gölgesi' imzasını kullandı. Bu
papazlıkta ve hahamlıkta olan bir durumdur. Yezid zulmün örneği olarak
tarihe geçmiştir. Yezidi zihniyet, hala Müslüman cemaatlerin içinde az
veya çok mevcuttur. Dışarıdaki zulümlerin kalkmasını istiyorsanız,
içerideki zulmü kaldıracaksınız..."
Hesap Soracaksınız?
" 'Emir ne derse doğrudur' anlayışı Yezidi bir anlayıştır. Papazlar
Allah'ın gölgesi olduklarını söylerler, Hahamlar da öyle. Din temsil
edilmez, yaşanır. Ben kimim ya!.. Bende bir yamukluk görüldü mü, genç
benim şahsımda, İslam'dan soğuyor. Bugünkü gencin şaşırıp kalmasının
sebebi O'dur. Lideri, İslam'ın aynası zannediyor. Bir eksiklik görünce
de soğuyor. Halbuki, İslam temsil edilmez. Biri çıksa, dese ki 'Ben
aspirini temsil ediyorum' gülersiniz. İslam, bir ilaçtır, temsil edilmez.
Yaşanır, şifa verir. Peygamberler dahil, din temsil edilemez!.. Her
kardeşim bilecek ki, bulunduğum yerdeki liderim de hata yapabilir, günah
işleyebilir."
Siz Yıllar Yılı Kayıtsız Şartsız İtaat Etmediniz Mi?
Evet...
Bu soruyu yönelttik, "Kayıtsız şartsız itaat"e karşı çıkan Şevki
Yılmaz'a...
"Hayır" diye cevap verdi.
"Benim yakın mesai arkadaşlarım çok iyi bilir ki, çok ciddi konularda
uyarıcı olmuşumdur. Bunun için de üzerimdeki ambargolar devam etmektedir.
Eğer, baş üstüne anlayışı içinde olsaydık böyle bir ambargo da söz
konusu olmazdı. Katiyetle boynumu kimseye teslim edecek türden bir insan
değilim. Ben, kimseye 'Bulunduğunuz yerden ayrılın' tavsiyesinde
bulunmuyorum. Aksine, 'Bulunduğunuz yerde uyarı görevinizi yerine
getirin' diyorum. İnanacaksın, inandığını yaşayacaksın, yanlışlıklar
karşısında hakkı tavsiye edeceksin. Liderin dahil herkese hakkı tavsiye
ile memursunuz. İslam alemi, İslam'ı temsil hastalığını bırakmadan
iyileşmez."
İtaat Etmediler
"Ehl-i sünnetin imamları, kitapları çok olduğu için tarihe
geçmediler. Ya?.. Zalim, istibdat yönetimlerine itaat etmedikleri için
tarihe geçtiler. İmam-ı Azam, Halife Mansur'a biat etmediği için tarihe
geçti, örneğin."
Çöküş Sebepleri
"Ben, bir kitapçık hazırladım; Çöküş sebeplerimiz. Bizim çöküş
sebeplerimizden biri de, hezimetleri Siyonizme mal etme lüzumsuzluğuna
düşmemizdir. Bir yerde bir mağlubiyet varsa, Yahudi yaptı, Siyonist
yaptı. Zafer olursa kendiliğinden, zafer olursa başkasından. Hazret-i
Hüseyin'i Kerbela'da Siyonistler kesmedi. 'Dini biz temsil ediyoruz'
diyenler kesti. Hareketin öncüleri, suçu kendi nefsinde arama erdemini
göstermelidirler. Suçlu biziz aslında. Ne olur ki 'Yarabbi biz
nefsimizden dolayı mağlup olduk" desek.
Peygamberler utanmadı, bizim liderler utanıyor. Adem (AS) 'Yarabbi
nefsime zulmettim, beni bağışlamazsan mahvolurum' diyor.' Demek ki,
pişmanlık duymak bir kusur değil. Biz bakıyoruz, bugün İslam aleminin
başındaki yöneticilere, hezimetler siyonizme, galibiyetler kendi
karizmalarına. Allah'a bir şey kalmıyor!..
Küçülürler!..
Şevki Yılmaz, göndermelerine devam ederken...
Soruyoruz:
"Acaba, liderler mi büyük, yoksa etrafındakiler mi büyütüyor. 'Şeyh
uçmaz, Mürit uçurur' derler ya.."
Yılmaz'ın cevabı çarpıcı:
"Hayır, kimse büyütmez onlar da büyümez. Bu gibi hastalıklara
yakalananlar hep küçülürler. Ve tarih sahnesinden silinirler. Biz eğer,
liderlerimizi seviyorsak, dalkavukluğu bırakmalıyız. Osmanlılar, "Padişahım
gururlanma senden büyük Allah var" sözüne tahammül edildiği günlerde
yükselirdi. Bu sözü söylemeleri için bazı görevlilere para verilirdi.
Sonra, bu sözden sıkılmış Padişahlar. Amigolar değişmiş bu kez "Gururlanma
padişahım, çok yaşa!" olmuş. Ondan sonra yaşa-yamamışlar, zaten."
Yezidi Bitirenler Dalkavuklardı
"Dalkavuklardan kurtulmamız gerekiyor. Hazret-i Hüseyin'i katleden
Yezid'i de dalkavuklar bitirdi. O gün, Yezid'i âlimler uyarsaydı, o
zulmü yapmayacaktı. Yezid kafir değildi. İstanbul'un fethi için, ordunun
iki defa komutanı olmuş, Eyyub El Ensari gibi bir zat emrinde asker
olmuş, Resulullah'ın halası emrinde asker olmuş... Ancak, ömrünün üç
yılı, etrafındaki dalkavukluklar yüzünden rezillikle doluydu. Herkesin
Yezid'in sonundan ders alması lazım. Bu kadar büyük Sahabe emrinde
askerken sonuca bak. Hazret-i Hüseyin'in katili oluyor ve İslam alemini
bölüyor. Biz aynı hataları yapmayacağız. Günümüz alimleri Hüseyin" ruha
sahip olmalı. Yalnız kal, zulme boyun eğme."
"Benim Partimden Olmayan Kafir!.."
"Yeryüzünde din adına cinayet işletiliyor. Hazret-i Ali'yi şehit
etmeye gelen Amerikalı değil. Ya, gece teheccüd namazını bırakmayan bir
mü'min. Din adına öyle beynini kirlettiler ki, Hazret-i Ali'nin kâfir
olduğuna inandılar. Şimdi sorarım, o gün Hazret-i Ali'nin kâfir olduğuna
gece namazlarını kılan bir mü'mini inandıran ekol, bugün kimi neye
inandırmaz. Benim partimden olmayan kafir, benim mezhebimden olmayan
dinsiz demez mi!.. Demek ki, aklımızı kiraya vermeyeceğiz. Endonezya'da
bir genç, turistleri yaktı. Zafer işareti yapıyor şehit olacağını
zannediyor. Ne şehidi?.."
"Uyarıyorum..."
Şevki Yılmaz, bunları neden anlatıyordu?..
İşte cevabı:
"Bugünlerde gençlere din adına cinayetler işletebilirler. Hazret-i
Ali'ye yapmışlar bunu. Hazret-i Hüseyin'e yapmışlar. Onları öldürenler
de, liderlerinin emrini yerine getirmiş oluyorlar. Liderlerinin dini
temsil ettiğine inanıyorlar. "Lider Allah'ın yeryüzündeki gölgesidir"
diyorlar."
Babadan Oğula Saltanat
Yılmaz, konuşması boyunca göndermelere devam ediyor:
"Hazret-i Hüseyin, itaat etse, Yezid'in sağ kolu olacak. Rahat edecek,
köşklerde yaşayacak. Ama o, itaat etmektense, Kerbela'da çocukları ile
ölümü tercih ediyor.
Niçin itaat etmiyor, Yezid'e.
Üç sebebinin olduğunu söylüyor:
1-Babadan oğula Saltanat kapısını açmaktansa ölümü tercih ederim. (Bugün
tarikatlara varıncaya kadar babadan oğula saltanatı başlattılar.)
2-Sen ara sıra içki içmektesin. Fâsıklara saltanat kapısını açmam.
3-Sen, ümmetin malını ailene peşkeş çektin. Emin sıfatına sahip değilsin.
Bu üç sebepten dolay itaat etmiyor.
Bugün, liderlere bakın, servetlerine bakın.
"Kalplerdeki Şüpheleri Giderecek Açıklamalar Yapılmalı"
"Peygambere soru soruluyor, liderlere sorulamayacak. 'Sorma'
diyorlar. Karanlığın sona ermesini istiyorsak, içteki despotizmi
kaldırmak zorundayız. Mazlumların gözyaşlarını seyreder oluşumuz,
fakirle beraber ağlayıp fakirle beraber gülmeyi terk etmeye başlayışımız.
Ya Kur'an'ın mesajı ile uyanırız, ya da zalimler tarafından eziliriz.
Kalplerdeki şüpheleri giderecek açıklamalar yapılmalı. Cehalet, körü
körüne bağlılık ve dünyayı davadan çok sevmek... Bunları terk etmezsek,
eziliriz. Efendim, her tarafta suçlu filan, suçlu filan. Öyle bir
anlatıyorlar ki, korkudan evden çıkmayacaksın. Peygamberler, düşmanı
büyüterek Sahabe'yi korkutmadılar.
Allah'ı sevdirdiler. Şeytan'ı büyütmediler, Şeytan'ın yardakçılarını
büyütmediler. Şimdi, koltuğun dini var. Dinin koltuğu olur, koltuğun
dini olmaz. her şeyimizde dini ölçü alacağımıza, çıkarlarımızda dini
ölçü aldık. Dini kullandık. Dünya kalbe girdi, din cebe girdi. Birini
ezmek için, birini dışlamak için din kullanıldı. Ona hasta dendi, buna
kafir dendi, buna hidayeti kararmış dendi.
Çünkü din cepte. Bozdur bozdur harca!.. 28 Şubat'ı kendi içimizde
yapmıştık zaten. Koltuk kavgası ile birbirimize girmiştik. O günlerde,
görüyordum: Allah bize tokat indirecek. İndirdi de!.. Peygamber'e torpil
yapmayan Allah bize mi yapacaktı?.. Bize gönül veren halk kitleleriyle
aramızdaki yaşayış habire değişiyordu. Lüks içinde yaşıyorduk, israf
içinde.
İsim vererek herhangi bir ismi suçlamıyorum. Gönül dostlarımı seven,
onlarla gönül diyalogu olan bir kişiyim. Doktor acı konuşur. Ben
insanlara kızmış değilim, hastalığa, mikroba kızmışım. Biz dışarıdaki
Karunlarla, Nemrutlarla uğraşırken içteki Yezitleri unuttuk!..
|