|

Neo-Oryantalizm ve Amerikan İslamı: 500 Din Adamı ABD’de Ne Yapacak?
İbrahim Karagül / 22.03.2005 / Yeni Şafak
Önce 18 Mart
2004'te RAND Carporation'a "Sivil Demokratik İslam: Ortaklar, kaynaklar
ve stratejiler" başlıklı bir rapor hazırlattılar. Bu köşede "Sivil
demokratik İslam ve ABD'nin " başlığı ile tartışılan rapor, aslında
İslam dünyasına yönelik derin bir medeniyet savaşının izlerini taşıyordu.
Amerika için keskin bir savaş planı içeren raporun temel ilkeleri şu
başlıklar altında özetleniyordu: 1- Önce modernist ve laik Müslümanları
destekle. 2- Geleneksel Müslümanları fandamentalistlere karşı destekle.
3- Fundamentalistlerle savaş. 4- Seçici bir şekilde laikleri destekle.
5- "Batılı İslam" tezini destekle. 6- Sufizmi destekle ve güçlendir…
Rapor, bu başlıklar altında gruplandırılan Müslümanlar arasında çatışma
çıkarılmasını, ihtilafın büyütülmesini istiyor ve özetle; "Anti-emperyalist
ve sosyalist düşüncelerinden dolayı laiklere güvenilmez.
Fundamentalistlere ve geleneksel Müslümanlara da. Fundamentalist ve
gelenekseller arasında oluşabilecek yakınlık kesinlikle engellenmeli.
Hatta birbirleriyle savaşmaları teşvik edilmeli. ABD ve Avrupa için
güven telkin edilenler sadece, kitleleri yönlendirmede Kur'an'ı
sınırlandıran modernist Müslümanlardır. Bu grup desteklenmelidir.
Fundamentalistler zayıflatılmalı ve yok edilmelidir" diyordu. Daha genel
anlamıyla iki amaç güdüyordu: 1- 11 Eylül sonrası ABD talepleri
çerçevesinde yeni bir İslam oluşturulmalı. 2- Hem İslam dünyasında hem
de Batı'daki Msülüman azınlıklar arasında bölünmeler teşvik edilmeli.
Ardından yine RAND Corporation'a, in the Muslim World After 9/11"
başlıklı bir başka çalışma daha yaptırıldı. " ve yeni RAND raporu"
başlığı ile yine bu köşede tartışılan çalışma, İslam dünyasının
geleceğinde kanlı iç savaşların nasıl damga vuracağına dair ürpertici
projeler hakkında geniş bilgiler sunuyor. "Medeniyetler çatışması"
projesinden sonra neo-con'ların en orijinal keşfi olan "medeniyet içi
çatışma" tezinin, daha doğrusu "İslam kendi içinde çatışacak" tezinin
nasıl uygulanacağı bu projede apaçık ortaya koyuluyor. Doğrudan işgal ve
çatışmaları ikinci plana iten ve Müslümanların dinini, kültürünü,
alışkanlıklarını ve hayat tarzını temelden değiştirmeyi amaçlayan, "demokratikleşme"
büyüsü adı altında Müslüman elitlerin yardımıyla gerçekleştirilmesi
planlanan proje 15 Aralık 2004'te duyuruldu. 567 sayfalık raporun
yazarları arasında halen "U.S. Institute of Peace"in başında bulunan
siyonist öncülerden Daniel Pipes da bulunuyor.
İslam dünyası için tam bir kaos senaryosu öngören rapor, Atlantik'ten
Pasifik'e uzanan geniş coğrafyada kanlı iç savaşlara, etnik çatışmalara,
mezhep savaşlarına, iktidar çatışmalarına yol açacak bir planı ortaya
koyuyor. Ne yazık ki, söz konusu plan Müslüman entelektüeller,
akademisyenler, kanaat önderleri, İslami cemaatler ve sivil toplum
örgütleri üzerine kurulmuş. Özeti şu:
Şii-Sünni bölünmesi: Müslümanlar'ın büyük çoğunluğunun Sünni olduğu,
Şiiler'in dünya Müslümanlarının yüzde 15'ini teşkil ettiği
belirtildikten sonra ABD'ye Şiiler'le işbirliğine gitme önerisi
yapılıyor. Şiiler'in bulundukları bölgelerde iktidara taşınması ve
siyasi sürece katılmalarının sağlanması istenerek böylece demokratik
kurumların daha da yerleşebileceği belirtiliyor.
Arap-Arap olmayan bölünmesi: İslam dünyası Arap ve Arap olmayan olarak
ikiye bölünüyor. Araplar Müslüman dünyanın sadece yüzde 20'sini
oluşturuyor. Öyleyse "İslam dünyasının ağırlık merkezi Arap olmayan
ülkelere kaydırılmalı."
Özel olarak ABD'nin, geneldi ise Batı dünyasının İslam'ı, Müslümanları
ve bu coğrafyayı hedef alan kontrol stratejilerinin her gün yeni bir
çarpık örneği ile karşılaşıyoruz. İşgal ve sömürüye dayanan askeri
stratejilerinde olduğu gibi, bu coğrafyaya yönelik siyasi, kültürel ve
sosyal çalışmalarının hepsi güvenlik eksenli ve aynı merkezler
tarafından hazırlanıyor. Sadece Müslümanları dönüştürme değil, İslam'ın
temel ilkelerini de değiştirmeyi ve yeni bir Müslüman toplum inşa etmeyi
öngören çalışmaların temel amacı, yaşadığımız bölgeyi, direnç
merkezlerini yok ederek, kontrole hazır hale getirmek.
İncil, Tevrat ve Kuran'ın karışımından oluşan 77 surelik "Gerçek Furkan"
adlı "kutsal kitap" çalışmasından, Amerikalı kadın profesör Amina
Wadud'un New York'taki St. John The Divine Katedrali'nde Cuma namazı
kaldırmasına ve yeni bir İslam'ın öncülüğüne soyunmasına, Fas'tan
Endonezya'ya uzanan her ülkede İslam-demokrasi sempozyumlarının yine ABD
ve Batılı istihbarat kuruluşları tarafından organize edilmesine kadar,
yüzlerce örnek, yukarıda aktarılan genel stratejinin birer göstergesi
oldu.
Amsterdam'da Pazar günü açılan, açılışını Mısırlı Feminist yazar Nevval
es-Saadavi'nin yaptığı, imamlığını kadınların yaptığı, ezanı kadınların
okuduğu cami örneği de bu çalışmanın Avrupa'daki yansımasını oluşturuyor.
Hollanda hükümeti, finanse ettiği bu camiyi "Euro İslâm"ın göstergesi
olarak sunuyor. Bu kesimlerin Haccın kaldırılması talebini, Batı'nın
İslam'a yönelim medeniyet savaşı merkezli yaklaşımı açısından dikkatle
değerlendirmek gerekiyor.
Aynı proje çerçevesinde, Müslüman ülkelerden 500 civarında din adamı
yakında Washington'a götürülüp eğitilecek ve "Amerikan İslamı" için
seferber edilecekler. Artık Cuma hutbeleri ABD tarafından yakından
izlenecek. Din derslerinin okullardan kaldırılması istenecek. El Ezher
gibi İslam üniversitelerinin eğitim müfredatı ABD'li akademisyenler
öncülüğünde yeniden belirlenecek.
Yine ABD'de, bugüne kadar Amerikan Müslümanlarını temsil eden örgütleri
devreden çıkarmak için sayısız devlet/istihbarat örgütlenmesi yapılıyor.
"Terörizme Karşı Özgür Müslümanlar", "Kuzey Amerika İlerici (Reformcu)
Müslümanlar Birliği" ve "İslami Çoğulculuk Merkezi" bunlardan sadece bir
kaçı.
19. yüzyıl oryantalizminin yeniden doğuşuna tanıklık ediyoruz. İslam'ın,
Müslümanların ve İslam coğrafyasının ABD çıkarlarına göre düzene
sokulmasını hedefleyen bu süreç, Kur'an'ın tahrif edilmesine kadar devam
edecek. Demokrasi, özgürlük ve refah hayalleriyle işgal güçlerinin
peşine takılan bireyler, sivil toplum kuruluşları ve toplumlar, bir
medeniyet savaşının öncü güçleri olduklarını biliyorlar mı? |